Afganistanlı gazetecinin göçmen olmaya karar verdiği gün

EDİTÖRÜN NOTU: Afganistan’ın ilk kadın televizyonu Zan TV’de siyasi programlardan sorumlu gazeteci Mehria Afzali şimdi Türkiye’de yaşıyor. Gazetecilik kariyerinde önemli bir aşamada olan, ülkenin tanınmış televizyoncusu Afzali, her şeyi arkasında bırakarak eşi ve çocuklarıyla Ankara’ya geldi. Bir gazetecinin ülkesini ve sevdiklerini terk etme, göçmen olma kararını nasıl aldığını kendi öyküsüyle anlattı

Mehria Afzali – Gazeteciler hep başkalarının hikayelerini, sorunlarını ya da hayatlarını anlatır. Bir gazeteci olarak ben de pek çok olayı takip ettim, izlenimlerimi, görüşlerimi, haberlerimi izleyicilere aktardım. Bu öykülerin öznesi hep başka insanlardı. Bugüne kadar hep başkalarının hikayelerini, hayatlarını anlattım. Bir ailenin göçmen olmaya karar verişini ve yaşadığı zorlukları ilk kez yazıyorum. Hem de kendi başımdan geçenleri anlatarak. Ben Mehria Afzali. Ankara’da yaşayan Afganistanlı bir gazeteciyim…
Kabil’de sıcak bir gündü. 2017 yılı Mayıs’ının son günü. Büyükelçiliklerin olduğu bölgede Azizi Bankası’nın hemen karşısında büyük bir patlama meydana geldi. Bombalı araç saldırısında 80 kişi olay yerinde hayatını kaybetti, 300’ü aşkın yaralı vardı. Kulakları sağır eden, tanık olanların “deprem gibiydi” diye anlattığı o patlamaya şahit olanlardan biri de benim eşimdi. O gece bizim için çok zor geçecek, sabaha karşı hiç istemediğimiz bir karar verecektik…
Kurshid ve Zan TV kanallarında Siyasi Programlar Direktörü olarak görev yapıyordum. O gün sıradan bir gündü. İşyerime gittim. Zan TV’de o gün kendi programım yoktu, arkadaşlarıma yardımcı oldum. Hiç iyi hissetmiyordum. Bu yüzden eve gitmeye karar verdim. Bir taksi tuttum ve yola çıktım. Gülbahar İş Merkezi civarındaydım (Patlama noktasına yaklaşık 1 km). Çok kötü bir ses duydum, çok korkunç bir ses. Bir intihar saldırısı olmuş. Bize yakın olduğunu fark ettim. İnsanlar her tarafı koşuyordu ve çok korkmuşlardı. Herkes uzaklaşmaya çalışıyordu. Bir kişiye sordum ‘bu saldırı tam olarak nerede oldu?’. Bana dedi ki Azizi Bankası’nın karşısında oldu…
Ya Allah’ım… Ne yapacağım… Gözüm karardı… Bu olay nedeniyle trafik kilitlenmişti. Arabayla oraya gidemedim, mecburen taksiden indim ve olay yerine koşarak gittim. Koşuyordum ama sanki bacaklarım çalışmıyordu, yürüyemiyordum. Aynı bir kâbus gibi. Bağırmak istiyorsun ama sesin çıkmıyor gibi, koşmak istiyorsun ama yürüyemiyorsun bile. Çok kötüydüm. Eşimi defalarca telefonla aradım ama açmıyordu. Sanki dünya başıma yıkıldı. Ne yapacağımı bilmiyordum.
Afganistan’da intihar saldırıları, patlamalar yeni bir olay değildi. Biz her gün yüzlerce kişinin şehit olduğuna ya da yaralandığına şahit oluyorduk ülkemizde. Sonunda eşim telefona cevap verdi. İyi olduğunu bana haber verdi ve dedi ki ‘işyerim, bütün bina komple yıkıldı. Burada durum iyi değil, lütfen buraya gelme yine bir patlama olabilir. Ben arkadaşlarıma yardımcı olmak için buradayım, yaralıların hastaneye gönderilmesi için yardımcı oluyorum, en yakın zamanda eve döneceğim.’ Ben onu görmek istediğimi, onu çok merak ettiğimi söylesem de izin vermedi, ‘uzakta ol’ dedi. Eve gittim. Yarım saat sonra eşim eve geldi. Kıyafetleri, elleri kanlı ve saçları toz içindeydi. Ona sarıldım, ağladım. Çok ağladım. Büyük bir şoktaydık. O günü hayatım boyunca unutamayacağım…
Eşim hiçbir zaman memleketin dışında yaşamaya taraftar değildi. Eşimle uzun uzun konuştum, ‘benim sizi kaybetmeye tahammülüm yok, dayanamam’ dedim. Zaten iki ay önce bizim ofisimizin yakında da bir patlama olmuştu. Çok şükür bana bir şey olmadı ama yeter artık dedik. Hayatta kalmak için, çocuklarımız için burayı terk etmemiz gerektiğini anlattım. Saatlerce konuştum ve sonunda eşimi ikna ettim. Tabii ki kolay değil vatanı terk etmek, ülkemizden ayrılmak. Bu, işi terk etmek demek, akrabaları terk etmek demek, ailelerimizi terk etmek demek.
Yeni bir hayat kurmak için eşimle Türkiye’ye gitmeye karar verdik. Çünkü Türkiye Müslüman bir ülke ve adetlerimiz de aynı. Eşim ‘seni ve çocukları oraya götüreceğim bir ev tutacağız, sonra ben geri gelip eşyaları satacağım ve işyerimden istifa edeceğim’. Göçmen olmanın kolay olmadığını biliyorduk. Bizim için çok zor olacaktı. Bunu da biliyorduk ve bu yolu kabul ederek geldik. Umudumuzu kaybetmeden bir gün bu ülkede kendi ayaklarımız üzerinde durabileceğimize inanıyoruz Çocuklarımıza iyi bir hayat kurmak için buraya geldik. Ben ve eşim iyi birer işe sahip olduğumuz için kolayca vize alabildik. Yavaş yavaş toparlamaya başladık ve paramızı biriktirdik. Evimizi, arabamızı ve eşyalarımızı bıraktık. Bütün akrabalarımıza veda ederek ülkemizi terk ettik.
Uçakta ben ve eşim birbirimize bir söz verdik: ‘Gittiğimiz ülkeyi de kendi ülkemiz gibi seveceğiz, oradaki insanları da kendi vatandaşlarımız gibi, hatta daha çok seveceğiz. Ülkeye ve insanlarına saygımız sonsuz olacak. Çocuklarımızı orada okutacağız ve yeni vatana hizmet edeceğiz. Canımızı, malımızı bu vatan için feda edeceğiz.’
Altı saat sonra İstanbul’a Atatürk Havalimanı’na indik. Evet, biz yeni hayata başladık. Yeni hayat, yeni başlangıç, yeni dil, yeni kurallar, yeni ülke… Biz bu güzel ülkede hayatımıza sıfırdan başladık.”