Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen Milli Güvenlik Konferansları Açılış Töreni’nde konuştu. Erdoğan, konferansların devletin stratejik hafızasını güçlendireceğini ve güvenlik alanında yeni kadroların yetişmesine katkı sağlayacağını söyledi.
“Güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yok”
Türkiye’nin tarih boyunca birçok zorlukla karşı karşıya kaldığını belirten Erdoğan, ülkenin güvenliğini sağlamak için güçlü kalmanın zorunlu olduğunu ifade etti. Erdoğan, “Şunu gayet iyi biliyoruz ki, gardımızı indirdiğimiz, rehavete kapıldığımız anda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar. Sadece kendi bekamız için değil, dost ve kardeşlerimizin huzur, barış ve istikrarı için de güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur” dedi.
Konuşmasında terörle mücadeleye de değinen Erdoğan, son yıllarda uygulanan güvenlik politikalarının önemli sonuçlar verdiğini belirtti:
"Bugüne kadar vatanımızın bekasını, devletimizin güvenliğini, milletimizin istiklal ve istikbalini güvenceye alma noktasında kendi bileğimizin gücü dışında kimseye umut bağlamadık. Milli Mücadele'yi bu anlayışla yürüttük. Cumhuriyetimizi bu anlayışla kurduk. Demokrasimize yönelen saldırıları bu anlayışla püskürttük. 40 yılı aşan terörle mücadelemizi yine bu anlayışla sürdürdük. Tüm bunları yaparken tarihin ve aziz milletimizin şahitliğinde ağır bedeller ödedik. Büyük mücadeleler verdik ve çok önemli kazanımlar elde ettik. Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrası devreye aldığımız terörü kaynağında yok etme stratejisiyle içeride ve dışarıda kritik başarılara imza attık.
Bu sayede bir taraftan tüm terör örgütlerine karşı çok yönlü bir mücadele yürütürken diğer taraftan da sınır ötesi harekatlarla ülkemizin güney sınırları boyunca bir güvenlik hattı oluşturduk. Karar alma aşamasından uygulama safhasına kadar sınır ötesi operasyon süreci Türkiye'nin bağımsızlığını teyit eden bir rol üstlenmiştir. Milli güvenliğimiz riske girdiğinde gözümüzün hiçbir şeyi görmeyeceğini böylece çok net biçimde ortaya koyduk. Irak ve Suriye harekatlarımız ülkemizin tepesine yerleştirilen cam tavanı parçalayarak güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır. Türkiye başkalarının senaryolarında kendisine rol biçilen bir ülke değil, kendi hikayesini yazan, kendi geleceğini şekillendiren ve bölgesinde oyun kurucu bir aktör haline geldiğini dost düşman herkese göstermiştir."
“Türkiye yüzyılı hedefine kararlılıkla ilerliyoruz”
Türkiye’nin bölgesel ve küresel gelişmeler karşısında hazırlıklı olması gerektiğini belirten Erdoğan, ülkenin sahip olduğu kapasiteyi daha da güçlendirmeyi sürdüreceklerini söyledi.
Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı” vizyonu doğrultusunda büyük ve güçlü Türkiye hedefini adım adım inşa etmeye devam edeceklerini ifade ederek, milli birlik, kardeşlik ve ortak değerlerin ülkenin en büyük gücü olduğunu vurguladı:
"Bugün kendi önceliklerimiz ve yöntemlerimizle yürüttüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizin de Körfez Bölgesi'nden Kuzey Afrika'ya ve Doğu Akdeniz'e uzanan kararlı adımlarımızın da gerisinde işte bu artan özgüven, cesaret, planlama ve bağımsız hareket edebilme kabiliyeti vardır. Terörsüz Türkiye süreci, bir güvenlik politikasının ötesinde ülkemizin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonunun adıdır. İnşallah süreç hedeflerimizle uyumlu bir şekilde başarıya ulaştığında iç cephemizi güçlendirmekle kalmayacak, Türkiye'nin güvenliğini tahkim edecek, milletimizin önünde yeni kapıların açılmasına vesile olacak."
Erdoğan'dan yapay zeka ve siber güvenlik uyarısı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, değişen güvenlik anlayışında siber tehditler, veri güvenliği ve yapay zekânın kritik öneme sahip olduğunu belirtti:
"Savaş meydanında artık tanklar, uçaklar ve füzeler kadar, onlara istikamet veren yazılım ve donanımlar da belirleyici bir rol oynuyor. Yani hemen her alanda ön kabullerin yıkıldığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye olarak bu süreci takip etmekle kalmıyor, kendimizi en hızlı biçimde buna adapte etmeye çalışıyoruz. Yerli ve milli imkanlarla geliştirilmiş teknolojik özerkliği milli güvenliğimizi ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz
Veri altyapısını güvence altına alamayan bir ülke, ekonomik istikrarını, savunma kapasitesini ve vatandaşlarının mahremiyetini temin edemez. Bir diğer mesele, kullanımı giderek yaygınlaşan yapay zeka teknolojisidir. Doğru kullanıldığında, yapay zeka karar alma süreçlerini hızlandırmakta, riskleri erken tespit etmeyi sağlamaktadır. Ancak yapay zeka ciddi riskler de barındırmaktadır. Yapay zeka destekli dezenformasyon kampanyaları, toplumsal psikolojiyi, sahte içerikler ise demokratik süreçleri zehirlemektedir. Gerçek ile yalan arasındaki çizginin giderek kaybolduğuna şahit oluyoruz. Yapay zekayı etik, hukuki, toplumsal ve stratejik boyutları olan bir güvenlik meselesi olarak ele almak ülkemiz için tercihten öte zorunluluktur"
“Savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azalttık”
Türkiye’nin değişen güvenlik ortamına hızlı uyum sağladığını belirten Erdoğan, savunma sanayisinde yerli ve milli teknolojilerin geliştirilmesine öncelik verdiklerini söyledi:
"Bir mühendis geliştirdiği bir yazılımla, bir veri analisti yaptığı bir değerlendirmeyle, bir siber güvenlik uzmanı dijital alandaki önleyici bir faaliyetiyle, bir vatandaş ise manipülasyon ve dezenformasyona karşı gösterdiği dirençle milli güvenliğin etkin birer parçası haline gelebiliyor. Bunu biz, hem Rusya-Ukrayna savaşında hem de son üç yılda bölgemizde yaşanan hadiselerde gördük. İHA'lar, SİHA'lar, sürü sistemleri, insansız deniz araçları, elektronik harp kabiliyetleriyle balistik ve hipersonik yetenekler daha evvel hiç olmadığı kadar belirleyici rol oynadı.
Cephe hattında kıyasıya bir mücadele verilirken, cephe gerisinde özellikle medya ve sosyal medya aynı yoğunlukta enformasyon savaşlarına sahne oldu. Bunların hepsini takip ettik, almamız gereken dersleri aldık. Türkiye harp sahalarını en iyi okuyan, değişen güvenlik paradigmasını ilk fark eden ve kendini buna erkenden hazırlayan ülkelerden biri olmuştur. Terörle mücadeledeki tecrübemizi sınır ötesi harekatlarda elde ettiğimiz kabiliyetlerle birleştirerek kendimizi sürekli geliştirmeye çalıştık. Savunma sanayimizi güçlendirerek dışa bağımlılığımızı en aza indirdik. Güvenlik kurumlarımız arasındaki eşgüdümü en üst düzeye çıkartarak riskleri bertaraf ettik. Devletimizi Türkiye düşmanlarına maşalık yapan FETÖvari yapılardan temizleyerek sızıntıların ve içeriden sabotajların önüne geçtik.
Demokratik reformlarımızda özgürlük ve güvenlik arasında çok hassas bir denge yakaladık. Bunların yanı sıra dış temsilciliklerimizin sayısını artırarak, yeni anlaşmalar ve nakil hatlarıyla enerji arz güvenliğimizi sağlayarak, sağlık altyapımızı modernize ederek, afetle mücadele kapasitemizi güçlendirerek Türkiye'yi iddiaları ve hedefleriyle uyumlu bir bünyeye kavuşturmuş olduk. Sahip olduğumuz bu kapasitenin değerini etrafımızı kuşatan kriz fırtınasına baktığımızda çok net görebiliyoruz. Tarihin ve kaderin bize yüklediği sorumlulukların idrakinde olarak inşallah bu kapasiteyi içeride ve dışarıda tahkim etmeye devam edeceğiz. Türkiye Yüzyılı ifadesinde anlamını bulan büyük ve güçlü Türkiye'yi adım adım inşa edeceğiz."




