<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>24 Saat Gazetesi Ankara</title>
    <link>https://www.24saatgazetesi.com</link>
    <description>Ankara son dakika haberleri, asayiş, trafik kazası ve yangın olayları Gazeteciler Cemiyeti yayın organı 24 Saat'te. Günün maçı saat kaçta, ne zaman, hangi kanalda?</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.24saatgazetesi.com/rss/roportajlar" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>24 Saat Gazetesi Ankara - Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 26 Jul 2026 11:06:53 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/rss/roportajlar"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Atatürk'ün naaşını Anıtkabir'e taşıyan Dönmez, anılarını anlattı]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/ataturkun-naasini-anitkabire-tasiyan-donmez-anilarini-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/ataturkun-naasini-anitkabire-tasiyan-donmez-anilarini-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mimar Abdullah Dönmez, Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşını Anıtkabir’e taşıyan on kişilik özel ekipte yer alarak tarihe tanıklık etti. Bugün 92 yaşında olan Dönmez; Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrin açılmasından naaşın Anıtkabir’e nakledilmesine kadar süren tarihi yolculuğun bilinmeyen detaylarını paylaştı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kayseri'de 1934 yılında doğan ve babasının inşaat kalfası olması vesilesiyle teknik bilimlerle erken yaşta tanışan mimar Abdullah Dönmez, eğitim hayatını Ankara ve İstanbul'da tamamlayarak 1957 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Mimarlık Fakültesi'nden mezun oldu. Dönmez'in Anıtkabir ile bağı ise diplomasından çok önce, teknik öğretmen okulunda öğrencilik yaptığı yıllara dayanıyor. Anıtkabir'in inşaatında çalışan babasının yanında iki yaz tatilini geçirdi. "Oradaki pek çok rölyefte benim de çekiç izim var" diyen Dönmez, o yılları gururla hatırlıyor.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 05 15 At 14.27.23" class="detail-photo img-fluid" height="898" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-15-at-142723.jpeg" width="1600" /></p>

<p>Henüz üniversite öğrencisiyken Dönmez'in adı, Atatürk'ün naaşının nakil işlemlerinde teknik hizmet vermek üzere seçilen özel bir listede yer aldı. Ankara Vali Muavini Celalettin Coşkun başkanlığındaki heyet tarafından oluşturulan bu on kişilik ekipte altı öğrenci, dört öğretmen bulunuyordu; Dönmez öğrenci üyelerden biriydi.</p>

<h2><strong>“Anıtkabir merasiminde teknik hizmet veren altı öğrenciden biriydim”</strong></h2>

<p>Atatürk’ün naaşının Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrinden çıkarılma sürecinde, lahdin altındaki bodrum katına inen dört kişiden biri olduğunu da belirten Abdullah Dönmez, Atatürk’ün vefatından Anıtkabir’in inşasına kadar olan süreci şöyle anlattı:</p>

<p>“1944 yılına kadar Anıtkabir yapılması fikri olgunlaştı ve müsabaka sonucu mimarinin nasıl olacağına karar verildi. Atatürk'ün naaşı, Anıtkabir yapılıncaya kadar İstanbul Üniversitesi'nin profesörü, patolog Lütfi Aksu tarafından tahnit edildi, yani bir nevi mumyalandı, İstanbul'dan alınarak Ankara'ya getirildi ve geçici olarak Etnografya Müzesine konuldu.</p>

<p>Atatürk'ün Anıtkabir merasiminde teknik hizmetleri vermek için bakanlıkça okulumuz görevlendirildi. Okul, altısı talebe dördü öğretmen olmak üzere 10 kişi belirledi, talebelerden biri de bendim. 1953’ün kasım ayında, Türk Ocağı salonunda Ankara Vali Muavini Celalettin Coşkun’un başkanlığında toplanıldı. 4 Kasım'da ve 10 Kasım'da kimlerin hangi hizmeti göreceği tespit edildi.”</p>

<p><img alt="L Anitkabirin Yapimi 1C0Bf" class="detail-photo img-fluid" height="768" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/05/l-anitkabirin-yapimi-1c0bf.jpg" width="1200" /></p>

<h3><strong>"Ay yıldız tabuta adeta mühürlenmişti"</strong></h3>

<p>Dönmez, 4 Kasım günü Etnografya Müzesi’nde Atatürk'ün naaşının tabutundan çıkarılırken olanları şöyle anlattı: “Mermerleri söktük, lahdin altındaki toprağı çuvallara doldurduk ve dört arkadaşımla beraber tabutun olduğu yere indik. Tabut, demir bir sehpa üzerine konulmuştu ve üzerinde Türk bayrağı örtülüydü. Biz tabutun dört köşesine dağıldık ve üzerindeki bayrağı dört ucundan tutarak kaldırdık. O sırada yukarıda bekleyen bakanların ve devlet ricalinin hayret nidaları yükseldi; müthiş bir manevi hava oluştu. Bayrağın üzerindeki ay yıldız tabuta yapışmış olarak kalmıştı. O zamanlar baskı teknolojisi olmadığı için ay yıldız bayrağın üzerine dikilerek monte edilmişti ve o dikiş yerleri deforme olduğu için tabuta adeta mühürlenmişti.”</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 05 15 At 14.50.52" class="detail-photo img-fluid" height="328" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-15-at-145052.jpeg" width="640" /></p>

<h3><strong>“Atatürk'ün o muhteşem çehresi aynı şekilde, aynı heybetiyle muhafaza ediliyordu”</strong></h3>

<p>Tabut açıldığında Atatürk’ü görmenin onun için unutulmaz olduğunu vurgulayan Dönmez, “Cevizden yapılmış muhteşem bir tabuttu, çok ağırdı. Vinçle yukarı çekilmesini sağladık, biz de yukarı çıktık. Tabutu hazırlanan masanın üzerine koyduk, kapağındaki vidaları sökerek açtık. İçindeki ilaçlanmış odun talaşlarını dışarı aldık. Atatürk'ün naaşı kurşundan yapılmış kefende muhafaza haldeydi. O kurşun muhafaza kesildikten sonra pamuklar arasında Atatürk'ün beyaz kefene ve sarılı naaşı çıktı. Profesör kefeni açtı ve Atatürk'ün o muhteşem çehresi aynı şekilde, aynı heybetiyle muhafaza ediliyordu.</p>

<p>Koltuğunun altından iki tane şişe çıktı. Profesör Lütfi Aksu 1938'de tahnit yapılırken tahniti bozacak solüsyonu şişelere koyarak Atatürk'ün koltuk altına koymuştu. Onunla, pamukla birlikte Atatürk'ün vücudu silindi; yeni bir kefene sarıldı, yeni bir tabuta kondu ve tabut kapatıldı. Daha önce hazırlanmış olan katafalkın üzerine konuldu, üzerine bayrak örtüldü, dört köşesine dört tane meşale kondu. Türk Ocağı salonunda bekleyen asker ve üniversite talebeleri saygı duruşu için hazır hale geldi ve dörderli gruplar halinde ikişer saat arayla taziye mesajı başlamış oldu. Böylece Atatürk'ün naaşı hem orada bulunanların ziyaretine hem de halkın ziyaretine 4 Kasım'dan 10 Kasım'a kadar açık bulunduruldu” diye konuştu.</p>

<p><img alt="K A S I M 9 20251109 2 71571968 119005215" class="detail-photo img-fluid" height="548" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/05/k-a-s-i-m-9-20251109-2-71571968-119005215.jpg" width="750" /></p>

<h3><strong>“Kabre, ülkenin dört bir yanından getirilen vatan toprakları serpildi”</strong></h3>

<p>Naaşın Etnografya Müzesi’nden alınarak kortej eşliğinde Anıtkabir’e getirilmesi ve ebedi istirahatgahına defnedilmesi aşamalarında da bulunan Dönmez, yaşanan anları şu ifadelerle dile getirdi:</p>

<p>“10 Kasım günü sabah saat 9'u 5 geçe siren sesleriyle birlikte Atatürk'ün naaşı askerler tarafından top arabası konuldu. Top arabasını 136 teğmen çekiyordu. Arabanın iki yanında altışardan 12 general yürüyordu. Yine top arabasının arkasında bir takım Harbiyeli vardı. Yürüyüş, Türk Ocağı önünden başladı. Ulus, İstasyon, Tandoğan Meydanı ve saat 12 gibi Anıtkabir merdivenlerinin önünde durdu. Kortejde Ankara'da bulunan bütün kordiplomatik, başta Celal Bayar olmak üzere devlet ricali oradaydı. Ankara Radyosu, yürüyüş güzergahındaki muhtelif yerlere aralıklı spikerler koymuş ve o spikerler vasıtasıyla yürüyüşün hangi noktada olduğunu, neler olduğunu durmadan anons ediyorlardı.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 05 15 At 14.50.52 (1)" class="detail-photo img-fluid" height="1016" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-15-at-145052-1.jpeg" width="1426" /></p>

<h3><strong>“Bu manevi sorumluluğu taşımak hayatımın en büyük onuruydu”</strong></h3>

<p>Naaş, generallerin omzunda Anıtkabir alanındaki mozoleye getirildi. Defin sırasında kabre ülkenin dört bir yanından getirilen vatan toprakları serpildi. O sırada Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın beynime kazınan konuşmasını hiç unutamam. Bayar, tabutun başında ‘Atatürk, sen bizdendin. Seni halife yapmak, padişah yapmak isteyenler oldu iltifat etmedin, milli irade yolunu seçtin. Hayatını, şahsiyetini, milletin hizmetine vakfettin. Türk’ün gıpta ettiği, taltif ettiği, övdüğü ve övüldüğü vasıflara mal ettin. Bütün bu medeniyet meziyetlerinde, Türkün ta kendisiydin. Seni şimdi kurtardığın vatanın her köşesinden gelen topraklara gömüyoruz fakat hakiki yerin Türk milletinin millet dolu sinesidir” diyerek veda etti. Bu manevi sorumluluğu taşımak benim hayatımın en büyük onuruydu.”</p>

<p><img alt="K A S I M 9 20251109 2 71571968 119005206" class="detail-photo img-fluid" height="564" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/05/k-a-s-i-m-9-20251109-2-71571968-119005206.jpg" width="750" /></p>

<h3><strong>“Teknik üniversite okumuş bir köy çocuğu olarak varlığımı Atatürk’e borçluyum”</strong></h3>

<p>Atatürk'ü anlamak için mutlaka Nutuk’u defalarca okumak gerektiğinin altını çizen Dönmez, gençliğe öğütlerde bulundu. Atatürk’ün öğretilerinin gelecek nesiller için yollarını aydınlatacak bir meşale olduğunu söyleyen Dönmez, “Atatürk, dış düşmanlardan ziyade içteki hainlerle çok daha fazla uğraşmış. Cumhuriyetin ilanından önce Ankara'ya gelen milletvekillerinden bazıları imkansızlıklar neticesiyle geri dönmek istemişler. Atatürk de bunun üzerine ‘Bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Kimseyi Büyük Millet Meclisine zorla davet etmedim. Herkes kararında özgürdür. Ben kutsal davama inanmış bir insan olarak hiçbir yere gitmemeye karar verdim. Hepiniz gidebilirsiniz. Asker Mustafa Kemal olarak ben mavzerimi elime alır, fişekleri göğsüme dizer, bayrağı elime alır ve Elma Dağına çıkarım, orada tek kurşunum kalıncaya kadar vatanı savunurum. Kurşunlar bitince vücudumu bayrağıma sarar, kanımı kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna ant içtim’ demiş. Atatürk, işte budur.</p>

<p>Ben bu yaşımda, varlığımı Atatürk'e borçluyum. Bir köyden çıkarak teknik üniversiteyi bitirmiş bir insan olarak onun sayesinde okudum. Ve bütün hücrelerim ‘Atatürk’ diye sızlıyor. Bunun için, ülkenin kurtuluşu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin devamı, Atatürk ilkelerine bağlılıktan geçiyor. O yoldan ayrıldığımız zaman felaket bizi bekliyor” dedi.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 05 15 At 14.27.23 (1)" class="detail-photo img-fluid" height="898" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-15-at-142723-1.jpeg" width="1600" /></p>

<h3><strong>“Gençler vatanlarını terk etmesin, Atatürk’e bağlılık galip gelecek”</strong></h3>

<p>Yaşam şartları yüzünden gençlerin yurt dışına gitme eğiliminde olduğunu ama vatanlarını terk etmemeleri gerektiğini söyleyen Dönmez, bugünkü gençliğin tarihe bağlılığı ve vatan sevgisi hakkında ise şöyle konuştu: “Şu anda Türk gençliği ikilemde kalmış durumda. Ne yapacağının, hayata nasıl tutunacağının telaşı içerisinde. Ülkeden gitmek isteyenler de var ama kimse vatanını terk etmesin. Şuna eminim ki Atatürk sevgisi, Atatürk inkılaplarına bağlılık aşısı tutmuş vaziyette. Daima o aşıyı alanlar galip gelecek”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 05 15 At 14.27.23 (2)" class="detail-photo img-fluid" height="898" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-15-at-142723-2.jpeg" width="1600" /></p>

<p>Meslek hayatı boyunca imza attığı mimari projelerin ötesinde Abdullah Dönmez, edebiyat ve resimle iç içe bir yaşam sürdürüyor. "Ojeni", "İki Tanrılı Dünya &amp; Tengri-Ötüken", "Çalınan Hayatlar ve Tüketilen İnsanlık", "Modernite ve Mimari" gibi farklı alanlarda yayımlanmış kitapları var. 92 yaşında, aktif bir internet ve sosyal medya kullanıcısı olan Dönmez, yazdığı şiirleri ve yaptığı resimleri dijital mecralarda paylaşarak üretmeye devam ediyor. Bitmeyen bir enerjiyle çalışan Dönmez, hayatının her alanında vatan sevgisini ve çalışma disiplinini yansıtmaya devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Cemre Polat</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/ataturkun-naasini-anitkabire-tasiyan-donmez-anilarini-anlatti</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/05/cmreee.jpg" type="image/jpeg" length="19106"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AK Parti MYK Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/ak-parti-myk-cumhurbaskani-erdogan-baskanliginda-toplandi-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/ak-parti-myk-cumhurbaskani-erdogan-baskanliginda-toplandi-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Ankara'da toplandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>AK Parti</strong>'de kritik kararların alındığı Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>'ın liderliğinde bir araya geldi. AK Parti Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen toplantıda, güncel konuların ve partinin yol haritasının ele alınması bekleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>AK Parti MYK toplantısı saat 16.39'da başladı</strong></h2>

<p>Ankara'daki parti genel merkezinde düzenlenen zirveye ilişkin ilk bilgiler gelmeye başladı. AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin tam katılımıyla gerçekleştirilen toplantının başlangıç saati netleşti. Söz konusu toplantı, saat 16.39'da başladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Esin Özdemir</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel, Röportajlar</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/ak-parti-myk-cumhurbaskani-erdogan-baskanliginda-toplandi-2</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/04/ak-parti-myk-cumhurbaskani-erdogan-baskanliginda-toplandi-1.jpg" type="image/jpeg" length="35739"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kocaelispor - Başakşehir karşılaşması golsüz bitti]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/kocaelispor-basaksehir-karsilasmasi-golsuz-bitti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/kocaelispor-basaksehir-karsilasmasi-golsuz-bitti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trendyol Süper Lig’in 28. haftasında karşı karşıya gelen Kocaelispor ile RAMS Başakşehir, sahadan 0-0’lık eşitlikle ayrılarak puanları paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trendyol Süper Lig mücadelesinde<strong> Kocaelispor,</strong> sahasında <strong>RAMS Başakşehir</strong>'i ağırladı. Her iki takımın da kontrollü bir oyun sergilediği 28. hafta karşılaşmasında gol sesi çıkmadı. Maç boyunca yakalanan önemli fırsatlar sonuçsuz kalınca müsabaka başladığı gibi golsüz sona erdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Kocaelispor ve Başakşehir mücadelesinde ilk yarı pozisyonları</strong></h2>

<p>Karşılaşmanın 24. dakikasında Operi'nin sol kanattan orta şut karışımı yaptığı vuruşta, kaleci Serhat Öztaşdelen topu güçlükle kornere çelmeyi başardı. 37. dakikada ise Keita'nın pasıyla buluşan Agyei'nin ceza sahası sağ çaprazından yaptığı vuruşta meşin yuvarlak yandan auta gitti. İlk yarının son anlarında, 45. dakikada kullanılan korner sonrası Kemen'in şutunda savunmada Smolcic tehlikeyi uzaklaştırdı ve devre 0-0 kapandı.</p>

<h3><strong>İkinci yarıda karşılıklı ataklar ve direkten dönen top</strong></h3>

<p>Maçın 55. dakikasında Ömer Ali Şahiner'in pasıyla savunma arkasına sarkan Shomurodov'un şutunu kaleci Serhat Öztaşdelen kornere çeldi. 59. dakikada Selke'nin dönerek yaptığı vuruş az farkla dışarı çıkarken, 71. dakikada Shomurodov'un vuruşunda kaleci Serhat topu çizgiden çıkardı. Kocaelispor, 81. dakikada Churlinov ile kaleci Muhammed Şengezer'e takıldı. Mücadelenin 90+5. dakikasında Rivas'ın sert şutu üst direkten dışarı gidince maç golsüz beraberlikle bitti.</p>

<h3><strong>Serhat Öztaşdelen kalesinde devleşti</strong></h3>

<p>Karşılaşma boyunca RAMS Başakşehir ataklarına karşı başarılı bir performans sergileyen Kocaelispor kalecisi Serhat Öztaşdelen, özellikle kritik anlarda yaptığı kurtarışlarla takımının sahadan bir puanla ayrılmasında önemli rol oynadı. Hem ilk yarıda hem de ikinci yarıda net fırsatlara izin vermeyen genç eldiven, maçın skorunun belirlenmesinde etkili oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Esin Özdemir</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/kocaelispor-basaksehir-karsilasmasi-golsuz-bitti</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 22:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/04/kocaelispor-basaksehir-karsilasmasi-golsuz-bitti.jpg" type="image/jpeg" length="50336"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Manifest grubu için açılan soruşturma hukuksuzdur”]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/manifest-grubu-icin-acilan-sorusturma-hukuksuzdur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/manifest-grubu-icin-acilan-sorusturma-hukuksuzdur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Manifest grubuna yönelik "teşhircilik" suçlamasıyla başlatılan soruşturma, müzik ve hukuk çevrelerinde tartışılmaya devam ediyor. Uzmanlar, "teşhircilik" kavramının sahne sanatları bağlamında ele alınamayacağını vurguluyor. Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) gönüllüsü Avukat Nezahat Doğan Demiray, soruşturmanın hukuki dayanağının olmadığını ve sanat özgürlüğüne yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 6 Eylül Cumartesi günü Küçükçiftlik Park'ta düzenlenen Manifest konserine ilişkin "hayasızca hareketler" ve "teşhircilik" suçlarından soruşturma başlatması, müzik ve hukuk çevrelerinde tartışmaya yol açtı.</p>

<p>Başsavcılığın açıklamasında, grubun konserdeki dans ve gösterilerde "Edep, iffet, ar ve haya duyguları, edep törelerine saldırı niteliği taşıyan, çocukları ve gençlerin bu duygularına zarar verip olumsuz etkileyici nitelikte olan eylem ve hareketlerde bulunduklarının" tespit edilmesi üzerine soruşturma başlatıldığı ifade edildi. Fakat konser sadece 18 yaş üstü dinleyicilere açıktı.</p>

<p>Manifest grubunun konserlerinin sosyal medya paylaşımlarına da "milli güvenlik" gerekçesiyle erişim engeli getirildi. Daha önce de kıyafetleri gerekçe gösterilerek hedef gösterilen müzik grubunun Erzurum’daki konseri de bu sebeple iptal edilmişti.</p>

<p><img align="left" alt="Oktay Saral Manifest" class="detail-photo img-fluid" height="1267" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/09/oktay-saral-manifest.PNG" width="891" />Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, grupla ilgili 7 Eylül'de yaptığı bir paylaşımda Manifest grubunun sansürlenmiş bir fotoğrafını kullanmış ve şöyle demişti: "Manifest grubu denen bu ahlâksız-edepsiz-hayasız zebani kılıklı yaratıklar, bir daha bu teşhirciliği yapamayacak şekilde haklarında işlem yapılmalıdır."</p>

<p>Grup üyeleri, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, 6 Eylül'deki konserlerine ilişkin "hayasızca hareketler" ve "teşhircilik" iddiasıyla açtığı soruşturma kapsamında 9 Eylül'de mahkemeye çıkmıştı. Grup üyeleri yurtdışı çıkış yasağı ve imza yoluyla adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.</p>

<h2><strong>Türkiye turneleri de iptal edildi</strong></h2>

<p>Dün, grubun sosyal medya hesaplarından Türkiye turnelerinin de iptal edildiği duyuruldu. Söz konusu paylaşımda, "Haftalar önce biletleri tükenen Türkiye turnemiz iptal olmuştur. Seyircimize ilgisi ve sevgisi için teşekkür ederiz" ifadeleri kullanıldı.</p>

<p>Soruşturma ve erişim engeli kararına tepkiler çeşitli sivil toplum aktörlerinden geldi; baro ve kadın örgütleri ifade özgürlüğü, sanat özgürlüğü ve cinsiyet eşitliği ekseninden eleştiriler yöneltti. Medyada ve sosyal medyada hem destek hem karşıt görüşler hızla yayıldı; olay, kısa sürede kültür-politika tartışmasının odağına yerleşti.</p>

<p>Konuyla ilgili görüşlerini 24 Saat Gazetesi ile paylaşan Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) Gönüllüsü Avukat Nezahat Doğan Demiray, soruşturmanın hukuki dayanağını eleştirdi. Demiray'a göre, savcılığın "teşhircilik" iddiası, Türk Ceza Kanunu'nun 225. maddesini dayanak almaya çalışıyor. Ancak bu maddenin, yalnızca cinsel nitelikli fiillerin (cinsel ilişki veya cinsel organların sergilenmesi) kamuya açık alanda sergilenmesi durumunda geçerli olabileceğini vurguladı.</p>

<p><img alt="Manifest" class="detail-photo img-fluid" height="750" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/09/manifest.webp" width="1320" /></p>

<h3><strong>“Sahne performanslarına sanat ve ifade özgürlüğü kapsamında bakmak gerekir”</strong></h3>

<p>Bu tür hukuki müdahalelerin kadınların bedeninin denetimi ve ifade alanlarının daraltılmasıyla ilgili daha geniş bir siyasi ve kültürel çatışmanın parçası olduğunu söyleyen Demiray, demokratik hukuk normları açısından olayın dikkatle izlenmesinin, benzer uygulamaların yaygınlaşmasını önlemek için önem taşıdığını söyledi.</p>

<p><img align="left" alt="Av. Nezahat Doğan Demiray" class="detail-photo img-fluid" height="2048" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/09/av-nezahat-dogan-demiray.jpg" width="1244" /><strong><em>Savcılığın "teşhircilik" iddiasının hukuki dayanağı nedir? Bu madde için ceza hukuku ve içtihatlarda aranılan temel unsurlar nelerdir? "Teşhircilik" suçunun oluşması için hangi somut fiil ve kast gerekir — sahnedeki dans/giysi/performans bunlara uyuyor mu? Hukuk açısından bakıldığında, "hayasızca hareketler" ve "teşhircilik" suçlamalarının bir sahne performansı bağlamında ne anlama geldiğini anlatır mısınız?</em></strong></p>

<p>Sahne performanslarına sanat ve ifade özgürlüğü kapsamında bakmak gerekir. Fakat burada savcılığın “teşhircilik” diyerek Türk Ceza Kanunu m. 225’ e yöneldiğini ve onu dayanak almaya çalıştığını görüyoruz. Halbuki bu kapsamdaki suç tipleri, yalnızca cinsel nitelikte fiillerin (cinsel ilişki) kamuya açık yerde sergilenmesi veya cinsel organların sergilenmesi halinde söz konusu olabilir.</p>

<p>Söz konusu sahne performansında, cinsel organların yahut cinsel ilişkinin sergilenmesi gibi bir eylem yok, buna yönelik kasttan söz edilemez. Ceza hukukunda çok önemli bir ilke olan kanunilik ilkesi, yasada bulunmayan eylemlerin suç olarak tanımlanmasına açıkça engeldir, yorumla genişletilemez.</p>

<h3><strong>“Toplum hassasiyeti veya ahlak normlarıyla suç fiilleri belirlenemez”</strong></h3>

<p>Toplum hassasiyeti veya genel ahlak gibi subjektif kabullerle suç fiilleri belirlenemez. Yargıtay içtihatları da bu yöndedir. Aksi takdirde Ceza Kanunu dönemsel yorumlara terk edilir, böylece hukuki belirlilik ilkesi ki hukuk devletinde çok önemlidir, ortadan kalkar. Sonuç olarak yasa çok açık, sanatçıların giysi tercihi, performans veya dansının hayasızca hareket ya da teşhircilik olarak tanımlanması mümkün değildir.</p>

<p><strong><em>Konserin 18 yaş sınırı olmasına rağmen, soruşturma metninde "çocukları ve gençlerin duygularına zarar verici" ifadelerinin yer alması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu durum, hukuki bir argümandan ziyade ahlaki bir yargı mı sunuyor?</em></strong></p>

<p>Seyirciler için 18 yaş sınırının açıkça ilan edilip uygulandığı somut olaya ilişkin bu ifadelerin kullanılması hukuken bir değer taşımaz. Tam da genel ahlak temelli bir yaklaşımla çocuklar için dönemsel bir ahlaki yargıya varılmaktadır, somut olayda hukuken kullanılması ve dayanak alınması mümkün değildir.</p>

<p><img alt="İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı-1" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/09/istanbul-cumhuriyet-bassavciligi-1.jpg" width="864" /></p>

<p><strong><em>Başsavcılığın açıklamasında geçen "edep, iffet, ar ve haya" gibi kavramlar, hukukun somut ve objektif olması ilkesiyle nasıl bağdaşıyor? Bu kavramların tanımı toplumsal ve kültürel olarak sürekli değişirken, bu maddeler hukuki bir dayanak olarak kullanılabilir mi?</em></strong></p>

<p>Söz konusu kavramlar çağdaş hukukta ve özellikle ceza hukukunda çok dikkatli kullanılması gereken kavramlardır. Alenen cinsel ilişkide bulunma veya teşhircilik suçu ile korunan hukuki değere ilişkin olarak ilgili suçu düzenleyen madde 225’in gerekçesinden ve oradaki kavramlardan yararlanıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<h3><strong>“Kanunilik ilkesi göz ardı ediliyor”</strong></h3>

<p>Aslında madde 225’in ilk hazırlanma amacı kadınların kamusal yaşamdaki davranış ve giyim kuşamını sınırlamaktı fakat kadınların mücadelesi ile son hali cinsel eylem ile kısıtlı bir madde oldu.</p>

<p>Somut olayda bu eylemlerden bahsetmek mümkün değilken neden eski düzenlemeden kalan gerekçenin ilgili kısmına yönelindiği anlaşılmamaktadır. Bu durumda belirli ve objektif hukuk alanından çıkılmakta, kanunilik ilkesi göz ardı edilerek subjektif bir yoruma gidilmektedir. Sınırları esnetmek ve genişletmek mümkün olmadığından, somut olayda "edep, iffet, ar ve haya" gibi kavramlara yönelmek hukukiliği değil keyfiliği çağrıştırmaktadır.</p>

<p><img alt="Manifest Grubu" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/09/manifest-grubu.webp" width="1280" /></p>

<h3><strong>“Çağdaş hukukta asıl olan özgürlüktür, sınırlama istisnadır"</strong></h3>

<p><strong><em>Bu tür soruşturmaların, kadınların ve kadın sanatçıların giyim tarzları, sahne duruşları ve bedenleri üzerindeki baskıyı artırması söz konusu mu? Bu olayı, sanat ve ifade özgürlüğüne yönelik bir tehdit olmanın ötesinde, kadınların kamusal alandaki varoluşuna karşı bir müdahale olarak değerlendirir misiniz?</em></strong></p>

<p>Kadın hareketinden yapılan birçok açıklama tam da buna işaret etmektedir. Kadınların sanat ve ifade özgürlüğü yanında bedenleri de kolayca sınırlanma konusu olmaktadır. Kamusal alanda özellikle özgür davranış ve giyim tercihi ile var olmak için Ceza Kanunu madde 225 üzerinde verilen mücadele ve bu sayede yapılan sınırlama akılda tutulmalıdır. Çünkü çağdaş hukukta asıl olan özgürlüktür, sınırlama istisnadır.</p>

<p>Kadın hakları konusundaki tarihsel akış bize bu ilkenin kadınlar için de uygulanmasını sağlamanın kolay olmadığını, cinsiyetçi kültürün ve ataerkinin hukuku kadınlara müdahale etme aracı olarak kullandığını hatırlatır. Kadınların müdahalelere karşı hep uyanık olması gerekmektedir.</p>

<p><strong><em>Soruşturmanın ardından grup üyelerine yurt dışı yasağı getirilmesi ve imza atma şartıyla serbest bırakılmaları, hukuki süreçte orantılı bir tedbir midir? Bu durum, sanatçılar üzerinde bir "otosansür" baskısı yaratır mı?</em></strong></p>

<p>Sanat etkinlikleri, sanat ve ifade özgürlüğünü düzenleyen Anayasa madde 26 ve AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) madde 10 ile güvence altındadır. Ayrıca Anayasa, AİHS ve CEDAW (Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi) kapsamında, cinsiyet ayrımcılığı yasak olduğu gibi salt toplumun bir kesimince eleştirilen ya da “rahatsız edici” bulunan sanat eserleri için de cezai yaptırım olamaz.</p>

<p>Somut olayda sanatçıların maruz bırakıldıkları işlemler ve tedbir kararları AİHM içtihatlarında kullanıldığı üzere ifade özgürlüğü üzerindeki "caydırıcı etkisini" hemen doğurmuş ve sanatçıların konserlerini iptal etmelerine neden olmuştur. Halbuki demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün nasıl olması gerektiği insan hakları hukukunda üzerinde en güçlü görüş birliğinin oluştuğu alanlardandır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Demokratik toplumu geliştiren ve onu yaşanabilir kılan, ifade özgürlüğünün ölçülü yani demokratik toplumda gerekli olabilecek şekilde sınırlanmasıdır. Bunun ötesine geçen tüm sınırlamalar demokratik yaşama zarar verir ve onu geriletir. Nitekim ilgili olayda sanatçıların konser iptalleri ile sahneden çekilme kararları, diğer sanatçılar için de caydırıcıyı etkiyi genel söyleyişle otosansürü işaret eder.</p>

<p>Özellikle kadın sanatçıların kamusal alanda işlerine devam edebilmek için sahnede giyim, davranış ve dans konusunda daha dikkatli olmaları; bu çerçevenin daha da genişleyeceği kaygısı normalleştirilmektedir.</p>

<p><strong><em>Olası dava/iddianamede beklenen suçlamalar ve uygulanabilecek cezalar nelerdir? Bu iddialara karşı hangi anayasal/uluslararası hak argümanları (ifade özgürlüğü, sanat özgürlüğü, orantılılık) en etkili savunma olur?</em></strong></p>

<p>Somut olayda madde 225 üzerinden bir yorum yapıldığı ve yaptırımın altı aydan bir yıla kadar hapis cezası olabileceği anlaşılmaktadır. Halbuki ilgili düzenleme somut olayda uygulanamaz, en başta eylemler suç oluşturmadığı gibi kanunilik ilkesi gereği genişletme yapılamaz. Burada sanat ve ifade özgürlüğü kapsamında bir anayasal ve uluslararası hukuk güvencesi vardır ve yapılacak her tür müdahale ölçüsüz olacaktır.</p>

<p><img alt="Manifest Soruşturma" class="detail-photo img-fluid" height="828" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/09/manifest-sorusturma.webp" width="1472" /></p>

<p><strong>Manifest kimdir?</strong></p>

<p>Hypers New Media’nın Big5 Türkiye yarışmasını kazanan altı genç kadından oluşan Manifest, kısa sürede milyonlara ulaşan bir dinleyici kitlesi edindi. İlk albümleri Manifestival, 13 Haziran’da yayımlandı. Spotify’da 4 milyon 200 binden fazla aylık dinleyicisi olan grubun sosyal medya takipçi sayısı iki milyona yakın. İptal edilen turne kapsamında İzmir, Konya, Antalya, Adana, Gaziantep, Eskişehir, Samsun, Trabzon ve Ankara’da sahne alacaklardı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Cemre Polat</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/manifest-grubu-icin-acilan-sorusturma-hukuksuzdur</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Sep 2025 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2025/09/cemrem-8.jpg" type="image/jpeg" length="30012"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Suça sürüklenen çocuk” tartışması sürüyor]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/suca-suruklenen-cocuk-tasitmasi-suruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/suca-suruklenen-cocuk-tasitmasi-suruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk suçlarıyla ilgili yapılması planlanan yeni düzenlemeyle 15–18 yaş grubundaki çocukların ağır suçlarda indirim almadan yargılanması gündemde. Uzmanlara göre, çocukların ceza sorumluluğunda yapılacak değişiklikler yalnızca yasal değil, toplumsal dengeleri de etkileyecek nitelikte.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul'da 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi'nin akranları tarafından öldürülmesinin ardından Türkiye kamuoyunda “suça sürüklenen çocuklara” yönelik yasal düzenlemeler tartışılmaya başlandı. Olayın ardından gelen tepkiler üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Adalet Bakanlığına yeni bir yasal düzenleme talimatı verdi. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, özellikle 15–18 yaş arasındaki çocukların ağır suçlarda ceza indiriminden yararlanmasının yeniden değerlendirileceğini belirtti.</p>

<p>Mevcut yasada çocukların yaş grubuna göre ceza sorumluluğu farklılık gösterirken, yeni düzenlemenin “15–18 yaş arası” için özel bir kategori oluşturabileceği ve mahkemelere ceza indirimi uygulamama yetkisi tanıyabileceği belirtiliyor. Düzenleme, yalnızca bireysel ceza hukuku açısından değil; çocuk hakları, aile sorumluluğu ve yeniden topluma kazandırma politikaları bakımından da önemli tartışmalar doğuruyor.</p>

<p><img alt="Adalet Bakanı-1" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/08/adalet-bakani-1.jpg" width="864" />Planlanan düzenlemenin içeriği henüz tam olarak netleşmese de Bakan Tunç’un açıklamalarına göre, 15-18 yaş grubu çocuklar için TCK’nın 31. maddesinde öngörülen ceza indirim oranları gözden geçirilecek. Düzenleme kapsamında, çocuklara veya bakıma muhtaç bireylere yönelik sistematik kötü muamelelerin cezaları artırılacak.</p>

<p>Aile yükümlülüklerinin ihlaline dair suçların yaptırımları güçlendirilecek. Sosyal inceleme raporlarının çocuk davalarında zorunlu hale getirilmesi ve gerekçesiz olarak alınmamasının önlenmesi sağlanacak. Çocuk hükümlülerin cezaları çocuk kapalı cezaevlerinde infaz edilecek ve iyileşme durumunda eğitim evlerine ayrılabilecek.</p>

<p>Çocuklar hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin etkin uygulanması için kurumlar arası koordinasyon artırılacak. Çocuğun yararına alınan tedbir kararlarına aykırı hareket eden anne, baba veya sorumlular hakkında etkin yaptırımlar uygulanacak.</p>

<p>Bu kapsamda, suça sürüklenen çocuklar ve suç mağduru çocuklar için daha etkin soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçleri üzerinde duruluyor. Özellikle Türk Ceza Kanunu'ndaki çocukların ceza sorumluluğu yaş sınırlarının ve buna bağlı ceza indirimlerinin yeniden değerlendirilmesi bekleniyor.</p>

<p>Konuyu hem hukuki hem de toplumsal yönleriyle değerlendirmek üzere Av. Dr. Arzu Ongur ile konuştuk.</p>

<p><img alt="Suça Sürüklenen Çocuk" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/08/suca-suruklenen-cocuk.jpg" width="729" /></p>

<h2><strong>“Suça sürüklenen çocuk”</strong></h2>

<p>Çocuk Koruma Kanunu’nda geçen “suça sürüklenen çocuk” kavramının, işlediği iddia edilen bir fiil nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen ya da güvenlik tedbiri kararı verilen çocuklar için kullanıldığını belirten Av. Dr. Ongur, bu çerçevede 18 yaşını doldurmamış her bireyin çocuk kabul edildiğini vurguladı. Ongur, kavramın önemine işaret ederek şöyle konuştu:</p>

<p>“Suça sürüklenen çocuk, Türk hukukunda 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun üçüncü maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, hakkında ceza muhakemesi süreci yürütülen veya güvenlik tedbiri uygulanmasına karar verilen her çocuk bu statüye sahiptir. Türk Medeni Kanunu uyarınca da 18 yaşını doldurmamış her birey çocuk kabul edilmektedir.”</p>

<h2><strong>15–18 Yaş aralığına özel kategori </strong></h2>

<p>Ceza sorumluluğunun üç temel grupta düzenlendiğini söyleyen Ongur, “İlk grup 12 yaşını doldurmamış çocuklardır, bu yaş grubunda yalnızca çocuğa özgü güvenlik tedbirleri uygulanır. İkinci grup 12-15 yaş arasındaki çocukları kapsar, burada cezalandırma ancak çocuğun fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğine bağlıdır. Son grup ise 15-18 yaş arasındaki çocukları içerir, bu yaş grubundakiler esasen tam ceza sorumluluğuna sahiptirler ancak yaşın etkisi nedeniyle indirim uygulanır” dedi.</p>

<p>Ongur, bu indirimin önemini kasten öldürme suçundan örnekle açıklayarak, “Bir yetişkin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alırken, aynı fiili işleyen 15–18 yaş aralığındaki çocuk, yaş indirimi nedeniyle 18 ila 24 yıl arasında hapis cezasına çarptırılır” sözlerini aktardı.</p>

<p><img alt="Çocuk-11" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/08/cocuk-11.jpg" width="864" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>“Hâkime takdir yetkisi verilmeli”</strong></h3>

<p>Ağır ve planlı suçlar söz konusu olduğunda indirim uygulamasının zorunlu tutulmasının sorun yarattığını ifade eden Ongur, özellikle sabıka kaydı kabarık olan ve tehlikeli suçlara karışan çocukların örneklerini hatırlatarak şunları aktardı:</p>

<p>“Uygulamada 17 yaşında olup 20’ye yakın sabıka kaydı bulunan, hatta bunların arasında cinsel saldırı gibi ağır suçlar bulunan çocuklarla karşılaşıyoruz. Bu gibi durumlarda indirimin zorunlu tutulması hem mağdur haklarını hem de caydırıcılığı zedeliyor.”</p>

<p>Bu nedenle hâkimlere takdir yetkisi tanınmasının daha doğru olacağını düşündüğünü söyleyen Ongur, “Bu doğrultuda, TCK m.31/3’te yer alan ‘diğer cezaların üçte biri indirilir’ şeklindeki zorunlu indirim ibaresinin, ‘indirim uygulanabilir’ şeklinde değiştirilerek hâkime somut olay adaleti açısından takdir yetkisi tanınması, ceza adalet sisteminin amacına daha uygun olacaktır. Zira toplumdaki adalet algısının ve cezaların caydırıcılığının sağlanması devletin en temel görevlerinden biridir.</p>

<p>Uluslararası düzenlemeler (BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m.40, Beijing Kuralları vb.) çocukların yargılanmasında farklı usuller ve cezaların çocuk yaşı gözetilerek belirlenmesini öngörse de bu düzenlemeler mutlak indirim zorunluluğu getirmemektedir. Dolayısıyla, indirim uygulamasını tamamen kaldırmadan, yalnızca zorunluluğu ortadan kaldırarak hâkimin takdirine bırakmak uygun olacaktır” dedi.</p>

<p><img alt="Mahkeme-8" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/08/mahkeme-8.jpg" width="864" /></p>

<h3><strong>Ailelere ceza uygulanması tartışması</strong></h3>

<p>Toplumda zaman zaman dile getirilen “ailelere ceza verilmesi” taleplerine de değinen Ongur, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin altını çizdi. Anayasa’nın 38’inci maddesinin bu durumu açıkça ortaya koyduğunu belirterek şöyle devam etti: “Ceza sorumluluğu şahsidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da bu yöndedir. Dolayısıyla bir başkasının fiilinden dolayı ebeveynin cezalandırılması mümkün değildir.”</p>

<p>Ancak kimi zaman ebeveynlerin çocuklarını suça teşvik ettiğini, hatta azmettirdiğini gördüklerini söyleyerek bu noktada yasal boşluğa dikkat çeken Ongur, ebeveynin, çocuğunu suça teşvik etmesi halinde bunun daha ağır bir nitelikli hal olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Ongur, “Ebeveynlerin çocukları suça teşvik ve hatta azmettirdikleri örneklerle karşılaşmaktayız. Ceza politikasının mevcuttaki tercihleri ile yasa koyucu tarafından belirlenmiş Ceza Kanunlarının bu durumu yeteri kadar dikkate almadığını görüyoruz.</p>

<p>Zira ebeveyn etkisi ile suça sürüklenmiş bir çocuk var ise bu durumda ebeveyn azmettiren ya da suça iştirak eden sıfatıyla yargılanıyorsa, kendi çocuğunu azmettirdiği yahut suça teşvik ettiği için ilgili suç bakımından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli hal olarak değerlendirilmesi gündeme gelebilmelidir.</p>

<p>Bu kapsamda da kanunda suça sürüklenen çocuğun ebeveynlerinin azmettirmesi yahut suça teşvik etmesi halinde verilecek cezanın artırılmasını öngören bir düzenlemenin ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Hakim-2" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/08/hakim-2.jpg" width="864" /></p>

<h3><strong>Yasal süreç nasıl işleyecek?</strong></h3>

<p>Ongur, olası düzenlemenin yasalaşma sürecini de açıkladı: “Böyle bir yasal değişiklik, genellikle Adalet Bakanlığı bünyesinde hazırlanan bir taslak metin ile başlar. Taslak, ilgili kurum ve paydaşların görüşleri alınarak şekillendirilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulur. TBMM’de önce ilgili ihtisas komisyonunda (genellikle Adalet Komisyonu) ele alınır, ardından Genel Kurul’da görüşülerek oylanır. Kabul edilen metin Cumhurbaşkanının onayının ardından Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer. Bu süreç, siyasi iradenin önceliğine ve Meclis takvimine bağlı olarak birkaç aydan bir yıla kadar değişen bir sürede tamamlanabilir.”</p>

<p>Ancak böyle bir değişikliğin Anayasa ve uluslararası sözleşmeler ile çelişen bir nitelik taşımaması gerektiğinin altını çizen Ongur, “Burada çocuğun yararı, toplumun yararı, çocuğun yaşı gibi tüm unsurlarla birlikte bir değerlendirme yapılması gerektiğini düşünmekteyim” dedi.</p>

<h5 style="text-align:center"><img alt="Avukat Arzu Ongur" class="detail-photo img-fluid" height="682" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/08/avukat-arzu-ongur.jpg" width="1024" /> <em>Avukat Dr. Arzu Ongur</em></h5>

<h3><strong>Uluslararası uygulamalar</strong></h3>

<p>Diğer ülkelerdeki sistemlerle karşılaştırmalar yapan Ongur, çocuk adalet sistemlerinin farklı modeller üzerine kurulduğunu aktardı. İskandinav ülkelerinde ceza sorumluluğu yaşının yüksek tutulduğunu, çoğunlukla 15–16 yaş olduğunu, bu yaşın altındaki çocuklara yalnızca koruyucu tedbirlerin uygulandığını söyledi. İngiltere ve ABD gibi bazı ülkelerde ise yaş sınırının daha düşük olduğunu, 10 yaş gibi erken yaşlardan itibaren sorumluluk getirildiğini fakat bu çocuklar için özel mahkemeler ve indirimli cezaların uygulandığını belirtti.</p>

<p>Ongur, “Türkiye’de ceza sorumluluğu yaşı 12’dir ve 15–18 yaş grubunda tam sorumluluk kabul edilir ancak yaş indirimi uygulanır. İsveç ve Finlandiya’da ise ciddi indirimler söz konusudur ve hapis dışı tedbirler önceliklidir. ABD’de bazı eyaletlerde ağır suçlar işleyen 14 yaş üstü çocuklar doğrudan yetişkin mahkemelerinde yargılanabilmektedir” diye konuştu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Cemre Polat</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/suca-suruklenen-cocuk-tasitmasi-suruyor</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Aug 2025 14:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2025/08/cemreeeee.jpg" type="image/jpeg" length="17808"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Eski diplomat Ahmet Funda Tezok Türkiye’nin Avrupa Birliği serüvenini anlattı]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/eski-diplomat-ahmet-funda-tezok-turkiyenin-avrupa-birligi-seruvenini-anlatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/eski-diplomat-ahmet-funda-tezok-turkiyenin-avrupa-birligi-seruvenini-anlatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Son 20 yılda yerimizde sayıyoruz demek isterdim ama geriledik”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#c0392b;"><strong>NAZ AKMAN/ANKARA</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir Türk diplomatı olarak Londra, Rodos, Lahey, Belgrad, İslamabad, Filibe, Deventer (Hollanda), Tebriz, Stuttgart ve Kosova’da görevler üstlenen Ahmet Funda Tezok, “Türkiye’nin Avrupa Birliği Serencamı” kitabıyla ülkemizin 60 yıla varan Avrupa macerasına mercek tutmakta ve “bugünlere nasıl gelindi?” sorusuna cevap aramaktadır. &nbsp;Dışişleri Bakanlığı tarafından Avrupa’da entegrasyon sürecinin “gümüş yılı” sayılan 1976'da konuyu akademik yönden incelemek üzere Amsterdam Üniversitesi’ne gönderilen ilk meslek memuru olan Tezok, burada edindiği bilgilere takip eden yıllardaki birikimlerini ekleyerek 2003 yılında “Bir Türk Diplomatının Gözüyle Avrupa Bütünleşmesi”, “AB’nizi nasıl alırdınız” başlığı altında kitaplaştırmıştı. Tezok, Hollanda’da lisansüstü tez çalışması olan “Avrupa Bütünleşmesi” ve ilerleyen yıllardaki görevleri nedeniyle de yakından tanıklık ettiği Türkiye’nin de gündemindeki yerini koruyan AB olgusunu detaylarıyla okuyucuya aktarmak suretiyle Dışişleri camiasında “Avrupa uzmanı” olarak tanınan isimlerden biri olarak yeni bir çalışmaya daha imza attı.&nbsp;<br />
<img alt="IMG_6770" class="img-fluid detail-photo" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2023/11/img-6770.JPG" style="width: 50%; float: right;" / width="6000" height="4000"><strong>Tezok, “İlişkilerde bir duraksama olmadığı söylenebilir”</strong><br />
Söz konusu “Avrupa Bütünleşmesi”, “AB’nizi nasıl alırdınız” çalışmasının devamı olan “Türkiye’nin Avrupa Birliği Serencamı” kitabını 2023’ün Şubat ayında okuyucuya sunan Tezok ile kitabını konuştuk. Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini bütünsel bir yaklaşımla değerlendiren Tezok, kitabın sunuş kısmında “Türkiye’nin yarım yüzyıl bekledikten sonra nihayet resmen aday ilan edilmesinin üzerinden geçen 20 yıla rağmen bu konuda nerdeyse “bir arpa boyu yol alınmadığını” belirtiyor. Buna karşılık Türk toplumunun duruma gösterdiği tepkinin ise kamuoyu yoklamalarında ilgi azalması olarak tezahür ettiğini savunan Tezok, “Ancak aynı Avrupa karşıtlarının ellerine bir şekilde yurt dışına çıkma imkanı geçtiğinde, başta bu yüzyılın başlarında ‘battı batıyor’ denen Yunanistan olmak üzere Avrupa’yı tercih etmesi Türk insanının bu hedeften kolay vazgeçmeyeceğinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir yandan da ilişkilerde bir duraksama olmadığı gözlemlenmektedir” diyor.&nbsp;<br />
Tezok kitabın yayınlanmasına ilişkin, “Birinci kitabım 2001’de yayımlanan ‘Bir Türk Diplomatın Gözüyle Avrupa Birliği’ oldu. Aynı kitabı daha geliştirilmiş haliyle ‘Bir Türk Diplomatın Gözüyle Avrupa Bütünleşmesi’ olarak yeniden kaleme aldım. Özel olarak Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri üzerine de 2003 yılında ‘AB’nizi Nasıl Alırdınız’ kitabını yazdım. Bunlar birbirini tamamlayan kitaplar, bir seri kitapçık olarak yayınlandı. Yaşanan gelişmeler üzerine yeni bir kitap daha yazma gereğini duydum; Türkiye’nin Avrupa Birliği Serencamı. Bu kitap AB’nizi Nasıl Alırdınız kitabının güncelleştirilmiş halidir. Aradan geçen zamanın Türkiye’yi özellikle Avrupa’yla ilişkileri açısından hayli farklı yerlere getirdiğinin bu ülkede farkında olmayan herhalde yoktur. Özellikle dokuz üyeli bir toplulukla geride bıraktığımız 20. Yüzyılın ortalarında başlatılan ‘al gülüm-ver gülüm’ sürecinde sadece resmen adaylığın tescil edildiği 21. Yüzyılda 10’dan fazla ülkenin bizi sollamış olmasının yarattığı olumsuz durum, tam üyelik konusunda AB tarafından bir tarih verilmemesiyle ülkemizde tam bir hayal kırıklığına dönüşmüştür. Türkiye ve tabii ki Türkler Avrupa’nın neresindeydi, şimdi neresindedir? Bu temayı irdelediğim söz konusu kitabımın giriş bölümüne hafif rötuşlar yapmak ve özellikle son 10 yılın gelişmeleri ışığında ilişkileri yeniden masaya yatırarak sürecin bizi nereye götüreceğini birlikte değerlendirme ihtiyacı beni bu iş için yeniden kolları sıvamaya sevk etti” bilgisini verdi.&nbsp;<br />
<strong>“Her iki taraf da bin yılı aşan yakın temas sürecinde içte ve dışta değişimler geçirmiştir”</strong><br />
AB ilişkileri sürecinde esas belgenin 1963 Ankara Anlaşması olduğunu ancak resmi olmayan sürecin çok öncesinde başladığını ifade eden Tezok, Türkiye’nin AB sürecine ilişkin, “Türkiye ve Avrupa toplumları arasındaki ilişkiler Ankara Sözleşmesi’nin imzalandığı 1963 yılının çok ama çok öncesine gidiyor. Türkiye’nin AB süreci her ne kadar bu tarih olarak kabul edilse de benim iddiam sürecin 1071 Malazgirt’le başladığıdır. Malazgirt’ten bu yana Türkler Avrupa’ya adım adım yaklaştı. Türkler tarih boyunca Batıya doğru yön aldılar. Sofya’yı 1380’lerde aldık, Malatya’yı ise 1500’lerde. Balkanlarda üstünlük kazanmamız da Anadolu’dan önceydi. Dolayısıyla o süreçten bu yana AB serüvenimiz devam ediyor. Avrupalılaşma yönünde önemli hamleler var. Her iki taraf da bin yılı aşan yakın temas sürecinde içte ve dışta, tarihe yön veren değişimler geçirmiştir” dedi.&nbsp;<br />
Dışişlerindeki görevi nedeniyle AB sürecini yakından takip etme fırsatı bulan Tezok, söz konusu süre zarfında ilişkilerde gelinen noktayı, “1972 yılında Londra’ya tayin oldum, AB tartışmasının içine düştüm. İngiltere birliğe girmek için müzakere yapıyordu. İngilizler başından beri Avrupa birleşmesini destekliyor ama sürecin dışında kalmak veya kalmamak konusunda tereddüt ediyordu. Oradan 1975’te tayin olup gittiğim Yunanistan ise kısa süre önce yaşadığı ‘Kıbrıs şoku’nu atlatmanın bir yolu olarak AB üyeliğine adeta bir can simidi gibi sımsıkı sarılmış görünüyordu. Bizim de bu süreçte gelgitlerimiz oldu. AB’deki esas problemimiz bizim Avrupalı olma hedefinden uzaklaşmamız. AB gerçekten Türklerin bunu isteyip istemediğinden emin değil, bu durumun iç politika malzemesi olarak kullanılmasından çekiniyor. Özellikle Fransızlar bu görüşte. Dış politikada atılan her adım iç politika malzemesi amacıyla kullanılıyor mu? AB böyle bir tutumu istemiyor. Nitekim dış politikada da iki prensip vardır; herhangi bir ülkeyle temas kurunca ulusal çıkarlar gözetilir, ikincisi ise mütekabiliyet. Bunun dışına çıkılırsa problem başlar. AB ile ilişkiler konusunda en akıllıca davranan lider Süleyman Demirel’di. AB ile ilişkilerimizde birliğin birtakım belirli mekanizmalarından yararlanmaktan ileri gidemedik. Türkiye ve AB ilişkilerinde varılan yolun bir arpa boyu olduğu iddia edilebilir. Bunda hiç şüphesiz Türk tarafının gereğince gayret göstermemesi olduğu kadar AB tarafının isteksizliğinin de rolü vardır. Son 20 yılda yerimizde sayıyoruz demek isterdim ama galiba biraz geriledik. AB üyeliği konusunda iyimser değilim” sözleriyle değerlendirdi.<br />
<img alt="IMG_6767" class="img-fluid detail-photo" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2023/11/img-6767.JPG" style="width: 100%" / width="6000" height="4000"><strong>AB’ye girme derdimiz&nbsp;var mı?</strong><br />
Türkiye’nin- Türk toplumunun AB’ye girmek için gerekli olan ekonomik, hukuksal, kültürel ve eğitimsel standartları yakalaması gerektiğini ifade eden Tezok, “AB’ye girme derdimiz varsa birliğin şartlarını da göz önünde bulundurmalıyız. Kurumlarımızın şeffaf-hesap verebilir olması, yargının bağımsız, ekonominin istikrarlı, insan hakları gibi önemli konularda ise üst mahkeme kararlarının uygulanıyor olması gerekiyor. En büyük baş ağrımız AİHM. Ülkemizde çıkan yasalarla hakimler artık verdikleri kararlardan sorumlu tutulmuyor. Üstlerindeki mali sorumluluk yükü kalktı, bu kararların faturası artık millete kesiliyor. Bu AB kriterlerinden uzaklaşmamıza neden oluyor. Çünkü AB dediğimiz yerde üç mahkeme söz konusu, hatta dört: Adalet Divanı, ikinci derece Adalet Divanı, Sayıştay ve Komisyon” dedi.&nbsp;<br />
<strong>“Nitelikli eğitim Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinde elini güçlendirecek”</strong><br />
Türkiye’nin AB üyelik sürecinde özellikle nitelikli eğitim konusunda atacağı adımların süreci olumlu etkileyeceğini belirten Tezok, “Nitelikli eğitim Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinde elini güçlendirecek bir hatta birinci etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Süreç içinde Türkiye’nin eğitim performansı gerilemiş ve üyesi olduğu OECD içinde en düşük seviyeye inmiştir. AB ile ilişkilerde Türkiye için aday ülke tanımının topluluk belgelerinden çıkarılmasına kadar varan bir ayrışmaya gidilmesinin bu tarihten sonra başlamış olmasında 20 yılda sekiz bakanın gelip gittiği, buna bağlı olarak devamlı değişime tabi tutulan eğitim sisteminin bir türlü yerine oturtulamamış bulunduğu keyfiyeti önemli rol oynamıştır. Durum AB Komisyonunun ülke raporlarında da yer almakta ve ‘Türkiye eğitim ve kültür konusunda kısmen hazırlıklıdır’ saptaması yapılarak önerilerde bulunulmaktadır. &nbsp;Öte yandan AB ile pek çok görüşme yapılıyor ama neler konuşulduğunu bilmiyoruz, fakat karşı taraf görüşmeleri kaydediyor gerektiğinde de ortaya çıkarıyor. Bu süreçte muhalefet ne kadar etkilidir, üzerine düşeni ne kadar yapıyor? Aynı şekilde Dışişleri Bakanlığı ne yapıyor? Bakanlıklar ne durumda? Öte yandan, dediğim gibi, Muhalefet de Muhalefet olarak görevini yapmalı ki Parlamentonun bir ağırlığı olsun” diyerek sözlerini tamamladı.&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ramazan Atabey</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel, Röportajlar</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/eski-diplomat-ahmet-funda-tezok-turkiyenin-avrupa-birligi-seruvenini-anlatti</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Nov 2023 10:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2023/11/img-6766.JPG" type="image/jpeg" length="64079"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ünal Güner anlattı: Yaşam felsefesi üzerine geleneksel ve modern yaklaşımlar]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/unal-guner-anlatti-yasam-felsefesi-uzerine-geleneksel-ve-modern-yaklasimlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/unal-guner-anlatti-yasam-felsefesi-uzerine-geleneksel-ve-modern-yaklasimlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><span style="color:#c0392b;">Beden, zihin ve ruh sağlığına olumlu yönde katkıda bulunmak için ortaya çıkan “meditasyon, “kişisel gelişim” ve “şifa çalışmaları” gibi kavramlar, popüler kültürün etkisiyle bağlamından koparak değişime uğruyor. Bu kavramların içini doldurmaya çalışanlardan biri olan Yazar ve Eğitmen Ünal Güner, Zen Felsefesi ve Kültürü, Uzakdoğu Tıbbı gibi konular üzerine çalışmalarıyla tanınıyor. Türkiye’de yerel (ata) tohum yetiştirme, yerli cins kümes hayvanları ve doğal köy yumurtası üretme, paylaşma gibi bugünün ve yarının ihtiyaçları öngörülerek geliştirilmiş projelerle farkındalık yaratmayı amaçlayan İbn-i Sina Kadim Şifa Vakfı’nın da kurucusu olan Güner’le “Kader”, “Dinler”, “Kelimelerin Gücü” gibi başlıklar üzerine konuştuk.</span></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#c0392b;"><strong>CEMRE POLAT/ANKARA-</strong></span> Meditasyon, kişisel gelişim ve şifa çalışmaları birçok insan için beden, zihin ve ruh sağlığını olumlu yönde etkileyen güçlü araçlar olarak kabul ediliyor. İnsanların içsel huzur bulmalarına, stresi azaltmalarına ve zihinsel odaklarını artırmalarına yardımcı olmak; daha mutlu, tatmin olmuş ve başarılı bir yaşam sürmelerine katkıda bulunmak için ortaya çıkan bu kavramlar, popüler kültür içinde gün geçtikçe değişiyor. Hızla değişen yaşam pratikleri içinde izlenecek bir yol arayan insanlar, farklı yöntemlere başvuruyor. &nbsp;<br />
Beden, zihin ve ruhun uyum içinde çalışmasını hedefleyen şifa çalışmaları, enerji dengelemesi, içsel iyileşme ve hastalıkların önlenmesi veya iyileştirilmesi amacıyla yapılan çeşitli yöntemleri içeriyor. Yoga, reiki, akupunktur ve benzeri teknikler, şifa süreçlerine destek olmak amacıyla kullanılmaya devam ediliyor. Ancak insanların içinde bulundukları olumsuz şartlarda izleyecekleri bir yol aradığı dönemde, bu kavramları kendi lehlerine çeviren “Şifacılar” ve “Danışmanlar”ın sayısı çoğalmaya devam ediyor.&nbsp;<br />
İbn-i Sina Kadim Şifa Vakfı kurucusu Ünal Güner, topluma barışı ve sadeliği öğütlüyor. Nefes ile öğrenme tekniklerini birleştirerek dil eğitim merkezlerinde gevşeme, odaklanma ve sofroloji (Yoga'dan esinlenen bedensel ve zihinsel sorunları atlatmaya yardımcı bir gevşeme tekniği) eğitimleri veren Güner, fizyoterapistlere, farklı spor alanlarındaki eğitmenlere dersler verdiğini ve Hava Harp Okulu’nda savaş, beden eğitimi ve judo eğitimleri verdiğini de aktarıyor.<br />
İbn-i Sina Kadim Şifa Vakfı ise Türkiye’de ata tohumu üretimi ve paylaşımı, yerli cins kümes hayvanları ve doğal köy yumurtası üretme, paylaşma gibi yarının ihtiyaçları öngörülerek geliştirilmiş projelerle farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Güner, vakıftan “Beden, zihin ve ruh sağlığını destekleyen bütünsel bir eğitim anlayışını benimsemeye çalışıyoruz. Aynı zamanda doğaya saygılı, çevre bilincine sahip bireyler yetiştirmek amacıyla çeşitli çevre projelerine de katkıda bulunuyoruz. Bu projelerle insanlara sadece bilgi değil, aynı zamanda sağlıklı düşünce ve davranış kalıpları kazandırmaya çalışıyoruz.<br />
Geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında geleneklerin ve geçmişin bilgeliklerini günümüze hatırlatıp uyarlarken bunların bir kısmını da modern hayat ve teknolojiler ile halkın beden ve ruhsal sağlığı için uyumlamak ve kullanılabilir hale getirmek istiyoruz” diye bahsediyor.&nbsp;<br />
Güner’le kitaplarına konu olan “Kader”, “Dinler”, “Kelimelerin Gücü”, “Hayatın Matematiği” gibi başlıklar üzerine konuştuk.<br />
Kişisel gelişim alanında çalışan danışmanların veya eğitmenlerin genellikle popüler kültüre hizmet ettiği görülüyor, bundan faydalanıyorlar. Siz ne üzerine çalışıyorsunuz, topluma nasıl bir mesaj vermek istiyorsunuz?<br />
<strong>“KARŞIMIZDAKİNE VERDİĞİMİZİ&nbsp;KÂİNAT BİZE GERİ UZATIYOR”</strong><br />
Ü.G. Her birimiz dünyada büyüme içindeyiz, dünyadan güzel şeyler almak istiyoruz, fayda almak istiyoruz fakat işin sihri ve sırrı fayda vermek üzerine. Dünyada “fayda alabilmek için fayda vermek” diye bir kanun var. Çünkü burası bir ayna simülasyonu ve aynaya ne uzatıyorsan hayat sana onu veriyor. Her birimiz kendimize şunu soruyoruz: Hayattan ne almak istiyorum? Almak istediğimi sunduğum ölçüde hayat da bana istediğimi veriyor. Şu ana kadar söylediklerim soyut şeyler sanılmasın, gerçekten bizim karşımızdakine verdiğimizi kâinat bize geri uzatıyor. Peki bu nasıl oluyor, nasıl cereyan ediyor?&nbsp;<br />
Yaratıcının bize verdiği yetkiyle burada çeşitli yaratımlar yapabilme yeteneği ile yaşıyoruz. Geçmiş öğretiler, çeşitli felsefeler, kutsal kitaplar buna çok güzel bir çözüm getiriyor. Tanrı bir şeyin olmasını istediğinde “Ol” diyor ama biz “Ol” diyerek yoktan bir şey oluşturabilir ya da var edebilir miyiz? Hayır. Hatta yoktan var edilmeyle ilgili hiç birimizin bir fikri dahi yok. Oysaki madde, sadece dönüşüm üzerinedir. Bir şey, başka bir şeye dönüşür. Onun için biz ne yok olmayı ne de var olmayı anlayamayız ama dönüşümü anlayabiliriz.&nbsp;<br />
Bundan 25-30 yıl önce “kişisel gelişim” denince soyut kavramlardan söz edildiği düşünülüyordu. Bugün hemen herkesin en çok da bolluğunu artırmak amacıyla bu yolda olması size ne ifade ediyor?<br />
Ü.G. Bu bize insanların inançlarının değişmesinin çok fazla bir önemi olmadığını gösteriyor. Bunlar sadece zihinsel tatminler. Önemli olan içeriktir, çünkü birisi sizi A’ya inanırken B’ye inanmaya ikna edebilir. Anlayışınız sadece beden için, bu dünya için bir şeyler kazanma peşindeyse aslında siz dönüşmemişsinizdir sadece fikriniz değişmiştir. Oysaki konulara, alanlara bakışınız dönüşürse çeşitli alanlara imanla bakmaya başlarsınız.&nbsp;<br />
Büyünün geçmişte revaçlara çıkıp çeşitli şekillerde insan nefsinin hizmetine sunulduğu dönemler olmuştur. Bugün de kişisel gelişim insanlığın nefsine hizmet etmektedir. Yani burada gerçek huzuru, rahatlamayı, hafiflemeyi sağlamayı düşünmeliyiz. “Nasıl anlayabilir, anlaşılabilir, fark edebilir, fark edilebilir ve fark ettirebilirim?” diye düşünmeliyiz.&nbsp;<br />
Kitaplarınızda hayatın matematiğinden söz ediyorsunuz. Bazı sözcükleri aslında hangi sebepten kullandığımıza dair açıklamalarınız var. Ağzımızdan çıkan her bir kelimenin farkında olarak ve akışkan bir şekilde konuşmak mümkün müdür?&nbsp;<br />
<strong>“KONUŞTUKLARIMIZ&nbsp;HAYATAMIZI YÖNLENDİRİYOR”</strong><br />
Ü.G. Konuşmayı dinleyerek öğreniyoruz. Çocuk, konuşmaya ilk başladığında önce ufak ufak heceliyor sonra cümleler kurmaya başlıyor ve onun matematiğini, sistemini güzel bir şekilde aktarmaya başlıyor. Ağzımızdan çıkanlarla kendi potansiyelimizi ve ne çağırmaya çalıştığımızı, nasıl bir kader yaratmaya çalıştığımızı görüyoruz. Çağırdığımız sonuçlardan yeteri kadar memnun değilsek susarak, onların yerine daha doğru çağrılar yapmayı becererek, sonuçların güzel olduğunu ve bunun gerçekten işe yarayan bir şey olduğunu görüyoruz.&nbsp;<br />
Kelimelerle ilgili bazı analizlerimiz var. Bun kelimelerin her bir tanesi ağzımızdan çıktığında, bazıları bir hastalık, bazıları çok güzel veya keyifli anlar oluşturuyor; bazıları ise kayıplar, kazalar çağırıyor. Kitaplarımızda bu matematiği okuyan dostlarımızın neredeyse tamamına yakınından “Evet, tam da böyle oldu” ifadeleriyle geri dönüşler aldık.&nbsp;<br />
Herhangi bir olayla tesadüfen karşılaşmıyoruz. Bizim tesadüf zannettiğimiz her şeyin ardında siparişlerimiz var. Öyleyse tesadüf yoktur, sipariş vardır. &nbsp;Bunu fark edebildiğimiz ölçüde siparişlerin doğru ve hedefe uygun şekilde verilmesi vardır. Hayatın bir matematiği var, sözlerin bir matematiği var.<br />
Peki bu farkındalığı nasıl sağlayabiliriz?<br />
Ü.G. Ağzımızdan çıkanı kulaklarımızın duymasını sağlayarak bu farkındalığı oluşturabiliriz. Söylediğimizi önce kendimiz dinleyerek, duyarak ve bunların her bir tanesini kâinatın içerisinde, maddenin içindeki boşlukları doldurarak yaparız. Maddeye şekil verenin, ışığın kelama dönüşmüş şekli olduğunu anlayarak bunları faydamıza kullanabiliriz. Hayat neden oluştu? Dünya neden oluştu? Madde neden oluştu? Her şeyin özünde ne var?&nbsp;<br />
Baktığımızda güneşi görüyoruz. Hidrojen helyuma dönüyor, helyum daha farklı daha yüksek atomlara doğru dönüşerek gidiyor ama bir taraftan da ateş ile oluşuyor, ateş ışık saçıyor ve o ışık gördüğümüz her şeyin içinde, hareketle birlikte var. İşte bu hareketi veren şey, yani tüm atomları, tüm maddeleri ve dünyayı hareket ettiren, titreten şey bir hareket halinde ve her hareketin bir titreşimi var, her titreşimin de yaydığı bir ses var. Öyleyse bizim hücrelerimizin, organlarımızın, bedenimizin de bir sesi var. Boğazımızdan, ses tellerimizden çıkan bir sesimiz olduğu gibi…&nbsp;<br />
<strong>“KENDİNİ DİNLE Kİ&nbsp;DİNLENİR OLASIN”</strong><br />
Sesimiz, aynı zamanda DNA’mız; varlığımız, karakterimiz, duygularımız, düşüncelerimiz, potansiyelimiz. Kalbimizin titreşimi de sesimizin içinde saklı. Her birimiz gündelik hayatın içinde ne konuşuyoruz ne dillendiriyoruz, nelerden bahsediyoruz? Her biri “Ol” emri gibi kâinatın içinde titreşiyorsa, söylediğimiz olumsuz şarkılar bize ne yapar? Her birimiz kıymetli olduğumuzu anlayabildiğimiz ölçüde özenle konuşmaya başlıyoruz. Önce kendini dinleyen, dinlenir olmaya başlıyor. “Beni kimse dinlemiyor” diyen dostlara cevap olsun: Kendini dinle ki dinlenir olasın.<br />
Maruz kaldığımız olumsuz kelimelere karşı nasıl bir savunma geliştirmeliyiz?&nbsp;<br />
Ü.G. Duyduklarımızdan da sorumluyuz. Çevremizde gördüğümüz, seyrettiğimiz şeyler; akrabalarımızın, arkadaşlarımızın konuşmaları, her biri yine bizim titreşimlerimize göre çekim alanımıza girerler. Bazıları hemen şöyle diyecek, “Bu anneyi, babayı ben mi seçtim? Bu ülkeyi, bu dünyayı ben mi seçtim?” Şu anda hala seçmeye devam ediyorlar. Birçok çalışmamızda buna itiraz edenlerin hepsini çağırıp soruyoruz, anlatıyoruz ve sonunda hepsi “Evet” diyorlar. “Bu anneyi de bu mesleği de şu anda hala seçmeye devam ediyorum.” Sadece bunlar değil, hastalıklarını, sorunlarını; kayıplarını, kazançlarını, yeteneklerini, gücünü, güçsüzlüğünü...&nbsp;<br />
Peki öyleyse bu kadar sorumluluk sana verilmişse ey insan, sen nesin ve kimsin? Nereden geldiğimizi, ne olduğumuzu, sorumluluğumuzu, gücümüzü anlayabildiğimiz ölçüde; yepyeni, bambaşka kapılar açılıyor. Bu sefer kendimizi insan olmanın onuru, bilgisi ve bilgeliğiyle davranmak mecburiyetinde hissediyoruz.<br />
Bu dünyada bizim etten bir bedenimiz var ve buna çok ihtiyacımız var. Buna saygı göstermek ve bunu doğru kullanmak, ihtiyaçlarını gereğince görmek durumundayız. Buna “topraklanma” diyoruz. Elbiseye değer verdiğimiz kadar elbisenin içindekine de değer vermeliyiz. İşte bunu unutan dostlarımız, maddeye, dünyaya, bedene tapar hale gelebiliyorlar. Yasa, bedeni ihmali, herhangi bir enerji alanında eksikliği veya aşırıya gitmeyi sevmiyor ve aşırıya gideni, aşırıya gittiği tarafın tersiyle dengeliyor. Pozitif tarafa aşırı gittiysek negatifin, negatife gittiysek pozitifin dengelemelerine maruz kalırız.&nbsp;<br />
Bunu kaderle nasıl yorumlarsınız?<br />
Ü.G. Ağzımızdan çıkan her kelimenin bizim irademizle bir seçimi var. Örneğin “keşke”, ülkemizde çok kullanılan bir kelime. Tabii ki her bir kelimenin yerinde kullanılması ayrıdır, çok sık kullanılması ayrıdır. “Keşke şöyle olmasaydı, keşke şöyle yapmasaydık” derken aslında olanı beğenmiyorsunuzdur, sizin için geçmiş daha iyidir. Geçmişteki seçiminiz sizin için şu anda sunulandan daha iyidir. Öyleyse geçmişte yaşıyorsunuzdur ve geçmişin tekrarını istiyorsunuzdur.&nbsp;<br />
Geçmişe olan bu özleminiz, bedeninizde pankreasınızı yorar ve sizin şeker hastası olmanıza sebep olur. 30’lu 40’lı yaşlarına gelmiş ve sürekli “keşke” diyen bir kişinin şeker hastalığına doğru yaklaştığını söyleyebiliriz. Ve bu kişi ona ne verirseniz verin memnuniyetsizlik içindedir, yeteri kadar kabulde değildir. Olana itirazı vardır. Peki olanı kim var etti? Yaradan… &nbsp;<br />
Bununla ilgili bir matematik daha söyleyeyim: “Eski”, annedir. Bu kişi, annesiyle ilgili birçok sorunu içinde çözememiştir. Öyleyse kendimizi iyi dinlediğimizde hayatımızı okuruz, hayatımızı okuduğumuzda gelecekte nasıl bir kader yarattığımızı görürüz. Kader anbean bizim oluşturduğumuz bir gerçekliktir. An içinde uyanan için kader değişir, dönüştüğü ölçüde…<br />
<strong>“GÜLERKEN DÜNYANIN&nbsp;BİRÇOK YERİNDE AĞLAYANLARI&nbsp; HATIRLAYACAĞIZ”</strong><br />
Halk içinde şöyle bir deyim var, “Çok gülersen ağlarsın.” Buradaki iş çok gülmek değildir, aşırıya gitmektir. Tabii ki güleceğiz, eğleneceğiz, mutlu olacağız ama gülmeye tapar ve takılırsak, dengeye gelebilmek üzere diğer kutbu çağırmış oluruz. Çünkü bu bir yasadır.&nbsp;<br />
Peki gülmeyelim mi? En güzel şekliyle gülelim ama her gülücüğün arkasında bir çörek otumuzu da koyalım. Anadolu’da bir yoğurt, bembeyaz bir peynir ya da bir çökelek getirdikleri zaman üzerine bir iki tane çörekotu koyarlar. Bu tat için değil, siyah noktayı koyarak denge oluşturmak içindir. Biz şu an gülebiliriz evet ama dünyanın birçok yerinde ağlayanları da hatırlayacağız.<br />
Şu an dünyada büyük savaşlar yaşanıyor biliyorsunuz, buna ne diyeceksiniz?<br />
Ü.G. Peynirdeki çörek otunu görerek güldüğünde, oradaki ağlayanların sızısını unutmazsan gülmeye devam edersin. Bu bizim Anadolu’muzun bilgeliklerindendir. Bizim nenelerimiz, dedelerimiz bunları çok iyi biliyorlardı. Savaşlar nedeniyle kadim bilgilerin bir sonraki nesle akıtılmasında kırılmalar oldu. Bu anlattıklarımı çok yakın bir zamana kadar birçok köylü zaten biliyordu. Anadolu’nun manevi sohbet köşelerinde zaten konuşuluyordu. Şimdi tekrar hatırlatıyoruz: Unutulan bu bilgiler, hayatımızı iyileştirmek üzere, güzelleştirmek üzere, ilişkilerimizden tat alabilmek; yaptığımız işten tat alabilmek üzere bizim için faydalı olan bir alan. &nbsp;Her birimiz fayda istiyoruz, hayatımızda güzellik istiyoruz, mutluluk istiyoruz. Her biri mümkün.<br />
<strong>“FİLİSTİN VE İSRAİL…&nbsp;HZ. İBRAHİM’İN ÇOCUKLARI”</strong><br />
Dünyayı değiştirmek gibi bir görevimiz yok. Dünyanın zaten bir sahibi var ama sen eğer kendini dönüştürebiliyorsan, seyrettiğin dünyayı bambaşka göreceksin. Zıt gibi gördüklerinin aslında birbirine ne kadar benzediğini göreceksin. Örneğin, Filistin’le İsrail birbirinden ayrı mı? İkisi de Hz. İbrahim’in çocukları, ikisi de İbrani, ikisi de Hz. İbrahim’den olan İsmail ve İshak’ın kanını, canını taşıyanlar. Farklılar mı? Hayır. İkisinin halkı farklı mı? Hayır. Öfkeleri kızgınlıkları farklı mı? Hayır. Korkuları endişeleri farklı mı? Hayır. Masum insanlar ölüyor, her iki tarafın da kayıpları var. Tabii ki buna gülen, bu işi organize eden çeşitli unsurlar da vardır, bu işin farklı tarafı. İki taraf birbiriyle tesadüfen buluşmaz, buluşturulur.&nbsp;<br />
<strong>“ANADOLU BİLGELİĞİ”</strong><br />
Dünyada her şey birbirini tamamlıyorsa her şey olması gerektiği yerdedir. Peki bunu bizim Anadolu’muz bilmiyor mu? Biliyor. Onun için onun bir Merkez Efendisi vardır, onun bir Yunus Emre’si vardır, Hacı Bektaş-ı Veli’si vardır, Mevlana’sı vardır. Her biri bizlere bunu hatırlatmıştır fakat yine de işimize geldiği gibi anlamak, bilgiyi kendi gerçeklik ve anlayışımıza indirgemek gibi bir özelliğimiz var.&nbsp;<br />
İnsanız, beşeriz şaşarız. Bu tarafımızı hoş göreceğiz ama iyileşebilir, hayatlarımızı iyileştirebiliriz. Çünkü buraya büyümeye geldik, geçici bir vakit ve süreli bir tekamülün içindeyiz. Birçok kişinin olumsuz, kötü zannettiği şeyin içinde dahi bir güzel vardır, o güzeli görelim. Bu bazen Polyannacılık zannedilir, Polyannacılık kendini kandırmaktır ama okuyan bilir, görür ve doğru tespitlerle, doğru teşhislerle doğru kararlar vererek hayatın tat ve güzelliklerine erişir.&nbsp;<br />
Anadolu’ya da temas ettiniz. Uzak Doğu felsefesi üzerine çalışan biri olarak dünyanın her yerinde bu öğretilerin ortak bir temeli olduğunu söyleyebilir misiniz?<br />
Ü.G. Bilginin kaynağı özdür. Dünyanın her bir tarafına anbean kaynaktan güzel pınarlar akar. Tabii ki dünyanın her bir şehrinde, kasabasında görevlileri vardır. Farklı coğrafyalarda farklı inanç sistemleri her dinin, her anlayışın içinde o kaynağın tadını ve lezzetini vermek üzeredir. Her bir realitenin farklı ihtiyaçları var, kendi boyumuzun çok üzerinde bilgiler var. Farklı doğrular var gibi görünse de bütün doğruların birliği vardır.<br />
Eğer yeryüzünde dinler hiç var olmasaydı, yüzyıllardır süren din savaşları da olmayacaktı. Herhangi bir dine mensup olmadan yaşamak mümkün değil mi?<br />
Ü.G. Dünyada 8 milyar insan varsa, 8 milyar gerçeklik ve bu gerçekliğin çeşitli ihtiyaçları var. Dinler yeryüzünde çok önemli bir fonksiyon icra etmiş ve çok büyük faydalar vermiştir. Bazı anlayışların ve realitelerin katı kurallara ihtiyacı vardır. Bazılarının daha özgür, daha geniş açılı anlayışlara ihtiyacı vardır.<br />
Kuran’da “Eğer Allah dileseydi, kesinlikle sizi tek bir ümmet kılardı” diye bir ayet geçer. Yani farklı gerçeklikler olacak, farklı anlayışlar, bakış açıları ve farklı bilgiler olacak ama seçim insanın. Onların içerisinde sana fayda veren hangisi, sana iyi gelen hangisi onu sen seçeceksin.&nbsp;<br />
Diğer taraftan insanların çok büyük bir kısmı hangi anlayış, inanç ve dinin içinde doğdularsa çoğunlukla orada ölürler. Kaç Hindu, Müslüman ya da Musevi din değiştirmiştir? Emin olun binde bir sayısı bile çok yüksek.&nbsp;<br />
Özellikle anne babamızdan gördüklerimizden ve çevremizden gördüklerimizden etkilenerek bir inanç sahibi oluyoruz. Yani din olmasaydı orada yine töre olacaktı, yine bir inanç kalıbı olacaktı.&nbsp;<br />
<strong>“DİNLER, İNSANLIĞA FAYDA&nbsp;SAĞLAMAK İÇİN GÖNDERİLDİ”</strong><br />
Dinler, insanlığı disipline etmek üzere verilmiştir. Bununla birlikte şu andaki dinlerin çok büyük bir kısmı algı mühendislikleriyle insanlara bambaşka sunularak ve onları bir yerde fazla ilerletmeyecek şekillere getirilmiştir. Oysaki dünyaya gelen bütün dinler, daha doğrusu dünyaya din getiren büyük vazifelilerin, peygamberlerin her biri insana ve insanlığa fayda verebilmek, onları selamete çağırmak, onları güzel ahlak kuralları ile aslında iyi bir hayat yaşayabilecekleri bir duruma çağırır. Bu hayatı nasıl cennet edeceklerinin yollarını anlatmışlardır.&nbsp;<br />
Aktarılanın her zaman her noktasını tam olarak alamamışızdır ama her bir peygamberin de gönlünde ve yüreğinde yaşadığı o büyük zenginlik o topluma bir kaynak olmuştur ve çevresini beslemiştir. Şu anda gördüğümüz birçok anlayış, inanç ve algılama biçimi bu yeni dönemde değişecek, dönüşecek ve bambaşka hallere gelecektir. İnanan insanların bir kısmı inançlarını kaybedecek, bazı kişiler daha eski inançlara sarılacak, bir kısmı da inançlarından imana ve gerçek hakikate doğru yola çıkacaktır. Dünyanın da kendine göre bir kaderi var, coğrafyaların kaderi var.<br />
Buradan yola çıkarak “Kerbela’da olanlar ilahi planda var olduğu için yaşandı” diyebiliriz, öyle olmasaydı bugün mezhepler hala var olmaya devam eder miydi?<br />
Ü.G. Tanrının izni olmadan bir yaprak dahi kımıldamaz. Öyleyse her şey planlı programlı bir şekilde devam ediyor. Bir çoğumuz şurayı ilk başta anlamayabiliyoruz: Madem her şey planlandı, her şey olması gerektiği gibi, O’nun en mükemmel şekliyle hesap ve planıyla gidiyorsa o zaman kader ne? Bizim kader üzerindeki inisiyatifimiz ve gücümüz ne? &nbsp;<br />
Biz zamana tabiyiz, zaman akışının içinde geçmiş ve gelecek diye lineer bir çizgi üzerindeyiz. Oysaki her şey aynı anda olup bitiyorsa o zaman tüm yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımıza nasıl kadersel bir bakışla bakardık? Zaten bütün seçimler an içinde belliyse, geçmiş ve gelecek noktanın içinde var ise oradan bakan için de her şey çoktan hesaplanmıştır, olmuştur, yaşanmıştır ve bitmiştir. Yani her şey olması gerektiği gibidir.<br />
Levh-i Mahfuz hakkında ne düşünüyorsunuz?<br />
<strong>“LEVH-İ MAHFUZ&nbsp; İNSANIN KALBİDİR”</strong><br />
Ü.G. Benim için levh-i mahfuz insanın kalbidir. Her birimizde levh-i mahfuz vardır ve o öze, özdeki bir noktaya gider. Tabii ki geçmişteki değerli ilim sahibi öğretmenler bize bu konuları hatırlatmışlardır. Bu, Hz. Ali’nin çok önemli bir bilgisidir, “İlim tek bir nokta idi cahiller onu çoğalttı.”<br />
Kendimizi keşfedebildiğimiz ölçüde çokluktan birliğe, birlikten de bir noktaya gideriz. Noktanın kendisi sonsuzdur ve sonsuza bölünebilir. Allah’ın birliği de böyledir. Yaratılan her şeyde birbirine benzemeyecek kadar çokluk vardır. Bu farklılık ve çokluk O’nun birliğini anlatmak içindir. Yaratanın birliği yaratılanın çokluğu ve sonsuzluğuyla dengelenir.<br />
İbni Sina Kadim Şifa Vakfı’nın çocuklar için de projeler geliştirme planı var mı?<br />
Ü.G. İbni Sina Akademi Şifa Vakfı’mız fayda rehberliği üzerine kurulmuş, bir taraftan kadim sağlık reçetelerini günümüze kazandırmak için bunlarla ilgili, hekim ve sağlık çalışanlarına eğitimler, burslar ve kaynak aktarımları yapmak bir taraftan sağlığımız için atalık tohum ve doğru tarım, doğru beslenmeyle ilgili bilgileri desteklemekte ve bu konuda da çiftçimize ve halkımıza destek vermektedir.&nbsp;<br />
Öğretmenlerimize, ebeveynlere ve çocuklara özel eğitimler düzenliyoruz ve ezber sistemlerin ne kadar yanlış olduğunu anlatıyoruz. Başta ülkemiz olmak üzere dünyanın birçok ülkesinin çeşitli küresel kuruluşlar tarafından kuşatılan sistemlerden nasıl özgürleşebileceğiyle ilgili bilgi ve eğitim çalışmaları yapıyoruz. Örneğin, neden annelerimiz evlerinde ebe eşliğinde doğuramıyor? Neden özellikle sezaryen doğumlar bu kadar özendiriliyor? Neden hamile kadınlara tetanos aşısı yapılıyor? Neden çocuklarımıza ne idüğü belirsiz aşılar dayatılıyor? Çocuk eğitimlerimiz neden bir ahlak eğitimine değil de ezberci bir eğitime dayalı? Gençlerimiz, hayata hazırlanan çocuklarımız neden doğru bir hedef ve yön bilgisine sahip değil ve bu konuda neden gerekli adımlar atılmıyor? Neden manevi ve ruhsal alanda yeteneklerinin geliştirilebileceği özel eğitimler ve çalışmalar yapılmıyor? &nbsp;&nbsp;<br />
Bunların her biriyle ilgili 5 bin şifacı dostumuz ve eğitimcilerimiz gönül ve el birliğiyle çalışıyor. Dünyanın dört bir tarafında vakfımızın gönüllüleri bu konuya aşkla, gerçekten fayda alışverişi esaslı akıyorlar ve inşallah onların faydaları önümüzdeki günlerde güzel çiçekler ve meyveler verecektir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ramazan Atabey</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Röportajlar</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/unal-guner-anlatti-yasam-felsefesi-uzerine-geleneksel-ve-modern-yaklasimlar</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Nov 2023 10:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2023/11/cemre-sayfa1.JPG" type="image/jpeg" length="73366"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
