<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>24 Saat Gazetesi Ankara</title>
    <link>https://www.24saatgazetesi.com</link>
    <description>Ankara son dakika haberleri, asayiş, trafik kazası ve yangın olayları Gazeteciler Cemiyeti yayın organı 24 Saat'te. Günün maçı saat kaçta, ne zaman, hangi kanalda?</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.24saatgazetesi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>24 Saat Gazetesi Ankara - Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 18 Aug 2026 10:48:43 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan fruktoz uyarısı "Karaciğerde hızla yağa dönüşüyor, çocukluk çağı tüketimi yüzde 42'yi aştı"]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/uzmanlardan-fruktoz-uyarisi-karacigerde-hizla-yaga-donusuyor-cocukluk-cagi-tuketimi-yuzde-42yi-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/uzmanlardan-fruktoz-uyarisi-karacigerde-hizla-yaga-donusuyor-cocukluk-cagi-tuketimi-yuzde-42yi-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Özmert, nişasta bazlı şekerlerin (NBŞ) yüksek fruktoz içeriği nedeniyle karaciğer yağlanması, obezite ve insülin direnci başta olmak üzere birçok kronik hastalığa zemin hazırladığını belirtti. Türkiye'de 7-8 yaş grubunda şekerli içecek tüketim oranının yüzde 42,3'e fırladığına dikkat çeken Özmert, yaşamın ilk 2 yılında ilave şekerin tamamen sıfırlanması gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şekerleme, unlu mamuller, dondurma, reçel ve gazlı içecek sanayisinde yaygın olarak tercih edilen nişasta bazlı şekerler, sağlık açısından ciddi riskler barındırıyor. Türkiye'de üretilen toplam şekerin en fazla yüzde 2,5'ini oluşturacak şekilde Tarım ve Orman Bakanlığı kotalarıyla denetlenen NBŞ'lerin insan metabolizması üzerindeki yıkıcı etkilerine dair Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Özmert önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>

<h2><strong>"Tokluk hissi vermiyor, hızla yağlanmaya yol açıyor"</strong></h2>

<p>Şeker pancarından elde edilen sofra şekerinde glukoz ve fruktozun eşit oranda bulunduğunu, NBŞ'de ise fruktoz oranının yüzde 42 ile 90 arasında değiştiğini belirten Prof. Dr. Özmert, şu uyarıları yaptı:</p>

<blockquote>
<p><i>"NBŞ'nin hastalık oluşturma riski, yüksek fruktoz içeriği nedeniyle çok daha yüksek. Fruktoz, diğer şekerlerden farklı bir metabolizmaya sahiptir; doğrudan karaciğerde hızla yağa dönüşür. Vücutta tokluk hissi oluşturmadığı için tüketim durmaksızın devam eder. Çocukluk dönemindeki yüksek şeker tüketimi yalnızca obeziteyle kalmayıp insülin direnci, hipertansiyon, yağlı karaciğer, diş çürükleri, kardiyometabolik sorunlar ve davranış bozukluklarıyla doğrudan ilişkilidir."</i></p>
</blockquote>

<h3><strong>Çocuklarda şekerli içecek tüketimi 3 katına çıktı</strong></h3>

<p>Türkiye'de 7-8 yaş grubundaki ilkokul çocukları üzerinde yapılan araştırmaların endişe verici boyutlara ulaştığını aktaran Özmert, günlük veya sıklıkla şekerli içecek tüketen çocuk oranının 2013 yılında yüzde 12,7, 2016 yılında yüzde 18,4, 2022 yılında yüzde 42,3 seviyesine yükseldiğini ifade ederek acil önlem alınması gerektiğini söyledi.</p>

<h3><strong>"Obez çocukların yüzde 80'i obez yetişkin oluyor"</strong></h3>

<p>Çocukluk çağında kazanılan sağlıksız beslenme alışkanlıklarının ömür boyu süren kardiyovasküler riskler doğurduğunu belirten Prof. Dr. Özmert, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<blockquote>
<p>"Çocukluktaki hiçbir olumsuzluk çocuklukta kalmaz. Obez çocukların yüzde 55'i obez ergen, obez ergenlerin de yüzde 80'i obez erişkin olur. İlerleyen yaşlarda kalp damar hastalıkları, inme ve kanser gibi riskler katlanarak artar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amerikan Kalp Derneği verileri doğrultusunda yaşamın ilk 2 yılında çocuklara kesinlikle ilave/serbest şeker verilmemelidir. Daha büyük yaşlardaki çocuklar için ise günlük sınır en fazla 26 gram (yaklaşık 6 çay kaşığı) olmalıdır. Okul kantinlerinde sağlıklı gıda standartları eksiksiz uygulanmalı ve okullarda bir öğün ücretsiz sağlıklı yemek hizmeti sunulmalıdır."</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/uzmanlardan-fruktoz-uyarisi-karacigerde-hizla-yaga-donusuyor-cocukluk-cagi-tuketimi-yuzde-42yi-asti</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/abur-cubur-gofret2.jpg" type="image/jpeg" length="79072"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KDC'de Ebola bilançosu: 2 bin 325 kişi hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/kdcde-ebola-bilancosu-2-bin-325-kisi-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/kdcde-ebola-bilancosu-2-bin-325-kisi-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki Ebola salgınında can kaybı 2 bin 325'e çıktı. Ülkede 4 bin 945 doğrulanmış vaka tespit edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde (<strong>KDC</strong>) devam eden <strong>Ebola salgını</strong>nda can kaybı 2 bin 325'e yükseldi. <strong>Sağlık Bakanlığı</strong>nın açıkladığı verilere göre, salgının başlangıcından bu yana 4 bin 945 doğrulanmış vaka tespit edildi. Salgında ölüm oranı yüzde 47 olarak kaydedildi.</p>

<p>Son verilere göre mevcut can kaybı, KDC'nin doğusunda 2018-2020 yıllarında görülen ve 2 bin 299 kişinin yaşamını yitirdiği Ebola salgınındaki sayıyı geride bıraktı.</p>

<h2><strong>Ebola salgını 6 eyalete yayıldı</strong></h2>

<p>15 Mayıs'ta resmen ilan edilen salgının, Ebola virüsünün Bundibugyo varyantından kaynaklandığı bildirildi. Salgın Ituri, Kuzey Kivu, Güney Kivu, Haut-Uele, Tshopo ve Bas-Uele olmak üzere 6 eyaletteki 55 bölgeye yayıldı.</p>

<p>KDC'nin doğusundaki Ituri eyaletinde 246 şüpheli vaka ve 65 ölümün bildirilmesinin ardından ülkede resmi olarak salgın ilan edilmişti.</p>

<h3><strong>DSÖ'den salgının yayılma hızına ilişkin uyarı</strong></h3>

<p><strong>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)</strong> Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, 12 Ağustos'ta yaptığı açıklamada, mevcut salgının önceki Ebola salgınlarına kıyasla daha hızlı yayıldığını belirtmişti.</p>

<p>Ghebreyesus, yayılım hızının devam etmesi halinde KDC'deki salgının, 2014-2017 yılları arasında Batı Afrika'da görülen ve 28 binden fazla kişinin enfekte olduğu tarihin en büyük Ebola salgınını aşabileceği uyarısında bulunmuştu.</p>

<h3><strong>Ebola virüsü 1976'da tanımlandı</strong></h3>

<p>Ebola virüsü ilk kez 1976'da Sudan'ın <strong>Nzara</strong> kasabası ile KDC'nin Yambuku köyünde eş zamanlı olarak ortaya çıkan salgınlarla tespit edildi. Virüs, KDC'deki salgının <strong>Ebola Nehri </strong>yakınlarında başlaması nedeniyle bu adı aldı.</p>

<p>Virüs, kanamalı ateşe yol açan ciddi bir enfeksiyon hastalığına neden oluyor. KDC'deki son salgında görülen <strong>Bundibugyo</strong> <strong>varyantı</strong>na yönelik onaylanmış bir tedavi veya aşının bulunmadığı aktarıldı.</p>

<h3><strong>Batı Afrika'daki salgında 11 binden fazla kişi öldü</strong></h3>

<p>Ebola virüsü Aralık 2013'te Batı Afrika'da yayılmaya başladı. Gine, Liberya ve Sierra Leone'de 2014-2017 yılları arasında görülen salgında yaklaşık 30 bin kişiye virüs bulaştı ve 11 binden fazla kişi hayatını kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KDC'de son salgınla ilgili sağlık ekiplerinin çalışmalarını sürdürdüğü bildirilirken, vaka ve can kayıplarına ilişkin veriler yakından takip ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/kdcde-ebola-bilancosu-2-bin-325-kisi-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 14:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/kdcde-2-bin-325-kisinin-yasamini-yitirdigi-son-ebola-salgini-ulke-tarihinin-en-olumculu-oldu.png" type="image/jpeg" length="36845"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği'nden 17 Ağustos mesajı: "Afet Bakanlığı kurulmalı, Afet Müdahale Planı yeniden yazılmalı"]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/turkiye-psikiyatri-derneginden-17-agustos-mesaji-afet-bakanligi-kurulmali-afet-mudahale-plani-yeniden-yazilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/turkiye-psikiyatri-derneginden-17-agustos-mesaji-afet-bakanligi-kurulmali-afet-mudahale-plani-yeniden-yazilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği, 17 Ağustos Marmara Depremi'nin 27'nci yıl dönümünde yayımladığı basın açıklamasında afet yönetiminde köklü reform çağrısında bulunarak, mevcut AFAD yapısının yerine acilen müstakil bir "Afet Bakanlığı" kurulmasını ve Türkiye Afet Müdahale Planı'nın (TAMP) yeniden yazılmasını talep etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_fbb3280ee3b3de47-51"><a href="https://psikiyatri.org.tr/" rel="nofollow">Türkiye Psikiyatri Derneği</a> (TPD), 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin 27'nci yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı basın açıklamasında afet yönetiminde yapısal reform çağrısında bulundu. Dernek; mevcut AFAD yapısının değiştirilerek "Afet Bakanlığı" kurulmasını, Türkiye Afet Müdahale Planı'nın (TAMP) yeniden hazırlanmasını ve afetlerde psikososyal destek hizmetlerinin ana planlayıcısının Sağlık Bakanlığı olmasını talep etti.</p>

<p id="p-rc_fbb3280ee3b3de47-52">Türkiye Psikiyatri Derneği Afetlere Hazırlık ve Müdahale Birimi ile Merkez Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, 17 Ağustos Marmara Depremi ve sonrasında yaşanan tüm afetlerde hayatını kaybedenler anıldı. Açıklamada, depremlerin yarattığı yıkımların ve işlevsiz müdahalelerin toplum üzerinde derin psikolojik travmalara yol açtığı, bu tablonun aynı zamanda insan kaynaklı bir ihmal olduğu vurgulandı.</p>

<h2><strong>"Önlemsizliğin bedeli 6 Şubat depremleriyle ağır ödendi"</strong></h2>

<p id="p-rc_fbb3280ee3b3de47-53">1999 Marmara Depremi'nin ardından sivil savunma yapısının yenilenmesi, deprem yönetmelikleri ve deprem vergisi gibi adımlarla bir milat yaşandığı ancak bu farkındalığın kısa sürdüğü ifade edildi. Açıklamada şu değerlendirmelere yer verildi:</p>

<blockquote>
<p id="p-rc_fbb3280ee3b3de47-54">"Deprem gerçeğiyle bağdaşmayan müdahale planları ve başta meslek örgütlerinin katkısı olmak üzere kolektif müdahaleyi yok sayan yapılanma nedeniyle yıllar içinde oluşmayan afet kültürünün ve sağlanamayan yapı güvenliğinin bedeli, 6 Şubat depremleriyle çok ağır ödenmiştir. Afet gerçeği ile hareket etmek, yaşanan her afet sonrasında yapılanların kutsanması yerine eksikliklerin belirlendiği sağlıklı analizler ile mümkündür."</p>
</blockquote>

<p id="p-rc_fbb3280ee3b3de47-55">Depremler kuşağında yer alan Türkiye'de sismik boşluklar ve olası Marmara/İstanbul Depremi riski nedeniyle zaman kaybedilmeden önlem alınması gerektiği, afet travmalarının özellikle çocuklar, yaşlılar, engelliler ve kırılgan gruplarda kalıcı izler bıraktığı kaydedildi.</p>

<h3><strong>Türkiye Psikiyatri Derneği'nden 4 Maddelik Acil Eylem Talebi</strong></h3>

<p id="p-rc_fbb3280ee3b3de47-56">Afet yönetiminin kurumsal yapısının doğrudan toplumun ruh sağlığını belirleyen temel bir etken olduğuna dikkat çeken TPD, kamuoyu ve yetkililerle 4 temel talebini paylaştı:</p>

<ul>
 <li>
 <p id="p-rc_fbb3280ee3b3de47-57">Yaşanan son depremlerdeki tecrübeler göz önüne alınarak mevcut AFAD yapısı ivedilikle değiştirilmeli ve vakit kaybetmeden müstakil bir <strong>Afet Bakanlığı</strong> kurulmalıdır.</p>
 </li>
 <li>
 <p id="p-rc_fbb3280ee3b3de47-58">Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP), sahadaki işlevsizliği ve yaşanan aksaklıklar nedeniyle bilimsel veriler ışığında, tüm paydaşların ve meslek örgütlerinin katılımıyla sıfırdan revize edilmelidir.</p>
 </li>
 <li>
 <p id="p-rc_fbb3280ee3b3de47-59">TAMP kapsamında halen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde yürütülen ruhsal sağlık ve psikososyal destek görevlerinde, acı tecrübeler ve bilimsel veriler doğrultusunda <strong>Sağlık Bakanlığı ve sağlık kuruluşları ana planlayıcı</strong> yetkiye getirilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p id="p-rc_fbb3280ee3b3de47-60">Meslek örgütleri ve uzmanlık derneklerinin katılımıyla "Afetlerde Ulusal Ruhsal Sağlık Müdahale Stratejisi" oluşturulmalı ve bu doğrultuda çok paydaşlı bir kurul hayata geçirilmelidir.</p>
 </li>
</ul>

<h3><strong>"Kurumlara her türlü katkıyı sağlamaya hazırız"</strong></h3>

<p id="p-rc_fbb3280ee3b3de47-61">6 Şubat depremleri öncesinde kendi bünyesinde <i>Afetlere Hazırlık ve Müdahale Birimi</i> kurarak bağımsız müdahale planlarını oluşturduğunu hatırlatan Türkiye Psikiyatri Derneği, hazırlıklı olmanın toplumsal ruhsal etkilenmeyi en aza indireceğini belirterek afetlerle mücadelede tüm devlet kurumlarına bilimsel destek vermeye hazır olduklarını bildirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ahmet Çağatay Bayraktar</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/turkiye-psikiyatri-derneginden-17-agustos-mesaji-afet-bakanligi-kurulmali-afet-mudahale-plani-yeniden-yazilmali</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/2022-agustos-20220816-2-54739716-79921042.webp" type="image/jpeg" length="57051"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mizofoni her 8 kişiden 1'inde görülüyor: Çiğneme ve nefes alma sesleri neden rahatsız ediyor?]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/mizofoni-her-8-kisiden-1inde-goruluyor-cigneme-ve-nefes-alma-sesleri-neden-rahatsiz-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/mizofoni-her-8-kisiden-1inde-goruluyor-cigneme-ve-nefes-alma-sesleri-neden-rahatsiz-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çiğneme, yutkunma, burun çekme ve nefes alma gibi bazı sesler, kimi kişilerde yoğun öfke, tiksinti ve sıkıntıya neden olabiliyor. Mizofoninin günlük yaşam, sosyal ilişkiler ve iş hayatına etkileri, tanı ve tedavi süreci ile toplumdaki yanlış inanışlar ele alındı. Psikiyatrist Dr. Ali Ercan Altınöz, 24 Saat Gazetesi’ne konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı sesler, toplumun büyük bölümü için günlük hayatın sıradan bir parçası olurken kimi kişilerde yoğun ve kontrol edilmesi güç tepkiler oluşturabiliyor.</p>

<p>Özellikle çiğneme, yutkunma, burun çekme ve nefes alma gibi seslere karşı ortaya çıkan öfke, tiksinti ve kaçınma davranışları, mizofoni olarak adlandırılan durumla ilişkilendiriliyor. Bu tepkilerin yalnızca anlık bir rahatsızlıkla sınırlı kalmadığı, kişinin çevresiyle ilişkilerinden günlük rutinlerine kadar farklı alanlarda güçlük yaşamasına neden olabildiği belirtiliyor.</p>

<p>Durumun diğer ses hassasiyetlerinden ayrılması, belirtilerin doğru değerlendirilmesi ve kişinin yaşamını etkileyen boyutlarının ele alınması önem taşıyor. <strong>Psikiyatrist &amp; Psikoterapist Dr. Ali Ercan Altınöz</strong>, 24 Saat Gazetesi’ne yaptığı açıklamada mizofoninin nedenleri, belirtileri, günlük yaşama etkileri, tanı ve tedavi süreci ile toplumdaki yanlış inanışlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><img alt="Prof Dr Ali̇ Ercan Altinöz" class="detail-photo img-fluid" height="1066" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/prof-dr-ali-ercan-altinoz.jpg" width="1600" /></p>

<h2><strong>Mizofoni sesin şiddetinden bağımsız tepkiye yol açıyor</strong></h2>

<p>Her ses hassasiyetinin mizofoni anlamına gelmediğini vurgulayan Altınöz, hiperakuzi ve fonofobinin de sese karşı toleransın azaldığı durumlar olduğunu ancak mizofoniden farklı özellikler taşıdığını söyledi.</p>

<p>Mizofoniyi hiperakuziden, yani yüksek seslere karşı genel bir fiziksel rahatsızlık ya da ağrı duyulması durumundan ve fonofobiden, yani belirli bir sesin zarar vereceğine dair korkudan ayıran en önemli özelliğin tepkinin sesin şiddetiyle ilgili olmaması olduğunu belirten Altınöz, "Kişi belli bir sese, o sesin kaynağına ve kendisi için taşıdığı anlama bağlı olarak tepki verir. Mizofonide yaşanan şey fiziksel bir ağrı değil, öfke, tiksinti ve kaçınma gibi duygusal ve davranışsal bir tepkidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Mizofoninin neden ortaya çıktığına ilişkin kesin bir yanıt bulunmadığını belirten Dr. Ercan Altınöz, beyin görüntüleme çalışmalarının önemli ipuçları sunduğunu söyledi. Altınöz, "Tetikleyici bir ses duyulduğunda, beynin işitme ve 'bu önemli, dikkat et' sinyalini üreten bölgelerinde normalden fazla bir aktivasyon görülüyor. Bu da kişinin o sese karşı adeta sürekli tetikte olduğu bir durumu işaret ediyor" diye konuştu.</p>

<p>Günümüzde mizofoninin hala bir psikiyatrik bozukluk olarak sınıflandırılmadığını belirten Dr. Ercan Altınöz, bununla birlikte mizofoninin başka psikiyatrik bozukluklarla ilişkili göründüğünü ifade etti.</p>

<p>Altınöz, Hacettepe Üniversitesi'nden araştırmacılar Kılıç, Öz, Avanoğlu ve Aksoy tarafından Ankara'da gerçekleştirilen geniş çaplı bir araştırmada, mizofoninin obsesif-kompulsif bozukluk ve fobilerle ortak özellikler taşıdığının ortaya konulduğunu aktardı.</p>

<p><img alt="Mi̇zofoni̇ 2" class="detail-photo img-fluid" height="1314" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/mizofoni-2.png" width="2176" /></p>

<p>Araştırmada, mizofoniye verilen tepkinin sesin gerçek özelliklerinden bağımsız olduğu, tetikleyiciyle kıyaslandığında aşırı ve orantısız bir nitelik taşıdığı ve kişiyi belirgin bir kaçınma davranışına sürüklediği belirtildi.</p>

<p>Altınöz, Esin Engin, Duru Tulumtaş ve Sude Kök ile sürdürdüğü çalışmaya ilişkin ise, “Benim Esin Engin, Duru Tulumtaş ve Sude Kök ile sürdürdüğüm bir çalışma da mizofoninin yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve otizm spektrumu bozukluğuyla kimi benzer özellikler taşıdığı yönünde” dedi.</p>

<p>Altınöz, bu bulguların mizofoninin belirli bir ses ile olumsuz bir duygu arasında nörobiyolojik olarak atanmış ve sonradan zamanla pekişmiş, öğrenilmiş bir bağ olabileceğini düşündürdüğünü belirtti.</p>

<h3><strong>Türkiye'deki araştırma mizofoninin yaygınlığını ortaya koyuyor</strong></h3>

<p>Mizofoninin görülme sıklığının, kullanılan tanım ve değerlendirme yöntemine göre değişebildiğini belirten Dr. Ercan Altınöz, Türkiye'de yapılan bir araştırmanın bu konuda yol gösterici nitelikte olduğunu söyledi. Altınöz, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p><i>“Hacettepe Üniversitesi'nden Kılıç, Öz, Avanoğlu ve Aksoy, Ankara'da rastgele seçilmiş 541 kişiyle evlerinde yüz yüze görüşerek dünyada bu konuda yapılan ilk temsili toplum araştırmasını gerçekleştirdi. Sonuçlara göre her 8 kişiden yaklaşık biri, yani yüzde 13'ü, klinik anlamda mizofoni tanı ölçütlerini karşılıyor; katılımcıların yaklaşık dörtte üçü ise en az bir sesten belirgin rahatsızlık duyduğunu söylüyor.</i></p>

<p><i>Aynı araştırmaya göre mizofoni daha çok genç yaşlarda görülüyor ve yaş ilerledikçe sıklığı azalıyor. Vakaların büyük çoğunluğunda belirtiler çocukluk veya ergenlik döneminde başlıyor. Farklı ülkelerde üniversite öğrencileriyle yapılan çalışmalarda ise yaygınlık oranları yüzde 6 ile yüzde 20 arasında, bazı çalışmalarda daha da yüksek çıkıyor; bu farklar, tekrar hatırlatmalıyım, bu sonuçlar örneklemin kimlerden oluştuğuna ve kullanılan ölçüm yöntemine bağlı.”</i></p>

<p>Psikiyatrist &amp; Psikoterapist Dr. Ercan Altınöz, mizofoninin şu an için resmi sınıflandırma kılavuzlarında ayrı bir ruhsal bozukluk olarak yer almadığını ancak bu durumu psikiyatrik bir durum olarak ele almayı destekleyen kanıtların giderek arttığını belirtti.</p>

<p>Altınöz, mizofoninin diğer psikiyatrik bozukluklarla ilişkisine yönelik bulguların da bulunduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p><i>“Engin, Tulumtaş ve Kök ile sürdürdüğümüz araştırmaya benzer şekilde Kılıç ve ekibinin araştırmasında, mizofonisi olan kişilerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, bipolar bozukluk, madde kullanım bozukluğu gibi tanıların geçmişte görülme sıklığının belirgin şekilde daha yüksek olduğu bulunmuştu. Psikiyatri alanında mizofoninin bir psikiyatrik hastalık olup olmadığı tartışıladursun, ilginç biçimde, Kılıç ve ekibinin çalışmasındaki katılımcıların çoğu kendi durumunu bir ‘hastalık’ olarak bile görmüyor. Bu da farkındalık eksikliğine işaret ediyor.”</i></p>

<h3><strong>Mizofoni işitme sistemiyle bağlantılı olabiliyor</strong></h3>

<p>Mizofoninin işitme sistemiyle bağlantısına dair bulguların da bulunduğunu belirten Altınöz, tinnitus ve hiperakuzi ile birlikte görülebileceğini, işitme merkezleriyle ilgili beyin bölgelerinde farklı aktivasyon örüntülerinin saptandığını söyledi. Altınöz, "Mizofoni bugün hem psikiyatrik hem de işitmeyle ilgili boyutları olan, farklı uzmanlık alanlarının birlikte değerlendirmesini gerektiren bir durum olarak ele alınıyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Dr. Ercan Altınöz, mizofoninin kişinin günlük yaşamını ve sosyal ilişkilerini de etkileyebildiğini belirtti. Özellikle aile içinde ve sosyal ortamlarda, birlikte yemek yeme gibi paylaşılan anlarda gerginlik ve belirgin sıkıntı yaşanabildiğini ifade eden Altınöz, kişilerin kendilerini rahatsız eden seslerin bulunduğu kişilerden, ortamlardan veya etkinliklerden uzak durmaya başlayabildiğini söyledi.</p>

<p>Mizofoninin okul ve iş hayatında da dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon güçlüğü nedeniyle performans düşüklüğüne yol açabildiğini aktaran Altınöz, bazı kişilerde öfke patlamaları veya kontrolü kaybetme hissinin görülebildiğini, bunun ardından suçluluk ve utanç duygularının ortaya çıkabildiğini belirtti. Altınöz, tüm bu durumların sosyal izolasyon ve yalnızlığa neden olabildiğini, ilişkilerde ise gerginlik ve yanlış anlaşılmaların yaşanabileceğini kaydetti.</p>

<p><img alt="Mi̇zofoni̇ 3" class="detail-photo img-fluid" height="1086" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/mizofoni-3.png" width="2498" /></p>

<p>Yapılan çalışmaların mizofonisi olan bireylerin kendi ruh sağlıklarını fiziksel sağlıklarından belirgin şekilde daha kötü değerlendirdiğini gösterdiğini aktaran Altınöz, "Mizofoni yalnızca can sıkıcı bir durum değil, kişinin kendini genel olarak kötü hissetmesine de sebep olan bir yük" değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Mizofoni için henüz herkesin üzerinde uzlaştığı standart bir tanı kriteri bulunmadığını belirten Dr. Ercan Altınöz, ancak Gökhan Öz'ün geliştirdiği ve Kılıç ile ekibinin araştırmasında kullanılan yapılandırılmış görüşme yönteminin Türkiye'de bu alanda önemli bir katkı sağladığını söyledi.</p>

<p>Bu yöntemde elli farklı sesin tek tek sorulduğunu ve kişinin bu seslere verdiği tepkinin değerlendirildiğini belirten Altınöz, araştırma grubunun önerdiği tanı ölçütlerinin kişinin bir veya daha fazla sese karşı belirgin sıkıntı duymasını, bu seslere öfke, tiksinti veya sıkıntı şeklinde yoğun duygusal tepki vermesini, sesten kaçınmak için belirgin çaba göstermesini ve bu durumun günlük yaşamını, ilişkilerini ya da işini etkilemesini içerdiğini aktardı.</p>

<p>Tanı ve tedavi sürecinde psikiyatri, klinik psikoloji ve odyolojinin (işitme uzmanlığı) birlikte çalıştığını ifade eden Altınöz, özellikle tinnitus ve hiperakuzi gibi durumların ayırt edilmesinde odyolojinin önemli rol oynadığını belirtti.</p>

<p>Altınöz, "Mizofoninin tek bir uzmanlık alanının değil, bu alanların birlikte çalışmasının konusu olduğunu söyleyebilirim" dedi.</p>

<h3><strong>Bilişsel davranışçı terapi mizofoni belirtilerini azaltabiliyor</strong></h3>

<p>Psikiyatrist &amp; Psikoterapist Dr. Ercan Altınöz, mizofoni için şu an herkesin üzerinde uzlaştığı standart bir tedavi yönteminin bulunmadığını belirtti. Ancak son yıllarda bilişsel davranışçı terapinin (BDT) belirtileri azaltmada etkili olduğuna dair güçlü bulguların biriktiğini ifade etti.</p>

<p>Altınöz, Hollanda'da yapılan bir çalışmada grup halinde uygulanan bilişsel davranışçı terapinin mizofoni belirtilerini hem kısa vadede hem de bir yıl sonrasında anlamlı ölçüde azalttığının görüldüğünü, başka bir çalışmada ise hastaların yaklaşık yarısında belirgin bir rahatlama sağlandığını aktardı.</p>

<p>Bu alanda Türkiye'den de önemli çalışmalar yapıldığını belirten Altınöz, Kezban Burcu Avanoğlu ve ekibinin kişinin kendi kendine uyguladığı maruz bırakma yöntemi ile ses terapisini karşılaştıran bir çalışma yürüttüğünü söyledi.</p>

<p>Altınöz, rahatsızlık veren sese kademeli olarak alışmayı amaçlayan maruz bırakma yönteminde hafif bir iyileşme eğilimi görülse de genel olarak yanıt oranının düşük kaldığını ve bunun alanın daha etkili yöntemlere ihtiyaç duyduğunu gösterdiğini ifade etti.</p>

<p>Aynı ekibin bir vaka sunumunda ise psikoeğitim ile bilişsel davranışçı terapinin birlikte uygulanmasının bir hastada belirti şiddetini belirgin biçimde azalttığının bildirildiğini aktardı.</p>

<p>Kendi klinik deneyiminden de örnek veren Dr. Altınöz, Klinik Psikiyatri dergisinde yayımlanan bir olgu sunumunda 18 yaşındaki bir tıp fakültesi öğrencisinin ele alındığını söyledi. Altınöz, yurda taşındıktan sonra klima sesi ve yanındaki kişilerin içecek yudumlama sesleri gibi tetikleyiciler nedeniyle ders çalışamaz hale gelen hastanın akademik performansının ciddi şekilde etkilendiğini belirtti.</p>

<p>Bu hastaya ihtiyacına yönelik bilişsel davranışçı terapi programı uygulandığını ifade eden Altınöz, süreçte mizofoni hakkında bilgilendirme yapıldığını, düşünce-duygu-davranış döngüsünün incelendiğini, otonom sinir sistemi ve sakinleşme tepkisi üzerine çalışıldığını, kademeli davranışsal denemeler yapıldığını ve öğrenilenlerin pekiştirildiğini aktardı.</p>

<p>Tedavi sonunda hastanın daha önce çalışamadığı ortamlarda rahatça ders çalışabilir hale geldiğini ve şikayetlerinin büyük ölçüde gerilediğini belirten Altınöz, bu olgunun mizofoninin henüz resmi bir tanı olarak kabul edilmese de bilişsel davranışçı terapiyle iyileşebilecek bir durum olduğunu gösteren örneklerden biri olduğunu söyledi.</p>

<p><img alt="Prof Dr Ali̇ Ercan Altinöz 1" class="detail-photo img-fluid" height="4032" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/prof-dr-ali-ercan-altinoz-1.jpg" width="3024" /></p>

<h3><strong>Mizofoni tedavisinde yeni yöntemlere ilişkin kanıtlar sınırlı kalıyor</strong></h3>

<p>İlaç tedavisi (bazı antidepresanlar, beta-blokerler) ve beyin uyarımına dayalı bazı yeni yöntemlerin de yurt dışında denendiğini belirten Altınöz, ancak bu yöntemlere ilişkin kanıtların henüz çok sınırlı olduğunu ifade etti. Altınöz, mizofoni tedavisinde daha büyük çaplı, psikiyatri ve odyolojinin birlikte yürüttüğü çalışmalara ve mizofoniye uyarlanmış bilişsel davranışçı terapi protokollerine ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p>

<p>Dr. Ercan Altınöz, mizofoni hakkında farkındalığın düşük olmasının, bu yakınmaları yaşayan bireylerin toplumda damgalanmasına neden olabildiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Mizofonisi olan kişilere yargılayıcı yaklaşılmaması gerekiyor</strong></h3>

<p>Altınöz, destek olmak için şu önerileri sıraladı:</p>

<p>Dr. Ercan Altınöz, mizofonisi olan kişilere yaklaşımda yargılayıcı bir tutumdan kaçınılması gerektiğini belirtti. Tepkilerin “huysuzluk” ya da “kasıtlı abartı” olarak değerlendirilmemesi, kişinin gerçekten yoğun bir sıkıntı yaşayabileceğinin kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Ortak alanlarda, örneğin yemek masası veya açık ofis gibi ortamlarda oturma düzeninde değişiklik yapılması ya da uygun durumlarda kulaklık kullanımına izin verilmesi gibi makul düzenlemelerin kişinin yaşadığı sıkıntıyı azaltabileceğini aktardı.</p>

<p>Kişiye “fazla tepki veriyorsun” gibi ifadelerle yaklaşılmaması gerektiğini vurgulayan Altınöz, suçlayıcı söylemlerin utanç ve içe kapanma duygularını artırabileceğini söyledi.</p>

<p>Kulaklık, beyaz gürültü ve kısa aralar gibi baş etme yöntemlerine de anlayış gösterilmesi gerektiğini belirten Altınöz, mizofoni konusunda farkındalık kazanılmasının önemine dikkat çekti. Altınöz, ihtiyaç duyulması halinde kişinin psikiyatri, psikoloji veya gerekli durumlarda odyoloji alanında profesyonel destek alması için yönlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<h3><strong>Mizofoni hakkındaki yanlış inanışlar kişilerin yaşadığı sorunları artırıyor</strong></h3>

<p>Mizofoniyle ilgili toplumda birçok yanlış inanış bulunduğunu belirten Dr. Ercan Altınöz, bu yanlış değerlendirmelerin kişilerin yaşadığı zorlukların anlaşılmasını zorlaştırdığını söyledi.</p>

<p>Dr. Ercan Altınöz, mizofoniyle ilgili toplumda çeşitli yanlış inanışların bulunduğunu belirterek, bu durumun yalnızca “huysuzluk” veya “şımarıklık” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Mizofoninin gerçek bir sıkıntıya ve günlük yaşamda işlevsellik kaybına yol açabildiğini ifade eden Altınöz, kişilerin verdikleri tepkilerin büyük ölçüde istem dışı ortaya çıktığını ve bu tepkileri kontrol etmenin kısmen mümkün olsa da yorucu olabildiğini aktardı.</p>

<p>Mizofoninin yalnızca sesin yüksekliğiyle ilgili olmadığını vurgulayan Altınöz, belirleyici olanın sesin şiddetinden ziyade kaynağı ve kişi açısından taşıdığı anlam olduğunu belirtti. Bu özelliğin mizofoniyi hiperakuziden ayıran temel farklardan biri olduğunu ifade etti.</p>

<p><img alt="Mi̇zofoni̇ 4" class="detail-photo img-fluid" height="1196" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/mizofoni-4.png" width="2144" /></p>

<p>Mizofoninin çok nadir görülen bir durum olduğu yönündeki düşüncenin de doğru olmadığını belirten Altınöz, araştırmalarda toplumda her sekiz kişiden birinin mizofoni tanı ölçütlerini karşıladığının gösterildiğini söyledi. Farkındalığın tek başına yeterli olmadığını da kaydeden Altınöz, mizofonisi olan kişilerin çok azının bu belirtiler nedeniyle profesyonel destek aldığını, çoğunun ise yaşadığı durumu bir “hastalık” olarak bile görmediğini ifade etti.</p>

<p>Bu yanlış inanışların giderilmesinde damgalayıcı olmayan ve anlaşılır bir dille toplumu bilgilendirmenin önemine dikkat çeken Altınöz, mizofoninin gerçek bir durum olduğunun ve gerektiğinde tedaviyle iyileşebileceğinin vurgulanması gerektiğini aktardı. Altınöz, "Mizofonisi olan bireylerin yaşadıkları zorluğu bilmek ve anlamak için bu konudaki farkındalığı arttırmalı ve mümkün olduğunca toplumumuzun ruh sağlığı okuryazarlığını arttırmalıyız" ifadelerini kullanarak bu tür yakınmaları olan kişilerin bilişsel davranışçı psikoterapistlere yönlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Şilan Eylül Kandemir</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/mizofoni-her-8-kisiden-1inde-goruluyor-cigneme-ve-nefes-alma-sesleri-neden-rahatsiz-ediyor</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/mizofoni-ses.PNG" type="image/jpeg" length="67347"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tatilde kulak enfeksiyonuna yol açan 6 hata]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/tatilde-kulak-enfeksiyonuna-yol-acan-6-hata</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/tatilde-kulak-enfeksiyonuna-yol-acan-6-hata" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı, tatilde kulak enfeksiyonuna yol açan 6 hatayı ve alınabilecek basit ama etkili önlemleri açıkladı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte kulak sağlığını olumsuz etkileyebilecek bazı yanlış alışkanlıklar daha sık görülüyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı “Kulak kanalında gelişen dış kulak yolu enfeksiyonları (yüzücü kulağı) yaz aylarında belirgin artış gösterirken, bazı durumlarda orta kulak enfeksiyonları da görülebiliyor. Her iki tabloda da şiddetli kulak ağrısı, işitme kaybı, kulakta akıntı ve ateş gibi yakınmalar ortaya çıkarak hem çocukların hem de yetişkinlerin yaşam kalitesini düşürebiliyor” diyor. Yazın artış gösteren kulak enfeksiyonlarının bazı basit önlemlerle büyük ölçüde önlenebileceğini belirten KBB Uzmanı Dr. Akı, tatilde kulak enfeksiyonuna yol açan 6 hatayı ve alınabilecek basit ama etkili önlemleri açıkladı.<br />
<strong>Havuz hijyenine dikkat etmemek</strong><br />
Yeterince dezenfekte edilmeyen havuzlarda bakteri, mantar ve bazı mikroorganizmalar kolayca çoğalabiliyor ve halk arasında ‘yüzücü kulağı’ olarak bilinen dış kulak yolu enfeksiyonuna (otitis eksterna) yol açabiliyor. Bu tabloda kişide şiddetli kulak ağrısı, kulak akıntısı, işitme azlığı ve ilerleyen enfeksiyon varlığında kulak kepçesinde kızarıklık, ödem görülebiliyor. Bu durumun en aza indirgenmesi için alınacak ilk önlem ise düzenli bakım yapılan ve temizliğinden emin olunan havuzların tercih edilmesidir.<br />
<strong>Kulağı uzun süre ıslak bırakmak ve yıkamaya çalışmak</strong><br />
Kulak kanalının yapısı asidik bir ortam içerir ve bu da bizi mikroorganizmalara karşı korur. Kulağın sık temizlenmeye çalışılması, ıslak kalan dış kulak yolu ve uzun süre nemli ortam kulak kanalının doğal asidik yapısını bozarak bakteriler ve mantarlar için uygun bir çoğalma ortamı oluşturur. Özellikle yaz aylarında sık yüzmek veya gün içinde defalarca suya girip çıkmak, kulak kanalının doğal asidik yapısını değiştirerek enfeksiyon riskini artırabiliyor. Sudan çıktıktan sonra kulağın dış kısmının yumuşak bir havluyla nazikçe kurulanması, başın sağa ve sola eğilerek içeride kalan suyun kendiliğinden boşalmasının sağlanması kulak sağlığının korunmasına yardımcı olur.<br />
<strong>Kontrolsüz kulak temizleme çubuğu kullanımı</strong><br />
KBB Uzmanı Dr. Ecem Sevim Akı toplumumuzda kulak kirini pamuklu çubukla temizlemeye çalışmanın çok sık yapılan hatalardan biri olduğunu belirterek “Kulak kiri (serumen) aslında kulağı mikroplardan koruyan doğal bir bariyer görevi görür. Ancak pamuklu çubukla kiri dışarı çıkarmaya çalışmak, aksine kirin kulak kanalında daha derinlere itilmesine sebep olur ve dış kulak yolu cildinde hasar oluşturarak bakterilerin ve mantarların kolayca yerleşmesine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle kulak kanalının içine pamuklu çubuk, saç tokası ve kürdan gibi yabancı cisimler sokulmamalıdır” diyor.<br />
<strong>‘Basit bir su kaçması’ diyerek önemsememek</strong><br />
Yüzme sırasında kulağa su kaçmasını ‘nasıl olsa geçer’ diyerek önemsememek, enfeksiyona yol açarak kulak ağrısı, kaşıntı, dolgunluk hissi, işitmede azalma ya da akıntı gibi yakınmalara neden olabilir. Üstelik hafif başlayan bir enfeksiyon kısa sürede şiddetli ağrıya, kulak kanalında belirgin şişliğe ve işitme kaybına yol açabilir. Bu nedenle belirtiler ortaya çıktığında mutlaka KBB uzmanına görünmek gerekir.<br />
<strong>Kulaktaki tıkanıklığa müdahale etmek</strong><br />
Toplumda sık yapılan hatalı davranışlardan biri de; kulakta dolgunluk veya tıkanıklık hissedildiğinde zeytinyağı, sirke, alkol ya da farklı sıvılar damlatmak, yabancı cisimlerle kulağı temizlemeye çalışmak. Oysa bu yanlış uygulamalar kulak kanalını tahriş edebilir, mevcut enfeksiyonu ağırlaştırabilir ve kulak zarında hasara yol açabilir. Ayrıca kulaktaki tıkanıklık hissi orta kulak enfeksiyonlarında ve bazı sinirsel tipte işitme kayıplarında da olabilir ve erken dönemde tedaviye başlanması önemlidir. Bu nedenle kulak tıkanıklığı yaşandığında mutlaka uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir.<br />
<strong>Kulak zarı deliklerinde ve ventilasyon tüp uygulamalarında önlem almamak</strong><br />
KBB Uzmanı Dr. Akı “Kulak zarında delik bulunan veya ventilasyon tüpü uygulanmış kişilerde dış kulak yolu ve orta kulak arasındaki bariyer ortadan kalkar. Orta kulağın su ile teması halinde enfeksiyonlar görülebilir. Hastanın kulağı sudan koruması ya da özel kulak tıkacı kullanması gerekir. Ancak önlemler kişiden kişiye değişebildiği için mutlaka KBB uzmanının önerisi doğrultusunda hareket edilmelidir” diyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ramazan Atabey</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/tatilde-kulak-enfeksiyonuna-yol-acan-6-hata</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/tatil-kulak.jpg" type="image/jpeg" length="73781"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yunanistan'da Batı Nil virüsü: 110 vaka tespit edildi]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/yunanistanda-bati-nil-virusu-110-vaka-tespit-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/yunanistanda-bati-nil-virusu-110-vaka-tespit-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yunanistan'da Batı Nil virüsü vakaları 12 Ağustos itibarıyla 110'a yükseldi. Vakaların 81'inde merkezi sinir sistemi bulguları görülürken, EODY sivrisineklere karşı önlem alınmasını istedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yunanistan</strong>'da <strong>Batı Nil virüsü vakaları</strong>nda bu yıl görülen artış dikkat çekti. <strong>Yunanistan Ulusal Kamu Sağlığı Kurumu (EODY) </strong>verilerine göre, 12 Ağustos'a kadar ülke genelinde 110 vaka kayda geçti. Vakaların farklı bölgelerdeki 39 belediyede tespit edildiği bildirildi.</p>

<p>Vakaların 81'inde merkezi <strong>sinir sistemi</strong>ni etkileyen bulgular görülürken, 29 kişinin hastalığı daha hafif belirtilerle geçirdiği aktarıldı. Vakalara Attika, Tesalya, Orta Makedonya ve Mora bölgelerinde rastlandığı belirtildi.</p>

<h2><strong>Attika'da vaka sayısı önceki yılları geçti</strong></h2>

<p>EODY Epidemiyolojik Gözetim ve Bulaşıcı Hastalıkların Önlenmesi Müdürlüğü yetkilisi Danai Pervanidu, özellikle <strong>Attika</strong> bölgesinde bu yıl virüsün yoğun şekilde yayıldığını ifade etti.</p>

<p>Pervanidu, bölgedeki vaka sayısının önceki yılların aynı dönemlerinde kaydedilen seviyelerin üzerine çıktığını belirtti. Virüsün önceki dönemlere kıyasla daha bulaşıcı hale geldiğine veya farklı bir davranış sergilediğine yönelik bilimsel bir bulgu bulunmadığını da kaydetti.</p>

<h3><strong>Sıcaklık ve yağışlar yayılımı etkiliyor</strong></h3>

<p>Batı Nil virüsünün yayılmasında yalnızca tek bir faktörün etkili olmadığı belirtildi. Sıcaklık ve yağışların yanı sıra sivrisinek popülasyonundaki değişimler ve kuşların göç güzergahları da <strong>virüs</strong>ün yayılımında rol oynayan unsurlar arasında gösterildi.</p>

<p>Pervanidu, Attika'da 2025-2026 kışının son 150 yılın en sıcak ikinci kışı olmasının da bu yılki vaka tablosunda etkili olmuş olabileceğini ifade etti.</p>

<h3><strong>2026 için vaka artışı uyarısı yapıldı</strong></h3>

<p>Vakalardaki yükselişin mevcut hızını koruması halinde 2026'nın kaydedilen <strong>vaka</strong> sayısı açısından son yılların en zorlu dönemlerinden biri olabileceği belirtildi.</p>

<p>Yetkililer, özellikle sivrisineklerle temasın azaltılmasının hastalıktan korunmada önem taşıdığını bildirdi. EODY de vatandaşlara kişisel ve çevresel önlemler almaları çağrısında bulundu.</p>

<h3><strong>Sivrisineklere karşı önlem çağrısı</strong></h3>

<p>EODY, vatandaşlardan sivrisinek kovucu ürünler kullanmalarını istedi. Evlerde sineklik ve cibinliklerden yararlanılması, özellikle akşam saatlerinde vücudu örten uzun giysilerin tercih edilmesi önerildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sivrisineklerin üremesine uygun ortamların azaltılması amacıyla ev ve çevresinde bulunan durgun su birikintilerinin de ortadan kaldırılması istendi.</p>

<p><strong>Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi </strong>verilerine göre Yunanistan, Avrupa'da Batı Nil virüsü vakalarının en fazla görüldüğü ülkeler arasında yer alıyor.</p>

<p>İtalya'nın ardından ikinci sırada bulunan Yunanistan'da vakaların özellikle sıcak hava koşullarının etkili olduğu dönemlerde yakından takip edildiği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/yunanistanda-bati-nil-virusu-110-vaka-tespit-edildi</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 16:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/yunanistanda-2026nin-bati-nil-virusu-acisindan-zorlu-gecebilecegi-uyarisi.png" type="image/jpeg" length="35972"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı sıcaklarda böbrek hasarı riski artıyor]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/asiri-sicaklarda-bobrek-hasari-riski-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/asiri-sicaklarda-bobrek-hasari-riski-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle belirti vermeden ilerlediği için “sessiz hastalık” olarak tanımlanan kronik böbrek hastalığının dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde görüldüğü ve bu kişilerin önemli bir bölümünün hastalığının farkında olmadığı tahmin ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2026 yılı verilerine göre yaklaşık 674 milyon kişi kronik böbrek hastalığıyla yaşıyor. Yaz mevsimiyle birlikte artan sıcaklıklar, böbrek sağlığını tehdit edebiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, özellikle aşırı sıcaklara uzun süre maruz kalmanın böbrek sağlığını olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekerek, “Sıcak havalarda vücudun ısı dengesini korumak için oluşturduğu fizyolojik yanıtlar böbrekler üzerinde ek yük oluştururken, terlemeyle gelişen sıvı kaybı da buna eşlik edebilmektedir. Yüksek nem ise terin buharlaşmasını azaltarak vücudun ısı kaybetmesini zorlaştırmakta ve ısı stresini artırmaktadır. Şiddetli ısı stresi, özellikle ciddi sıvı kaybı (dehidratasyon) veya sıcak çarpması geliştiğinde, akut böbrek hasarına yol açabilmektedir” diyor. Kronik böbrek hastalığı olanlar, ileri yaştakiler, diyabet veya hipertansiyon gibi kronik hastalıkları bulunanlar aşırı sıcakların etkilerine karşı daha hassas olabiliyor. Bu kişilerde eşlik eden hastalıklar ve kullanılan bazı ilaçlar, sıcak havalarda gelişebilen sıvı kaybı ve kan basıncındaki değişikliklerin etkisini artırabiliyor. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken en önemli üç kuralı “Sıvı dengesini korumak, aşırı sıcaklarda yoğun fiziksel aktiviteden kaçınmak ve ilaçları bilinçsizce kullanmamak” olarak sıralıyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.<br />
<strong>Sıvı dengenizi koruyun</strong><br />
Sıcak havalarda terlemeyle sıvı kaybı artabiliyor. Bu kayıp yeterince karşılanmadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor ve bunun sonucunda böbreklerin kanlanması olumsuz etkilenebiliyor. Özellikle ileri yaştaki kişilerde ve kronik hastalığı bulunanlarda belirgin sıvı kaybı, akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor.<br />
<i>Nasıl önlem almalı?</i><br />
Günlük sıvı alımınızı sıcaklık, fiziksel aktivite ve terleme miktarınıza göre ayarlayın. Herkes için geçerli tek bir su miktarı olmadığını unutmayın. Kalp yetmezliği, ileri evre böbrek hastalığı veya diyaliz tedavisi nedeniyle sıvı kısıtlamanız varsa, hekiminizin önerdiği miktarda su tüketmeye özen gösterin.<br />
<strong>Aşırı sıcaklarda yoğun fiziksel aktiviteden kaçının</strong><br />
Aşırı sıcaklarda vücut, ısısını kontrol altında tutabilmek için cilt kan akımını ve terlemeyi artırıyor. Buna yoğun egzersiz ve sıvı kaybı eklendiğinde ısı stresi artabiliyor ve böbrekler de bundan olumsuz etkilenebiliyor. Şiddetli ısı stresi ve sıcak çarpması, akut böbrek hasarına yol açabiliyor.<br />
<i>Nasıl önlem alalım?</i><br />
Egzersiz ve ağır açık hava aktivitelerini mümkün olduğunca günün daha serin saatlerinde yapın. Açık havada çalışmak zorundaysanız serin veya gölgeli ortamlarda düzenli dinlenme ve sıvı alma molaları verin.<br />
<strong>Tansiyonunuzu takip edin, ilaçlarınızı kendi kendinize değiştirmeyin</strong><br />
Sıcak havalarda damarların genişlemesi ve sıvı kaybı kan basıncının düşmesine neden olabiliyor. Özellikle idrar söktürücü kullananlarda sıvı kaybının etkilerinin daha belirgin olabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, bazı tansiyon ilaçlarını kullanan kişilerde de şiddetli sıvı kaybı durumunda böbrek fonksiyonlarının etkilenebildiğini söylüyor.<br />
<i>Nasıl önlem almalı?</i><br />
Çok sıcak günlerde, özellikle hipertansiyon tedavisi görüyorsanız tansiyonunuzu takip edin. Baş dönmesi, bayılma hissi veya alışılmışın dışında tansiyon değerleriniz düşerse, ilaçlarınızı kendi kendinize kesmek yerine hekiminize danışın.<br />
<strong>Gelişigüzel ağrı kesici kullanmayın</strong><br />
Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) grubunda yer alan bazı ağrı kesiciler böbreğin kan akımını düzenleyen mekanizmaları etkileyebiliyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, ”Özellikle dehidratasyon, kronik böbrek hastalığı, ileri yaş veya kalp yetmezliği gibi ek risk faktörlerinin varlığında akut böbrek hasarı riski artabilmektedir. Yoğun terleme, kusma ve ishal gibi sıvı kaybına yol açan durumlarda bu risk daha da önem kazanmaktadır” diyor.<br />
<i>Nasıl önlem almalı?</i><br />
Özellikle böbrek hastalığınız varsa NSAİİ grubu ağrı kesicileri hekime danışmadan sık ve kontrolsüz kullanmayın. Sıvı kaybettiğiniz dönemlerde kullandığınız ilaçlar konusunda hekiminizden bilgi alın.<br />
<strong>Böbrek taşı öykünüz varsa, dikkat!</strong><br />
Sıcak havalarda terlemeyle sıvı kaybı arttığında ve bu kayıp karşılanmadığında idrar hacmi azalabiliyor. Düşük idrar hacmi, idrardaki taş oluşturucu maddelerin yoğunluğunu artırarak taş oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle yeterli sıvı alımı, özellikle daha önce böbrek taşı geçirmiş kişilerde taş tekrarını önlemenin temel yöntemlerinden birini oluşturuyor.<br />
<i>Nasıl önlem almalı?</i><br />
Böbrek taşı olan hastalarda amaç yeterli idrar hacmini sağlamak. Güncel kılavuzlar, bu hastalarda günde en az 2,5 litre idrar hacmini sağlayacak miktarda sıvı alınmasını öneriyor. Ancak bunun içilecek su miktarı değil, hedeflenen günlük idrar miktarı olduğunu unutmayın. Dolayısıyla hekiminizin önerdiği miktarda su tüketmeye özen gösterin.<br />
İshal ve kusmaya bağlı sıvı kaybını önemseyin<br />
Yaz aylarında sıvı kaybının tek nedeni terleme olmuyor. İshal ve kusma da kısa sürede önemli miktarda su ile elektrolit kaybına yol açabiliyor. Kayıp şiddetli olduğunda ve yerine konulamadığında dolaşımdaki kan hacmi azalabiliyor ve böbrek fonksiyonları bozulabiliyor. Özellikle ileri yaştaki kişilerde ve kronik hastalığı bulunanlarda akut böbrek yetmezliği gibi daha ciddi sonuçlar gelişebiliyor.<br />
<i>Nasıl önlem almalı?</i><br />
İshal veya kusma sırasında sıvı kaybını karşılamaya dikkat edin. Sıvı alamama, idrar miktarında belirgin azalma, ciddi baş dönmesi veya bayılma gelişirse sağlık kuruluşuna başvurun.<br />
<strong>Kronik böbrek hastalığınız varsa, bu belirtileri sıcaktan sanmayın</strong><br />
Kronik böbrek hastalığı bulunan kişiler aşırı sıcakların, sıvı kaybının ve kan basıncındaki değişikliklerin etkilerine karşı daha hassas olabiliyor. Bu kişilerde kullanılan bazı ilaçlar da sıcak havalarda sıvı ve tansiyon dengesini etkileyebiliyor. Dolayısıyla havaların sıcak olduğu günlerde genel durumdaki değişikliklerin önemsenmesi gerekiyor.<br />
<i>Nasıl önlem almalı?</i><br />
İdrar miktarında belirgin azalma, bayılma, bilinç bulanıklığı, sıvı alamama veya belirgin ve devam eden halsizlik gelişirse, bu yakınmaları yalnızca sıcağa bağlamayın. Özellikle kronik böbrek hastalığınız varsa tıbbi değerlendirme için gecikmeyin.<br />
<strong>Hekim kontrollerinizi aksatmayın</strong><br />
Diyabet ve hipertansiyon, kronik böbrek hastalığının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Sıcak havalarda sıvı kaybı, kan basıncındaki değişiklikler ve diyabetli kişilerde kan şekeri kontrolünün bozulması, mevcut böbrek hastalığı açısından ek sorunlara neden olabiliyor. Ayrıca kullanılan bazı ilaçların etkileri sıcak hava ve sıvı kaybı dönemlerinde değişebiliyor.<br />
<i>Nasıl önlem almalı?</i><br />
Kan şekeri ve tansiyon takibinizi sürdürün, düzenli hekim kontrollerinizi aksatmayın. İlaçlarınızı havanın sıcak olması nedeniyle kendi kendinize kesmeyin veya dozlarını değiştirmeyin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ramazan Atabey</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/asiri-sicaklarda-bobrek-hasari-riski-artiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 13:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/asiri-sicak-sali1.png" type="image/jpeg" length="97611"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hastalık teşhisinde yapay zeka kullanımına karşı "siberkondri" uyarısı: Dijital hastalık hastalığı yaygınlaşıyor]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/hastalik-teshisinde-yapay-zeka-kullanimina-karsi-siberkondri-uyarisi-dijital-hastalik-hastaligi-yayginlasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/hastalik-teshisinde-yapay-zeka-kullanimina-karsi-siberkondri-uyarisi-dijital-hastalik-hastaligi-yayginlasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Randevu almanın zorluğu ve hızlı yanıt isteği birçok kişiyi hekimler yerine yapay zekaya yönlendiriyor. Uluslararası araştırmalar kullanıcıların yüzde 78'inin sanal teşhise açık olduğunu gösterirken, uzmanlar bu durumun dijital hastalık hastalığı olarak adlandırılan "siberkondri"ye ve yanlış teşhise neden olabileceğini işaret ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Gelişen yapay zeka teknolojileri günlük hayatın her alanına sızarken, sağlık alanında giderek büyüyen ve dikkat çeken yapay zeka aracılığıyla öz-teşhisi beraberinde getiriyor. Randevu sürelerinin uzunluğu, sağlık hizmetlerine erişim maliyetleri ve hızlı yanıt alma isteği, milyonlarca insanı hekime başvurmak yerine ChatGPT ve Gemini gibi Büyük Dil Modellerine yönlendiriyor. Ancak uzmanlar ve tıp tıp tıp dünyası, kontrolsüz teşhis arayışının telafisi güç sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.</p>

<p dir="ltr">Tıp ve sağlık bilişimi alanında saygın uluslararası dergilerde (JMIR, PubMed, BMC Medical Education) yayımlanan güncel araştırmalar, dijital teşhis eğiliminin boyutlarını ve klinik risklerini göz önüne seriyor:</p>

<h2 dir="ltr"><strong>Kullanıcıların yüzde 78’i teşhis için danışmaya açık</strong></h2>

<p dir="ltr">Journal of Medical Internet Research (JMIR) bünyesinde gerçekleştirilen kullanıcı eğilimi araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 78,4’ü sağlık semptomlarını değerlendirmek ve kendi kendilerine tanı koymak amacıyla yapay zeka araçlarını kullanmaya açık olduklarını belirtiyor. Araştırma; kolay erişim, ikna edici dil kullanımı ve zaman tasarrufu gibi etkenlerin kullanıcıların algılanan güvenini doğrudan artırdığını ortaya koyuyor.</p>

<h3 dir="ltr"><strong>Yapay zeka hayati ayrıntıları atlayabiliyor</strong></h3>

<p dir="ltr">Tıbbi vakalar üzerinden yapılan testlerde, yapay zeka modellerinin tek başına görsel incelemede yüzde 39 ila yüzde 50 bandında kalan başarı oranları, hasta öyküsü ve doğru yönlendirmeler eklendiğinde yüzde 72 ila yüzde 80 seviyelerine yükseliyor. Ancak araştırmalar; modellerin "ayırıcı tanı" yaparken veya nadir görülen vakalarda hayati ayrıntıları atlayabildiğini doğruluyor.Modellerin gerçekte var olmayan tıbbi bilgileri son derece kendinden emin bir dille üretmesi ("halüsinasyon") ve gereksiz veya hatalı ilaç/tedavi önerilerinde bulunma potansiyeli, bilimsel yayınların en çok vurguladığı güvenlik açığı olarak öne çıkıyor.</p>

<h3 dir="ltr"><strong>Dijital hastalık hastalığı: Siberkondri</strong></h3>

<p dir="ltr">Araştırmalar, kişilerin kendi semptomlarını yapay zekaya taratmasının iki temel tehlike doğurduğunu gösteriyor: Yanlış bilgiyle doktora gitmeyi ertelemek veya en kötü senaryolara odaklanarak "siberkondri"ye (dijital hastalık hastalığı). Tıbbi süreçlerde fiziksel muayene, kan tetkikleri ve uzman hekim gözleminin yerini hiçbir metin tabanlı yazılımın tutamayacağı ifade ediliyor.</p>

<h3 dir="ltr"><strong>Ankara Tabip Odası Başkanı Dokuzoğuz: Doktor-hasta ilişkisini önemli kılan duygu paylaşımı</strong></h3>

<p dir="ltr">Konuya ilişkin 24 Saat'e konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Op. Dr. Hulusi Sabri Dokuzoğuz, yapay zekanın tıp alanındaki kullanımı, hastalar üzerindeki etkileri ve sağlık okuryazarlığına dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p dir="ltr">Tıpta teknoloji kullanımının kaçınılmaz olduğunu ancak hekim ve yapay zekanın birlikte çalışması gerektiğini belirten Dokuzoğuz, yapay zekanın tek başına yeterli olamayacağını vurguladı. Tedavi sürecinde insan unsurunun ve duygunun önemine dikkat çeken Dokuzoğuz, insan bedeninin mekanik bir yapıdan ibaret olmadığını ve doktor-hasta ilişkisindeki duygu boyutunun eksik kalması durumunda tedavinin başarıya ulaşamayacağını ifade etti.</p>

<p dir="ltr"><img alt="ABD'de bilim insanları ilk kez yapay zekayla virüs üretti" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/thumbs-b-c-64b7d04f7b79b68577d7f79e7345302e-1.webp" width="864" /></p>

<h3 dir="ltr"><strong>"Yapay zeka evhamı ve anksiyeteyi artırabiliyor"</strong></h3>

<p dir="ltr">Günümüzde hastaların semptomlarını yapay zekaya sorarak teşhis koymaya çalıştığını ve bunun sonucunda ihtiyacıyla doktora başvurduklarını belirten Dokuzoğuz, bu durumun bazen gereksiz endişelere yol açtığını söyledi. Dokuzoğuz, teşhis koymak için yapay zeka araçlarının kullanılmasının hastaların rahatsızlıkları “Googlelamasından” psikolojik olarak daha etkilediğini ifade etti.</p>

<h3 dir="ltr"><strong>Hastalar doktor teşhisine ikna olmuyor</strong></h3>

<p dir="ltr">Yakın zamanda yaşadığı bir vakayı örnek gösteren Dokuzoğuz, bacak ağrısı şikayetiyle gelen ve yapay zekanın bel fıtığı olabileceğini söylemesi üzerine teşhise ikna olmayan bir hastasına tetkik yaptıklarını aktardı. İncelemeler sonucunda hastada bel fıtığı bulunmadığını, rahatsızlığın "Meralgia Paresthetica" adıyla bilinen ve sıkı kemer ya da dar kıyafet kullanımına bağlı bir sinir sıkışması olduğunu tespit ettiklerini belirtti. Hastanın tıbbi ismin karmaşıklığından dahi endişe duyduğunu ifade eden Dokuzoğuz, geçmişte ansiklopedi okuyarak veya kulaktan dolma bilgilerle evhama kapılan hastaların yerini bugün yapay zekanın aldığını kaydetti.</p>

<h3 dir="ltr"><strong>"Sağlık okuryazarlığı erken teşhis için kritik"</strong></h3>

<p dir="ltr">Yapay zekanın sağlık okuryazarlığına kısıtlı bir katkı sağlayabileceğini ifade eden Op. Dr. Dokuzoğuz, asıl kritik noktanın hastaların semptomları fark eder etmez vakit kaybetmeden doktora başvurması olduğunu vurguladı.</p>

<p dir="ltr">Hastaların belirtileri ihmal edip aylar sonra başvurmasının tedavi süreçlerini zorlaştırdığını belirten Dokuzoğuz, teknolojinin ve yapay zekanın tıp dünyasına entegre edilmesinde kontrolün ve liderliğin her zaman hekimlerde olması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<h3><strong>Dr. Mutluhan İzmir: "Psikiyatrik hastalıklar pek çok kişinin zihnini meşgul ediyor"</strong></h3>

<p dir="ltr">Yapay zekanın teşhis koyması için kullanılmasının psikoloji alanında da kullanıldığını ifade eden Psikiyatr Dr. Mutluhan İzmir günümüzde psikolojik sorunların nedeni belli olmadan ciddi biçimde arttığını ifade belirterek, “Sorunlara neden olan yeni psikiyatrik hastalıklar mı ortaya çıktı? Bu hastalıkları bilirsek bunların tedavisi olanaklı mı? Tedavi olanaklıysa psikolojik sorunlarımızdan kurtulabilir miyiz? Bu gibi sorular şu anda çok sayıda kişinin zihnini meşgul ediyor” tespitinde bulundu.</p>

<p dir="ltr">“Ne yazık ki bu sorulara olumlu yanıt veremiyoruz” diyen İzmir, Çünkü tıbbın psikiyatri alanı, sorunların nedenini kesin biçimde hastalıklara bağlayamıyor. Bunun nedeni psikiyatride tıbbın diğer dallarındaki gibi hastalık tanımlaması yapabilmemize izin veren nesnel ölçütlerin olmaması. Bu nedenle psikiyatride hastalık yerine “bozukluk” terimi kullanılmaktadır. Yani bir kişide obsesif kompulsif bozukluk ya da dikkat eksikliği bozukluğunun bulunduğunu düşündüğümüzde, bunların normalde nasıl çalıştığını çok iyi bildiğimiz bir beyin işlevinin hangi aşamasının bozulması sonucunda ortaya çıktığıyla ilgili somut bir kanıt ortaya koyamıyoruz. Psikiyatri bu nedenle olası bir psikolojik bozukluğu belirtileri üzerinden tanımlayıp, bunun nedeni olarak bir beyin işlevinde olası bir bozulmanın olduğunu varsayar. Henüz biz bu olası bozulmaların nedenlerini görüntüleme yöntemleri, kan testleri ve başka bir somut tetkikle ya da gözle görülür bir yapısal değişikliği saptayarak ortaya koyabiliyor değiliz” şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3 dir="ltr"><strong>“Yapay zekâ hastalık paranoyasını artırıyor”</strong></h3>

<p dir="ltr">“Yapay zekâ toplum tarafından sanki hekimlerin bu sınırlılığını aşabilen ve psikiyatrların göremediğini, anlayamadığını gören ve anlayan bir mucizevi gereç gibi algılanmaya başladı” değerlendirmesinde bulunan İzmir, yapay zekaanın psikiyatrların elinde olandan daha fazla bir bilgiye sahip olmadığını belirtti.İzmir yapay zekanın koyduğu teşhislerin “yapay bir hastalık salgını” yarattığına işaret ederek, “Yapay zeka kullanarak psikiyatrların ortaya koyamadıkları somut kanıtları ortaya koyabiliyor değiliz. Buna karşın yapay zekâ, sorunlarının nedenini soran kişilere sorunlarının hangi hastalığa bağlı olabileceğini büyük bir inandırıcılıkla söylüyor. Hangi hastalık? Sanki bu durumlara hastalık diyebilmemizi sağlayan bilgiye sahipmişiz gibi bir kurgudan kaynaklanan inancı kullanıyor yapay zekâ. Bunun sonucu olarak yapay bir hastalık salgını ortaya çıktı. Sanki hekimler insanlardan hastalıklarını gizliyormuş gibi ya da hastalıkları anlayamıyorlarmış gibi bir hava oluştu. Hekimin bir hastalığı gizlemekten nasıl bir çıkarı olabilir? Dünyada tomografi ve MR çekimleri, kan tahlilleri, tanısal girişimler o kadar arttı ki bir hastalığı gözden kaçırmak artık neredeyse olanaksız” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<h3 dir="ltr"><strong>“Yapay zeka sistemdeki bozuklukları gözden ırak tutmaya yarıyor”</strong></h3>

<p dir="ltr">“Yapay zekâ bu haliyle hastalık paranoyasını artırıyor denilebilir” diyen İzmir asıl istenenin insanların gerçek sorunlarını görmesine engel olunması olabileceğini ifade ederek bu durumun sağlık tröstlerinin ceplerini doldurma amacına da hizmet edebileceğini savundu.</p>

<p dir="ltr">İzmirli bu durumu psikoloji üzerindeki etkisini şu sözlerle özetledi: “Artık bu yaşam biçiminde ne insani duygularımızı koruyabilmemiz ne gelecekle ilgili umut besleyebilmemiz ne de yaşama sevincine sahip olmak olanaklı. Ama bunun sorumlusu siyasi ve ekonomik sistemler değil de beynimizdeki moleküllerin düzensizliği, nöronal şebekelerdeki yapısal farklılıklar vesaire. Bunların hepsi de henüz kanıtlanmış etkenler değil ama sistemdeki bozuklukları gözden ırak tutmaya yarıyorlar. İnsanların kendilerini bu hale getiren sistemi eleştirmeleri istenmiyorsa yapay zekâ bu yönde en önemli yardımcı olacak gibi görünüyor.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ahmet Çağatay Bayraktar</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/hastalik-teshisinde-yapay-zeka-kullanimina-karsi-siberkondri-uyarisi-dijital-hastalik-hastaligi-yayginlasiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/cb.jpg" type="image/jpeg" length="59665"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göz kuruluğu neden olur?]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/goz-kurulugu-neden-olur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/goz-kurulugu-neden-olur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gün içinde uzun süre bilgisayar ve telefon ekranına bakmak, klimalı ortamlarda çalışmak ya da kontakt lens kullanmak gözlerde yanma ve batma hissini beraberinde getirebiliyor. Ancak göz kuruluğu yalnızca günlük alışkanlıklarla ilişkili olmayabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span>Bazı kişilerde gözyaşı üretiminin azalması, bazı kişilerde ise gözyaşının normalden hızlı buharlaşması sonucu ortaya çıkan bu tablo; yaşam koşullarından göz kapağı bezlerinin fonksiyonuna, kullanılan ilaçlardan bazı sistemik hastalıklara kadar farklı etkenlerle ilişkili olabiliyor.</span></p>

<p><span>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet Taşar, göz kuruluğunda tekrarlayan veya uzun süren yakınmaların nedeninin belirlenmesinin önemli olduğunu belirterek konu hakkında bilgi verdi.</span></p>

<p><strong><span>Ekran Karşısında Göz Kırpma Sıklığı Azalıyor</span></strong></p>

<p><span>Göz yüzeyinin sağlıklı kalabilmesi için gözyaşı tabakasının yeterli miktarda ve uygun yapıda olması gerekiyor. Göz kırpma hareketi ise gözyaşının göz yüzeyine düzenli biçimde yayılmasını sağlıyor.</span></p>

<p><span>Bilgisayar, telefon ve tablet gibi dijital ekranlara uzun süre odaklanıldığında göz kırpma sıklığının azalabildiğini belirten Op. Dr. Ahmet Taşar, </span><span>“Göz kırpmanın azalması, gözyaşı tabakasının göz yüzeyinde yeterince yenilenememesine ve buharlaşmanın artmasına neden olabilir. Özellikle uzun süre kesintisiz ekran kullanan kişilerde günün ilerleyen saatlerinde yanma, batma, göz yorgunluğu ve zaman zaman bulanık görme gibi yakınmalar ortaya çıkabilir.” dedi.</span></p>

<p><span>Klima ve fanın doğrudan yüze üflemesi, düşük nem oranına sahip kapalı ortamlar, hava kirliliği ve kuru hava da gözyaşının buharlaşmasını artırarak yakınmaları belirginleştirebiliyor.</span></p>

<p><strong><span>Göz Kuruluğu Bazen Sulanmaya da Neden Olabilir</span></strong></p>

<p><span>Göz kuruluğunda en sık görülen yakınmalar arasında yanma, batma, kum veya yabancı cisim hissi, kızarıklık, göz yorgunluğu ve görmede zaman zaman dalgalanma bulunuyor. Ancak hastaların şaşırdığı belirtilerden biri de gözlerde sulanma olabiliyor.</span></p>

<p><span>Kuruluk ile sulanmanın birbiriyle çelişen durumlar olmadığını ifade eden Op. Dr. Ahmet Taşar, </span><span>“Göz yüzeyi yeterince nemlenmediğinde oluşan tahriş, refleks gözyaşı üretimini tetikleyebilir. Bu nedenle kuru göz sorunu yaşayan bir kişinin gözlerinde beklenenin aksine sulanma görülebilir. Tekrarlayan sulanmanın farklı nedenleri de olabileceği için değerlendirmede yalnızca bu belirti üzerinden hareket edilmemelidir.” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><strong><span>Göz Kuruluğunun Altında Başka Bir Sağlık Sorunu Olabilir</span></strong></p>

<p><span>Göz kuruluğu bazı kişilerde çevresel koşullar veya günlük alışkanlıklarla ilişkiliyken bazı durumlarda genel sağlık durumuyla bağlantılı olabilir. Sjögren sendromu başta olmak üzere bazı romatizmal ve otoimmün hastalıklar, tiroid hastalıkları ve diyabet gözyaşı üretimini veya göz yüzeyinin yapısını etkileyebiliyor. Yaşla birlikte meydana gelen değişiklikler ve menopoz dönemindeki hormonal değişimler de kuru göz yakınmalarında rol oynayabiliyor.</span></p>

<p><span>Bu nedenle uzun süren, sık tekrarlayan veya başka belirtilerin eşlik ettiği göz kuruluğunun nedeninin araştırılması önem taşıyor. Göz bulguları tek başına herhangi bir sistemik hastalığın tanısını koydurmasa da gerekli görülen durumlarda kişinin farklı branşlar tarafından değerlendirilmesine ihtiyaç duyulabilir.</span></p>

<p><strong><span>Makyaj ve Kirpik Uygulamaları Göz Kapağı Kenarını Etkileyebilir</span></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span>Gözyaşı yalnızca sudan oluşmuyor. Göz kapaklarında bulunan meibomian bezleri, gözyaşının yağ tabakasının oluşmasına katkıda bulunarak gözyaşının hızlı buharlaşmasını önlemeye yardımcı oluyor. Bu bezlerin fonksiyonunun bozulması, buharlaşmaya bağlı kuru gözün önemli nedenlerinden biri olarak değerlendiriliyor.</span></p>

<p><span>Göz çevresinde kullanılan kozmetik ürünlerin ve kirpik uygulamalarının da dikkatli kullanılması gerektiğini belirten Op. Dr. Ahmet Taşar, </span><span>“Göz makyajı ürünleri, takma kirpikler, kirpik lifting uygulamaları veya bazı kirpik serumları hassas kişilerde göz kapağı kenarında irritasyon ya da alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Ürünlerin göz kapağı kenarına uygulanması veya yeterince temizlenmemesi meibomian bezlerinin işlevini de olumsuz etkileyebilir. Göz kapağı ve kirpik dibi hijyenine dikkat edilmesi önemlidir.” dedi.</span></p>

<p><strong><span>Kontakt Lens Kullanırken Kuruluk Belirtileri Önemsenmeli</span></strong></p>

<p><span>Kontakt lensler gözyaşı tabakasıyla doğrudan etkileşim içinde olduğu için bazı kişilerde mevcut kuruluk yakınmalarını artırabiliyor. Lens kullanırken yanma, batma, kızarıklık veya görmede dalgalanma yaşayan kişilerin lens kullanım alışkanlıklarının ve göz yüzeyinin değerlendirilmesi gerekebiliyor.</span></p>

<p><span>Kontakt lens materyali, kullanım süresi ve bakım koşullarının kişiye uygun olması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Ahmet Taşar, kuru göz sorunu bulunan kişilerde lens kullanımına ilişkin kararın göz muayenesi sonrasında verilmesinin uygun olduğunu belirtti.</span></p>

<p><strong><span>Kuru Gözün Tipini Belirlemek Tedavi Planını Değiştirebilir</span></strong></p>

<p><span>Kuru göz her hastada aynı mekanizmayla ortaya çıkmadığı için değerlendirme süreci de kişiye göre farklılık gösterebiliyor. Standart göz muayenesinin yanı sıra gerekli durumlarda gözyaşı miktarını değerlendiren Schirmer testi, gözyaşı tabakasının ne kadar süre stabil kaldığını gösteren gözyaşı kırılma zamanı ölçümü, göz yüzeyini değerlendirmeye yardımcı olan boyama yöntemleri ve meibomian bezlerinin incelenmesi gibi yöntemlerden yararlanılabiliyor.</span></p>

<p><span>Tedavinin ise göz kuruluğunun nedenine ve tipine göre planlandığını aktaran Op. Dr. Ahmet Taşar, “Bazı hastalarda gözyaşı miktarının yetersizliği ön plandayken bazı hastalarda temel sorun gözyaşının hızlı buharlaşmasıdır. Bu ayrım tedavi yaklaşımının belirlenmesinde önemlidir.” dedi.</span></p>

<p><strong><span>20-20-20 Kuralı Ekran Kullanımında Basit Bir Hatırlatıcı</span></strong></p>

<p><span>Günlük yaşamda alınabilecek bazı önlemler göz kuruluğu yakınmalarının azaltılmasına yardımcı olabiliyor. Özellikle ekran kullanan kişilerin düzenli aralıklarla gözlerini dinlendirmesi önem taşıyor.</span></p>

<p><span>Bu amaçla 20-20-20 kuralı uygulanabilir: Yaklaşık her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre uzaktaki bir noktaya bakmak ve bu sırada bilinçli olarak göz kırpmak ekran kullanımına bağlı göz yorgunluğunu azaltmaya yardımcı olabilir.</span></p>

<p><span>Klima ve fanın doğrudan göze yönelmemesi, ortamın aşırı kuru olmaması, yeterli sıvı tüketilmesi, dengeli beslenme ve göz kapağı hijyenine dikkat edilmesi de günlük yaşamda alınabilecek önlemler arasında bulunuyor. Omega-3 veya vitamin gibi takviyelerin ise herkes için rutin bir kuru göz tedavisi olarak değerlendirilmemesi, kişinin gereksinimine ve hekim önerisine göre kullanılması gerekiyor.</span></p>

<p><span>Göz kuruluğunun zaman zaman basit bir rahatsızlık gibi algılanabildiğini belirten Op. Dr. Ahmet Taşar, </span></p>

<p><span>“Uzun süren veya giderek artan kuruluk yakınmalarında temel nedenin belirlenmesi önemlidir. Belirgin ağrı, ışığa hassasiyet, yoğun kızarıklık veya görmede azalma gibi bulguların eşlik ettiği durumlarda göz hekimi değerlendirmesi geciktirilmemelidir.” ifadelerini kullandı.</span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Çağatay Dolay</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/goz-kurulugu-neden-olur</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 04:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/1786598933-goz-kurulugu.jpg" type="image/jpeg" length="15953"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yunanistan'da Batı Nil virüsü alarmı: Bir haftada 45 yeni vaka]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/yunanistanda-bati-nil-virusu-alarmi-bir-haftada-45-yeni-vaka</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/yunanistanda-bati-nil-virusu-alarmi-bir-haftada-45-yeni-vaka" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yunanistan'da 5-12 Ağustos tarihleri arasında 45 yeni Batı Nil virüsü vakası tespit edildi. Yılbaşından bu yana ülkedeki toplam vaka sayısı 110'a, virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 9'a yükseldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yunanistan</strong>'da<strong> Batı Nil virüsü </strong>vakaları artış gösterdi. Yunanistan Ulusal Kamu Sağlığı Kurumu (EODY) verilerine göre, 5-12 Ağustos tarihleri arasında ülkede 45 yeni vaka belirlendi. Böylece yılın başından itibaren tespit edilen toplam vaka sayısı 110 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Yunanistan'da Batı Nil virüsü vaka sayısı 110'a yükseldi</strong></h2>

<p>EODY tarafından açıklanan verilere göre, 5-12 Ağustos döneminde 45 kişide Batı Nil virüsü tespit edildi. Son vakalarla birlikte Yunanistan'da yılın başından bu yana kayda geçen toplam vaka sayısı 110'a ulaştı.</p>

<p>Ülkede Batı Nil virüsü nedeniyle yılın başından bu yana yaşamını yitirenlerin sayısının da 9 olduğu bildirildi.</p>

<h3><strong>Batı Nil virüsü en çok Attika bölgesinde görüldü</strong></h3>

<p>Yunanistan'da Batı Nil virüsünün en fazla görüldüğü bölge Attika oldu. Başkent Atina ve çevresini de kapsayan Attika, ülkede virüs vakalarının en yoğun şekilde tespit edildiği bölge olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>EODY verileri, 5-12 Ağustos tarihleri arasında tespit edilen yeni vakalarla birlikte Yunanistan'daki Batı Nil virüsü vakalarının yıl genelindeki toplamının 110'a çıktığını gösterdi.</p>

<h3><strong>Yunanistan'da Batı Nil virüsü nedeniyle 9 kişi hayatını kaybetti</strong></h3>

<p>Yunanistan'da yıl başından bu yana Batı Nil virüsü kaynaklı 9 ölüm bildirildi. Böylece ülkede 2026 yılı içerisinde tespit edilen vaka ve ölüm sayıları 12 Ağustos itibarıyla 110 ve 9 olarak kaydedildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/yunanistanda-bati-nil-virusu-alarmi-bir-haftada-45-yeni-vaka</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/yunanistanda-bati-nil-virusu-alarmi.png" type="image/jpeg" length="72832"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tiroit hastalıklarına karşı Prof. Dr. Karakurt: "Glutensiz diyet Modası gereksiz, çözüm ilaç ve iyotlu tuzda"]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/tiroit-hastaliklarina-karsi-prof-dr-karakurt-glutensiz-diyet-modasi-gereksiz-cozum-ilac-ve-iyotlu-tuzda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/tiroit-hastaliklarina-karsi-prof-dr-karakurt-glutensiz-diyet-modasi-gereksiz-cozum-ilac-ve-iyotlu-tuzda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Feridun Karakurt, internet ve sosyal medyada Haşimato hastalığına dair yayılan glutensiz diyet ve perhiz iddialarının bilimsel temeli olmayan bir bilgi kirliliği oluşturduğunu belirtti. Haşimatonun doğru ilaç tedavisi ve iyotlu tuz kullanımıyla günde tek tablet üzerinden yüzde 100 çözülebilen masum bir hastalık olduğunu vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hipotiroidi ve kamuoyunda Haşimato olarak bilinen hastalığın abartıldığı kadar karmaşık olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Feridun Karakurt, şikayetlerin ve tedavi yöntemlerinin yanlış yönlendirildiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="A A 20260813 42204902 42204898 U Z M A N I N D A N T I R O I D R A H A T S I Z L I G I Y L A I L G I L I B I L G I K I R L I L I G I U Y A R I S I" class="detail-photo img-fluid" height="900" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/a-a-20260813-42204902-42204898-u-z-m-a-n-i-n-d-a-n-t-i-r-o-i-d-r-a-h-a-t-s-i-z-l-i-g-i-y-l-a-i-l-g-i-l-i-b-i-l-g-i-k-i-r-l-i-l-i-g-i-u-y-a-r-i-s-i.jpg" width="1200" /></p>

<h3><strong>"Haşimato Aslında Masum Bir Hastalık"</strong></h3>

<p>Kilo alımı ve halsizlik gibi pek çok semptomun lüzumsuz yere tiroid eksikliğine bağlandığını ifade eden Prof. Dr. Karakurt, doğru hormon takviyesiyle sürecin rahatlıkla kontrol altına alındığını dile getirdi:</p>

<blockquote>
<p><i>"Haşimato hastalığı olarak da herkes tarafından bilinir. Hastalıkla ilgili internette, sosyal medyada çok fazla bilgi kirliliği var. 'Kilo aldım, haşimato yaptı, halsizliği bu yaptı' gibi gereksiz şekilde abartılmış bilgiler dolaşıyor. Aslında çok masum bir hastalık. Buradaki sorun tiroid hormonu eksikliğidir. Tiroid hormonunu yerine koyduğun zaman problem yüzde 99 çözülmüştür."</i></p>
</blockquote>

<h3></h3>

<p>Haşimato hastaları arasında yaygınlaşan diyet efsanelerine ve kaya tuzu kullanımına değinen Karakurt, bilimsel tedavi yöntemlerine sadık kalınması gerektiğini vurguladı:</p>

<p><i>"Çözüm başka yerlerde aranıyor. Mesela moda olan glutensiz diyet. Hiç lüzumsuz, gereksiz bir şey. Bununla Haşimatonun iyileşeceğini söylerler. Diyetle bu iş çözülmez, hiçbir perhizi de yoktur. Sağlıklı diye kaya tuzu kullanılıyor, bu yanlış. Bizim önerdiğimiz marketlerde satılan iyotlu tuzdur. Günlük 5 gram tuz kullanımı herkes için uygundur."</i></p>

<h3><strong>"Günde tek tablet ile yüzde 100 çözülebilen bir hastalık"</strong></h3>

<p>Tiroid hormonunun hayati öneme sahip olduğunu ancak eksikliğinin çok basit bir şekilde giderilebildiğini belirten Prof. Dr. Karakurt, <i>"Günde bir tablet ilacın içilmesiyle yüzde 100 çözülen, insanın başına gelebilecek en kolay hastalıklardan birisi"</i> ifadelerini kullandı. Karakurt ayrıca hamilelik döneminde iyot alımının kritik olduğunu ancak aşırı iyot kullanımından da kaçınılması gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/tiroit-hastaliklarina-karsi-prof-dr-karakurt-glutensiz-diyet-modasi-gereksiz-cozum-ilac-ve-iyotlu-tuzda</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/a-a-20260813-42204902-42204899-u-z-m-a-n-i-n-d-a-n-t-i-r-o-i-d-r-a-h-a-t-s-i-z-l-i-g-i-y-l-a-i-l-g-i-l-i-b-i-l-g-i-k-i-r-l-i-l-i-g-i-u-y-a-r-i-s-i.jpg" type="image/jpeg" length="14509"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak havalar bağırsak enfeksiyonlarını artırıyor: Çocuklarda ishal alarmı]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/sicak-havalar-bagirsak-enfeksiyonlarini-artiriyor-cocuklarda-ishal-alarmi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/sicak-havalar-bagirsak-enfeksiyonlarini-artiriyor-cocuklarda-ishal-alarmi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında artan hava sıcaklıklarıyla birlikte çocuklarda ishal vakalarında da artış yaşanıyor. Besinlerin sıcak havalarda daha hızlı bozulması, meyve ve sebzelerin yeterince iyi yıkanmaması, havuz ya da deniz suyunun yutulması enfeksiyon riskini artırabiliyor. Erdem Hastanesi Çakmak Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Büşra Cihan Bozkurt, çocuklarda ishalin en önemli risklerinden birinin sıvı kaybı olduğuna dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span>Artan hava sıcaklıkları virüslerin, bakterilerin ve parazitlerin besinler ile içme sularında daha hızlı üremesine zemin hazırlanıyor. Çocukların dışarıda daha fazla vakit geçirmesi, ortak kullanım alanları ve seyahatler nedeniyle değişen beslenme alışkanlıkları, bağırsak enfeksiyonlarının daha sık görülmesine neden olabiliyor. Uzm. Dr. Büşra Cihan Bozkurt, yaz ishallerine karşı alınabilecek </span><span>ö</span><span>nlemler ve ailelerin dikkat etmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</span></p>

<p><strong><span>İlk adım sıvı kaybını önlemek</span></strong></p>

<p><span>Erdem Hastanesi Çakmak Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Büşra Cihan Bozkurt; “Çocuklarda ishal tedavisinin temelini sıvı kaybının yerine konulması oluşturuyor. Anne sütü alan bebeklerde emzirme sıklaştırılmalı; daha büyük çocuklarda ise suyun yanı sıra ev yapımı ayran, komposto ve hekimin önerdiği oral rehidratasyon solüsyonları kullanılmalıdır. Çocuğu yemek yemeye zorlamak yerine, sık aralıklarla az miktarda sıvı ve gıda verilmelidir” diyor.</span></p>

<p><strong><span>Bu belirtiler varsa vakit kaybetmeyin</span></strong></p>

<p><span>Çoğu ishal vakasının evde gıda takviyesi ile kontrol altına alınabilse de bazı belirtilerin acil tıbbı müdahale gerektirdiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Bozkurt, “Dışkıda kan görülmesi, kontrol altına alınamayan yüksek ateş, şiddetli kusma nedeniyle sıvı alamama, ağız kuruluğu, gözyaşı olmadan ağlama, idrar miktarında belirgin azalma ve aşırı halsizlik gibi belirtiler ciddi sıvı kaybının habercisi olabilir. Bu durumda en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><strong><span>Beslenme düzenine dikkat </span></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span>İshal sürecinde bağırsak hareketlerini dengeleyecek, sindirimi kolay besinlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Bozkurt, “Muz, şeftali, elma püresi, haşlanmış patates, pirinç lapası, yağsız makarna ve yoğurt gibi gıdalar tercih edilmelidir. Yağlı, baharatlı ve şekerli yiyeceklerden, asitli içeceklerden iyileşme süreci tamamlanana kadar uzak durulmalıdır” dedi.</span></p>

<p><strong><span>Antibiyotik çözüm değil</span></strong></p>

<p><span>Yaz ishallerinin büyük bölümünün virüs kaynaklı olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Bozkurt, “Antibiyotik tedavisi bu tablolarda iyileştirici değildir. Aksine bağırsaktaki yararlı bakterileri yok eder ve doğal mikrobiyom dengesini bozarak ishalin uzamasına neden olabilir. Bağırsak hareketlerini yavaşlatan ishal kesici ilaçlar, enfeksiyon etkenini dışarı atmasını engellediği için çocuklarda kesinlikle kullanılmamalıdır” şeklinde uyarılarda bulundu.</span></p>

<p><strong><span>Hijyen kuralları enfeksiyon riskini azaltıyor</span></strong></p>

<p><span>Yaz aylarında çocukları ishalden korumanın en etkili yolunun hijyen kurallarına uymak olduğunun da altını çizen Uzm. Dr. Bozkurt, “Çocukların yemeklerden önce ve tuvalet sonrası ellerini en az 20 saniye sabunla yıkamaları sağlanmalı, çiğ sebze ve meyveler iyice temizlenmeli, kolay bozulan gıdalar uygun koşullarda saklanmalıdır. Havuz ve deniz sonrasında duş alınması ve çocukların su yutmamaları konusunda bilinçlendirilmesi de enfeksiyon riskini azaltacaktır" ifadelerini kullandı.</span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Çağatay Dolay</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/sicak-havalar-bagirsak-enfeksiyonlarini-artiriyor-cocuklarda-ishal-alarmi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 01:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/sdbgdesgb.jpg" type="image/jpeg" length="78358"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı sıcaklara karşı uzmanlardan uyarı: Kalp ve böbrek hastalıklarını tetikliyor]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/asiri-sicaklara-karsi-uzmanlardan-uyari-kalp-ve-bobrek-hastaliklarini-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/asiri-sicaklara-karsi-uzmanlardan-uyari-kalp-ve-bobrek-hastaliklarini-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Servet Altay, iklim değişikliğiyle artan aşırı sıcakların kalp krizi ve ritim bozukluğu riskini tırmandırdığını belirterek uyardı. Altay, sıvı ve elektrolit kaybının pıhtılaşmaya yol açabileceğini vurgulayarak kronik hastalara 11.00 - 17.00 saatleri arasında dışarı çıkmamaları tavsiyesinde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişikliğine bağlı olarak artan aşırı sıcaklar, kronik hastalıklardan kaynaklanan sağlık sorunlarını tırmandırıyor. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Servet Altay, sıcak havaların pıhtılaşma riskini artırarak kalp krizini ve ritim bozukluklarını tetiklediğini belirterek uyarılarda bulundu.</p>

<p>Yaz aylarında daha sık ve uzun süreli yaşanan sıcak hava dalgaları, özellikle kalp, tansiyon ve böbrek hastaları için ciddi riskler barındırıyor. Prof. Dr. Servet Altay, son 4-5 yılda yaşanan iklimsel değişimlerin halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti.</p>

<h3><strong>"İklim değişikliği artık bir halk sağlığı problemi"</strong></h3>

<p>Sıcak havalarda vücudun ısı dengesini korumak için dolaşım sisteminde belirgin değişiklikler yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Servet Altay, şunları kaydetti:</p>

<blockquote>
<p><i>"Biz hekimler ve halk sağlığı uzmanları, aşırı sıcaklık artışlarının artık bir halk sağlığı problemi olduğunu düşünüyoruz. Yüksek sıcaklıkta damarların genişlemesine bağlı tansiyon düşüklüğü gelişebiliyor. Terlemeyle birlikte sıvı kaybının yanı sıra sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyum gibi hayati elektrolitler de yitiriliyor. Bu elektrolit kaybı özellikle kronik hastalarda ritim bozukluğu, tansiyon dengesizliği ve dolaşım sorunlarına yol açıyor."</i></p>
</blockquote>

<p>Sıvı ve elektrolit kaybının kanın akışkanlığını azaltarak pıhtılaşma riskini artırdığına değinen Altay, bu durumun kalp krizi ve ritim bozukluğu ihtimalini yükselttiğini vurguladı.</p>

<h3><strong>"11.00 ile 17.00 saatleri arasında dışarı çıkmayın"</strong></h3>

<p>Aşırı sıcakların yalnızca kronik hastaları değil, sağlıklı bireyleri de tehdit ettiğini belirten Altay, sıcak çarpmasının karaciğer, böbrek, kalp ve beyinde kalıcı hasarlara veya ölüme yol açabileceğini ifade etti.</p>

<p>Günün en sıcak saatleri için uyarıda bulunan Altay, zorunlu olmadıkça <strong>11.00 - 17.00</strong> saatleri arasında dışarıya çıkılmaması, sıcaklığın tavan yaptığı saatlerde ağır egzersiz ve fiziki aktivitelerden kaçınılması, açık havada bulunmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmesi, açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler giyilmesi, terlemeyle kaybedilen sıvıyı yerine koymak adına günlük su ve sıvı alımı artırılması tavsiyesinde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Göğüs ağrısı ve nefes darlığına dikkat!</strong></h3>

<p>Kalp krizinin en belirgin semptomunun göğüs ağrısı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Servet Altay; nedeni açıklanamayan nefes darlığı, uzun süren ritim bozuklukları ve bayılma gibi şikayetler yaşandığında zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğinin altını çizdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/asiri-sicaklara-karsi-uzmanlardan-uyari-kalp-ve-bobrek-hastaliklarini-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/07/sicaklik-9.png" type="image/jpeg" length="95285"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Küçükbaş hayvanlarda yaraya yol açan virüse karşı dünyadaki ilk aşı Türkiye'de üretildi]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/kucukbas-hayvanlarda-yaraya-yol-acan-viruse-karsi-dunyadaki-ilk-asi-turkiyede-uretildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/kucukbas-hayvanlarda-yaraya-yol-acan-viruse-karsi-dunyadaki-ilk-asi-turkiyede-uretildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ), küçükbaş hayvanlarda ciddi kayıplara yol açan Orf virüsüne karşı 10 yıllık çalışma sonucu yerli aşı geliştirdi. Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenen çalışma, dünyadaki ilk inaktif Orf aşılarından biri olma özelliğini taşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ), küçükbaş hayvanlarda ciddi kayıplara ve ağrılı yaralara yol açan "Orf" virüsüne karşı 10 yıllık saha çalışmasının ardından inaktif bir aşı geliştirdi. Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenen aşı, alanındaki ilk inaktif örneklerden biri olma özelliğini taşıyor.</p>

<p>MAKÜ Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Kale liderliğinde yürütülen projede, halk arasında "ektima" olarak bilinen ve koyun ile keçilerin ağız, dudak, diş eti ve damak çevresinde yaralar oluşturan Orf virüsüne karşı yerli aşı üretildi.</p>

<h3><strong>10 yıllık çalışmanın ürünü</strong></h3>

<p>Saha denemelerinin kuzu, oğlak, koyun ve keçiler üzerinde başarıyla gerçekleştirildiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Kale, dünyadaki mevcut aşıların büyük oranda canlı virüs içerdiğini, kendi geliştirdikleri aşının ise virüsün etkisizleştirilmesiyle elde edilen inaktif bir yapıda olduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşının hayvanları hastalanmadan koruyacağını ifade eden Prof. Dr. Kale, <i>"Bu inaktif aşı sayesinde hayvanlarımızın hastalanmasının önüne geçeceğiz. Projemizin ikinci aşamasında ise hastalanmış hayvanların iyileşme süreçlerine katkı sağlayacak doz ayarlamaları ve deneme çalışmaları devam edecek"</i> dedi.</p>

<h3><strong>"Toprakta ve yemliklerde yıllarca yaşayabiliyor"</strong></h3>

<p>Hastalığın bulaşma yollarına ve enfeksiyon riskine dikkat çeken Kale, dikenli bitkilerin batmasıyla başlayan sürecin kontrol altına alınmadığında ciddi kayıplara yol açtığını ifade etti:</p>

<blockquote>
<p><i>"Virüs soğuğa ve sıcağa oldukça dirençli olduğu için toprakta ve yemliklerde aylarca, hatta yıllarca canlı kalabiliyor. Tedavi edilmeyen vakalarda oluşan kabuklar ve bakteriyel enfeksiyonlar nedeniyle hayvanların dudak dokusu kopma noktasına gelebiliyor. Doğacak yavrulara bulaşması durumunda beslenme güçlüğü, bağışıklık çöküşü ve toplu yavru kayıpları yaşanıyor."</i></p>
</blockquote>

<h3><strong>Patent tescili alındı, üretime hazırlanıyor</strong></h3>

<p>Geliştirilen aşının <strong>Türk Patent ve Marka Kurumu</strong> tarafından tescillendiğini açıklayan Kale; çalışmaların Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) iş birliğiyle kurulan <strong>MAKÜ BAKA Teknokent</strong> bünyesinde, öğrencilerle birlikte ürün odaklı olarak sürdürüldüğünü ve hem küçükbaş hem de büyükbaş hayvan hastalıklarına yönelik yeni projelerin devam edeceğini aktardı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/kucukbas-hayvanlarda-yaraya-yol-acan-viruse-karsi-dunyadaki-ilk-asi-turkiyede-uretildi</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/thumbs-b-c-400c4c376ddb8785473adae0d3b13604.webp" type="image/jpeg" length="44214"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Menopozda yaz sıcaklarına karşı 7 etkili önlem]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/menopozda-yaz-sicaklarina-karsi-7-etkili-onlem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/menopozda-yaz-sicaklarina-karsi-7-etkili-onlem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dr. Gökkaya, menopoz döneminde yaz sıcaklarının etkilerini azaltmak ve bu süreci daha konforlu geçirmek için 7 etkili önlemi sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Yazın aşırı sıcaklar ve yüksek nem, menopoz dönemindeki kadınlarda ateş basması, yoğun terleme, gece terlemeleri ve uyku sorunlarının artmasına neden olabiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gökçe Gökkaya, sıcak havaların menopoz belirtilerini tetikleyebildiğini belirterek “Özellikle sıcak basması ve terleme atakları yaz aylarında çok daha zorlayıcı hale gelebiliyor. Ayrıca uyku kalitesinin bozulması, yorgunluk, odaklanma güçlüğü ve günlük yaşam konforunda azalmaya yol açabiliyor. Menopoz bir hastalık değil, yaşamın doğal bir dönemidir. Bu dönemde yaz sıcaklarının etkisini azaltmak için kişiye özel yaklaşımlar, uygun yaşam tarzı düzenlemeleri ve gerekli durumlarda tedavi seçenekleri değerlendirilmelidir” diyor. Dr. Gökkaya, menopoz döneminde yaz sıcaklarının etkilerini azaltmak ve bu süreci daha konforlu geçirmek için 7 etkili önlemi sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.<br />
<strong>Sıcak basması ve terlemeyi azaltmak için bu önerilere dikkat edin!</strong><br />
Menopoz döneminde östrojen seviyelerindeki değişim, vücudun ısı düzenleme mekanizmasını etkileyebilir. Yaz sıcaklarıyla birleştiğinde ateş basması, ani terleme ve gece terlemeleri çok daha yoğun yaşanabilir. Bu şikayetlerden korunmak için; ince, pamuklu ve nefes alan kıyafetler tercih edilmeli, yaşam alanları serin tutulmalı, yeterli sıvı tüketimine dikkat edilmeli, aşırı sıcak ve nemli ortamlarda uzun süre kalınmamalıdır.<br />
<strong>Uyku ortamınızı düzenleyin</strong><br />
Menopozda görülen gece terlemeleri, özellikle yaz aylarında uyku kalitesini bozarak gün içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve enerji kaybına neden olabilir. Uyku ortamınızın serin ve uyku saatlerinizin düzenli olmasına dikkat ederek, akşam saatlerinde ağır yemek, fazla kafein ve alkol tüketiminden uzak durulmalıdır.<br />
<strong>Düzenli fiziksel ve zihinsel aktivitede bulunun</strong><br />
Yaz aylarında artan sıcaklıklar nedeniyle fiziksel aktivitenin azalması, menopoz döneminde kas gücü, enerji düzeyi ve genel iyilik halini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca menopozla birlikte bazı kadınlarda odaklanma güçlüğü, unutkanlık, kelime bulmakta zorlanma ve ‘beyin sisi’ olarak ifade edilen bilişsel sorunlar görülebilir. Bu şikayetlerin yönetimine destek olabilmek için; sabah erken saatlerde veya akşam saatlerinde düzenli olarak fiziksel aktivite yapılmalı, zihinsel olarak aktif kalmaya özen gösterilmeli, kitap okuma, bulmaca çözme, yeni beceriler öğrenme gibi aktivitelerle bilişsel fonksiyonlar desteklenmelidir.<br />
<strong>Kas ve kemik sağlığınızı güçlendirin</strong><br />
Menopozla birlikte östrojen seviyelerindeki azalma, zaman içinde kas kütlesinde azalma ve kemik yoğunluğunda düşüş riskini artırabilir. Yaz aylarında sıcak havalar nedeniyle hareketin azalması, bu süreci olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle kas kütlesini korumaya ve güçlendirmeye yönelik direnç egzersizleri, ağırlık çalışmaları ve kişiye uygun kas güçlendirici aktiviteler düzenli olarak yapılmalı, kemik sağlığını desteklemek için aktif kalmaya özen gösterilmelidir.<br />
<strong>Protein alımınıza dikkat edin</strong><br />
Yaz aylarında artan hareket düzeyi, sıcak havalarda iştah değişiklikleri ve düzensiz beslenme alışkanlıkları nedeniyle yeterli protein alımına daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Bu nedenle; yumurta, balık, et, süt ve süt ürünleri, baklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarına beslenmede yer verilmeli, günlük protein ihtiyacı kişinin yaşına, kilosuna ve fiziksel aktivite düzeyine göre planlanmalı, kas kütlesini destekleyen dengeli ve sürdürülebilir bir beslenme modeli benimsenmelidir.<br />
<strong>Sağlıklı beslenin</strong><br />
Yaz aylarında tatil dönemleri, düzensiz öğünler, serinlemek amacıyla tercih edilen yüksek şekerli içecekler ve işlenmiş gıdalar kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Bu nedenle; rafine şeker tüketimi azaltılmalı, paketli ve yüksek kalorili işlenmiş gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulmalı, sebze, lif içeriği yüksek besinler ve sağlıklı yağlardan zengin bir beslenme tercih edilmelidir.<br />
<strong>Kişiye özel tedavi seçeneklerinden yararlanın</strong><br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gökçe Gökkaya “Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte menopoz dönemindeki ateş basması ve terleme şikayetleri daha belirgin hale gelebilir. Hormonal olmayan yöntemler ve biyoeşdeğer hormon gibi hormonal yöntemler ile bireysel değerlendirmeler yapılarak bu şikayetlerden kurtulmak mümkündür” diyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ramazan Atabey</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/menopozda-yaz-sicaklarina-karsi-7-etkili-onlem</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/yaz-sicak-menopoz.jpg" type="image/jpeg" length="44348"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından "bilinçsiz D vitamini" uyarısı: Böbrek taşı ve hasarına yol açabilir]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/uzmanindan-bilincsiz-d-vitamini-uyarisi-bobrek-tasi-ve-hasarina-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/uzmanindan-bilincsiz-d-vitamini-uyarisi-bobrek-tasi-ve-hasarina-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. İdris Kuzu, bilinçsiz ve yüksek dozda D vitamini kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu. Kuzu, kontrolsüz takviyelerin kanda kalsiyum yüksekliği, böbrek taşı ve böbrek hasarına neden olabileceğini belirterek tedavinin hekim kontrolünde kişiye özel planlanması gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İdris Kuzu, kulaktan dolma bilgilerle yüksek dozda D vitamini kullanımının ciddi sağlık sorunlarına davetiye çıkardığını vurguladı.</strong> Kuzu, kontrolsüz takviye kullanımının kanda kalsiyum yüksekliği, böbrek taşı ve hatta kalıcı böbrek hasarına neden olabileceği uyarısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yağda çözünen ve vücutta adeta bir hormon gibi görev yapan D vitamininin ana kaynağının güneş ışınları olduğunu belirten Prof. Dr. Kuzu, vitaminin güneşten gelen UVB ışınlarının ciltle temas etmesi sonucu sentezlendiğini aktardı. D vitamininin aktif hale geldikten sonraki hayati işlevleri sıralarken kalsiyum ve fosfor dengesini düzenleyerek iskelet yapısını koruduğunu kasların sağlıklı çalışmasını destekler, bağışıklık yanıtını düzenlediğini ifade etti.</p>

<p>Eksikliğinin yalnızca kemik yapısını etkilemediğine dikkat çeken Kuzu; uzun süreli eksikliğin çocuklarda <strong>raşitizm</strong>, yetişkinlerde ise <strong>osteomalazi (kemik yumuşaması)</strong>, kemik kaybı ve kırık riskinde belirgin artışa yol açtığını ifade etti.</p>

<h3><strong>"D vitamini bir mucize değildir, kişiye özel tedavi şart"</strong></h3>

<p>D vitamini eksikliği tespit edildiğinde hekim kontrolünde "kişiye özel" bir tedavi planlanması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Kuzu, yaş, kilo, mevcut kronik hastalıklar ve kullanılan ilaçların doz belirlemede kritik rol oynadığını vurguladı.</p>

<p>Rastgele ve hızlı yükseltme amacıyla yüksek doz kullanımının tehlikelerine değinen Prof. Dr. Kuzu, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<blockquote>
<p><i>"D vitamini önemli bir vitamindir ancak mucize değildir. Eksikliği mutlaka değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir; ancak bilinçsiz ve yüksek doz kullanımından kaçınılmalıdır. Kanda kalsiyum yüksekliği, böbrek taşı ve böbrek hasarı gibi tablolarla karşılaşmamak adına en güvenli yol; düzenli takip, dengeli beslenme, kontrollü güneşlenme ve hekim önerisiyle hareket etmektir."</i></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/uzmanindan-bilincsiz-d-vitamini-uyarisi-bobrek-tasi-ve-hasarina-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 13:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/thumbs-b-c-8fabc6062d557c27ddf4575e7d1ae9f7.webp" type="image/jpeg" length="21433"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı 2026 Personel Alımı Başvuru Şartları ve Kadro Dağılımı Açıklandı Mı? Başvurular Ne Zaman Başlayacak?]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/saglik-bakanligi-2026-personel-alimi-basvuru-sartlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/saglik-bakanligi-2026-personel-alimi-basvuru-sartlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı 26 bin 673 personel alımı için başvuru süreci merak ediliyor. 2026 personel alımı başvuruları ne zaman başlayacak, başvuru şartları, KPSS tercih kılavuzu ve kadro dağılımı açıklandı mı? Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun açıklamalarının ardından gözler ÖSYM tarafından yayımlanacak tercih kılavuzuna çevrildi. İşte Sağlık Bakanlığı personel alımı sürecinde son gelişmeler ve resmi açıklamalar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı'nın 2026 yılında gerçekleştirmeyi planladığı <strong>26 bin 673 personel alımı</strong>, sağlık sektöründe görev almak isteyen binlerce aday tarafından yakından takip ediliyor. KPSS puanıyla yapılacak alım kapsamında başvuru tarihleri, tercih kılavuzu, kadro dağılımı ve başvuru şartlarına ilişkin gelişmeler merak edilirken, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun yaptığı açıklamalar sürecin takvimine ilişkin önemli ipuçları verdi. Ancak başvuru takvimi ve tercih kılavuzu henüz yayımlanmadı.</p>

<h2><strong>Sağlık Bakanlığı 26 Bin 673 Personel Alımı</strong> Ne Zaman Yapılacak?</h2>

<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, yaptığı açıklamada yeni personel alımına ilişkin planlamanın <strong>2026 yılı sonunda </strong>gerçekleştirileceğini belirtti. Bakan Memişoğlu, personel alımlarının 2026 KPSS sürecinin ardından planlanacağını ifade ederek şu değerlendirmede bulundu:</p>

<blockquote>
<p>"2024 KPSS ile geçen sene 47 bin hekim dışı personel alımı yaptık. Ondan önce de iki dönem daha alım olmuştu. 2026 Eylül'deki KPSS sonrasında bu alımları planlayacağız. Yani 2026'nın sonunda bir alım planlıyoruz."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p>Bu açıklamaya göre, <strong>26 bin 673 personel alımı</strong> için başvuru sürecinin, ÖSYM tarafından yayımlanacak KPSS tercih kılavuzunun ardından başlaması bekleniyor. Şu ana kadar resmi başvuru tarihi ilan edilmiş değil.</p>

<h3><strong>Sağlık Bakanlığı Personel Alımı Başvuru Tarihi Açıklandı Mı?</strong></h3>

<p>Hayır. Sağlık Bakanlığı veya ÖSYM tarafından <strong>26 bin 673 personel alımına</strong> ilişkin resmi başvuru takvimi henüz yayımlanmadı.</p>

<p>Başvuruların başlayabilmesi için öncelikle ÖSYM'nin KPSS tercih kılavuzunu yayımlaması gerekiyor. Kılavuzun yayımlanmasının ardından adaylar tercih işlemlerini ÖSYM Aday İşlemleri Sistemi (AİS) üzerinden elektronik ortamda gerçekleştirebilecek.</p>

<p>Resmi duyuruların Sağlık Bakanlığı ile ÖSYM'nin internet siteleri üzerinden paylaşılması bekleniyor.</p>

<p><img alt="Sağlık Bakanlığından Kurban Bayramı'nda Beslenme Uyarıları" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/05/saglik-bakanligindan-kurban-bayraminda-beslenme-uyarilari.jpg" width="864" /></p>

<h3><strong>2026 Personel Alımı Başvuru Şartları Belli Oldu Mu?</strong></h3>

<p>26 bin 673 sözleşmeli personel alımına ilişkin özel başvuru şartları henüz açıklanmadı.</p>

<p>Tercih kılavuzunun yayımlanmasının ardından aşağıdaki başlıklara ilişkin ayrıntılar netleşecek:</p>

<ul>
 <li>
 <p>KPSS puan türü ve taban puan şartı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Mezuniyet koşulları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Branşlara göre özel nitelikler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Atama usul ve esasları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tercih işlemlerine ilişkin kurallar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Başvuru tarihleri ve tercih süreci</p>
 </li>
</ul>

<p>Her kadro için aranacak özel şartların da ÖSYM tercih kılavuzunda yer alması bekleniyor.</p>

<h3><strong>26 Bin 673 Personel Alımı Hangi Kadroları Kapsıyor?</strong></h3>

<p>Resmî Gazete'de yayımlanan kontenjanlara göre Sağlık Bakanlığına tahsis edilen kadrolar şu şekilde açıklandı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Uzman doktor: <strong>22.983</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p>Doktor: <strong>3.652</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p>Sağlık teknikeri: <strong>25</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p>Ebe: <strong>9</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p>Hemşire: <strong>2</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p>Diyetisyen: <strong>1</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p>Toplam kadro: <strong>26.673</strong></p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kadrolara ilişkin tercih kodları, başvuru şartları ve diğer teknik ayrıntılar ÖSYM tarafından yayımlanacak tercih kılavuzunda kesinleşecek.</p>

<p><img alt="Sağlık Bakanlığı Irana Tıbbi Yardım" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/04/saglik-bakanligi-irana-tibbi-yardim.jpg" width="864" /></p>

<h3><strong>Başvurular Nasıl Yapılacak?</strong></h3>

<p>Başvuru sürecinin başlamasının ardından adaylar tercihlerini ÖSYM'nin Aday İşlemleri Sistemi (AİS) üzerinden T.C. kimlik numarası ve aday şifreleriyle elektronik ortamda yapabilecek.</p>

<p>Tercih işlemleri sırasında adayların yayımlanacak tercih kılavuzundaki;</p>

<ul>
 <li>
 <p>kadro kodlarını,</p>
 </li>
 <li>
 <p>nitelik şartlarını,</p>
 </li>
 <li>
 <p>mezuniyet koşullarını,</p>
 </li>
 <li>
 <p>KPSS puan türünü,</p>
 </li>
 <li>
 <p>özel başvuru hükümlerini</p>
 </li>
</ul>

<p>dikkatle incelemeleri gerekecek.</p>

<p>Başvuru süresinin sona ermesinin ardından yerleştirme işlemleri ÖSYM tarafından merkezi yerleştirme yöntemiyle gerçekleştirilecek.</p>

<h3><strong>KPSS Tercih Kılavuzu Neden Önem Taşıyor?</strong></h3>

<p>Personel alımı sürecinin en önemli aşamalarından biri ÖSYM tarafından yayımlanacak KPSS tercih kılavuzu olacak.</p>

<p>Kılavuzda;</p>

<ul>
 <li>
 <p>başvuru tarihleri,</p>
 </li>
 <li>
 <p>tercih tarihleri,</p>
 </li>
 <li>
 <p>kadro dağılımları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>nitelik kodları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>başvuru şartları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>atama esasları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>yerleştirme usulleri</p>
 </li>
</ul>

<p>ayrıntılı şekilde açıklanacak.</p>

<p>Bu nedenle adayların Sağlık Bakanlığı ve ÖSYM'nin resmi duyurularını düzenli olarak takip etmeleri önem taşıyor.</p>

<p><img alt="Sağlık Bakanlığı-6" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2025/11/saglik-bakanligi-6.jpg" width="864" /></p>

<h3><strong>Gözler Eylül Ayındaki KPSS Sürecine Çevrildi</strong></h3>

<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun açıklamalarının ardından binlerce adayın dikkati 2026 Eylül ayında gerçekleştirilecek KPSS sürecine yöneldi. Bakanlığın açıklamalarına göre yeni personel alım planlamasının bu sınavın ardından yapılması öngörülüyor.</p>

<p>Şu an için <strong>26 bin 673 personel alımı</strong> kapsamında resmi başvuru tarihi, tercih takvimi ve özel başvuru şartları açıklanmış değil. ÖSYM'nin yayımlayacağı tercih kılavuzuyla birlikte başvuru tarihleri, kadro tercihleri, nitelik kodları ve yerleştirme sürecine ilişkin tüm ayrıntılar netlik kazanacak.</p>

<h3><strong>26 Bin 673 Personel Alımı</strong></h3>

<ul>
 <li>
 <p>Personel alımı planlamasının 2026 yılı sonunda yapılması bekleniyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Resmi başvuru tarihi henüz açıklanmadı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>KPSS tercih kılavuzu henüz yayımlanmadı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Başvurular ÖSYM AİS üzerinden alınacak.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kadro ve başvuru şartları tercih kılavuzuyla kesinleşecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Adayların yalnızca Sağlık Bakanlığı ve ÖSYM'nin resmi açıklamalarını esas alması gerekiyor.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Nida Çitler</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/saglik-bakanligi-2026-personel-alimi-basvuru-sartlari</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 16:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/06/saglik-bakanligi-12-ildeki-92-hastanede-genel-teftis-programi-baslatti.jpg" type="image/jpeg" length="91411"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her 5 derecelik sıcaklık artışı kalp krizi riskini yüzde 5 artırıyor]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/her-5-derecelik-sicaklik-artisi-kalp-krizi-riskini-yuzde-5-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/her-5-derecelik-sicaklik-artisi-kalp-krizi-riskini-yuzde-5-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Emrah Erdal, hava sıcaklığındaki her 5 derecelik artış kalp krizlerinde de yaklaşık yüzde 5 oranında artışa neden olur” uyarısında bulunarak, kalp krizine davetiye çıkarabilecek 5 hata ve doğru öneriler konusunda bilgi verdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında yüksek seyreden sıcaklıklar yalnızca bunaltmıyor, kalbin daha fazla çalışmasına da neden oluyor. Çünkü artan sıcaklıklarla mücadele etmeye çalışan vücutta sıvı ve mineral kaybı yaşanıyor, damarlar genişliyor, tansiyon düşüyor ve kalp hızının artmasıyla birlikte özellikle kalp hastalarında ciddi sağlık sorunlarının görülme riski yükseliyor. Hava sıcaklığındaki her 5 derecelik artışın kalp krizi görülme riskini yaklaşık yüzde 5 artırdığını söyleyen Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal, “Bu riski azaltabilmek için yaz aylarında günlük su alımından seçtiğimiz kıyafetlerin rengine, spor saatlerimizden tükettiğimiz besinlere kadar pek çok detaya dikkat etmemiz gerekir” diyor.<br />
<strong>Yazın kalp krizi daha sık görülüyor</strong><br />
Havadaki ısı artışı kalbin çalışma düzenini de etkiliyor. Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıktığı yaz aylarında kalp krizleri daha sık görülüyor. Hem sıcak hem de soğuk havada vücudun ısısını dengelemeye çalıştığını ve bunun da kalbi yorduğunu belirten Doç. Dr. Emrah Erdal, “Özellikle yaz aylarında yaşanan sıvı-mineral kaybı nedeniyle kan damarları genişler ve kan basıncı düşer. Bu süreç kalp atış hızının artmasına yol açarak kalp krizi riskini yükseltebilir. Yapılan birçok çalışmada sıcaklık artışı ile kalp krizi arasında doğru orantı olduğu gösterilmiş. Öyle ki hava sıcaklığındaki her 5 derecelik artış kalp krizlerinde de yaklaşık yüzde 5 oranında artışa neden olur” uyarısında bulunarak, kalp krizine davetiye çıkarabilecek 5 hata ve doğru öneriler konusunda bilgi verdi.<br />
<strong>HATA: YETERSİZ VE YANLIŞ SIVI ALIMI</strong><br />
Yaz aylarında terlemeyle birlikte vücuttan önemli miktarda sıvı ve mineral kaybediliyor. Bu kaybın yerine konulmaması tansiyon düşüklüğüne, elektrolit dengesinin bozulmasına ve kalbin iş yükünün artmasına neden olabiliyor. Özellikle alkol, aşırı kahve ve şekerli içecekler vücuttan sıvı atılımını artırarak bu riski daha da yükseltebiliyor.<br />
<strong>Doğrusu:</strong> “Yaz aylarında günlük ortalama 2,5 litre sıvı tüketmeye özen gösterin” diyen Doç. Dr. Emrah Erdal, en doğru tercih olarak su ve mineral içeren içeceklerin olduğunu söylüyor. Alkol, aşırı kahve ve şekerli içeceklerin mümkün olduğunca sınırlandırılması gerekiyor.<br />
<strong>HATA: KALIN VE KOYU RENKLİ GİYSİLER TERCİH ETMEK</strong><br />
Yaz aylarında koyu renkli ve kalın kıyafetler tercih etmek vücut ısısının daha fazla yükselmesine neden olabiliyor. Oysa sıcak havalarda vücudumuz, normal ısı dengesini koruyabilmek için zaten yoğun bir çaba harcarken yanlış kıyafet seçimi bu yükü daha da artırarak kalbin daha fazla çalışmasına yol açabiliyor.<br />
<strong>Doğrusu: </strong>Yaz aylarında hafif, bol, pamuklu ve açık renkli kıyafetler tercih edilmeli. Açık renkler güneş ışınlarını daha az absorbe ederken, pamuklu ve nefes alabilen kumaşlar vücut ısısının daha kolay dengelenmesine yardımcı oluyor.<br />
<strong>HATA: ÖĞLE SAATLERİNDE DENİZE GİRMEK VE YOĞUN EGZERSİZ YAPMAK</strong><br />
Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-16.00 saatleri arasında denize girmenin veya plaj voleybolu, plaj futbolu gibi yoğun fiziksel aktivitelerde bulunmanın vücut ısısını daha da artırdığı uyarısında bulunan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal, “Sıcak havalarda zaten ısı dengesini korumak için daha fazla çalışan kalp, bu saatlerde yapılan egzersizle çok daha fazla zorlanabilir. Özellikle kalp ve damar hastalığı bulunan kişiler için bu durum ciddi risk oluşturabilir” diyor.<br />
<strong>Doğrusu:</strong> Deniz ve yüzme için sabah erken saatler veya güneşin etkisini kaybetmeye başladığı akşam saatleri tercih edilmeli. Düzenli egzersiz yapan kişiler yürüyüş, koşu veya diğer spor aktiviteleri günün serin saatlerinde planlamalı.<br />
<strong>HATA: YAZ AYLARINDA İLAÇ DOZLARINI DEĞİŞTİRMEMEK</strong><br />
Yaz aylarında sıcak havanın etkisiyle tansiyonun doğal olarak düşme eğilimi gösterdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Emrah Erdal, “Özellikle hipertansiyon, kalp yetmezliği ve kronik böbrek hastalığı olan kişilerde kullanılan tansiyon ve idrar söktürücü ilaçlar bu düşüşü daha da belirgin hale getirebilir. Bu durum halsizlik, baş dönmesi, bayılma ve elektrolit dengesizlikleri gibi önemli sorunlara yol açabilir” uyarısında bulunuyor.<br />
<strong>Doğrusu:</strong> Yaz aylarına girerken özellikle hipertansiyon, kalp yetmezliği ve kronik böbrek hastalığı nedeniyle ilaç kullanan hastalar, tedavilerinin gözden geçirilmesi için hekimlerine başvurmalı ve gerekli görülürse ilaç dozları doktor tarafından yeniden düzenlenmeli. Ancak ilaçların dozu hiçbir zaman hekime danışmadan azaltılmamalı veya tedavi kesilmemeli.<br />
<strong>HATA: YAĞLI VE AĞIR YEMEKLER TÜKETMEK</strong><br />
Yaz aylarında ağır, yağlı ve yüksek kalorili öğünlerin sindirim sistemi kadar kalbi de zorladığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Erdal, “Hamur işleri, kızartmalar, yağlı etler ile aşırı tuzlu ve baharatlı yiyecekler, vücudun metabolik yükünü artırırken kalbin daha fazla çalışmasına neden olabilir. Özellikle sıcak havaların etkisiyle artan sıvı kaybı da eklendiğinde, bu beslenme alışkanlıkları kalp ve damar hastalığı bulunan kişiler için önemli risk oluşturabilir” diyor.<br />
<strong>Doğrusu: </strong>Yaz aylarında taze sebze ve meyveler, zeytinyağlı yemekler, soğuk çorbalar ve sindirimi kolay besinler tercih edilmeli. Az yağlı peynirler ve taze balık gibi sağlıklı protein kaynakları tüketilmeli; et seçiminde ise kızartma yerine haşlama veya ızgara yöntemleri tercih edilmeli. Hafif ve dengeli beslenmek, sıcak havalarda hem vücudun hem de kalbin üzerindeki yükün azalmasına katkıda bulunur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ramazan Atabey</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/her-5-derecelik-sicaklik-artisi-kalp-krizi-riskini-yuzde-5-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/k-a-l-p-2.jpg" type="image/jpeg" length="86068"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sezaryen yaptırımlarına tepki: "Bir yanlışın çözümü başka bir yanlış olamaz"]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/sezaryen-yaptirimlarina-tepki-bir-yanlisin-cozumu-baska-bir-yanlis-olamaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/sezaryen-yaptirimlarina-tepki-bir-yanlisin-cozumu-baska-bir-yanlis-olamaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı’nın sezaryen oranlarının yüksekliği gerekçesiyle bazı hekimlere meslekten men ve maaş kesintisi yaptırımı uygulaması tartışma yarattı. Kararı değerlendiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Semra Özer, çözümün hekimleri cezalandırmak değil doğum sistemini iyileştirmek olduğunu belirterek, “Bir yanlışın çözümü başka bir yanlış olamaz. Sezaryeni cezalandırarak normal doğum oranını artıramazsınız” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde sezaryen oranının yüksek olduğu gerekçesiyle bazı hekimlere yönelik uygulanan meslekten men ve maaş kesintisi yaptırımları kamuoyunda ve sağlık camiasında tartışma konusu oldu. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Semra Özer, 24 Saat Gazetesi’ne yaptığı açıklamada gereksiz sezaryenle mücadelenin cezalandırıcı uygulamalarla değil, normal doğumu destekleyen politikalarla mümkün olacağını söyledi.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 08 04 At 10.33.45 (2)" class="detail-photo img-fluid" height="678" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/whatsapp-image-2026-08-04-at-103345-2.jpeg" width="452" /></p>

<h2><strong>"Bir yanlışın çözümü başka bir yanlış olamaz"</strong></h2>

<p>Gereksiz sezaryenlerin varlığını kabul ettiklerini ancak bunun çözümünün hekimleri cezalandırmak olmadığını vurgulayan Özer, "Bir şeyin, yanlışın çözümü ya da cezası başka bir yanlış olamaz. Gereksiz yapılan sezaryenlerin tek sorumlusu doktorlar değil. Dilimizde tüy bitti söylemekten; sezaryeni cezalandırarak ya da masrafını artırarak veya başka türlü yaptırımlarla normal doğum oranını artırma şansınız yok. Normal doğum oranını artırarak ancak bununla mücadele edebiliriz. Bunu söylemekten dilimizde tüy bitti ama dinleyenimiz yok" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Sezaryen oranlarının yüksek olmasının en önemli nedenlerinden birinin hekimlerin üzerindeki baskı olduğuna dikkat çeken Özer, getirilen yeni yaptırımın bu baskıyı daha da artıracağını savunarak, "Bir sezaryen oranının yüksek olmasının en büyük sebeplerinden biri doktorların kendini baskı altında hissetmesi. Bu da yeni bir baskı türü. Dolayısıyla bir işe yarayacağını düşünmediğim gibi ayrıca da çok büyük haksızlık" dedi.</p>

<p>Altı ay meslekten men cezasının hekimler açısından ağır sonuçlar doğuracağını ifade eden Özer, "Bir doktora '6 ay maaş almayacaksın' demek... Düşünsenize senelik maaşınızın yarısının bir anda gittiğini düşünün. Bunun kredisi var, okul taksiti var. Ben bir ay iş değiştirmek yüzünden bir ay maaş alamamıştım, toparlamam iki senemi aldı. Bu doktorlar ne yapacak?" sözleriyle uygulamanın ekonomik etkilerine dikkat çekti.</p>

<p>Verilen cezanın hukuki açıdan da tartışmalı olduğunu dile getiren Özer, meslekten men kararının ancak Türk Tabipleri Birliği tarafından yürütülen ciddi soruşturmalar sonucunda uygulanabileceğini belirterek, "Yanlış karar veren hakimin maaşını altı ay kesebiliyor musunuz mesela? O yüzden verilen ceza çok yanlış. Ayrıca buna ceza verilmesi de yanlış. Meslekten meni benim bildiğim kadarıyla sadece TTB verebilir ve çok ciddi soruşturma ile TTB'deki kurulun verdiği kararla olabilir" değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Canan Karatay örneğini hatırlatan Özer, mevcut yaptırımın orantısız olduğunu savunarak, "Canan Karatay o kadar bizim şeker yükleme testlerimizin önünde engel oluşturdu. Ona bile topu topu 15 gün meslekten men cezası verildi. Bir doktorun sezaryen oranı yüksek diye altı ay meslekten men ne demek? Bir de hakaret eder gibi eğitime yollamak... Bu tamamen aşağılama ve finansal şiddettir" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>"Gerekli-gereksiz ayrımı vaka bazında incelenmeli"</strong></h3>

<p>Gereksiz sezaryen ile tıbbi zorunluluk nedeniyle yapılan sezaryenin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Özer, bu değerlendirmenin ancak her vakanın ayrı ayrı incelenmesiyle mümkün olacağını söyleyerek, "Bu tamamen tıbbi bir şey. Böyle ciddi yaptırım yapacaksanız vakaları tek tek inceleyip 'Gerekli miydi, gereksiz miydi?' diye bir kurulun incelemesi gerekir" dedi.</p>

<p>Primer sezaryen oranı yüksek olan bazı hekimlerde gereksiz ameliyatların bulunabileceğini kabul ettiğini ifade eden Özer, buna rağmen çözümün cezalandırma olmadığını vurgulayarak, "Bir doktorun primer sezaryen oranı belli bir sayının üzerindeyse, ekstrem durumlar hariç bunların çoğu gereksizdir, kabul ediyorum. Ama bunun çözümü bu olamaz" diye konuştu.</p>

<p>Tıbbi açıdan gerekli sezaryenin, ameliyat yapılmadığı takdirde anne ya da bebeğin zarar göreceği durumlarda uygulandığını aktaran Özer, bazı kararların ise hekim yorumuna açık olduğuna işaret ederek, "Bir doktor diyebilir ki 'Bebeğin boynunda kordon var, bu doğumda sorun çıkarabilir, biz sezaryen yapalım.' Bana göre bu gereksizdir, başka biri için gerekli olabilir" ifadelerine yer verdi.</p>

<p>Türkiye'de gereksiz sezaryenin yaygın olduğunun tartışmasız bir gerçek olduğunu dile getiren Özer, buna ilişkin örnek vererek, "Bebek iri diye sezaryen yapıyorlar, üç kilo iki yüz gram doğuyor. Tamam, biraz yanılma payı olabilir. Yüz kere 'iri bebek' diye sezaryen yaparsanız hepsi dört buçuk kilonun üstündedir, bir tanesi üç kilo iki yüz çıkar; bu da yanılma payı içerisindedir. Şimdi buna nasıl karar vereceksiniz?" dedi.</p>

<p>Gereksiz sezaryenlerin önüne geçebilmek için doğum korkusunun da ortadan kaldırılması gerektiğini vurgulayan Özer, "Kadının doğum korkularıyla psikoloğun çalışması gerekiyordu. Doğum ortamının düzgün bir şekilde ayarlanması gerekiyordu. Bunun için tek kişilik doğum odaları yapılması gerekiyordu. O yapılıyor mu? Şimdi bunun cezasını niye doktordan çıkartıyoruz?" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>“Doğum koşulları kötü olduğu için kadınlar sezaryeni tercih ediyor”</strong></h3>

<p>Türkiye’de sezaryen oranlarının yüksek olmasının temel nedeninin doğum koşulları olduğunu dile getiren Özer, mevcut sistemin kadınları normal doğumdan uzaklaştırdığını belirterek, “Doğum koşulları çok kötü. Ben mesela çok özel bir hizmet sunuyorum. Doğum koşullarını optimal hale getiriyorum. Tek başıma bu koşulları yaratmak için uğraşıyorum. Dolayısıyla maliyeti çok yükseğe geliyor. Devlet bunu çok rahatlıkla yapabilir ama yapamıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Doğumhanelerin fiziki şartlarının ve personel yetersizliğinin önemli sorunlar oluşturduğunu ifade eden Özer, “Doğumhaneler tek kişilik odalara çevirilemiyor. Her gebeye bir ebe olacak şekilde bir istihdam yaratılamıyor. Çünkü her seferinde ‘Doğum nasılsa kendiliğinden oluyor. Kadınları bıraksak da hiçbir şey yapmasak da o bebekler doğacak’ diye düşünülüyor. Buna güvenerek yatırım yapılmıyor” dedi.</p>

<p>Doğum hizmetlerine yeterli yatırım yapılmadığını savunan Özer, robotik cerrahiyle doğum hizmetlerini karşılaştırarak, “Robotik cerrahi deseniz robot almak lazım, alet almak lazım, malzeme almak lazım; bunu anlatmak kolay. Ama doğumda hiçbir şey yapmadan doğumu beklemek lazım. Beklemenin masrafını anlatmanız çok zor. O yüzden de anlaşılmıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Olumsuz doğum deneyimlerinin kadınları sezaryene yönelttiğini söyleyen Özer, “Doğum koşulları kötü olduğu için kadınlar kötü doğumlar yapıyorlar. Birbirlerine kötü doğumlarını anlatıyorlar. Yeri geliyor hakarete maruz kalıyorlar, yeri geliyor gereksiz sezaryen oluyorlar, yeri geliyor gereksiz müdahalelerle karşılaşıyorlar” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kadınların doğum sürecinde maruz kaldıkları uygulamalara değinen Özer, “Mesela aç bırakılıyorlar, suni sancı takılıyor, epizyotomi dediğimiz kesi yapılıyor. Yanına eşini alamıyor, yalnız ve aç bir şekilde bekliyor, hareket etmesine izin verilmiyor. Bunları yaşayan kadınların doğumları kötü geçiyor. Kötü geçince de birbirlerine böyle anlatıyorlar. Başka kadınlar da doğumları kötü geçsin istemiyor, sezaryen istiyorlar. En basiti bu” dedi.</p>

<p>Doğum korkusuyla sezaryen talep eden kadınların da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Özer, “Bu tarz korkularla ve imkânsızlıklar yüzünden sezaryen isteyen bir kadına ‘Hadi sezaryen yapmayın’ diyerek nasıl doğurtacaksınız? Karşınızda ‘Beni sezaryene alın’ diye bağıran bir kadın var. Kasılmaları geldikçe ağlıyor, bir köşeye siniyor. Hadi doğurtsun, nasıl doğurtacağız? Doktordan ne bekliyorlar?” diye konuştu.</p>

<h3><img alt="Whatsapp Image 2026 08 04 At 10.33.45 (1)" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://24saatgazetesicom.teimg.com/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/whatsapp-image-2026-08-04-at-103345-1.jpeg" width="864" /></h3>

<h3><strong>“Meslekten men cezası doktor için çok ağır bir yaptırım”</strong></h3>

<p>Uygulanan yaptırımın bazı hekimlerin sezaryen kararını yeniden gözden geçirmesine neden olabileceğini ancak bunun kalıcı çözüm sağlamayacağını ifade eden Özer, “Bir miktar doktor ‘Sezaryen yaparsam lisansım elimden gidebilir, yarım senelik maaşım elimden gidecek’ diye iki kere düşünür sezaryene almadan önce. Belki onların bir miktar sezaryen oranını azaltabilir ama yine azaltmayacak” dedi.</p>

<p>Çalışma koşulları düzeltilmeden hekimlerden farklı sonuç beklenemeyeceğini vurgulayan Özer, “Karşısına gelen hasta kesimi belli, doktorun alışkanlıkları belli. Benimki gibi koşulları yaratması mümkün değil. En basitinden ebe olmadan benim yaptığım doğumları yapmam mümkün değil. O zaman o doktordan siz bu koşulları nasıl bekliyorsunuz? Gelen hastanın özel ebe tutacak parası yok. Doktor kendi cebinden mi ödeyecek?” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yüksek riskli gebelerle çalışan hekimlerin de bu uygulamadan endişe duyduğunu söyleyen Özer, “Bu benim gibi doktorları bile rahatsız eden bir uygulama. Ben çok yüksek riskli hastaları doğurtuyorum. Yarın bir gün bana da ‘Bu yüksek riskli hastaları niye doğurttun?’ diye bir yaptırım yapacaklar mı?” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Meslekten men cezasının hekimler açısından son derece ağır olduğunu dile getiren Özer, “Meslekten men cezası bir doktor için çok ağır bir cezadır. Bunu bir Kanun Hükmünde Kararname’nin bir maddesinin alt satırına uydurarak yapıyorlar. Kanunlara uyması bunun doğru olduğu anlamına gelmiyor” dedi.</p>

<h3><strong>“Normal doğum oranını artırmanın yolu cezadan değil, hazırlıktan geçiyor”</strong></h3>

<p>Sezaryen oranlarının düşürülmesi için öncelikle doğum hazırlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini söyleyen Özer, “Bir kere doğum hazırlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması lazım. Her gebeye bir ya da iki ebenin tahsis edilmesi lazım” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Doğum ortamlarının doğal doğumu destekleyecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Özer, “Doğum ortamlarının doğuma uygun bir vaziyete getirilmesi şart. Tek kişilik oda, eşinin yanına alınabilmesi, gereksiz müdahalelerden arınmış, doğal doğuma uygun fiziki ve uygulama düzenlemelerinin olduğu doğumhanelerin her yerde mümkün olması lazım” dedi.</p>

<p>Her sağlık kuruluşunda acil sezaryen imkânının da bulunması gerektiğini kaydeden Özer, “Her yerde doğum sırasında bir aksilik çıktığında acil sezaryene alma imkânlarının yaratılması lazım” ifadelerine yer verdi.</p>

<p>Toplumdaki doğum korkusunun azaltılmasının normal doğum oranlarını artıracağını vurgulayan Özer, sözlerini şöyle tamamladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu koşullar oluşturulduktan sonra insanlara normal doğumun hiç de kötü bir şey olmadığı, çok keyifli bir şey olduğu anlatılmalı. Gerektiğinde epidural ve ebelerin desteğiyle ağrıyla mücadele edilebileceği gösterilmeli, toplumun doğum korkularını yenmeye çalışmamız lazım. Böyle normal doğum oranını artırabiliriz.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ateş Çatıkkaş</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/sezaryen-yaptirimlarina-tepki-bir-yanlisin-cozumu-baska-bir-yanlis-olamaz</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/sezaryen-1.jpeg" type="image/jpeg" length="51631"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun yaşamın sırrı mucize besinlerde değil: Sağlıklı yaş almanın yolu ufak alışkanlıklarda saklı]]></title>
      <link>https://www.24saatgazetesi.com/uzun-yasamin-sirri-mucize-besinlerde-degil-saglikli-yas-almanin-yolu-ufak-aliskanliklarda-sakli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.24saatgazetesi.com/uzun-yasamin-sirri-mucize-besinlerde-degil-saglikli-yas-almanin-yolu-ufak-aliskanliklarda-sakli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Ziya Mocan, sağlıklı yaş almanın sırrının mucize besinlerde değil, genç yaşta kazanılan yaşam tarzı alışkanlıklarında saklı olduğunu belirterek damar sağlığı ve kas kütlesini korumanın önemine değindi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İç Hastalıkları Uzmanı <strong>Prof. Dr. Ziya Mocan</strong>, modern tıbbın artık sadece yaşam süresini uzatmaya değil, sağlıklı geçirilen yılları artırmaya odaklandığını belirterek yaşam tarzı alışkanlıklarının sağlıklı yaş alma sürecindeki kritik rolüne dikkat çekti.</p>

<p>Mocan, <i>"Uzun yaşam denildiğinde akla ilk olarak genetik geliyor. Oysa bilimsel çalışmalar, yaşam tarzı alışkanlıklarının son derece belirleyici olduğunu gösteriyor. Amaç sadece 90 ya da 100 yaşına ulaşmak değil, o yaşlara bağımsız hareket edebilen, üretken ve yaşam kalitesi yüksek bireyler olarak ulaşabilmek"</i> dedi.</p>

<h2><strong>"Takvim yaşınız ile biyolojik yaşınız aynı olmayabilir"</strong></h2>

<p>Yaşlanma sürecinin yalnızca takvim yaşıyla değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Ziya Mocan, damar sağlığının biyolojik yaşın en temel göstergesi olduğunu aktardı.</p>

<p>Hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, sigara kullanımı, sedanter (hareketsiz) yaşam ve kronik stresin damar yapısını bozarak biyolojik yaşı hızlandırdığını belirten Mocan, düzenli tansiyon, kan şekeri ve kolesterol kontrollerinin kalp-damar hastalıklarını önlemede hayati öneme sahip olduğunu kaydetti.</p>

<h3><strong>Sadece kilo kontrolü yetmez: Kas kütlenizi koruyun</strong></h3>

<p>İleri yaşlarda sadece kilo takibinin yeterli olmadığını, kas kütlesinin korunmasının yaşam kalitesini doğrudan belirlediğini ifade eden Mocan, yaşla birlikte artan kas kaybının düşme riskini ve hareket kısıtlılığını beraberinde getirdiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlıklı kas yapısı için önerilerini sıralayan Mocan, haftada en az iki gün kas güçlendirici egzersiz yapılması, düzenli yürüyüş ve yeterli protein tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h3><strong>"Uzun yaşam bütüncül bir tercihtir"</strong></h3>

<p>Uzun ve kaliteli bir ömrün tek bir takviye ya da mucize besinle elde edilemeyeceğini hatırlatan Prof. Dr. Mocan, sağlıklı yaş almayı destekleyen temel unsurları şu şekilde özetledi:</p>

<p>"Sebze, meyve, tam tahıl, baklagil ve sağlıklı yağ ağırlıklı beslenerek işlenmiş gıdalar ve şekerden uzak durulmalı. Hücre yenilenmesi için uyku düzeni sağlanmalı, kronik stres kontrol altına alınmalı. Yeni bilgiler öğrenmek, kitap okumak, hobiler edinmek ve güçlü sosyal ilişkiler kurmak zihni aktif tutar. Uzun yaşamın sırrı tek bir ilaçta ya da mucize bir besinde saklı değil. Her gün yaptığımız seçimler, nasıl beslendiğimiz, ne kadar hareket ettiğimiz ve uykumuza gösterdiğimiz özen yıllar içinde biyolojik yaşımızı şekillendiriyor. Sağlıklı yaş almak, genç yaşlarda kazanılan doğru alışkanlıklarla başlar."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.24saatgazetesi.com/uzun-yasamin-sirri-mucize-besinlerde-degil-saglikli-yas-almanin-yolu-ufak-aliskanliklarda-sakli</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://24saatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/24saatgazetesi-com/uploads/2026/08/images-2026-08-04t103211975.jpg" type="image/jpeg" length="37142"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
