RTÜK üyesi İlhan Taşcı: Türkiye gerçekliğini yansıtan bir medya yok “Çok kanallı tek sesli bir ülkedeyiz ”

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi İlhan Taşcı

Gazeteciler Cemiyeti tarafından Avrupa Birliği (AB) desteğiyle yürütülen Demokrasi için Medya/Medya için Demokrasi (M4D) Projesi kapsamında, “Habercilik ve RTÜK” başlıklı online söyleşi kapsamında RTÜK üyesi İlhan Taşcı konuk edildi

NAZ AKMAN/ANKARA – Gazeteciler Cemiyeti tarafından Avrupa Birliği (AB) desteğiyle yürütülen Demokrasi için Medya/Medya için Demokrasi (M4D) Projesi kapsamında, “Habercilik ve RTÜK” başlıklı online söyleşi düzenlendi.

Gazeteci Zeynep Gürcanlı

Gazeteci Zeynep Gürcanlı yönetiminde gerçekleştirilen söyleşide, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi İlhan Taşcı konuk edildi. Taşcı, RTÜK’ün görev ve yükümlülüklerinin yasal çerçevesini, yönetmelikleri, yaptırımları ve mevcut uygulamaları anlattı. Söyleşi kapsamında RTÜK kuralları ve haberlere etkileri tartışıldı.
RTÜK üyesi İlhan Taşcı kimdir?
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezuniyetinden sonra Cumhuriyet Gazetesi’nde mesleğe başlayan Taşcı, New York’ta 11 Eylül 2001 tarihindeki İkiz Kuleler saldırısını düzenlediği ileri sürülen El Kaide’nin Türkiye’deki parasal kaynak ve bağlantılarına ilişkin haberleriyle 2001 yılında Çağdaş Gazeteciler Derneği “Gazetecilik Başarı” ödülüne değer görüldü. Üst düzey bürokratların da adının karıştığı milyonlarca dolarlık akaryakıt kaçaklığına ilişkin haberleriyle 2005 yılında Bülent Dikmener Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Taşcı, Türkiye’nin geniş bir alanında istihbarat çalışması yapmak üzere kurulması öngörülen gizli bir örgütün kurulma hazırlığı ve örgütün harcamalarının örtülü ödenekten karşılanması planlarına ilişkin “Kaçakçılıkta Özel İstihbarat Örgütü” haberleriyle de 2005 yılında Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından başarılı gazeteci ödülüne değer görüldü. İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatlerine yönelik soruşturmaların siyasi baskılarla durdurularak, dosyaların sümenaltı edilişine ilişkin “Cemaate dokunulamadı” haberleriyle de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nce düzenlenen 2009 yılı Geleneksel Türkiye Gazetecilik Başarı ödülüne siyasi haber dalında layık görüldü. Taşcı’nın inceleme ve araştırma kitapları arasında; “Maskesiz Soygun”, “Babam Sağ Olsun”, “Telekulağın Duydukları”, “Cüppeli Adalet”, “İlahi Adalet” yer alıyor. 2012 yılında yayımlanan “Ömrümün Son Hükmü”, Taşcı’nın ilk romanı. 2013 yılında mahkemelerde ifade veren gizli tanıkları mercek altına aldığı “Kim Bu Gizli Tanıklar, Ne Anlatıyorlar Gizli Tanıdık” 2014 yılında ise yasadışı telefon dinlemelerini irdelediği “Paralel Hat” kitabı yayımlandı.
Taşcı, BBC Türkçe servisinin Ankara muhabirliğini yaparak, siyasi analizler de yazdı. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı tarafından her yıl gerçekleştirilen “Araştırmacı Gazetecilik” kursunda eğitmen olarak görev alan Taşcı, TRT Ankara Radyosu’nda yayımlanan “Gündem” programında haftalık yorumlar yaptı. Taşcı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kontenjanından 2017 yılında TBMM Genel Kurulu’nda yapılan seçim sonucunda RTÜK üyeliğine seçildi.

Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı ve M4D Direktörü Yusuf Kanlı

Söyleşinin açılış konuşmasını yapan Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı ve M4D Proje Koordinatörü Yusuf Kanlı, “RTÜK’ün haberciliğe etkileri, engellemeleri, katkılarını tartışacağız. RTÜK 1980 sonrası Türkiye’nin çok kanallı yayınlara başlamasıyla önemi artan bir kurumumuz. RTÜK, muhalefetin sesini kısma, ceza verme gerekçeleriyle zaman zaman tartışmaların göbeğinde oldu. Kurumu detaylarıyla doğrusu ve yanlışıyla konuşacağız” dedi.
Taşçı, “RTÜK üyesi olmazdan önce Türkiye’de yayıncılığın bu kadar problemli bir alan olduğunu bilmiyordum”
Konuşmasına RTÜK’teki görev ve sorumluluklarını anlatarak başlayan Taşcı, “RTÜK üyesi olmazdan önce Türkiye’de yayıncılığın bu kadar problemli bir alan olduğunu bilmiyordum, göreve seçildikten sonra öğrenmiş oldum. RTÜK, yayıncılığı düzenlemek ve denetlemek üzere anayasal bir üst kurul olarak inşa edildi. RTÜK’te dokuz üye görev yapıyor, üyeler parlamentoda grubu bulunan partilerin kontenjanından TBMM Genel Kurulu’nda gizli oyla seçiliyor. Anayasaya ve mevzuata göre siyasi parti kontenjanından seçilen üyenin parti ile bir bağı kalmıyor. Tarafsız, bağımsız, özerk bir yapının üyesi olarak görev yapıyorlar. Olabildiğince objektif, yayıncılara eşit yaklaşmaya çalışarak, özellikle basın ve ifade özgürlüğü konusunda yapılabileceklere katkı sunmaya çalışıyorum” diye konuştu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi İlhan Taşcı

“Türkiye AB hedefinden sapınca RTÜK’te işlevinden saptı”
RTÜK’ün 27 yıllık bir kurum olarak Türkiye’de özel yayıncılığın gelişimiyle birlikte inşa edildiğini, öncelikli hedefinin yayıncılığı düzenleme, zamanla ise Türkiye’nin AB hedefi doğrultusunda AB ile entegre olmak için geliştirilmiş bir kuruma doğru evirildiğini ifade eden Taşcı, bu kapsamda Üst Kurul’un görev ve misyonu hakkında bilgi verdi. RTÜK’ün kamuoyundaki algısına değinen Taşcı, “Türkiye AB hedefinden sapınca RTÜK’te işlevinden saptı. RTÜK bir anlamda kapalı bir kutu gibi. Dışarıdan bakıldığında verdiği algı; sansür kurulu, iktidarın ekran konserliğini yapma ve televizyonları ve yayınları cezalarla yaptırımlarla zapturapt altına alma şeklide. Bu algı doğru mu? Evet, iktidarın ekran konserliğini yapıyor, AK Parti ile beraber RTÜK’te bir adım atıldı ve izleme ve değerlendirme dairesindeki yetişmiş, nitelikli uzmanların büyük bölümü sürüldü. Ekrana bakan kadrolar boşaltıldı, yerine siyasi iktidarın referansları kadroya getirildi. Bir anlamda ekrana bakan gözlük değiştirilmiş oldu. Bu aşamadan önce hem vatandaş şikayetleri hem de uzmanların re’sen raporları çerçevesinde yayınlar izlenirdi fakat nitelikli uzmanlar yerine siyasi gözle bakan uzmanlar getirilince uzmanlar resen raporlaştırmalar yapmak yerine yukarıdan talimat beklemeye başladı hatta bu raporların yasanın hangi maddesinden yazılması gerektiği bile sufle verilerek yapılıyor. Kurulun en kritik dairesi bir anlamda siyasallaştırılmış oldu. RTÜK yasasının en problemli olduğu alanlardan biri de RTÜK gündemini belirleme yetkisinin yasayla sadece başkana tanınmış olması yani başkanın istemediği hiçbir dosya gündeme getirilemiyor. Siyasi, hukuki, ahlaki açıdan ciddi sorunlu yayınların görüşülmesinin önü tıkanmış oluyor, çünkü gündem RTÜK başkanının keyfiyetine bırakıldı. Bu mutlaka revize edilmesi gerekilen bir konu. Bu noktada elbette izleyici denetimleri bizler için kıymetli hale geliyor. Çünkü kurula gelen şikayetler doğrultusunda kamuoyu baskısıyla gündem yaratılabiliyor. Kamu denetimi açısından kamuoyu baskısı bizler için önemli” değerlendirmelerine yer verdi.
“Kamu otoritesi birdenbire siyasilerin söylemlerini cezalandıran kurum haline dönüştü”
RTÜK’teki yeni düzenleme ile izleyici şikayetleri alınırken kişisel bilgilerin paylaşılması zorunluluğunun şikayet sayısında düşüşe neden olduğunu belirten Taşcı, “Bir yayını şikayet etmek istediğinizde artık iletişim bilgileriniz, adresiniz, TC kimlik numaranız, mesleğiniz gibi çok fazla kişisel bilgiler de isteniyor. İzleyici bunları gördükten sonra şikayet etmekten vazgeçiyor. Bu düzenlemeden önce ayda ortalama 15-20 bin civarında şikayet gelirken şimdi ise maksimum dört bin şikayet geliyor. Öte yandan tehlikeli bir durum daha gelişmeye başladı; RTÜK 25 yıl öncesine kadar yapmadığı bir uygulamaya geçti, son altı yedi aydır siyasilerin televizyonlarda yaptıkları konuşmalarla ilgili neredeyse her hafta rapor düzenliyor. Kürsü dokunulmazlığı televizyon yayınında 25 yıldır devam ediyordu. Bir kamu otoritesi birdenbire siyasilerin söylemlerini cezalandıran kurum haline dönüştü, bana göre bu kararların tümü yargıdan dönecektir. Seçilmişlerle ilgili cezalar verilmesi hem demokrasi açısından hem de çok seslilik açısından ciddi sorunlar yaratacak niteliktedir” diye konuştu.
“Cumhurbaşkanının bu sözü 20 yıldır iktidar tarafından inşa edilen medyanın çöküşünün itirafıdır”
RTÜK’ün eleştirel medyaya yönelik ciddi yaptırımlar uyguladığını bildiren Taşcı, Üst Kurul’un misyonundan uzaklaştığını vurgulayarak, “RTÜK, programların yayınların içeriğine bakmıyor. RTÜK kimin konuştuğuna ve iktidara ne dediğine bakıyor. RTÜK’ün şu an üstlendiği misyon da ‘kimse iktidarı eleştiremez, cumhurbaşkanına en ufak eleştiri yöneltemez’ şeklinde. Özgün, eleştirel yayıncıları cezalarla hizaya sokmaya çalışan bir kurum haline geldi. Cumhurbaşkanı medyayı virüs olarak tanımladı, RTÜK’te şirazesini o günden sonra kaybetti. Çünkü bu açıklamadan sonra RTÜK özellikle eleştirel medyaya ağır yaptırımlar uygulamaya başladı. Medyanın yüzde 95’i zaten iktidar tarafından kontrol ediliyor, manşetler, köşe yazıları, tartışma programlarına çıkan konuklar hepsi aynı, buna rağmen neden baskıya ihtiyaç duyuluyor? Çünkü o yüzde beş öyle bir kamuoyu oluşturup etki yaratıyor ki kontrol edilen yüzde 95 o kadar dikkate alınmıyor ki dönüp yüzde beşin sesi kısılmaya çalışılıyor. Cumhurbaşkanı medya bizim sesimizi, nefesimizi yansıtmıyor dedi, bu benim kişisel görüşüm değil kendisinin ifadesi. Bu söz 20 yıldır iktidar tarafından inşa edilen medyanın çöküşünün itirafıdır. Ülkedeki yayıncılığın yüzde 95’ini kontrol ettiğiniz noktada hala medya sesimizi, nefesimizi duyurmuyor diye yakınıyorsanız mesele bitmiştir” dedi.
“Kurguya ceza veriliyor, hayatın gerçeği görmezden geliniyor”
Üst Kurul tarafından yayıncılara verilen cezalara ilişkin değerlendirmede bulunan Taşcı, “Türkiye’de yayıncılar içerik üretemiyor. Senaristlerin, yapımcıların, yayıncıların içerik üretme özgürlüğü ellerinden alındı. RTÜK sansür kurulu gibi algılanıyor ancak sansürden daha tehlikeli bir hale geldik o da otosansürdür. Senaristler RTÜK’ü göz önünde bulundurarak yapımlara şekil veriyor. Suya sabuna dokunmayan içerikler üretiliyor. Oysa yayıncılık hayatın gerçekliğinden beslenir, kurgu olan yaşamın parçası olan duygulara ceza kesiliyor. RTÜK kendi raporu var, izleyicilerin yüzde 80’i yıllara göre ekranlardaki kadın şiddetinin arttığını belirtiyor. Kadına şiddet yayınları bu boyuttayken, binlerce şikayet geliyorken, altı aydır RTÜK’ün kadına şiddetle ilgili verdiği tek bir ceza yok. Kurgu olan şeylere ceza veriliyor ancak hayatın gerçeği görmezden geliniyor. Bütün bunlar içerik üretememeye, senaristlerin özgürlüğünü çalmaya yol açıyor. RTÜK bin 780 radyo ve televizyonu denetliyor, Hazine ve Maliye Bakanı’nın istifasını bin 780 kanaldan sadece beşi verebiliyor. 27 saat boyunca geri kalan medya alt yazı veya son dakika bile geçemiyor. Bu bile şunu gösteriyor; damadın bile sesini duyurabileceği bir medyaya ihtiyacı oluyor, istifasını Instagram’dan duyuruyor” dedi.
“Pervasız, yoz bir yayıncılık anlayışı var ki ekrana kimin çıkacağına saraydan karar veriliyor”
Gelişmiş ülkelerde ekran karartma cezalarının mevzuattan kaldırıldığını ancak Türkiye’de halen müeyyide olarak uygulandığını ifade eden Taşcı, Halk TV ve Tele 1’e verilen beş günlük ekran karartma cezalarını eleştirdi. Taşcı kurulun verdiği cezalara ilişkin şöyle konuştu:
“Beş gün boyunca Halk TV’nin ve Tele1’in ekranları karartıldı, gelişmiş demokratik ülkelerde örneği olmayan bir karar bu. Karara muhalefet şerhi koydum, sonuçtan ziyade mücadele etmek önemli. Kamuoyunda toplumsal farkındalık yaratmak önemli. Buna örnek olacak bir düzenlemeyi hatırlatmak istiyorum, dijital platformlarda izleyicilerin takip ettiği programların raporlaştırılması istendi, ancak düzenleme kamuoyu baskısından dolayı geri çekildi. Bu nedenle mücadele önemli. Türkiye’nin bir gerçekliği var ama bunu yansıtan medya yok, çok kanallı tek sesli bir ülkedeyiz. Yüzlerce kanal var bunlar arasında kamuoyuna doğru düzgün bilgi veren kanal sayısı yediyi geçmiyor. İzleyici şiddet istemiyor, kadın programı istemiyor, tekrarlanan formatları istemiyor fakat farklı bir içerik, alternatif yok. Ekranlardaki tartışma programlarını izliyorum aynı isimler o kanaldan o kanala tartışma programlarına katılıyor, kravatını bile değiştirmiyorlar. Son üç yıldır yayıncıların şuna dikkat ettiğini gözlemliyorum; konuğun ne söylediğine dikkat edilmiyor, konuk ne söylemeyeceğini biliyor mu bilmiyor mu? önemli olan bu. Öyle pervasız bir anlayış, yoz bir yayıncılık anlayışı var ki ekrana kimin çıkacağına saraydan karar veriliyor, kırmızı listede olanlara da karar veren bir mekanizma var. Muhalefetiyle, ana muhalefetiyle, iktidar ortaklarıyla siyasetçilerin tartışıp konuştuğu televizyonculuk yayıncılık tükendiği için alternatif mecra arayışları güçlendi hız kazandı ve yeni mecra olarak karşımıza çıktı. RTÜK düzenleyici misyonunu kaybetti. Oysa RTÜK’ün özgür yayıncılığın önünü açmak için yayıncılar arasındaki koordinasyonu sağlama misyonu da var, bu şu an kulağa gülünç geliyor. Bugünkü RTÜK yapısı ve siyasi aktörlere bakınca demokratik iletişim kanalları, özgür yayınları kapatmak için canla başla çalışan bir yapıyı görüyoruz. Basın ve ifade özgürlüğüne, gazetecilere ceza vererek susturabileceğinize inanıyorsanız bu mümkün değil.”