Ekonomi

Türkiye ekonomisi büyüdükçe, depremin ekonomi üzerindeki riski de büyüyor

Abone Ol
Marmara Depremi’nin ekonomiye bilançosu: 200 Milyar TL zarar TÜRKONFED ve UNDP ağlarındaki iş liderleri, farklı sektörlerin temsilcileri ve üye işletmelerden alınan görüşlerle detaylandırılan raporda; yeni dünya düzeninde yeni risklere karşı özel sektörün, mevcut durumu analiz edildi ve geleceğe dair stratejik öncelikler ile adımlar sıralandı. Rapora göre 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden büyük fabrikalar kadar ülkenin ve bölgenin bel kemiğini oluşturan KOBİ’ler etkilendi. Türkiye sanayisini kalbinden vuran depremde 30 binden fazla işletme zarar gördü ve bugünün parasıyla 200 Milyar TL düzeyinde zarar oluştu. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden bu yana yapılan çalışmaların ağırlıklı olarak can güvenliğinin sağlanmasına yönelik olduğunun belirtildiği rapora göre, firmalarda iş sürekliliğinin sağlanması ve ekonomik kayıpların azaltılması yönünde ise halen yapılması gereken çok şey var. Çünkü son 20 yılda, olası bir depremin ekonomi üzerinde yaratacağı risk, Türkiye ekonomisinin büyümesine paralel bir şekilde arttı. Rapora göre özellikle KOBİ’lerin en çok etkilendiği fiziksel tesis, ekipman, iş gücü, tedarik zinciri ve altyapı hizmetleri alanlarında işletmelerin hem potansiyel risklere hazırlıklı olmasının sağlanması hem de olası etkilerde toparlanma sürelerinin hızlandırılması, doğal afetlerin Türkiye ekonomisinde yaratacağı riskin azaltılmasında kritik önem taşıyor. Ancak Türkiye’de halen doğal afet ve kriz durumlarında devlet desteği bekleniyor. Halbuki ulusal ve uluslararası tedarik zincirlerine dahil olmak için işletmelerin artık yalnızca kendi operasyonel dayanıklılıklarına odaklanmadıklarının; kentsel iklim dayanıklılığını artırma yükünü kamuyla birlikte omuzlayarak, kendi pazarlarına ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığına yatırım yapmaya başladıklarının belirtildiği raporda, “Türkiye’de de bu algının değişmesi, özel sektör başta olmak üzere tüm paydaşların kendi riskini sahiplenmesi ve üzerine çalışması daha sağlıklı olacaktır. Çünkü dayanıklılıkla ilgili yatırımlar ve stratejik ortaklıklar uzun süreli rekabet gücü ve başarının anahtarıdır. Bu kapsamda özel sektörün dayanıklılık algısının ‘paylaşılan sorumluluk’ yönünde evrilmesi en önemli önceliklerden biri olarak görülmektedir” görüşlerine yer verildi. Ümit Boyner: “Küresel sorunlar, özgün çözümler ve işbirliği  gerektiriyor” İşletmelerin olası afetlere ve krizlere karşı dirençlerinin artırılması, bugün, küresel ölçekte Birleşmiş Milletler ve ülkelerin, kendi gündem ve kalkınma planlamalarında, önemi giderek artan bir konu olarak tartışıldığını belirten Hedefler İçin İş Dünyası Platformu Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, deprem ve sel gibi doğal afetler ve iklim değişikliğinin son yıllarda Dünya Ekonomik Forumu raporlarında kalkınmanın önündeki en önemli tehdit olarak yer aldığını ifade etti. Özellikle iklim değişikliğine bağlı olarak gittikçe artan kuraklık ve aşırı hava koşulları nedeniyle yaşanan insani ve ekonomik kayıpların önemli ölçüde artış gösterdiğini söyleyen Boyner; “20 yıl önce binlerce insanımızı kaybettiğimiz 17 Ağustos Depremi’nin acısını halen hissediyoruz. Doğal afetler sadece fiziki altyapımıza ve ekonomimize zarar vermekle kalmıyor, insani ve toplumsal acıdan önemli travmaları beraberinde getiriyor. CBi Türkiye tarafından hazırlanan bu rapor da esas itibarıyla işletmelerin ve özel sektörün, bu travmaların insani, toplumsal ve ekonomik etkilerini azaltacak stratejiler geliştirmesi ve sorumlulukların kendi içinde paylaşılmasına rehberlik etmeyi hedefliyor. Günümüz dünyasında artık kapsayıcı ve çok paydaşlıişbirliği ağları ile Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda inisiyatifler hayata geçiyor. Çünkü küresel sorunlar, çok paydaşlı işbirliği ağlarıyla özgün çözümler gerektiriyor” dedi. Orhan Turan: “Krizlerden sonra ekonominin hızlı toparlanması KOBİ’lerin dayanıklılık gücüne bağlı” Raporun, doğal afet sonrası toparlanmayı hızlandıran en önemli etkenlerden birinin ekonominin dayanıklılığının sağlanması olduğunun fotoğrafını, net bir şekilde çektiğini söyleyen TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, “Oysa işletmelerin afetlere dayanıklılığına yönelik çalışmaların sınırlı olduğunu biliyoruz. Mevcut KOBİ’lerin yaklaşık yüzde 30’unun sigorta poliçesine sahip olduğu tahmin ediliyor. Acil durum eylem planına sahip olma oranı veya düzenli risk değerlendirmesi yapma oranı daha da düşük düzeyde. Deprem riskinin ekonomik boyutu özellikle son 20 yılda yaşanan hızlı kentleşme göz önüne alındığında artıyor. Çünkü ekonomimiz yalnızca büyümedi, aynı zamanda kentleşti. 1999 Marmara Depremi’nde Kocaeli’nde olan işletme yoğunluğu, bugün deprem bölgesinde bulunan birçok kentimizde var. Nüfusumuzun yüzde 80’i ve Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde 83’ü, 30 büyükşehirde toplanmış durumda. Dolayısıyla KOBİ’lerin dayanıklılığının artırılması, olası bir afet veya kriz durumunda yaşanabilecek risklerin azaltılması ve ekonominin hızlı toparlanması, her zamankinden daha büyük önem taşıyor.