Ayrımcılık ve nefretin hedefindeki mülteciler

Aziz Halil

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre; Türkiye, dünya genelinde en fazla sığınmacı ağırlayan ülke. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Mayıs 2019 verileri Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısını 3 milyon 606 bin 737 kişi olarak saptıyor. Suriyeli mültecilerin dışında Afganlı, Iraklı mültecilerin sayısı da oldukça fazla. Yine resmi kayıtlara geçmeyen çok sayıda mülteci de bu topraklarda yaşıyor

Melike Ceyhan  / İSTANBUL – Siyahi olduğu için ayrımcılığa maruz bırakıldığını ifade eden Muhammed Gawsu, “Sıcak olduğunda camdan dışarı bakıyorum ‘içeri gir’ diyerek azarlıyorlar” derken okulu bombalandıktan sonra öğrenimini yarıda bırakarak Halep’ten Türkiye’ye gelen Aziz Halil ise her şey düzeldiğinde ülkesine yeniden dönmek istediğini söyledi.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre; Türkiye, dünya genelinde en fazla sığınmacı ağırlayan ülke. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 16 Mayıs 2019 tarihli verisi, Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısının 3 milyon 606 bin 737 kişi olduğunu ortaya koyuyor. Suriyeli mültecilerin dışında Afganlı, Iraklı mültecilerin sayısı da oldukça fazla. Yine resmi kayıtlara geçmeyen çok sayıda mülteci de bu topraklarda yaşıyor.
Yalnızca “Geçici Koruma Belgesi” verilerek yıllardır statüsüz bırakılan mülteciler, emek piyasasında çalışıyor, kira ödüyor, sokakta ve her alandalar. Çalışma, eğitim, kültürel ve sosyal hakları yok sayılarak atölyelerde taşeron sisteme tabi çalıştırılan mülteciler 24 Saat’e İstanbul’daki yaşamlarını anlattılar.
“Okuluma atılan bombadan sonra Türkiye’ye yerleştim”
Suriye’nin Halep kentinde doğup büyüyen Aziz Halil (18), 11 yaşında İstanbul’daki abisinin yanına gelerek Güngören’de bir ayakkabı atölyesinde çalışmaya başladı. İki aylık çalışmanın ardından Suriye’ye dönen Halil, okuluna atılan bombadan sonra ise Türkiye’ye yerleşti. 2011 yılında Halep’ten İstanbul’a tek başına yaptığı yolculuk sonrasında bir daha Halep’e hiç gitmediğini söyleyen Halil, sorunlarını şöyle paylaştı:
“İstanbul’da çok ucuz ücretlere karşılık ayakkabı atölyelerinde çıraklık yaptım. Sabah 8.00’dan akşam 22.00’ye kadar çalışıyorduk. Mesai saatlerimiz ödenmiyordu. Hakkımızı almak için eylemler düzenledik. 2013 yılına geldiğimizde Halep’teki evimiz de bombalandı. Ninem korkudan yaşamını yitirdi, anne ve babam da İstanbul’a geldi. Tüm aile artık burada birlikte yaşıyoruz.”
Zaman zaman “Suriyeliler ülkemizden defolsun” gibi ırkçı sözler duyduğunu ifade eden Halil, “Yine de İstanbul’u çok seviyorum. Komşularımız bizi çok severler. Birlikte pikniğe gideriz. Buradaki en önemli sorunumuz işçilerin haklarının verilmemesi” dedi.
“Bülbülü altın kafese de koysan illa vatanım der”
Bugüne kadar Türkiye devletinden herhangi bir maddi yardım almadıklarını hatırlatan Halil, sözlerini şöyle tamamladı: “Eğer her şey düzelirse ülkemize dönmek isteriz. Eski günlerimizi çok özlüyoruz. Özellikle anne ve babam daha çok özlüyor. Bülbülü altın kafese de koysan illa vatanım der.”
“En çok anne ve babamı özlüyorum”
IŞID’ın Kobani’ye saldırılarının ardından abisi ve yengesiyle birlikte Türkiye’ye yerleşen Zehra Ali (25), Esenyurt’ta bir kıyafet mağazasında çalışmaya başladı. “İstanbul’da iş var yemek var diyerek geldik” diyen Ali, “İlk geldiğimiz zaman çok zorlandık. Dil bilmiyorduk, yol bilmiyorduk. Artık buraya alıştık. Biraz Türkçe de öğrendik. 6 yıldır memleketime hiç gitmedim. Çalışıp anne ve babama para gönderiyorum. Burada abim ve yengemle yaşıyoruz. İstanbul çok güzel bir şehir. Burayı seviyoruz. Ama her şey çok pahalandı. Ayda bin 300 TL alıyorum. 800 TL kira veriyoruz” diye konuştu.
Savaştan sonra anne ve babasının Kobani’den Halep’e taşındığını ifade eden Ali, en çok anne ve babasını özlediğini belirtti.
“Çok çalışıyor, az kazanıyorum”
Afrika’nın batı ülkesi olan Gana’dan Türkiye’ye gelen Muhammed Gawsu (34), iki yıldır İstanbul’da yaşıyor. Taksim’de bir çanta mağazasında çalışarak yaşamını sürdürmeye çalışan Gawsu, “Çok çalışıyorum ama haftalık 450 TL alıyorum. Yemek, yol parası vermiyorlar. Herhangi bir sosyal güvencem yok. Yemekten ve kiradan artırdığım parayla az da olsa aileme para göndermeye çalışıyorum” diyerek Türkiye’de yaşamanın çok zor olduğunu belirtti.
“Sıcak olduğu için camdan dışarı baktığımda ‘içeri gir’ diyorlar”
Siyahi olduğu için ayrımcılığa maruz bırakıldığının altını çizen Gawsu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Günde 50 insanla karşılaşıyorsam bunların 5’i iyi davranıyor. Döner almak için sıraya giriyorum. Biri önüme geçerek ‘sen bekle’ diyor. Bakkal bayat ekmek veriyor. Birine baktığımda ‘neden bakıyorsun’ diyerek kızıyorlar. Evde müzik dinlediğimde ‘kapat şu müziği’ diye uyarıyorlar. Onlar gürültü yaptığında ise ben uyaramıyorum. Sıcak olduğu için camdan dışarı baktığımda ‘içeri gir’ diyorlar. Siyah olduğumuz için emlakçılar bodrum katını ya da çatı katını veriyor. İlk geldiğimizde üç aylık kira bedeli olarak 3 bin 300 TL verip bir ev tuttuk. İki hafta kaldıktan sonra paramızı iade etmeden evden çıkardılar. Tarlabaşı’nda boynumuza bıçak dayayıp telefon ve cüzdanımızı çaldılar. Polis çağırdık ama dil bilmediğimiz için anlaşamadık. Otobüse bindiğimizde, mahallede sorun yaşıyoruz. Burada kimseyle arkadaşlık edemiyoruz. Böyle davranmaları çok ayıp.”
Korkuyla yaşadığını sözlerine ekleyen Gawsu, kendi ülkesinde iş olanaklarının olmadığını ve İstanbul’da yaşamaya mecbur olduğunu da söyledi.