Basın geleceğini tartışıyor

Son beş yılda tirajı yüzde 32 düşen gazeteler, önemli değişim dönemine giriyor. İnternet yayınlarına ilginin artması, gazete maliyetlerindeki yükseliş, gazetelerin geleceğini tartışılır kılıyor. Ekonomik nedenlerin yanı sıra, “özgür basın”dan uzaklaşılmasının da basının geleceğini tehdit ettiğini düşünenler var. Yayın yönetmenleri ve gazeteci kökenli milletvekilleri gelinen noktayı 24 Saat’e değerlendirdiler

Ayla Ganioğlu / ANKARA- Son yıllarda ciddi tiraj kaybı yaşayan yazılı basının geleceği tartışılıyor. Önlenemeyen tiraj kaybını, okurların interneti tercih etmesine, ekonomik gerekçelere dayandıranların yanı sıra, “özgür basın”dan uzaklaşılması ve “itibar kaybına” bağlayanlar da var. Gazetelerin yayın yönetmenleri bu konuda ne düşünüyor? Siyaset kurumu, gazeteci kökenli milletvekilleri gelinen noktayı nasıl değerlendiriyor? 24 Saat taraflara basının en temel sorununa ilişkin görüşlerini sordu.
Basının 1990’lar ve 2000’lerin başında hâlâ “dördüncü kuvvet” olduğundan söz edilirken, bugün artık bu ifadenin neredeyse hiç kullanılmadığını görüyoruz. Medyada “güvenilirlik sorunu, siyaset kurumunun müdahaleci yaklaşımı, sansür, oto-sansür, haber, yorum vb. kaliteli içerik eksikliği, yanlı yayın, ekonomik sorunlar, kağıt fiyatları” gazetelerin tiraj kaybına gerekçe olarak gösterilen temel sorunlar olarak öne çıkıyor.
2018’in son aylarında, doların yükselmesiyle gazete kâğıdının fiyatında yüzde 60’a varan artış oldu. SEKA Kâğıt Fabrikası özelleştirildikten sonra 2005 yılında kapatılınca gazeteler ithal kâğıt kullanmak zorunda kaldı.
Tiraj kaybının, Habertürk ve Vatan’ın da internet yayınına geçmesine neden olduğu bizzat o kurumların yöneticileri tarafından savunuldu. Yayınını sürdüren gazeteler ise fiyat artışına gitti. Bazı ekler kaldırıldı, sayfa sayıları azaltıldı. Anadolu Ajansı’nın (AA), Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerinden derlediği verilere göre, gazete tirajları son beş yılda yüzde 32 düştü. 80 milyonluk Türkiye’de Nisan 2019 tiraj ortalaması 2 milyon 797 bin civarında. 1970’li yılların ikinci yarısında 40 milyon nüfuslu Türkiye’nin toplam gazete tirajı olan 2,5 milyonun biraz üzerinde seyrediyor.
24 Saat Gazetesi yayın yönetmenleri ve gazeteci kökenli milletvekillerine basının tiraj kaybının nedenlerini sordu.
Hükümetin yaklaşımı
Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanvekili Vahap Munyar, geçen yıl sonunda kâğıt maliyetlerinin artmasından sonra görüştükleri Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın, sundukları rapordaki önerileriyle ilgilendiğini anlattı. Munyar, “Türkiye’de yeniden gazete kâğıdı üretiminin gündeme gelmesi konusunda bizden ayrı bir çalışma yapmamızı isteyen Sayın Oktay’a, bir özel sektör kuruluşunun Ege Bölgesi’nde yürüyen yatırımını adres gösterdik. Gruba destek verilmesi halinde, yaptığı yatırıma gazete kâğıdı üretimine dönük bölüm de ekleyebileceğini aktardık” dedi.
Söz konusu görüşmede yerli üretim yapması için gündeme gelen şirketten, “yaptığı yatırıma gazete kâğıdı üretimini ekleme konusunda beklediği desteği içeren bir fizibilite raporu istediklerini” belirten Munyar, “Başlangıçta konuya çok sıcak yaklaşan grup henüz ses vermedi. Grubu gazete kâğıdı üretimini ciddi olarak düşünmesi konusunda ikna çabalarımız sürüyor” açıklamasında bulundu.
Munyar, SEKA gibi bir kurumun yeniden devreye sokulmasının mümkün görünmediğine işaret ederek, “En akla yatan formül, gazete kâğıdı üretimine özel sektörün girişini teşviklerle cazip hale getirmek. Şimdilik bu konuda tam adım atılmış değil” görüşünü savundu.
“En büyük sorun kâğıt değil”
Sözcü gazetesi yayın yönetmenlerinden Serdal Saraç, ithal kâğıt fiyatlarının yükselmesinin maliyetleri artırması nedeniyle önemli olduğunu ancak “en büyük sorunun”, “Türk basınının güven ve inandırıcılığını kaybetmesi olduğunu” vurguladı. Saraç, bazı gazetelerin tirajları çok düşük olmasına rağmen “naylon belgelerle” çok satıyormuş gibi Basın İlan Kurumu ve ilan veren diğer kuruluşları kandırdığının altını çizdi.
Saraç, basının başlıca sorunlarını ise; “Gazete patronlarının, gazetecilik dışındaki işleri (ihaleleri) yüzünden siyasi iktidarla organik bağ içine girip özgürlüklerini kaybetmesi”, “Medyanın büyük kısmının iktidarı elinde bulunduran kesimin eline geçmesi ya da onun tarafında yer alması”, “Gazetecilik mesleğini seçenlerdeki eğitim ve kültür seviyesinin erozyona uğraması”, “Diplomalı gazeteci sayısı artarken sorgulayan, araştıran ve analiz eden gazeteci sayısının azalması” ve “Gazeteci kimliğinin saygınlığının yitirilmesi” başlıklarıyla sıraladı.
Gazete ve TV’lerin büyük kısmı iktidara yakın grupların elinde olması nedeniyle, tek sesli yayınların okuyucuyu küstürdüğüne dikkat çeken Saraç, “Bulunduğumuz krizden çıkabilmemizin tek yolu okuyucudur, yani satış geliridir” dedi.
Saraç, yazılı basının geleceğiyle ilgili olarak, “Her ne kadar dijital medya hızla yayılıyor olsa da henüz kökleri sağlam olmadığı için özgün içerik üretebilen çok az. Yazılı basının içerik üretme kapasitesi ve ‘kalıcılık’ özelliği sayesinde hiç ölmeyeceğini düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
“Baskı ve sansür”
BirGün Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Aydın ise, Türkiye’de yaşanan ekonomik ve siyasal krizin etkilerinin, en çok medya alanında görüldüğünü ancak bunda sadece maliyetlerdeki artışın değil aynı zamanda “baskı ve sansür” politikalarının da etkili olduğunu ifade etti. Aydın, “Kamuoyunda ‘yandaş’ gazetecilik diye nitelenen bir tarz ortaya çıkmıştır. Basının ayakta kalması için bırakın birtakım üretim girdilerinin sübvanse edilmesini, haberlerimizden ötürü açılmış davaların ve hapis ve tazminat cezalarından vazgeçilmesi bile yeterlidir” diye konuştu.
Kamudan ilan ve reklam alamayan gazetelerin geleceğinin “çok daha vahim” olduğunu belirten Aydın, “İnternet medyası alanına yönelmekten başka bir şansları çok görülmüyor” dedi. Aydın, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de “yazılı basın miadını doldurduğunu” ancak bunun kısa sürede yazılı basının sonlanacağı anlamına gelmeyeceğini söyledi.
“En önemli sorun basın ve ifade özgürlüğü”
Gazeteci kökenli, CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel de “Aslında günümüzde Türk basınının en önemli sorunu, basın ve ifade özgürlüğüdür dersek yanlış olmaz” ifadesini kullandı.
Demokrasilerde basının yasama, yürütme ve yargı dahil halk adına denetimi basın yerine getirmesi nedeniyle de “dördüncü kuvvet” olarak anıldığını hatırlatan Sertel, bazı gazetelerin “adeta iktidarın borazanı” haline geldiğine işaret etti. Sertel, dolardaki artış ve ekonomideki gelişmeler sonrası yerelde faaliyet gösteren 300’e yakın gazete ve matbaanın, kâğıt fiyatlarını karşılayacak bütçeye sahip olmadığı için kapandığını, 11’e yakın yayınevi de faaliyetlerine son verdiğini bildirdi. İçinde bulunulan olumsuzluklara rağmen yazılı basının geleceğinden “umutlu” olduğunu vurgulayan Sertel, yazılı basın, sosyal medya ve internet gazeteciliği karşısında güç kaybetse de yaşamaya devam edeceğini söyledi.
Tirajların düşmesi
Star Gazetesi Yazarı ve 26.Dönem AK Parti Milletvekili Mehmet Metiner ise yazılı basında görünen dramatik tiraj düşüşünü, ekonomiyle “izah” etmenin doğru olmadığını söyledi. Gazetelerin fiyatının “herkesin alım gücünde” olduğunu ve gazetelerin zararını fiyatlara yansıtmayarak, açıklarını ilan ve reklam ile kapattığına dikkat çeken Metiner, tiraj düşüklüğünün nedenlerinden birinin teknoloji ve görsel basınla birlikte, yazılı basının önemini “yitirmesi” olduğunun altını çizdi. Metiner, köşe yazarlarının televizyonlara bağlanıp konuyla ilgili anlık olarak görüşlerini aktardığı için, ertesi gün çıkacak gazetenin ne haberleri ne de yorumlarının önem arz etmemeye başladığını belirtti.
Gazeteleri, “kendi siyasal ve ideolojilerine yakın gazeteler yaşasın diyen” kesimlerin aldığını, ancak zamanla “bu duygunun gevşemesinin tiraj düşüşünü tetiklediğini” dile getiren Metiner, “herkese hitap eden gazeteler döneminin sona ermesinin” de gazetelerin tirajlarında düşmeye neden olduğunu ifade etti. Metiner, “Herkes duymak istediklerini duyuran gazetelere yöneldi. Bir süre sonra bu duygu da körelince genel bir kaçış başladı” dedi.
Metiner, basının geleceğiyle ilgili olarak, “Orta ve uzun vadede yazılı basına pek bir kalıcılık şansı tanımıyorum. Gazeteler bundan sonra kâr-zarar denklemi ve teknolojik gelişim süreci dolayısıyla internet ortamında varlığını sürdürmek durumunda kalacaklardır. Üzücü ama gerçek bu” açıklamasında bulundu.
Sansür ve oto sansür
CHP Eskişehir Milletvekili ve Gazeteci Utku Çakırözer, kâğıdın “stratejik” bir ürün olduğunu belirtip “doların insafına bırakılamaz” vurgusu yaparak önerilerini şöyle sıraladı:
“Döviz kuru gazeteler ve yayıncılar için sabitlenmeli. Kâğıt ithalatı için ödenen KDV yüzde 8’den yüzde 1’e düşürülmeli. Kâğıt, gazete; pırlantadan, lüks tekneden daha değerli, daha yaşamsal görülmeli. Kâğıt ihtiyacı, devlet tarafından sübvanse edilmeli. Tüm bunların yanı sıra yerel basının ayakta kalabilmesi için büyük önemdeki resmi ilanlarda da düzenleme yapılmalı. İlanların hem sayısı hem de tarifesi arttırılmalı. İlanlar, tüm gazetelere eşit olarak dağıtılmalı. Sadece kâğıt için değil baskı malzemeleri için de KDV oranı yüzde 18’den yüzde 8’e düşürülmeli. Yayıncıların vergi borcu yükünden kurtarılması için adım atılmalı.”
Türkiye’nin basın ve ifade özgürlüğü konusunda sınıfta kaldığı ve Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında 157. sırada olduğunu anımsatan Çakırözer,“Gazetecilerin yüzde 30’u işsiz. Gazeteciler cezaevinde, sadece haberlerinden dolayı yargılanıyor, hâkim karşısında. Gazeteciler sansür ve oto sansür çemberinin içinde. Gazetecilik suç olarak görülmemeli” dedi.