“AİLELERİMİZDEN HABER ALAMIYORUZ…”
Sefaköy’de yaşayan ve devlet lisesinde eğitim gören Şerafettin ve Mücahit adlı öğrenciler, Uygur Türklerinin yaşadığı Sincan Bölgesi’nde sosyal medya platformları yasak olduğu için ailelerinden internet üzerinden haber alamadıklarını söylüyorlar. Anlatılanlara göre, Sincan’da yasaklı olan Facebook, Whatsapp, Wechat, Twitter gibi sosyal medya hesaplarından birini açmak bile, terörist muamelesi görerek gözaltına alınmak için bir neden. Aile üyelerinin eğitim kamplarında olduğunu ve hayatlarından haber alamadıklarını belirten Şerafettin ve Mücahit, ailelerini tehlikeye atmamak için fotoğraf ve soyadlarını vermek istemeyip “Burada yaşayan bazı Uygur Türkleri, Çinli yetkililere istihbarat sağlıyorlar. Yani, babası, kardeşi, yakınları eğitim kampında olan kendi soydaşlarını burada takip ederek yaptıklarını, kimlerle konuştuklarını Çin hükümetine rapor ediyorlar. Bunun karşılığında ne alıyorlar, aileleri mi korunuyor bilmiyoruz” diye endişelerini dile getiriyorlar.
Eğitimi sürdürdükleri lisede derslerinde başarılı olmayı hedefleyen Şerafettin ve Mücahit, bazı arkadaşlarının okuldan sonra bir işte çalışarak ailelerine destek olduklarını kaydediyorlar. Hayallerinin ilk önce ailelerinden haber almak sonra da okuyup doktor olmak olduğunu söyleyen Şerafettin ve Mücahit, yaşadıklarını şöyle özetliyorlar:
“2016-2017’de geldik İstanbul’a. Burada yakınlarımız vardı. Bize yardımcı oldular. Çin’de kültürümüzü, adetlerimizi değiştirmek ve bizi inancımızdan koparmak istiyorlardı. Köylerdeki zor işlere Uygur Türklerini işçi olarak gönderiyorlar. Okumak çok zordu yani. Üniversiteye giden gençleri ise ötekileştiriyorlar. Sivil halktan bazı Çinliler, askerler gibi Sincan’da yaşayıp Kur’an okuyan, başörtüsü takan, namaz kılan Uygur Türklerini dövüyorlar, hükümete şikâyet edip gözaltına aldırıyorlar. Aile üyeleri gözaltına alınan, eğitim kamplarına gönderilen Uygur Türklerinin çocukları ise yakınları tarafından pasaport sağlanıp Çin’in dışına çıkarılamıyorsa yetiştirme yurtlarına gönderiliyor. Düşünün ki bir ailenin babası ve diğer erkekleri eğitim kampına gönderildiyse o aile ile birlikte yaşaması için bir Çinli erkek görevlendiriliyor. Anlatılanlara göre, birçok Uygurlu genç kız, yaşadıkları nedeniyle intihara teşebbüs ediyor ya da hayatına son veriyor. Bu nedenle aileler, çocuklarını bir an önce yakınlarının yaşadığı Müslüman ülkelere göndermek istiyor. Bize, Çin hükümetine yapılan baskılar sayesinde 2015’te pasaport verildi. Ancak, bu tarihten sonra Hacca gidenleri ya da Mısır ve Türkiye’ye ailelerini ziyarete gidenleri, ülkeye dönüşte, yani Çin’e girerken sınırda gözaltına alındı. Biz de Türkiye’ye o zaman aldığımız pasaportlarla geldik ama şimdi süresi bitecek. Bu pasaportlarla burada ne yapacağımızı bilmiyoruz. Türkiye’yi anne babamızdan dinliyorduk. Türk dizilerini izliyorduk. Adanalı, Kurtlar Vadisi izlediğimiz dizilerdi. Sonra Kurtlar Vadisi de yasaklandı. Sadece Müslümanlık değil Türklük de yasak kavramlardı. Bize Türk olduğumuzu unutturmak istiyorlardı, halen öyle.”
“BİZİ SURİYELİLERLE KARIŞTIRIYORLAR…”
Sincan’daki ailesini korumak için ismini vermek istemeyen “Satuk Buğrahan Kız Kur’an Kursu, Uygur Dili Ve Medeniyeti Sınıfı” öğretmeni ise çok sayıda aile dramının yaşandığına değindi. Toprakları olan Doğu Türkistan’ın Çin tarafından işgalinden sonra Uygur Türklerinin mavi üzerine ay yıldızlı bayraklarından bile haberdar olmadıklarının altını çizen Uygurlu öğretmen, “Öyle bir baskı var ki bir millet bayraklarını taşıyamamış, gençler bayraklarını bile görmemiş. İbadetimizi deseniz, evlerde gizli ve korkarak yapıyorduk. Namaz kıldığı ya da Kur’an okuduğu için insanlar gözaltına alınıp eğitim kamplarına gönderilmeye devam ediyor. Biz burada, ailelerimiz orada, yediğimizden içtiğimizden anlamıyor, uyku uyuyamıyoruz” diye konuştu.
Uygurlu öğretmen, yaşadıkları acıyı anlatmaya şu sözlerle devam etti:
“Ana dilimizi konuşamıyor, dinimizin ibadetlerini yapamıyoruz. Kaçtık geldik Türkiye’ye. Çok teşekkür borçluyuz Türkiye devletine. Ancak yine de kendi memleketimizi, ailelerimizi, hayatımızı, düzenimizi arıyoruz. Burada çoğumuzun ailesi yok. Haber alamıyoruz. Koptuk, parçalandık. Orada bir düzenimiz vardı. Şimdi her şey yıkıldı. Türkiye’de yaşama tutunmaya çalışıyoruz. Bizi Suriyelilerle karıştırıyorlar. Biz Türk’üz. Ayrıca, Suriyelilere sağlık sigortası veriliyor, bizim herhangi bir sağlık güvencemiz yok. Birimiz hasta olsa burada yaşayan Uygur Türkü bir doktor buluyoruz. O, bize bakıyor. Birbirimize yardımcı oluyoruz. Türkiye’de komşularımız çok iyi şükür ki. Dinimizi rahatça yaşayabiliyoruz. Ama ailelerimizin acısı kalbimizi yakıyor. Minicik çocuklar var. Buradaki sınıflarda onlara eğitimler veriyoruz. Kur’an okumayı öğreniyorlar, ilahiler söylüyorlar. Kimilerinin aileleri çalışma zorunda ve çocuklara bakacak kimseleri yok. Burada diğer çocuklarla birlikte oluyorlar. Aileler, Sefaköy ve Zeytinburnu’nda kendilerine yaşam alanları da kurmaya devam ediyorlar. Bakkal, lokanta açıyorlar. Doğu Türkistan Derneğimiz var. Böylece dayanışma doğuyor. Biz, Türkiye’den yaşadıklarımızı görmelerini, Suriyelilere sahip çıktıkları gibi bize de sahip çıkmalarını istiyoruz. En çok da ailelerimizden haber almayı, onlara kavuşmayı umut ediyoruz. Vatansızlık çok zor.”
EKONOMİK NEDENLER ÜLKELERİ SUSTURUYOR…
Çin’in, Uygur Türklerini ayrımcılık ve radikalleşme ile suçlaması nedeniyle Çinlileşme uygulamalarını hayata geçirdiği belirtilse de Çin hükümeti, 2017’de açılan eğitim kamplarını uluslararası baskılarla 2018’de kabul etti. O dönem yapılan açıklamada, eğitim kamplarının radikal İslam ve terörle mücadele kapsamında mesleki yeterlilik kursları olduğu söylendi. Uluslararası platformda, özellikle İslam ülkelerinin sessiz kaldığı Sincan Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerinin asıl nedeninin Çin’in ekonomik gücü ve dış ticaret hacminin büyüklüğü olduğu iddia ediliyor.
Muhabir: TE Bilisim



