Bu mesleklere dördüncü kuşak aranıyor… (2. Bölüm)

Hasırcılığı öğrenmek isteyenin masraflarını ödeyecek

Hasırcılık, ipek böceği yetiştiriciliği, teneke ustaları, bakırcılar kendilerinden sonrası için endişeli. Usta-çırak ilişkisiyle bugünlere gelen ustalar, zanaatlarının gelecek kuşaklara aktarılması için uğraş veriyor

HALİT DEMİR / HATAY- Eşiyle beraber 63 yıldır hasır ören Fatma-Niyazi Köleoğlu çifti bir yandan bu işi yaparak geçimlerini sağlarken diğer bir yandan da bu sanatı gelecek kuşaklara aktarmak için çaba sarf ediyor.
Evlerinin bir odasını atölyeye çeviren Köleoğlu çifti, hasat zamanı tarlalardan topladıkları buğday saplarını, atölyelerine getirip kökboyalarının yardımıyla renklendiriyor. Renklendirip kuruttukları buğday saplarını, el emeği ve göz nuruyla hasır sepetlere dönüştüren çift, ürettikleri kadın çantası ve süs eşyalarını düzenledikleri sergilerde satıyorlar.
Hasır işlemeciliği işine 1959’da başladığını belirten Niyazi Köleoğlu, işiyle ilgili şunları aktardı:
“60 yıldır bu hasır mesleğini yapıyorum. Buğday saplarından çeşitli ürünler yapıp satıyorum. Para kazanarak geçimimizi sürdürüyoruz. 1935 doğumluyum bu köyde doğdum, burada ilkokulu okudum. Zamanında buralarda okul yoktu. Defter, kalem, bunlar bizim elimize hiç geçmedi. Bugün insanlar bilgisayar ile okuyor onu da beğenmiyor. Ben okul okumadım ancak bu işten dolayı tahsilli insanlarla aynı ortamda bulundum. Eğer bu işi yapmasaydım bir ağacın altında oturup güneşleniyor olurdum.”
Hasır işinin de eskisi kadar rağbet görmediğini dile getiren Köleoğlu, mesleğini yaşatmak istediğinin altını çizmek adına sözlerini şöyle tamamladı:
“Köyümüzde hiçbir şeyimiz yoktu, şimdi ise bu zanaat sayesinde her şeyimiz var çok şükür. Yalnız Hatay’da değil Türkiye’de bu işi yapan tek ben kaldım. Öğrenen de yok, benimle beraber bu iş bitecek gibi duruyor. Hatay’da 250 tane öğrencim var ama bir türlü yapamadılar. ‘Çok zor’ diyorlar yapamıyorlar. Ama bana göre çok kolay, sapları elime alınca hasta isem iyileşiyorum. Bu mesleğe başlamadan önce ekmeğe muhtaç haldeydik çok şükür şu an oldukça iyi durumdayız. Bu meslek sayesinde yaşadığımız köyün sayılı insanları arasında yer aldık. Mesleği öğrenmek isteyenlere yanıma gelsin. Onlara mesleğin tüm ince ayrıntılarını öğreteceğim. Hatta tüm masraflarını ben ödeyeceğim ve yaptıkları işlemeleri kendilerine vereceğim. Yeter ki bu meslek devam etsin.”
“İpek böceği yetiştiriciliğini ya yaşatacağım ya da öleceğim”
Hatay’da kuşaklar boyu geleneksel yöntemler ile ipekçilik yapan 85 yaşındaki Hasan Büyükaşık, 7 yaşında başladığı mesleği sayesinde 78 yıldır ipek dokuyor. Sabahın erken saatinde yaktığı ocağının başına geçen Büyükaşık, kaynayan sudaki kozalardan büyük bir incelikle iplikleri çıkarıyor. İplikler daha sonra, makaraya, oradan da kuruması için yükseğe asılıyor. Kuruyan ipler, son olarak el tezgâhlarında dokunarak el emeği göz nuru kumaşlar haline geliyor.
Büyükaşık ailesi, ipek böceği yetiştiriciliğinden çıkarılan ipliklerin dokunmasına kadar işin her aşamasında görev alarak ortaya çıkardığı kravat, masa örtüsü, fular ve kıyafet gibi ipek ürünleri, yurt içinde ve dışında satışa sunuyor.
“Ata mirası” olarak nitelendirdiği ipekçilik mesleğini çocuklarına öğreten Büyükaşık, mesleğini yaşatmak ve yeni nesillere öğretmek için son nefesine kadar çaba göstermeye kararlı.
İpekçi ustası Büyükaşık, henüz çocuk yaştayken öğrendiği işine büyük bir sevgiyle bağlandığını söyledi. Babasının yanında öğrendiği meslekte ocak ocak gezerek tecrübe kazandığını aktaran Büyükaşık, mesleğinin ilk yılları ve gelişmesini şöyle anlattı:
“Babam yanına çağırır, neyin nasıl olacağını anlatırdı. Allah’a şükür lafına uydum ve bu işe başladım. Evlendiğimde tek göz odamız vardı, geceleri kalkardım çocukların üzerine basmamak için parmaklarımın ucunda yürüyerek tezgâha giderdim ve sabahlara kadar ipek dokurdum. Allah’a şükür bu işten çocuklarımı besledim, evimi kurdum ve hayatımı kurtardım. Bu işin temeli daha sonra eşim ve kızlarım oldu. Erkekleri 5. sınıfa kadar okuttum, sonra yanıma aldım. Eşim, ‘Bir tahsil görsünler, okusunlar. Bu çocuklar bu işi nasıl yapacak?’ demişti. Ben de, ‘Evvel Allah, ya bu işi yaşatacağım ya da öleceğim’ dedim. Allah’a bin bir şükür olsun bu dileğim yerine geldi. Çocuklarımın her biri, birbirinden başarılı bir şekilde bu işi öğrendi ve atalarımızın mirası olan ipekçiliği yaşatacaklar.”
Büyükaşık, ipekçiliğin gelecek kuşaklara aktarılması için evinin hemen yanına okul yaptırmak istediğini de bildirdi.
Taneke ustalığında da el emeğindense fabrikasyon tercih ediliyor
Tarihi Uzun Çarşısı içerisinde mesleğini icra eden Taneke ustası Hasan Erişen, 65 senedir tenekecilik yaptığını ve mesleğinin son temsilcisi olarak iki ustanın kaldığına işaret ederek şunları söyledi:
“Baba mesleği olarak mesleğe başladım. Mesleğe talep geçmişe nazaran kalmadı. Günümüzde el emeğindense fabrikasyon ürünler tercih ediliyor. Önceden imalatımız vardı, şimdi kalmadı. Çocukluğumda bu işi, 5 kişiyle birlikte yapardık. Şimdi ise tek başıma çalışıyorum çünkü talep bitti. Bu dükkân malımız olduğu için ben bu işi yapıyorum yoksa çoktan ben de bırakmıştım. Bu dükkân babadan kalma. Babam da bu mesleği yapıyordu. Ben devam ettirdim ama benim çocuklarım meslek değiştirdi. Günde ortalama 10 tane ürün üretiyoruz ama akşama kadar 40-50 lira yevmiyemizi kıt kanat çıkarabiliyoruz. Elden emek kalmadığı için artık her ürün fabrikasyona dönüyor. Eskiden birçok eşya üretirdik ama şimdi bir şey kalmadı. İlk zamanlarda 2-3 çırakla rahatlıkla işimizi yapardık şimdi tek başımıza kaldık.”
“Bakırcılık eskide kaldı, bitti”
Eski adıyla Tüccar Çarşısı şimdiki Uzun Çarşı içerisinde bulunan Bakırcılar Çarşısı’nda haftalık ücret alarak işe başladığını anlatan 72 yaşındaki Teneke Ustası Mustafa Gürler ise, şunları kaydetti:
“Ben de komşum Hasan Usta gibi, bu mesleği 60 senedir yapıyorum. Bana bu meslek dededen kalma. Bu meslekte son kuşak benim. Bu mesleği babamdan sonra ben devraldım ama benim çocuklarım meslek değiştirdi. Bu yüzden bakırcılık eskide kaldı, bitti. Talep eden de yok. Gençler bu mesleği beğenmiyor. Fabrikasyon daha seri olduğu için bizim meslekte bitme noktasına geldi. Tabiî ki el işi daha iyi. Arasında çok fark var. Kazancımız çok az. Eğer emekli olmasaydık aç kalırdık. Allah devletimize zarar vermesin. Dükkân mülkiyeti bana ait. Eğer kira verseydim ben de çoktan biterdim. Bu dükkân, 1964’ten beri bende. Benden sonra ya satarlar ya da kiraya verirler.”
Farklı din ve mezheplerden esnaflar bir arada yaşıyor
Uzun Çarşı Güzelleştirme Derneği Başkanı Hasan Ali Sevinç, yaptığı açıklamada, tarihî ve kültürel geçmişiyle Uzun Çarşı’nın Hatay için büyük önem arz ettiğini vurguladı. Unutulmaya yüz tutmuş sanatları işleten dükkânların çok az bir sayıda kaldığına dikkat çeken Sevinç, açıklamasına şöyle devam etti:
“Evliya Çelebi dönemindeki bazı bilgilere göre o dönemde çarşıda 300 esnafın bulunduğu, bugün ise bu sayının 2 bini geçtiği belirtiliyor. Çarşı çeşitli meslekleri içinde barındırıyor. Çarşımızda farklı dinlerden ve mezheplerden esnafımız var. Burası özellikle yaz aylarında çok sayıda yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor. Çarşımızda 3 han, 3 hamam ve camilerimiz var. Uzun Çarşı, çok köklü bir geçmişe sahip. Çarşıdaki esnaflık kuşaklar arasında geçiyor. Fakat bazı sanatkârlar mesleğini gelecek kuşaklara aktarmakta sıkıntı yaşıyor. Bazıları ise iş yoğunluğunun az olması sebebiyle kepenk kapatıyor.”
Gelişen teknolojiyle beraber insanların fabrikasyon ürünleri tercih ettiğini, fakat sağlık açısından fabrikasyon ürünlerin zararlı olduğunun altını çizen Sevinç, açıklamasında “Çoğu insan artık bakır yerine basit alüminyum ürelerini kullanıyor. Binek hayvanlara ihtiyacın azalmasıyla semerci ustaları minyatür semerler yaparak geçimini kazanmaya çalışıyor. Eskiden beş altı işçi çalıştıran dükkânlar şu an tek ustayla iş bulmakta zorlanıyor. Yarın bunların akıbeti ne olur bilmiyoruz. Bu mesleklerin yaşatılması için destek bekliyoruz” ifadelerini kullandı.