Devlet yasalarını uygulamıyor!

2019 yılında tarım iş kolunda çalışan 260 işçi yaşamını yitirirken İSİG Meclisi’nden Murat Çakır, devletin tarım işçileri ile ilgili düzenlemeleri hayata geçirmediğinin altını çizdi

ONUR PAZARLI / İZMİR – Her yıl Mart ayı ile birlikte mevsimlik tarım işçilerinin işgücü göçü hızlanırken tarım işçilerinin yollara düşmesi ile birlikte ardı ardına ölüm haberleri de geliyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) verilerine göre 2019’un ilk yedi ayı 1004 işçi yaşamını yitirirken 260 ölümle tarım iş kolu ilk sırada yer aldı. Tarım iş kolundaki ölümler mevsimlik tarım işçilerinin daha yoğun olarak çalışmaya başladığı Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında yükselişe geçiyor. Mayıs ayında 50, Haziran’da 54 ve Temmuz ayında ise 55 tarım işçisi yaşamını yitirdi.
Mevsimlik tarım işçileri; Urfa ve Adana’da pamuk; Akdeniz’de ve Ege’de yaş sebze, meyve, üzüm, zeytin ve tütün; Marmara’da sebze, meyve ve fındık; Karadeniz’de fındık, çay ve tütün; İç Anadolu’da sebze toplayıcılığı yapıyor. Bu işçilerin önemli bir kısmını, kadın, çocuk ve Suriyeli işçiler oluşturuyor. İnsani olmayan koşullarda, iş güvencesiz olarak çalışan tarım işçileri ezilme, servis kazası, boğulma, zehirlenme, yıldırım düşmesi, kene ısırması, elektrik çarpması, yüksekten düşme ve kesilme gibi nedenlerle iş cinayetlerinde hayatlarını kaybediyor.
Mevzuat Ne Diyor?
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 2017 yılında yeniden yayınlanan ‘Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi’ hakkındaki genelge tarım işçilerinin barınma, sağlık ve ulaşım koşullarına ilişkin düzenlemeler içeriyor.
Genelgede “İşçilerin göç döneminde yolculuklarının güvenli ve sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi maksadıyla; göç alan ve veren yerler arasında ulaşım ile ilgili koordinasyon sağlanacak, trafik denetimleri artırılacak, araç ve trafik güvenliğinin gerektirdiği kontroller hassasiyetle ve sıklıkla yapılacak, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca gerekli bütün tedbirler alınacaktır”, “İhtiyaca göre tren seferleri artırılacak, işçilerin il ve ilçe merkezlerinde geçici konaklamaları için ihtiyaç halinde ve imkanlar dahilinde kamuya ait alan ve tesislerden yararlanma imkânı sağlanacak, şehir içinde, otogar ve istasyonlarda, parklarda vs. gelişi güzel konaklama ve beklemelerine fırsat verilmeyecektir” ifadeleri yer alıyor. Yine aynı genelgede işçilerin ve ailelerinin bulaşıcı ve salgın hastalıklara karşı düzenli sağlık taramalarının yapılacağı belirtiliyor.
İSİG Meclisi: 2008 Krizinde Gezici Tarım İşçilerinin Sayısı Arttı
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Genel Koordinatörü Murat Çakır, tarım iş kolundaki iş cinayetlerini 24 Saat Gazetesi’ne değerlendirdi. Tarım işkolundaki çalışma biçimlerinin mevsimlik tarım işçileri ve çiftçiler/küçük üreticiler olarak ikiye ayrıldığının bilgisini veren Çakır “İlk olarak mevsimlik tarım işçilerine değinirsek ülkemizde Cumhuriyet döneminden beri mevsimlik tarım işçiliği yapılıyor. Yalnız mevsimlik tarım işçiliğini de kendi içinde üçe ayırmalıyız. Birincisi kendi bölgesinde çalışan yerli mevsimlik tarım işçileri. İkincisi tek bölgeye giderek oraya bir mevsim boyunca yerleşen tarım işçileri, örneğin Urfa’dan Adana’ya pamuğa giden tarım işçileri. Üçüncüsü ise gezici mevsimlik tarım işçileri. Gezici tarım işçiliği 1990’lardan önce nadir görülüyordu, 1990’dan sonra ve özellikle 2008 krizi sonrası büyük bir artış gösterdi. En kötü çalışma koşullarına maruz kalan gezici tarım işçilerini topraksız köylülerin yanı sıra geçinemeyen küçük üreticiler ve ortakçılar oluşturur” dedi.
‘Hükümetin Politikaları Küçük Üreticileri Çöküşe Götürdü’
Çiftçiler ve küçük üreticilere değinen Çakır şunları söyledi “Ülkemizde, tarımda küçük üreticiler mülksüzleşme-yoksullaşma sarmalı içinde varlıklarını sürdürmekteler. Özellikle 1980 sonrası uygulanan neo-liberal politikalarla birlikte mazot, gübre, ilaç gibi girdi fiyatlarının yükseltilmesine karşın sübvansiyonların kesilmesi sonucu küçük üreticilik yoğun bir çöküş sürecine girdi. Diğer yandan tarım sektöründeki devlet işletmelerinin özelleştirilmesi, GATTS anlaşmaları vb. adımlarla uluslararası tekellerin önü açıldı. Yine Doğrudan Gelir Desteği gibi uygulamalarla ülkenin yerel tarımsal dokusu çözüldü ve üretim yapılmamasının önü açıldı Bu uygulamalar sonucu küçük üreticiler sabahtan akşama kadar aile emeği vererek çalışmalarına rağmen üretimin gideri karşılamaması sorunu ile karşılaştılar. Böylece büyük işletmelere bağımlılık ve göç süreçleri hızlandı.”
Ölümlerin yüzde 55-60’ının kendi nam ve hesabına çalışan çiftçilerden oluştuğunu dile getiren Çakır, çiftçilerin bir kısmının da kendi üretim araçları olan traktörleri ile daha büyük toprakları işlemek için yevmiyeci olarak çalıştığının da altını çizdi.
‘Çözüm Tarım İşçilerinin Örgütlenmesinde’
Tarım işçilerinin çalışma koşullarını anlatan Çakır, “Ulaşımdan barınmaya, beslenmeden çalışma koşullarına kadar bir bütün sorun var karşımızda. Tabi ki en büyük sorun tarım işçilerinin kapalı kasa kamyonetlerde, traktör römorklarında vb. yollara savrularak hayatlarını kaybetmesi. Bunun çözümü ise devletin sorumluluğunda, kendi yasalarını uygulamasında yatıyor. Peki bu yasalar uygulanıyor mu? Hayır. 15 kişilik minibüse 30 işçi bindirmek, traktör römorkunda ulaşım, muayenesiz araçlar vb. eşliğinde taşınan onlarca mevsimlik tarım işçisi hayatlarını kaybediyor. Ancak işçilerin çalışma ve yaşama koşulları ortada: Çadırlar, temiz su (yemek ve banyo) yokluğu, tuvalet sorunu, yetersiz beslenme, yani bir bütün olarak altyapının olmaması. Genelgede yerleşimin de nasıl olacağı belirtiliyor. Ama özetle şunu belirtmeliyim ki devlet kendi söylediklerini hayata geçirmiyor” dedi.
Çakır, tarım iş kolundaki işçi cinayetlerinin önleminin tarım işçilerinin örgütlenmesinden geçtiğini de vurguladı.