“Hiçbir çocuk geride bırakılmamalı, hakları güçlendirilmeli”

Türkiye’nin, Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf bir ülke olarak her düzeyde çocuk haklarının geliştirilmesi için kapsamlı bir çocuk politikasına ihtiyacı olduğunu vurgulayan İçsel, “Türkiye, son yıllarda büyük bir göçmen ülkesi haline geldi. Hiçbir çocuğun geride bırakılmaması için mülteci çocukların da temel haklarının korunması ve geliştirilmesi gerekmektedir” uyarısı yaptı. İçsel, Türkiye’de çocuk çalışmaları ekosisteminin geliştirilmesi için başta kamu olmak üzere sivil toplum, özel sektör ve medya gibi farklı paydaşlara önemli görevler düştüğünün altını çizdi

Süleyman Gök / İzmir – 10 maddelik Çocuk Hakları Bildirgesi, 20 Kasım 1959’da Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda kabul edilirken Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, BM’nin 44. Genel Kurulu’nda 20 Kasım 1989’da kabul edildi. 20 Kasım da, her yıl dünyanın tüm ülkelerinde Dünya Çocuk Günü olarak kutlanmaktadır.
24 Saat Gazetesi olarak, İzmir Çocuk Çalışmaları Ağı Genel Koordinasyon Kurulu Üyesi, öğretmen Aylin İçsel ile çocuk haklarının güncel durumunu, çocuk çalışmalarında yenilikçi yöntemler ile ağın çalışmalarını değerlendirdik.
İzmir Çocuk Çalışmaları Ağına neden ihtiyaç duydunuz? Ağın kuruluş motivasyonundan söz edebilir misiniz?
-Öncelikle çalışmalarımızı yaygınlaştırmamıza destek verdiğiniz için size ve 24 Saat Gazetesi ekibine teşekkür ederim. Sivil toplum ve hak temelli çalışmaların daha fazla kitle ile buluşmasını ve farklı düzeylerde iş birliklerinin geliştirilmesini çok önemli görüyorum.
Ülkemizde, çocuk çalışmalarının sivil toplum odaklı yaklaşım tarihine baktığımız zaman çok uzun bir tarihinin olmadığını görüyoruz. Var olan mücadele ve çalışmalar ise hep belirli bir merkezde toplanmış, özellikle İstanbul ve Ankara, bu merkezlerden çevre illerine doğru bir yaklaşım ile çocuk hak ve politikalarının yaygınlaştırılması önerilmiş, önerilmektedir. İzmir Çocuk Çalışmaları Ağı’da ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekleştirilen çalışmaların yerelleşmesini, yerelde çocuk haklarının güçlendirilmesini ve savunulmasını kolaylaştırmak için katılımcı ve yönetişim yaklaşımını esas alarak kurulan bir ağdır.
Ağımızın temel hikâyesi, temel merkezlerden ziyade hak temelli politikaların yerelleşmesini ve bu çalışmaların sosyal etki odaklı değişimin ölçülebilir olmasını sağlamaktır. Bu kapsamda, Sürdürülebilir Kalkınma ve Girişimcilik Derneğimizin kolaylaştırıcılığında açık bir çağrı yaparak kurucu üyelerimiz ile birlikte Çocuk Çalışmaları Ağı’nın kuruluş toplantılarını gerçekleştirdik ve ağın kurumsal ve stratejik planın hazırlanmasını sağladık.
Özetle diyebilirim ki, temel ulusal ve uluslararası alanda yapılan çalışmaların yerelde karşılığının çok düşük kaldığı ve yereldeki alanda çalışan aktörlerin de temel kaynaklara erişimlerinin kısıtlı ve sınırlı olduğu düşüncesiyle İzmir Çocuk Çalışmaları Ağı’na ihtiyaç olduğunu düşündük ve hak temelli bir yaklaşım ile ağ kuruluşunu gerçekleştirdik.
Ana akımlaştırma stratejiniz hakkında daha detaylı bilgi alabilir miyiz?
-Yerelde ve en genelde ulusal düzeyde ne yazık ki kurumlarımızın ve toplumsal yapının çocuk çalışmaları ile ilgili farkındalık düzeyi düşüktür. Özellikle, kurumsal düzeyde baktığımız zaman kamu, sivil toplum ve özel sektör aktörlerinin çalışmalarında ve hedef kitlelerinde çocuklar olmasına rağmen, çocuk yaklaşımını ve katılımını esas alınmadan çalışmaların gerçekleştirildiğini hayretle izlemekteyiz.
İzmir Çocuk Çalışmaları Ağı olarak en önemli yaklaşımımız çocuk hak ve çalışmalarının ana akım hale getirilmesini kolaylaştırmaktır. Özellikle, yerelde bulunan kurumlarda çocuk çalışmaları farkındalığını arttırmak, kurumların politikalarında, strateji belgelerinde, eylem ve söylemlerinde çocuk haklarının gözetilmesini sağlamak ve bu yaklaşımı kurumların bütün düzeylerinde yaygınlaştırmak ana akımlaştırma stratejimizin temel amacıdır. Çocuk katılımı, çocuk dostu kurum, çocuklar ile birlikte çalışma etik ve ilkeleri gibi temel yaklaşımlarımız ile ana akımlaştırma stratejimizi oluşturmuş, yerelde kurduğumuz ve kuracağımız paydaşlarımız ile bu yaklaşımlarımızı güçlendirmek istiyoruz.
Türkiye, Uluslararası Çocuk Sözleşmesi’ne imza atan bir ülke olarak, mevcut çocuk haklarının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Üzülerek belirtmek isterim ki, bir eğitimci olarak çocuk haklarının durumunu günümüzde pek iç açıcı görmüyorum. Bunu şuna istinaden söylüyorum; yalnızca çocuk olarak değil, bir yetişkin olarak dahi haklarımızı ne ölçüde biliyor ve ne kadarını savunabiliyoruz. Bu muamma ile çocukların dünyasını da insan olma yolunda fazlasıyla etkilediğimizi düşünüyorum.
Örneğin, çocuk sesini çıkarmayı, kendini ifade etmeyi, dinlenildiğini ve okul kültürünün içinde yer alması gerektiğini bilmesi gerekirken sürekli kurallarla karşı karşıya kalıyor. Bu kuralların “Uslu ol, öğretmenini üzme, yerinden kalkma ve söz verilmediği takdirde konuşma” gibi katı çizgilerle –öğrenilmiş çaresizlik olarak devam etmesi değil de, “Birbirimize saygı çerçevesinde sen de görüşlerini ifade etme özgürlüğüne ve bir çocuk olarak kendini ilgilendiren konularda kararlara katılma hakkına sahipsin” şeklinde değerlendirilmesi daha yerinde olurdu. Ancak zaman zaman katılım gösterilmesi gereken konularda ise çocukları zorlama, manipüle etme, gösteriş amaçlı kullanma yoluna gidildiğini de görüyorum. Bu şekilde hem çocukların gelişimleri söz konusu olamaz hem de gerçek katılımın ne olduğuna dair Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne de uygun düşmemektedir.
Bir diğer hususta zorbalığın günden güne artması ve önüne geçilememesi sorunu. Toplumun hemen her yerinde kin, nefret, öfke gibi olumsuz ve sert ifadelerin varlığını ne yazık ki kaçınılmaz bir gerçeklikle eğitimin içinde de yaşıyoruz. Çocuklar çok erken yaşlarda ayrımcılığı, farklılıklara saygı duymamayı, ötekileştirilmeyi gerek çevrelerinden gerekse teknolojinin olumsuz etkileşimlerinden öğreniyorlar. Eğitimin en nihai hedefi insan yetiştirmek iken, öfkesine hâkim olamayan saldırgan çocuklar çıkıyor karşımıza. Çocuk nerede duracağını bilmediği dürtüsellik ile kendisi kadar başkasını da düşünmeyi bırakıp, duygudaşlık, empati duygularından uzak bir biçimde hareket edebiliyor. Eğitimcinin burada görevi kindar, öfkeli, nefret dolu çocuklar değil; hoşgörülülüğün ve duyarlılıklarının bilincinde haklarını da, hak aramanın yollarını da bilen çocuklar yetiştirmek olmalıdır.
Çocukların son yıllarda doğadan ve doğallıktan uzak yaşantılar içinde olduklarını da söylemeden edemeyeceğim. Çevreye karşı sağlıklı tutum ve davranış kazanmaları ve kendi paylaşım alanlarını oluşturmaları gelişimleri açısından önemliyken güvenli alanların azlığı nedeniyle, çocuk en doğal hakkı olan doğayı ve kendini keşfetmekten kısıtlı ölçüde yararlanabilmektedir. Bu da çocukların hareket mekanizmalarını daha da güçlendirmekte ve okul içi sorun olarak görülmektedir. İlkokul çağından başlayarak bütün çocukların var olan enerjilerini doğru yerlerde kullanmalarıyla birlikte doğayı, doğal varlıkları ve ekosistemi tanıyıp öğrenerek bilinçli vatandaşlar olmaları toplumun ve ülkenin geleceği açısından vazgeçilmez bir unsurdur.
Son olarak; çocukların ilk öğretmenleri önce onları yetiştiren anne babalarıdır. Yalnız okulların yaklaşımlarının benimsenip doğru uygulamalar yapılması yeterli değildir. Aile ile eğitimcilerin tutumları paralel ilerlemeli ki, hem çocuğun eğitiminde ilerleme hem de çocuk için ilgi ve önemin farkındalığı sağlanabilsin. Böyle bir tutum çocukların ihmal ve istismara yönelik önlem alınmasını da kolaylaştırmaktadır.
Çocuk haklarının geliştirilmesi ve güçlendirilmesi için sizce neler yapılması gerekmektedir?
-Çocukların bir şey yapma duygusunu geliştirme, fail olma ve o yaptığı şeyde dolayısıyla fark yaratma, değişim ve etki sağlayabilmiş olabilme fırsatı verebilmektir. Diğer bir ifadeyle çocukların olanaklarını gerçekleştirebilmek ve genişletebilmek için gereken koşulların sağlanması gerekmektedir. Bunu yaparken çocuk paylaşmayı, dayanışmayı, ekip ve katılım duygusunu yaşamalıdır. Çocuklara her zaman önemli olduklarını, kapasiteleri doğrultusunda yapabileceklerini hissettirmeli, göstermeli ve doğru yönlendirilmelidir. Bilgiyle yaşam arasında iyi dengeler kurabilen çocuklar, öğrenme deneyimiyle daha başarılı ve sağlıklı bireyler olurlar.
Haklarını iyi bilmeliler. Çünkü haklarını iyi bilen bir çocuk karşısında kim olursa olsun yanıltıcı hiçbir söze itimat etmez, haklıyı haksızdan ayırabilir. Özgür iradesi ve eleştirel düşünmeyle kendini ve haklarını savunmayı, dahası toplumu da haklarıyla etkileyebilme ve değiştirebilme yetkinliğini kazanabilir.
Çocuk hakları, insanın insan olma değerini koruyan haklardır. Her çocuk özeldir ve her çocuğun yapabileceği en az bir şey vardır. Yetenekleri ve yapabilirliği doğrultusunda geliştirilmeli ve güçlendirilmelidir. Hiçbir çocuk yapamayacağı bir şey için zorunlu tutulmamalı ve özel durumlar göz ardı edilmemelidir.
Bilgi ile temellendirilmek her çocuğun hakkıdır. Eşit eğitim hakkından yararlanıp adil değerler çerçevesinde her çocuk bilgiye kolay erişebilmeli ve eksik olduğu konularda destek verilmelidir. Hiçbir çocuk yarış atı ya da kul değildir. Çocukların da söz hakları, fikirleri ve düşünceleri vardır. Var olan potansiyellerine değer katabilmek için cesaretlendirilmelidirler.
Biz eğitimcilerin, sivil toplum kuruluşlarının, gönüllülerin de katkılarıyla sorumluluk, eşitlik, adalet, özgürlük, hoşgörü, saygı, güven, doğruluk, cesaret, kendine güven, yardımseverlik, dürüstlük, sevgi ve başarı gibi değerlerin kazanımlarına yönelik çocukların aktif katılım sağlayabilecekleri daha çok alanlar yaratmak ve çalışmalar yürütmek gerekmektedir.
Okullarda kullanılan yöntem ve tekniklerin çocuğa göre tartışma temelli yaklaşım baz alınarak, öğrenci merkezli aktif öğrenme stratejileriyle beraber grup çalışmalarına ağırlık verilmeli, örneğin drama, uygulamalı aktiviteler, öğrenciler tarafından yönetilen araştırma öncelikli çalışmalar ve eğitsel oyunlarla çocuklar güçlendirilmelidir.
Çocukların karakter oluşumunu desteklemek için her okulda insanlığın ortak evrensel değerleri olan hikâye masal atölyeleri oluşturularak çocukların hem yazma hem de yaratıcı drama ile desteklenmesi sağlanmalıdır.
Yetişkinlerin de çocuklarla beraber aynı aktivitelere zaman zaman dahil edilerek sürece katılım göstermeleri, çocukların yetişkinler tarafından kabul gördüklerinin farkına varmalarını ve özgüvenleri, duygu durumları üzerinde etki edeceğini söyleyebilirim.
Hiçbir çocuğun arkada bırakılmaması prensibi çerçevesinde çalışmalarınızı yürütüyorsunuz? Suriyeli mülteci çocuklar hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konudaki yaklaşımınız ve önerileriniz nelerdir?
-Eşitlik ilkesine göre çocuk nereden gelmiş olursa olsun çocuktur. Hangi durumda olursa olsun bu onların çocuk olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu bağlamda her çocuk haklarıyla var olmaya devam ettirilmelidir. Ayrımcılık, ötekileştirilme ile hiçbir çocuğun yaşam hakkı ya da hayalleri yok edilemez. Bu topraklarda yaşayan tüm çocuklar istisnasız bu coğrafyada sayılarak aynı hakları aynı kaderi beraber paylaşarak, çoğalarak, üreterek sevgiyle yaşamaları gerekmektedir.
Suriyeli mülteci çocukların da sosyal ve psikolojik olarak desteklenmesi için yoğun çalışmalar yürütülerek uyum süreçlerinin en iyi biçimde pekiştirilmesi planlanmalıdır. Yaşadıkları zor koşulları takviye edecek alternatif çözümler üretilmesi, mesela problemlerinin saptanarak çözüm odaklı çalışılması, kaynaştırma programları düzenlenmesi, mesleki ve sanatsal eğitimlerle geliştirilmesi, çocuk etkinliklerine dahil edilmeleri Suriyeli çocukların kendilerini yeniden evlerindeymiş gibi etki ederek yaşamlarını kolaylaştırarak topluma daha kolay adapte olmalarını sağlayacağı, toplumun birer ferdi olarak tüm o saydığım değerlerle onları da kazanmamız gerektiği düşüncesindeyim.
Son olarak çocuğa ilişkin tüm haklar, insancıl değerlere ve evrensel ilkelere bireysel ve sorumluluk bilinciyle bakmamızı sağlamalıdır ki, topluma yarar ve değer katabilen bütün çocukların mutlu dünyalarını görebilelim.
Son olarak belirtmek istediğiniz bir husus var mıdır?
-İzmir Çocuk Çalışmaları Ağı olarak en önemli hedefimiz, yerelde çocuk çalışmaları farkındalığını arttırmak ve çocuk dostu bir kent yaratmak olarak belirledik. Bu hedefimiz bizim kurum olarak gelecek planlarımızı oluştururken, stratejik planımızı belirlerken ilke olarak aldığımız temel referans noktalarımızdır. Bizler, yerelde çocuk haklarının geliştirilmesi, kurumların çocuk politikalarının oluşturulması ve çocuk çalışmaları alanında yayınların çıkarılması bizlerin kısa ve orta vadede gelecek planları arasında yer almaktadır.