Kov-19 sonrası Avrupa’da Türklere düşmanlık artar mı?

3.5 milyonu Almanya’da olmak üzere 6.5 milyon Türkün yaşadığı Avrupa’da son yıllarda İslamofobi ile birlikte ırkçılık tırmanırken, en son Belçika’da Kov-19’u Türklerin yaydığı gibi iddiaların ortaya çıkması endişelere neden oluyor.

AYLA GANİOĞLU / ANKARA – Son yıllarda Avrupa’da yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın tırmanması sonucu Almanya’nın Hanau kentindeki saldırıda beşi Türk on kişinin ölmesi, bugünlerde nasıl sonuçlar getireceği tartışılan Kovid 19’un, benzer önyargıları artırabileceği kaygılarına neden oldu.
Halen 3.5 milyonu Almanya’da olmak üzere 6.5 milyon Türkün yaşadığı Avrupa’daki Türklerin sorunlarını araştırmak ve çözüm üretmek için kurulan TBMM Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar alt komisyonu, Almanya, Hollanda ve Belçika’da beş şehri kapsayan gezide, bu ülkelerin konuyla ilgili bakanları, komisyonları, parlamento temsilcileri, buralarda faaliyet gösteren sivil toplum ve siyasi parti örgütleriyle, diplomatlarla ve Türklerle görüşme yaptılar. Avrupa’da yaşayanları, “Avrupa Türkleri” olarak tanımlayan alt Komisyon üyeleri, 24 Saat Gazetesi’ne gezi izlenimlerini ve çözüm önerilerini değerlendirdiler.
SOSYAL MEDYADA NEFRET SÖYLEMİ
Alt komisyon üyesi AK Parti Denizli Milletvekili Ahmet Yıldız, konsolosluk ve bakan yardımcılığı görevleri sırasında da genel olarak yurt dışında, özel olarak Batı Avrupa’daki Türklerin durumunu takip ettiğini belirterek, şunları söyledi:
“Komisyon olarak gezimizde, İslam karşıtlığı ve yabancı düşmanlığının giderek kanıksandığı ve siyasi kazanım getirmeye başladığı izlenimi edindim. Bu, tehlikeli bir gidişat. Sosyal medya, nefret söylemlerinin en kolay kullanıldığı alan. Burada kullanılan olumsuz söylemin yayılma ve paylaşılma hızı nedeniyle vatandaşlarımız/soydaşlarımız tedirgin. Batı Avrupa’da siyasi liderlerin, kanaat önderlerinin bu söylemlerle yine sosyal medyada mücadele etmemeleri tedirginliği arttırmıştır.”
Yıldız, üçüncü ve dördüncü neslin artık “Avrupalı Türk” olduğunu söyledi. Yıldız, “İdeolojisi ve dünya görüşü ne olursa olsun bireylerde ve derneklerde bu kimlik geçmişe göre çok bariz. Buna göre davranmalıyız. Yarıdan fazlası bulunduğu ülkede vatandaşlık kazanmış. Bu ülkelerle ilişkilerimizde insan haklarını ön plana çıkararak anadil eğitimini ve bağlarımızı korumalıyız. Türkiye’nin AB katılım sürecini yeniden canlandırmalıyız” dedi.
KOV-19’U TÜRKLER Mİ YAYDI?
Alt komisyon üyesi CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, ırkçı partilerin Avrupa’da gittikçe zemin ve taban kazanmasıyla, ırkçılık hareketlerinin de yaygınlaştığını söyledi. Güzelmansur, bu durumun Avrupa’da yaşayanları derinden etkilediğini, Almanya’da aşırı sağ bir parti olan Almanya için Alternatif Parti’nin Almanya seçimlerinde ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oylarını artırması gibi örneklerin ırkçı hareketlerin arttığının göstergesi olduğunu dile getirdi.
Güzelmansur, izlenimlerini şu şekilde anlattı:
“Avrupa’da yerleşik vatandaşlarımız ırkçılığı eğitimden iş hayatına kadar her alanda yoğun bir şekilde hissetmektedirler. Bu ırkçı hareketler cami saldırıları, silsileli bir şekilde gerçekleştirilen vatandaşlarımızın araçlarına hasar verme, Türkler ve Türkiye aleyhine yapılan televizyon programlarının artması şeklinde tezahür etmektedir. Bu ülkelerde sıklıkla, Türkiye’de iktidarın insan hakları, demokrasi, hak, hukuk gibi alanlarda gösterdiği kötü performansın ve savruk dış politika hamlelerinin Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye karşı bir tavır geliştirmesine yol açtığı ifade edilmiştir. Bu durum son noktada Avrupa’da yaşayan yurttaşlarımızı olumsuz etkilemektedir.”
Güzelmansur, ırkçılık, yabancı düşmanlığının, Kov-19 küresel salgınında bile eylemlerine ara vermediğini belirterek, “Buldukları her fırsatı ayrıştırma, ötekileştirme, bölücülük ve dışlama için kullanıyorlar. Bunun acı örneğini Kovid-19 salgın döneminde de yaşadık. Bu tür eylemler hem Dışişleri Komisyonu ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Alt Komisyonu üyesi olmam hem de CHP’nin Yurtdışı Birlikleri vasıtasıyla tarafıma ulaştırılıyor. Ben de gerek Dışişleri Bakanlığımız gerekse Büyükelçiliklerimizle karşılıklı görüşmeler, bilgilendirmeler ve koordinasyon çalışmalarıyla bunları bertaraf etme konusunda girişimlerde bulunuyorum.” dedi.
Güzelmansur, Belçika’da Kov-19’u Türk kökenlilerin yaydığına, salgınla ilgili alınan önlemlere uymadıklarına yönelik asılsız ve kirli bilgilerin sosyal medya mecralarında yayıldığını belirtti.
Güzelmansur, şunları söyledi:
“Bu paylaşımların asılsız olduğunu bilen, ırkçılığa karşı duruş sergileyen ve böylesine paylaşımların korona virüsle mücadeleyi baltaladığının bilincinde olan aklıselim tarafların gerçekleri yansıtan açıklama ve paylaşımları da peşi sıra geldi. Örneğin Eyalet Valisi hastanelerde yatan korona virüslü hasta sayısında Türk kökenli hastaların sayısının daha fazla olduğuna yönelik iddiaları yalanladı. Hastaneden de benzer açıklamalar geldi. Neticede şunu söylemek istiyorum: Irkçılığa neden olan ötekileştirme, ayrıştırma, dışlama ruh hali habis bir ur gibi. Bazı insanların tüm beliklerini kaplıyor. İnsanlık, akıl ve vicdan dışı davranmalarına neden oluyor. Bu insanlar kriz, salgın dinlemiyorlar. Ancak bu habis ur toplumun geneli tarafından da kabul görmüyor, reddediliyor.”
TÜRKLERİN KAZANIMLARI
Güzelmansur, Avrupa’da yaşayan üçüncü neslin Türkçeyi öğrenmediğini, işsiz ve edilgen bir nesil olarak tanımlandığını söyledi. Güzelmansur, “Bu neslin bildiği toplam Türkçe kelime sayısı ancak 150 – 200 gibi rakamlarla ifade edilmektedir. Dil zayıflamaya başladığı anda da anavatanla bağlar zayıflamaya başlar, 4’üncü-5’inci nesle doğru da bu bağ hızla kopar. Dolayısıyla dil konusu bu nesil açısından karşımızda duran en ciddi sorundur.” dedi.
Güzelmansur, 3’üncü jenerasyon açısından bir diğer ciddi sorun işsizlik sorunu olduğunu, her 3 ülkede de Türk işsizlik oranının bu ülkelerin kendi vatandaşlarının arasındaki işsizlikten yüksek olduğunu, Almanya’da işsizlik oranı %5 iken bu ülkede yaşayan Türk vatandaşlarımızın işsizlik oranı yüzde 25 olduğunu dile getirdi.
Güzelmansur, Avrupa’da faaliyet gösteren STK’lar, çeşitli bakanlıkların yurtdışı teşkilatları ve Diyanet vakıflarına bu konuda önemli görevler düştüğünü, ancak bunların Avrupa’da çalışmalarını dilden daha ziyade din konusunda yoğunlaştırdıkları izlenimi edindiğini belirtti.
Güzelmansur, “Bunlar AK Parti ideolojileri doğrultusunda, Avrupa’daki yurttaşların sadece ‘din problemi’ olduğu varsayımından hareket etmekte ve sadece bu konuya enerji, vakit ve para harcamaktadırlar. Oysa aynı oranda zaman, enerji ve mali kaynaklar dil ve işsizlik konusuna da ayrılmalıdır. Avrupa’da yaşayan 3’üncü nesil vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi, Türkiye ile bağlarının güçlendirilmesi, anadillerini gereği gibi konuşmaları, istihdama teşvik edilmeleri noktasında eğitim, yönlendirme ve koordinasyon çalışmaları en üst düzeye çıkarılmalıdır. Burada yapılması bir diğer elzem çalışma da yanlış dış politika hamleleriyle, hamasi söylemlerle zedelenen ülkemiz imajının bu yanlışlardan dönmek suretiyle imajının eski haline döndürülmesi olacaktır. Zira Türkiye dışarıya karşı kavgacı bir tutum sergiledikçe orada yaşayan vatandaşlarımıza karşı sergilenen ayrıştırıcı, dışlayıcı tavırlar da artmaktadır.” dedi.
KOV-19 SONRASI IRKÇILIK
Alt komisyon üyesi İYİ Parti Erzurum Milletvekili Naci Cinisli, “Korona sonrası ırkçılığın daha aktif olabileceğini düşünüyorum. Camilerimize çok sistematik tehditler var. Bazıları gerçek çıkıyor. Şirketler bazında orada bazı ticari grupların içine girmekte Türk şirketleri zorlanıyor. Çok önemli sorun var. Türklerin nasıl aşabileceğini belirlememiz lazım. Bu sadece Türklerin değil Avrupa’nın sorunu. Irkçılık hastalık tarihin belli dönemlerinde artış gösteriyor. Özellikle kriz sonrasında ortaya çıkıyor. Korona’da da kendi halklarını koruma refleksi gelişiyor. Bu endişeyi taşıyorum”dedi.
Cinisli, yurtdışında dördüncü nesile gelindiğini ve ilk nesile göre daha çok sıkıntıyla karşılaştıklarını söyledi. Cinisli, 30 yıl önce yurtdışında eğitim için bulunduğu dönemde, Türklerin en önemli sorununun, bulundukları ülkenin dilini öğrenmek olduğunu ifade ederek, şimdi artık bulundukları ülkenin vatandaşı olmakta ve dillerini öğrenmede sorun yaşamadıklarını anlattı.
Cinisli, “Fakat bugün Türkçe öğrenememe sorunu var. Eksikliğin farkındalar ve öğrenmek istiyorlar. Türkiye ile aralarına mesafe koymamışlar ve Türkiye’ye bağlılar ama Türkçe öğrenme sıkıntısını gidermemiz gerekiyor. 30 yıl önce vatandaşlarımız ana konularda bir araya gelirdi. Ama şimdi yurtdışı da, Türkiye’deki siyaset mücadelesinin ringi haline gelmiş durumda. Liderler arasında aşırı ifadeler olduğunda oraya da yansıyor.” dedi.
Cinisli, 2014 yılından bu yana yurtdışındaki Türklerin oy kullanabildiklerini belirterek, seçim dönemlerinde iki haftalık oy verme süresince sandıklara seçmen taşıyan partilerin avantajlı olduğunu söyledi. Yurtdışında Türklerin oy kullanma oranların yüzde 50 olduğuna dikkat çeken Cinisli, bu konuda da AKP ve HDP’nin seçmeni sandığa taşıma konusunda çok sistemli bir çalışma yaptıkları için avantajlı olduklarına dikkat çekti.
Cinisli, Almanya, Hollanda ve Fransa’da Türkçe öğrenim haklarıyla ilgili, Diyanet’in imamlarının kabul edilmemesi ve orada imamların yetiştirilmesi yoluna gidilmesi gibi sorunların ortaya çıktığını söyledi.
Cinisli, “Bu da olabilir ama neden edinilmiş haklarını kaybetmelerine neden oluyoruz, bunun sorgulanması gerekir. Farklı partilerde yetişmiş, gelişmiş kariyer yapmış politikacılarımız varken pek çoğu bu yüzden partilerinden atıldılar ve siyasi kariyerleri bitti. Bugüne kadar sorun yaşamazken, aşırı siyasi şovlar nedeniyle kazanılmış haklarını kaybettiler. Maalesef seçmen taşıma konusunda AKP devletin imkanlarını kullanıyor. Ziyaretimiz sırasında, üzüntü verici şikayetler geldi. Vatandaşlarımız camilerini ayırmışlar orada. Diyanetin siyasallaşması nedeniyle vatandaşlarımız arasında ayrımlar olmuş, çok üzüldüm. Diyanet, çok önemli. Tutunacak daldır ama herkese eşit mesafeli olması gerekir. Ama imamların siyasi vaazları, kendi imkanlarıyla AKP seçmenini sandığa taşımaları şikayetleri geldi.”dedi.
Cinisli, seçimlerde oy kullanımının 15 gün olmasının son derece sakıncalı olduğunu, farklı teknikler bulunabileceğini belirterek, “İnternet üzerinden oylama olabilir. Burada siyasi partilerin konvansiyanel güçlerine ihtiyaç duymadan oy kullanmaları sağlanabilir. Mektupla oy kullanma olabilir. Oy verme üç günle sınırlanmalı “dedi.