Ölüm yolunda barış yürüyüşü

Srebranitsa Katliamı’nın 25. Yılı

Ölümden kaçanların kullandığı 105 kilometrelik yol, onların anısına “katliam unutulmasın” diye her yıl artan kalabalıkla, 8-11 Temmuz tarihlerinde yürünüyor. O, ölümün kol gezdiği yoldaki “Barış yürüyüşü”, “Marş Mira” adıyla gerçekleştirilecek. Küresel salgın nedeniyle bu yıl sembolik bir yürüyüş yapılacak

Besim Güçtenkorkmaz –  Bundan tam 25 sene önceydi. Aylardan, Temmuz.
Srebranitsa Kasabası’nda yaşayanları korku almıştı. Yugoslavya’da iç savaş çıkmış, her yeri kendilerinin zanneden Sırplar, Boşnak şehirlerine saldırmaya başlamışlardı. Avrupa’nın göbeğinde, korku dolu bekleyiş vardı.
Boşnakların ellerinde, topraklarını korumak için çok fazla silahları yoktu. En büyük güvenceleri bölgede bulunan ve kendilerini korumakla görevlendirilen Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerleriydi. Üstelik Birleşmiş Milletler (BM), Boşnakların yoğun olduğu Srebranitsa dâhil olmak üzere Boşnaklara ait altı yerleşim yerini de güvenli bölge ilan etmişti. Verilen güvence o kadar yüksek sesle duyurulmuştu ki, uzak köylerden kasabalardan da birçok Boşnak, ailesini toplayıp, akın akın, güvenli bölge diye bildikleri Srebranitsa kasabasına geliyordu. Srebranitsa, Hollandalı barış gücü askerleri tarafından korunuyordu. Hollandalı askerler, Barış gücünün kararı diyerek, tüm Boşnaklardan, evlerindeki kırık dökük 3-5 silahı da teslim etmesini istediler.
Barış gücü, şehri Sırplara teslim etti
Sırp General Radko Mladiç, silahsızlaştırılan Srebranitsa’ya saldırılarını sıklaştırmıştı. Boşnakların toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları başvuru, Barış Gücü Komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. Eğer Sırplar kente yaklaşırlarsa BM’ye ait savaş uçakları tarafından bombalanacaklardı. Ancak BM yalnızca iki F-16’yı kent üzerinde uçuş yaptırmakla yetindi. Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna’daki BM Barış Gücü komutanı Fransız generalden aldıkları emir doğrultusunda kenti boşalttılar. Hollandalı Komutan Thom Karremans, kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti. Kentin teslim edilmesi sırasında, Mladiç ve Karremans karşılıklı kadeh tokuşturarak birbirlerine hediye bile verdiler. Bu utanç anı hem BM’nin hem de Hollanda’nın tarihine kara bir leke olarak geçti.
Ağır silahlarla girdiler
11 Temmuz 1995 günü, Sırp askerleri, tankların ve ağır makineli tüfeklerin de olduğu savaş araçları ve “Akrep” adı verilen katil milis güçleri ile Srebranitsa Kasabası’na girdiler. Bir kısım Bosnalı, kasabaya yapılan baskından kurtulabilmek umuduyla, gecenin karanlığında ormana sığındılar. Hedefleri, orman yolundan Saraybosna yakınındaki Nuzuk’taki güvenli bölgeye ulaşabilmekti. Önlerinde, 105 kilometrelik tehlikeli bir yol vardı.
Srebranitsa’nın içinde ise korkunç bir katliam yaşanıyordu. Bir bölüm Boşnak, can havliyle Srebrenitsa’nın hemen dışında, Potocari’de bulunan Hollandalı askerlerin denetimindeki BM Barış Gücü karargâhında yaşama tutunmak istedi. Hollandalı Barış Gücü askerleri, kendilerine sığınan Boşnakları da hiç utanmadan Sırplara teslim ettiler.

Bosnalıların acısı ölüm yolunda kol kola yürünerek paylaşılıyor

Büyük acılar yaşandı
Sırplar, Srebranitsa’da erkekleri, kadınları ve çocukları birbirlerinden ayırdılar. Otobüslere bindirdikleri erkekleri yakındaki pil fabrikasına götürerek kurşuna dizdiler. 10 yaşındaki kız çocukları da dahil, kadınların büyük bölümüne tecavüz ettiler.
Sonra orman yolundan kaçanların peşine düştüler. Esir alınan Boşnaklar, orman içinde saklanan akrabalarını isim isim çağırmaya mecbur tutuluyor, silah zoruyla “Sırplar bize bir şey yapmadı, size de yapmayacak” diye bağırtılıyordu. Bu çağrıya inanıp saklandıkları yerlerden çıkan Boşnaklar da hemen orada öldürüldü. Üç gün içerisinde 8 bin 372 Boşnak katledilmişti. Bu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük soykırımdı. Katledilenler, açılan ölüm çukurlarına, toplu mezarlara iş makinaları ile gömüldü.

Marş Mira

Kaçan Boşnaklar, günlerce ormanda yürüdü
Srebrenitsa’dan kaçan binlerce Bosnalıdan çok azı, günler süren orman içindeki tehlikeli yolculuktan sonra 105 kilometre uzaklıktaki Tuzla yakınındaki güvenli bölgeye ulaşarak canını kurtarabildi. Ulaşanlar, açlığa ve susuzluğa dayanan ve “Akrep” adı verilen insan avcısı Sırp milisler tarafından ele geçirilmeyenlerdi.
Bosnalılar çok kötü günler geçirdiler. Evleri yakıldı, yıkıldı, kurşunlandı. Kadınlarına tecavüz edildi, erkekleri öldürüldü. Savaş bittikten sonra toplu mezarlardan cesetler çıkartılmaya başlandı. DNA testleri yapılarak kimliklerin belirlenmesi uzun zaman aldı. Srebranitsa yakınındaki Potacari’de büyük bir şehitlik oluşturuldu. Her yıl, katliamda öldürülen Bosnalılardan kimlikleri belirlenenlerin kemikleri, Potaçari’deki anıt mezarlığa törenle defnedilmeye başlandı.

Ölenlerin isimleri, anıt mezarlığın girişinde yer alıyor

Dünya, katliama sessiz kaldı
Uluslararası Adalet Divanı 2007’de, kasabada yaşananları “soykırım” olarak nitelendirdi ancak sorumlusunun Sırbistan olmadığına hükmetti. Rusya ise 2015’te BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan ve kasabada yaşananları “soykırım” olarak nitelendiren bir karar tasarısını veto ederek, bu katliama sessiz kaldı.
Bosnalıların yüreklerine su serpen tek gelişme, Hollanda’nın Lahey Kenti’nde eski Yugoslavya için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin, katliamdan sorumlu tutulan Bosnalı Sırp General Ratko Mladiç’i soykırımdan, insanlığa karşı suç işlemekten ve Srebranitsa katliamından suçlu bulması oldu. Mladiç, müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Potoçari Anıt Mezarlığı

Ölüm yolunda barış yürüyüşü
Srebranitsa’dan, orman yollarını kullanarak kaçanların arasından çok azı, o Temmuz sıcağında aç susuz günlerce yürüyerek, 105 kilometre ilerdeki Nezuk’a ulaşabildi. Bazıları, bu ölüm yürüyüşünde hastalıktan ve açlıktan hayatını yolda kaybetti. Kimisi ise, Sırp çetecilerin tuzağına düşerek öldürüldü.
Bu büyük katliamı unutturmamak için Bosnalılar, ilk kez 2005 yılında Marş Mira “Barış Yürüyüşü” adı altında, Bosnalıların canlarını kurtarmak için korku içerisinde yürüdükleri zorlu ölüm yolunu yürüyerek, katliamda ölenleri anmaya başladı. Yol, aktivistler tarafından, kaçış güzergâhının tersinden yürünüyordu. Nuzuk’ta başlayan yolculuk, Srebranisca yakınındaki Potacari Anıt Mezarlığı’nda sona erdiriyordu. Şehitlere dualar edilirken, kimlikleri yeni belirlenenlerin de defin işleri kalabalık bir törenle o gün gerçekleştiriliyordu.
Az sayıda insanla başlayan bu anma yürüyüşü, yıllar geçtikçe artan sayıda katılımla yapılmaya başladı. Türkiye’nin yanı sıra Avrupa’nın birçok ülkesinden de bu acıya ortak olmak isteyen çok sayıda aktivist, her yıl 8-11 Temmuz arasında yapılan bu yürüyüşe katılıyor. Türkiye’den katılmak isteyenler için de, “Marş Mira Türkiye” gönüllüleri organizasyon kolaylığı sağlanıyor.

Toprağa toplu halde gömülenlerin isimleri, aynı yerde yaşatılıyor

Bu Temmuz, en anlamlı yürüyüşlerden biri olacaktı
Bu yıl, katliamın 25. yılıydı ve tahminen 20 bin kişi Nezuk’ta buluşarak, Potacari Mezarlığı’na kadar, 105 kilometrelik yolu 3 günde yürüyecekti. Anlamlı olduğu kadar en çok katılım olması beklenen bu “Marş Mira” yürüyüşüne, ben de çok sevdiğim bir arkadaşım ile katılmayı kararlaştırıp, uçak biletlerimizi erkenden almıştık. Ancak Bosna Hükümeti, Covid-19 salgını nedeniyle bu anlamlı yılda, ancak 100 kişinin katılabileceği sembolik bir yürüyüş yapılmasına ve yürüyecek kişilerin, katliamda yakınlarını kaybeden Bosnalılardan oluşmasına karar verdi. Potacari Anıt Mezarlığı’nda bitecek yürüyüş sonunda, bu yıl kimlikleri belirlenen 39 şehidin daha toplu cenaze töreniyle defnedileceği açıklandı…
“Marş Mira” yürüyüşüne katılım her geçen yıl biraz daha artıyor. Ölüm yolundaki barış yürüyüşünde, insanlar sessizce yürüyor. Yol boyunca, toplu mezarlar ve kurşunlardan duvarları delik deşik olan bir zamanlar mutlulukla yaşanan evler, yürüyenleri geçmişin acılarına götürüyor.

Potoçari’ye yeni defnedilecekler için, yakınlar tabutların basında bekliyor

Yolda ölümün karanlık yüzü hâlâ duruyor
Marş Mira’da, kortej, her gün yaklaşık 35 km yol alıyor. Geceleri, ormanlık bölgede belirlenen yerlerde kamplar kuruluyor, çadırlarda uyunuyor. Gece yakılan ateşin başında, katliam tanıkları, kaçış sırasında yaşadıkları acıları yürüyüşçülerle paylaşıyor. Yürüyüşe önceki yıllarda katılanların anlattıklarını göre, 3 gün boyunca o ölüm yolunda, hayatta kalmak için 105 km yürümeyi göze almış insanların ölümle mücadelesi, korkuları ve yaşadıkları çaresizlik fazlasıyla hissediliyor. Adeta “Ruhani” bir yürüyüş oluyor. Bosnalı anneler, yol boyunca yürüyüşçülere meyve, çay ve su ikram ediyor. Yürüyüşçüler, yol boyunca rastladıkları çocuklara, ülkelerinden getirdikleri oyuncakları ve kitapları armağan ediyorlar. Tam bir kültür alış verişin yaşandığı, aynı zamanda acılara şahitlik edildiği yürüyüşte, son gün, yani büyük katliamın yapıldığı 11 Temmuz’da Srebranitsa’ya ulaşılıyor. O yıl içinde kemikleri bulunan ve kimlik tespiti yapılanlar, ruhlarının huzur bulacağı Potoçari Anıt Mezarlığı’na binlerce yürüyüşçünün katıldığı büyük törenle gömülüyor.
Bu yıl Covid-19 engelledi ama önümüzdeki yıllarda bu vahşeti unutturmamak için, Marş Mira’yı mutlaka yürüyeceğim.
Not: Fotoğraflar, daha önceki yürüyüşlerdendir.

Çocuklara yürüyüşçüler tarafından küçük hediyeler veriliyor