UNESCO dünya mirasında yer alan Pınara ve Alınca

Kaş yolunda iki Likya Antik şehri:

Günümüzde dağcıların bile ekipmanları ile çıkmakta zorlandığı bu sarp yamaçta açılan gözenekler, Likya uygarlığının Pınara’daki mezar yerleriydi

BESİM GÜÇTENKORKMAZ
ANTALYA- Bilim insanları, bugün dağcıların bile tırmanmakta güçlük çektiği 2 bin yıllık Likya mezar yerlerine cenazelerin nasıl çıkartılıp bırakıldığını anlamakta hala güçlük çekiyor.
Tatile giderken bir an önce kalacağımız otele ulaşmak için arabamızı hızla süreriz. Oysa bir tarih ve kültür yatağı olan ülkemizde, hem de yol üzerinde görülmesi gereken öylesine ilginç yerler var ki! Eğer biraz tarihe meraklıysanız, Kaş veya Fethiye’ye giderken, mutlaka Seydikemer yakınındaki Likya antik şehirlerinden Alınca ve Pınara’yı görün derim.


Pınara’yı görün ve hayretler içerisinde kalın. Koca bir dağ bundan 2 bin yıl önce nasıl oyulmuş? Bu dağda uzaktan bakınca kuş yuvası gibi gözüken yüzlerce mezar yeri nasıl açılmış? Ve ölen Likyalılar, bugün dağcıların bile tırmanmakta güçlük çektiği bu mezar yerlerine nasıl çıkartılıp bırakılmış?Alınca’yı görün ve oradan Yediburunlar’ın muhteşem deniz manzarasına en yüksek noktadan bakın. Yaz sıcağında, 800 metre yüksekliğin verdiği serinlikle biraz üşüyün ve üşenmezseniz oradan Sidyma antik şehrine kadar tarihin derinliklerinde yürüyün.


PINARA KUŞGÖZÜ MEZARLARI
Çok uzaklardan bile görülen bu ilginç mezarları, ne yazık ki karayolundan arabanızla geçerken görüp fark etmeniz mümkün değil. Ama ana yoldan 5 kilometrelik bir sapışla, Fethiye’den 45 km uzaklıktaki, Minare Köyü’nden geçerek gidilebilen Pınara Antik Kentine, tamamı asfalt olan güzel bir yoldan ulaşabilirsiniz.
Yuvarlak bir tepeye kurulduğundan adını Likya dilinde yuvarlak anlamına gelen ‘Pinale’ veya ‘Pinara’ kelimelerinden alan antik kent, Likya Uygarlığının üç oy hakkına sahip 38 şehrinden biriydi. Geçirdiği büyük depremlerin ardından 8. yüzyıldan sonra önemini bütünüyle yitiren Pınara’da halen birçok kaya ve lahit mezarının yanı sıra hamam, tiyatro, agora ve odeon gibi görülmeye değer yapılar var.
Likya Yolu yürüyüş rotası üzerinde yer alan Pınara’da bulunan bir yazıta göre, şehrin kontrolü Likyalılardan sonra bir süre sonra Büyük İskender’e, daha sonrasında Bergamalılara ve en sonunda Romalılara geçiyor. Büyük depremlerden sonra 800’lü yıllarda tamamen terk ediliyor.


UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan Pınara’nın en ilginç yanı kuşgözü gibi kayalara oyulan mezarlar. Şehir, mezarların hemen altındaki düzlükte yer alıyor. Yıkıntılar hâlâ varlığını koruyor. Ama define avcılarının kazmaları bu tarihi eserin her geçen gün biraz daha yok olmasına neden oluyor. Antik kentin içerisindeki yapıların biraz ilerisinde çok iyi korunmuş oldukça büyük bir tiyatro yer alıyor.
ALINCA’DAN SİDYMA’YA
Alınca, Likya yolu üzerinde Kaş ile Fethiye arasında dağların tepesinde bir yerleşim yeri. Adından da anlaşılacağı üzere, baştaki alın gibi. Olduğunuz yerden aşağıya bakınca her yere hakim olduğunuzu hissedebiliyorsunuz. Yüksekliği yaklaşık 800 metre civarında. Altında Yediburunlar denilen bakmaya doyamayacağınız, insanın ömrünü uzatabilecek, muhteşem bir deniz manzarası var.


Anayoldan, Sidyma antik şehrini de gösteren sarı yol tabelası ile ayrılınca, asfalt ama oldukça virajlı bir yoldan Alınca’ya çıkış sağlanıyor. Köy evlerinin dışında Likya yolu yürüyüşçülerinin mola verebilecekleri, güzel bir manzara Cafe’si var. Geçim derdinde olan köylüler de odalarını severek Likya Yolu meraklılarına ve karayolu ile gelen misafirlerine kiraya verebiliyorlar.
Alınca, Likya yolu yürüyüşçüleri için ünlü Kabak koyundan 3-4 saat mesafede. Ama bunun için zorlu bir tırmanışı gözle aşmaları gerekiyor. Karayolu ise oldukça rahat. Yaz aylarında, Kaş veya Fethiye’nin sıcağından bir süreliğine kaçmak isteyenler için, Alınca muhteşem bir serinlik sunuyor. Gece konaklarsanız, sabahın erken saatinde Yediburunların deniz manzarası karşısında bir çay veya kahve içmek, belki de koca bir tatil dinlenmesine bedel.
SİDYMA
Alınca’nın biraz altındaki düzlükte Boğaziçi Köyü var ve bu köy, Sidyma antik kentini içerisinde barındırıyor. Karayoluyla gidilebileceği gibi, yürüyüş meraklıları için Alınca’dan, buraya inerken Gey ve Bel adlı Likya kalıntılarının yer aldığı beldelerden geçen bir de patika yol var.


Tarihin derinliklerinde önemli bir Likya şehri olan Sidyma’da yaşayanlar için, Alınca yükseltisi o yıllarda istilacılardan kaçarak korunma yeriydi. Şimdi Boğaziçi köyü içerisinde yer alan Sidyma, ne yazık ki koruyamadığımız bir tarih hazinesi olarak karşımıza çıkıyor. Ortalık talan edilmiş gibi ve tarihi eserlerin olduğu arazi otlak olarak kullanılıyor. Serbestçe gezilebilen antik şehir, Likya ve Bizans uygarlığından izler taşıyor. İçerisine bir akropol, bir antik tiyatro ve Likya kral mezarları anıtlarını barındırıyor. Biraz ileride bir gözetleme kulesi dikkat çekiyor.
LİKYA YOLU
Likya’lılar MÖ 500 senesinden 1200’lü yıllara kadar Fethiye ile Antalya arasındaki yarımadada yaşadı. 28 Büyük şehir kurdular. Yönetimde dünyada ilk kez eyalet sistemini uyguladılar. Kendi paralarını bastılar, ticaret yaptılar. Dillerini geliştirdiler. Nüfusları 200 bin oldu. Mısır, Yunan ve Roma egemenliğinde kalmalarına rağmen özgür bir toplum olarak insan haklarını savundular. Şehirlerarası yollarını bir kayaya işleyerek dünyanın ilk yol haritasını yaptılar. Kaş’ta yaşayan İngiliz kadın tarihçi Kate Clow tarafından 1999 yılında kaya üzerindeki yol haritası bulundu ve işaretlendi. 509 km uzunluğundaki Likya yolu, dünyanın en uzun ve en güzel yürüyüş yollarından birisi olarak biliniyor. Tamamını yürümek 40 gün sürüyor. Yılda, çoğu yabancı, çok azı Türk 10 bin kişi kişi bu yolu sırtında çadırı ile yürüyor.