Yastık ve vicdan

Mehmet Necati GÜNGÖR

“Başımı yastığa koyduğumda…” diye başlayan cümleler, vicdan sahipleri için şöyle bir cümle ile devam eder:
“Huzur içinde uyuyorum.”
Vicdanla yastık arasında önemli bir bağ var.
Vicdanınız rahatsa rahat uyursunuz.
Değilse huzursuz olur, o yatakta dönüp durursunuz.
Vicdanla merhamet ikiz kardeştir. Aynı duygulara sahiptirler.
Bu, insanlara mahsus bir duygudur.
Merhamet dediğimiz olgu, birçok hayvanda da var.
Merhametsiz insana “hayvan” bile diyemiyoruz.
Böyle ifadeler ise hayvan sever yurttaşlarımız tarafından hayvanlara saygısızlık olarak kabul ediliyor.
Sosyal medyada paylaşılan bir resim, benim gibi birçok kişinin vicdanını kanatmış olmalıdır.
İki kimsesiz çocuk sokakta taşları başlarına yastık yaparak uyuyorlar.
Bu resmin etkisinden halâ kurtulabilmiş değilim.
İnsan ve vatandaş olarak hepimizi utandırması gereken bir resimdir bu.
Vicdan ve merhamet duygularının din adına hareket ettiklerini iddia eden bazı yapılarda da sükûta uğramış olduğunu hüzün ve kızgınlıkla izliyoruz.
Fakir ve kimsesiz çocukların, dinlerini öğrensinler diye teslim edildiği bu yapılarda küçük yaştaki erkek ve kız çocuklarına tecavüz edildiği, bu ahlâksızlığın bazılarınca “bademleme” olarak helâl kapsamında gösterilme alçaklıkları tiksinti ile izliyoruz.
Çenesine bir sakal, başına da bir sarık yerleştirip, allı pullu yazlık ve kışlık cübbelerle ve kendilerine “hoca efendi” unvanını yakıştıran bir kısım insanların ahlâksızlık için olmasa bile şöhret kazanmak ve saygı görmek adına yeni yeni yapılar kurmaları bizi şaşırtmıyor.
Diyanetin başında böyle biri varken, bu yapıların pıtrak gibi çoğalması da şaşırtmıyor kimseyi.
Kur’an İslâmından uzaklaşan bu dini yapıların ahlâksızlık gibi iğrenç eylemlerle insanlarımızı dinden soğuttukları itirazsız kabullenilen bir gerçektir.
Ki bu kurumların başında sırmalı cübbesiyle minbere çıkıp kılıçla hutbe okuyan, yüksek din adamı diye taktim edilen kişinin duruş, söylem ve hareketleri yıllardır saygınlıkla yaklaşılan bir kurumumuzu halkın gözünden nasıl düşürdüğünü de ayrıca hüzünle izliyoruz.
Yazımızın başında, başını taş yastığına koyan iki kimsesiz çocuktan söz etmiştik.
Büyük Atatürk, henüz Cumhuriyeti ilan etmeden, 1921 yılında şehit çocukları için Çocuk Esirgeme Kurumu’nu kurmuş, bu çocukları devlet ve millet olarak bağrına basmıştır.
Şimdi görüyoruz ki, yine büyük kurtarıcının ilk pandemi hastanesi olarak kurdurduğu Heybeliada Sanatoryumu, hükümet tarafından Diyanet’e devredilmiş.
Diyanet, bu tarihi yapıda dini eğitim verecekmiş.
Türkiye’de 9 tane Din Eğitim Merkezi varken, bu sonuncusu ne oluyor ve hangi amaca hizmet ettirilmesi düşünülüyor?
Bu bina, Sağlık Bakanlığının işine yaramıyorsa, Çocuk Esirgeme Kurumu’nun hizmetine verilerek, kimsesiz çocuklarımıza sahip çıkmak gibi çok değerli bir hayrın işlenmesine vesile kılınamaz mı?
Sonuç olarak; Allah herkesi, hepimizi başını yastığa rahatlıkla koyanlardan eylesin.