Gazeteci Alican Uludağ'ın tutuklu olarak yargılandığı davanın ilk duruşması bugün Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Uludağ, “Cumhurbaşkanı'na alenen hakaret", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" iddialarıyla yargılandığı dava duruşmasına Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi'yle (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.
Duruşmaya Uludağ'ın eşi, anne ve babası, eşinin ailesi ile Gazeteciler Cemiyeti, TGS, ÇGD, PMD ve diğer meslek örgütlerinden çok sayıda gazeteci, CHP milletvekili Utku Çakırözer ile DEM Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki ile Alican’ın avukatı Abbas Yalçın, Ankara Baro Başkanı Mustafa Köroğlu ve 20’nin üzerinde avukat cüppeleriyle katıldı.

Tutuklu gazetecilere selam gönderdi
Salona SEGBİS aracılığıyla bağlanan Alican Uludağ, salonda bulunan herkese dayanışmaları için teşekkür etti. SEGBİS bağlantısında ekranda sadece mahkeme heyetini gördüğünü belirterek, salonun da gösterilmesini isteyen Uludağ, Ankara’da yaşadığını, davanın Ankara’da görüldüğünü belirterek, duruşma salonuna getirilmemesini eleştirdi.
Alican Uludağ ses kaydının alınmasını da isteyerek başladığı savunmasında "Merdan Yanardağ, İsmail Arı, Pınar Gayyıp ve son tutuklanan gazeteci Yeliz Ayaz’a ve tüm tutuklu gazetecilere selam gönderiyorum" dedi.
“Üç aydır sürgündeyim”
Üç aydır tutuklu olmasına atıf yapan Uludağ, “Üç aydır ailemden uzakta, sürgündeyim” Duruşmaya katılarak savunma taleplerinin reddedilmesini eleştiren Uludağ, “90 gündür ailemden uzakta, Silivri cezaevindeyim. SEGBİS’le bağlanmaya itirazımı dile getirmene rağmen duruşmaya buradan bağlanıyorum. Cezaevinden yapılan bir yargılama sağlıklı olamaz. Adil yargılanma hakkım ihlal edilmiştir” dedi. Uzaktan yargılanmasının ayrıca “silahların eşitliği ilkesine de aykırı olduğunu” belirten Uludağ, tek tek sosyal medya paylaşımlarını üç ay boyunca yeniden incelediğini, hiçbirinde “Cumhurbaşkanına hakaret” olmadığını söyledi.
2017 yılından beri adliye muhabiri olarak gerçekleri yazmaya çalıştığını, gazetecinin görevinin halk adına iktidarları denetlemek, soru sormak olduğunu belirten Alican Uludağ, suçlanmasında ve iddialarda “delilden şüpheliye” değil, “şüpheliden delile” gidildiğinin de altını çizdi. İddianamede de örnek gösterilen paylaşımlarını okuyarak "Bunların neresinde hakaret var? Hangi paylaşımımla hükümeti, yargıyı aşağılamışım?” diye sordu. Uludağ kişisel kanaatlerin suç gibi gösterildiğini de sözlerine ekledi.

“Paylaşımımım doğruluğunu cezaevinde deneyimledim”
İddianamede cezaevlerindeki kalabalığı eleştirdiği bir mesajıyla suçlandığına atıf yapan Uludağ, Ankara’dan, evinden gözaltına alınıp İstanbul’da tutuklandığını, götürüldüğü Marmara Cezaevi’nin D Blok'unda kalabalık koğuşta kaldığını, yerde yattığını ve kalktıklarında üzerlerinden tahta kuruları temizlediklerini anlattı. Uludağ, dolayısıyla bu paylaşımının da yanlış olmadığını, bizzat yaşayarak deneyimlediğini söyledi.
Uludağ şunları ifade etti: "Asla pişman olunacak bir gazetecilik yapmadım. Gazeteciliği halkın çıkarına yaptım. Bu dava, basın ve ifade özgürlüğünün engellenmesinden ibarettir. Bu, halkın haber alma hakkını engellemektir."
“Beni bıraktığınızda bulacağınız yer adliyedeki basın ofisi olacak”
Gazeteci olarak suç istemediğini ve paylaşımlarında kesinlikle hakaret gibi suçlamalara konu suç olmadığını söyleyen Alican Uludağ, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, artık eski Türkiye’nin geride kaldığını, herkesin özgür olduğunu, kimsenin sözlerinden, ifadelerinden dolayı yargılanmadığı yönündeki sözlerini hatırlatarak, “Bu sözler doğru ise benim cezaevinde ne işim var?” dedi.
Delil karartma ve kaçma şüpheleriyle içeride tutulmasına atıf yapan Uludağ, “5 ve 10 yaşlarında iki çocuğum beni beklerken nasıl kaçayım. Evimden gözaltına alındığım halde ‘yakalandı’ diye tutanak tutuluyor. Sayın Hakim beni serbest bıraktığınızda beni bulacağınız yer Ankara Adliyesi Basın Ofisi'dir" diye konuştu.
Korku iklimi yaratılmaya, insanların bırakın konuşmayı, düşünmekten bile korkar hale getirilmeye çalışıldığını belirten Alican Uludağ, “Bugün gazeteciler susarsa toplum da susar” dedi. Türkiye’nin önemli bir yol ayrımında bulunduğunu ya “Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu demokratik, laik cumhuriyet olacağını ya da otoriter bir ülke olacağını” ifade etti.

"Bu tutukluluk gerçeğe aykırıdır"
Alican Uludağ'ın avukatı Abbas Yalçın da, müvekkili için tahliye talep ederek, ortada bir suç olmadığını, gazetecilik yapıldığını söyledi. “Bu tutukluluk gerçeğe aykırıdır” diyen Yalçın, “Eziyet isteniyorsa başka. Bu eziyete son vereceğinize inanıyoruz” diyerek müvekkilinin tahliyesini talep etti.
Baro adına davaya katılma talebi başvurusunda bulunan Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu da yaptığı değerlendirmede, "Hatalı bilgiyi alenen yayma suçu"na ilişkin yasa geçirilirken bunun gazeteciler aleyhine kullanılacağı uyarısı yaptıklarını hatırlattı. Köroğlu, Alican Uludağ’ın atfedilen suçlarla suçlanamayacağını da belirterek, “Ankara Adliyesi'nin 16 nolu odasında yargı muhabiri olarak masası olan Uludağ'ın bugün Ankara'da değil Silivri'de tutuklu yargılanması ‘adil yargılanma hakkı ihlali’dir” diye konuştu.
Savcı tutukluluğun devamını istedi
Savunmaların ardından savcı “Kuvvetli suç şüphesi varlığını gösteren somut deliller bulunduğu” iddiasıyla Alican Uludağ’ın tutukluluğunun devamını isterken, salondan tepkiler yükseldi.
Savcının iddiasına karşı savunması sorulan Alican Uludağ, "Savcı Bey Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlamasına ilişkin somut konu neymiş ve kuvvetli suç şüphesi nasıl oluşmuş açıklasaydı keşke. Bir gazeteci olarak 90 gündür cezaevindeyim" yanıtı verdi.

Tahliye kararı sevinçle karşılandı
Mahkeme Başkanı, Ankara Barosu'nun davaya katılma talebini reddetti. Hakim, Alican Uludağ aleyhine herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunup bulunmadığına ilişkin UYAP incelemesi yapılmasını istedi. Uludağ'ın mesleği, ikametgahının belli olması ve delillerin toplanması, kaçacağına dair dosyaya yansıyan somut bilgiler olmaması nedeniyle tahliyesine karar verildi. Tahliye kararı salonda alkışlarla ve sevinçle karşılandı. Alican Uludağ’ın tutuksuz yargılanacağı davanın sonraki duruşması için tarih 18 Eylül 2026 günü saat 10.30 olarak belirlendi.




