Kavaklıderem Derneği’nin çağrısı ile bir araya gelen katılımcılar, Ankara’nın tarihi semtlerine, Cebeci’den başlayıp, Hamamönü çevresinde tarihi bir yolculuğa çıktılar. Mimar Tezcan Karakuş Candan ile Kent Araştırmacısı Prof. Dr. Funda Şenol’un anlatımları, Yevgeni Lansere’nin resimlerine konu olan Cebeci ve Hamamönü çevresindeki tarihi yapılar, Kurtuluş Savaşı’nda ve sonrasında Sovyet ilişkileri, Cumhuriyet dönemi mimarlığı ve sosyal yaşam üzerine dikkat çekici bilgilere erişen katılımcılar keyifli bir gün geçirdiler.

Bir semtten daha fazlası
Ankara denildiğinde akla çoğu zaman Cumhuriyet'in modern yüzü gelir. Oysa başkentin kalbinde, taş döşeli dar sokakları arasında dolaşırken yalnızca tarihi evler değil, farklı dönemlerin üst üste biriktirdiği hikâyeler de ziyaretçileri karşılar. Bu hikâyelerin biriktiği mekânlardan biri de elbette Hamamönü ve çevresi. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e, Kurtuluş Savaşı'ndan Sovyet-Türk ilişkilerine kadar uzanan çok katmanlı bir geçmişe ev sahipliği yapan bu semt, bir dönemler Ankara'nın en hareketli yerleşim alanlarından biriydi. Ancak bu sokaklarda yaşayan insanlar, mahalle kültürü ve sosyal yaşam büyük ölçüde tarihin sayfalarında kaldı.
Birçok okula esin kaynağı olan Cebeci Ortaokulu
Gezi rotasının duraklarından birisi Doğu Prusya doğumlu mimar Bruno Taut tarafından 1938 yılında tasarlanan Cebeci Ortaokuluydu. Cumhuriyet’in erken dönem eğitim yapıları arasında önemli bir yere sahip olan okulun, sonraki yıllarda yapılan pek çok eğitim kurumuna örnek oluşturduğu belirtildi. Yıldız Kenter, Nurhan Damcıoğlu, Cihan Ünal, Hüsamettin Cindoruk, Gülten Akın gibi önemli isimlerin mezun olduğu okul bugün hâlâ görkemli mimarisiyle Cumhuriyet’in modernleşme vizyonunun önemli simgelerinden biri.
Halen eğitim vermeyi sürdüren okulun bulunduğu çevre ise 1930'lu yıllarda "Cebeci Çayırlığı" olarak anılıyordu. Dönemin eğitim anlayışını yansıtan ilginç uygulamalardan biri ise öğrencilere verilen sinema kartlarıydı. Öğrencilerin izlediği filmler bu kartlara işleniyor, kültürel etkinliklere katılımları takip ediliyordu.
Aradan geçen yaklaşık doksan yıla rağmen okul, görkemli mimarisiyle ayakta kalmayı sürdürüyor.

Öksüzce Çeşmesi'nin anlattıkları
Hamamönü'nün dar sokakları arasında yer alan Öksüzce Çeşmesi, bölgenin geçmişine açılan kapılardan biri. 1784 tarihli Öksüzce Çeşmesi Cingöz Sokağı ile Öksüzler Sokağı’nın kesişim noktasında yer alan tarihi bir çeşme.
Funda Şenol'a göre mahalleyi besleyen üç önemli su kaynağı bulunuyordu: Elmadağ Pınarı, Öksüz Pınarı ve Hanım Pınarı. Ancak bu pınarlar da yok, Öksüzce Çeşmesi’nde su da yok. Bugün ziyaretçilerin önünden çoğu zaman fark etmeden geçtiği çeşme, aslında Ankara'nın eski yerleşim düzeni hakkında önemli ipuçlarını da taşıyor.
Yangının değiştirdiği hayatlar
Anlatımlara göre, 1930'lu yıllarda yaşanan büyük yangın bölgenin kaderini değiştiren olaylardan biri. Yangında mahallenin yaklaşık üçte ikisinin kül olduğunu belirten Şenol, dolayısıyla eski sahiplerinin de bölgeyi terk ettiğini belirtirken, bu sahiplere ilişkin de ilginç bilgiler paylaştı. Şenol, yangın sonrasında yaşanan yıkımın simgelerinden birinin de Sevgi ve İnat apartmanları olduğunu, Sevgi Apartmanı tamamen yok olurken, İnat Apartmanı'nın bazı duvarlarının adı gibi inatla ayakta kaldığını aktardı.

Bir zamanların canlı Hacettepe Mahallesi
Gezinin bir başka durağı ise bugün Hacettepe Üniversitesi ve hastaneleriyle özdeşleşen bölge… Anlatılanlara göre, 1950'li yıllara kadar varlığını capcanlı sürdüren Hacettepe Mahallesi, Ankara'nın en yoksul yerleşim alanlarından biri. Aynı zamanda Ankara'nın kabadayı kültürüyle de anılan bu bölgede yetiştiği söylenenler arasında Dündar Kılıç ve İnci Baba gibi isimler de var.
Adnan Menderes döneminde başlayan imar ve dönüşüm çalışmalarıyla mahallenin büyük bölümünün ortadan kaldırıldığı, bir zamanlar binlerce insanın yaşadığı sokaklardan geriye yalnızca birkaç yapı ve hafızalarda kalan hikâyeler kaldığı da gözleniyor.

Sovyet dostluğunun izleri
Hamamönü çevresindeki en dikkat çekici hikâyelerden biri ise Kurtuluş Savaşı yıllarında kurulan Türk-Sovyet ilişkileri.
Bugünkü St. Petersburg Meydanı'nın bulunduğu çevre, bir dönem Rus mezarlığının da yer aldığı bölgeydi.

Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara Hükümeti ile Sovyet Rusya arasında kurulan ilişkiler çerçevesinde Sovyet heyetleri Ankara'ya geldi. Anlatımlara göre Sovyet generaller ve diplomatlar, bugün İlk Sovyet Büyükelçiliği olarak bilinen yapı ve çevresindeki konaklarda ağırlandı.
Bu hikâye yalnızca diplomatik ilişkilerle sınırlı değil. 1917 Devrimi'nin ardından ülkelerinden kaçan Beyaz Ordu mensuplarının bir bölümünün de Ankara'ya gelerek bu çevrede yaşam kurduğu anlatılanlar arasında.

Sovyet hastanesi olarak kullanılan konak
Bölgedeki en dikkat çekici yapılardan biri yaklaşık üç yüz yıllık Helvacıoğlu Konağı.
Kurtuluş Savaşı yıllarında Sovyet hastanesi olarak kullanılan yapı, yaralı Türk askerlerinin tedavi edildiği merkezlerden biri olmuş.
Anlatımlara göre Sovyet doktorlar ve hemşireler burada görev yaptı. Mustafa Kemal Atatürk de hastaneyi ziyaret etti. Askerlerin yataksız kaldığını görünce, onlara yatak sağlanıncaya kadar kendisi de yatakta yatmayacağını söyledi ve en kısa zamanda yataklar ayarlandı.
Bugün "Rus Evi" olarak kullanılan yapının iç mekânları dikkat çekici renkleriyle ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Turkuaz başta olmak üzere canlı renklerin hâkim olduğu odalar, uzun ve sert Rus kışlarının etkisiyle gelişen geleneksel dekorasyon anlayışının izlerini taşıyor.

Bahçede bulunan yaklaşık yüz yıllık ahşap masa ise geçmişin sessiz tanıklarından biri. Sıradan bir piknik masasını andıran bu ahşap masa üzerinde savaş yıllarında ameliyatlar yapıldığı anlatılıyor.
Gezi sonunda Rus hastanesi olarak kullanılan bu konağın bahçesinde Rus müzikleri eşliğinde Rus yemekleri tadan gezi katılımcıları, Candan ve Şenol’dan, Ankara’nın yalnızca fiziksel yapılarının değil, çok katmanlı toplumsal hafızasının da korunması gerektiği görüşünü ve restorasyon projelerinde mimari miras kadar o mirası yaşatan insan hikâyelerinin de yaşatılmasının önemini dinledi, hemfikir oldular.

Restorasyonla korunan yapılar, kaybolan mahalle hayatı
Hamamönü bugün Ankara'nın en önemli kültür ve turizm merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Tarihi konaklar, çeşmeler, camiler ve meydanlar büyük ölçüde korunmuş durumda. Ancak bölgeyi yıllardır araştıran isimler, yapıların kurtarılmış olmasına rağmen eski mahalle yaşamının kaybolduğunu düşünüyor.

Bir zamanlar çocuk seslerinin yükseldiği, komşuların birbirini tanıdığı, farklı kültürlerin yan yana yaşadığı sokaklarda bugün daha çok ziyaretçiler dolaşıyor. Hamamönü, bu yönüyle yalnızca geçmişin korunduğu bir alan değil; aynı zamanda Ankara'nın değişen sosyal yapısının da en görünür tanıklarından biri olarak varlığını sürdürüyor.



