Temmuzda ara zam yapılmayan asgari ücret yerinde sayarken fiyatlar artmaya devam ediyor. TÜİK’in son verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 31,75’e, TÜRK-İŞ’in Temmuz araştırmasında açlık sınırı ise 36 bin 939 lira 87 kuruşa yükseldi. Asgari ücret ile açlık sınırı arasındaki fark 8 bin 864 lira. Çalışma ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Aziz Çelik, yüksek enflasyon dönemlerinde ücretlerin yıl içinde birkaç kez güncellenmesi gerektiğini belirterek, “Ara zam yapılmaması nedeniyle asgari ücret ile açlık sınırı arasındaki makas açılıyor” dedi. Çelik sessiz kalan konfederasyonları da eleştirdi.

Milyonlarca çalışanın Temmuz ayında beklediği asgari ücret ara zammı yapılmadı. Ocak 2026’dan bu yana net 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak uygulanan asgari ücret, yılın ikinci yarısında da değişmedi. Ancak ücret değişmezken gıda, barınma, ulaşım ve diğer temel ihtiyaçlardaki fiyat artışları devam ediyor.

Türk İş, Açlık Ve Yoksulluk Sınırı Verilerini Açıkladı-1

TÜİK’in son verilerine göre Temmuz ayında tüketici fiyatları bir önceki aya göre yüzde 1,78 arttı; yıllık TÜFE ise yüzde 31,75 oldu. Yılın ilk yedi ayında tüketici fiyatlarındaki toplam artış yaklaşık yüzde 20’ye ulaşırken, yılın başında 28 bin 75 lira 50 kuruş olan asgari ücretin Temmuz sonundaki genel fiyat düzeyine göre alım gücü yaklaşık 23 bin 424 liraya geriledi. Bu hesaplamaya göre asgari ücretlinin genel enflasyona göre reel kaybı yaklaşık 4 bin 650 lira oldu.

Üstelik asgari ücretlinin harcama sepetinde ağırlığı yüksek olan gıda ve konut gibi kalemlerdeki artış, genel enflasyonun üzerinde seyrediyor. Bu nedenle yalnızca genel TÜFE üzerinden yapılan hesaplama, dar gelirlinin yaşadığı gerçek kaybı tam olarak ortaya koymuyor.

DİSK-AR: Asgari ücret enflasyon karşısın 4 bin 986 lira eridi

Mutfakta kayıp daha büyük

Asgari ücretlinin alım gücü kaybını yalnızca genel TÜFE üzerinden ölçmek, tablonun tamamını göstermiyor. TÜRK-İŞ’in Temmuz 2026 araştırması, dar gelirli hanelerin karşı karşıya olduğu gıda maliyetindeki artışın çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu.

TÜRK-İŞ’e göre Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve yeterli beslenebilmek için yapması gereken aylık gıda harcaması, yani açlık sınırı, 36 bin 939 lira 87 kuruşa yükseldi. Böylece 28 bin 75 liralık asgari ücret ile açlık sınırı arasındaki fark 8 bin 864 liraya ulaştı.

Dört kişilik ailenin gıda dışındaki zorunlu harcamaları da eklendiğinde ortaya çıkan yoksulluk sınırı 120 bin 325 lira 30 kuruş oldu. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 47 bin 758 lira 39 kuruş olarak hesaplandı.

TÜRK-İŞ’in verileri, gıda fiyatlarındaki baskının sürdüğünü de gösterdi. Ankara’da dört kişilik ailenin mutfak harcaması Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 3,30 arttı. Gıda harcamalarındaki artış son bir yılda yüzde 39,85, yılın ilk yedi ayında ise yüzde 22,54 oldu. TÜRK-İŞ’in Temmuz araştırmasında yıllık ortalama mutfak enflasyonu da yüzde 40,60 olarak hesaplandı.

Prof. Dr. Aziz Çelik

20 AĞUSTOS 2026 Dolar ne kadar, euro kaç TL? Döviz kurları güne nasıl başladı?İşte güncel döviz kuru fiyatları
20 AĞUSTOS 2026 Dolar ne kadar, euro kaç TL? Döviz kurları güne nasıl başladı?İşte güncel döviz kuru fiyatları
İçeriği Görüntüle

“Asgari ücret yıl içinde birkaç kez güncellenmeli”

Asgari ücretli mevcut ücretle yılın kalan aylarını nasıl geçireceğini düşünüp, artış için 2027’yi beklerken, Çalışma ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Aziz Çelik de asgari ücrete 2025 ve 2026 yıllarında yalnızca yıllık zam yapılmasını, ara zamlar yapılmamasını eleştirdi. Çelik, “Oysa yüksek enflasyon dönemlerinde ücretlerin daha sık güncellenmesi gerekir” dedi.

Enflasyon ölçümündeki ciddi sorunlara da vurgu yapan Çelik şunları ifade etti:

“Türkiye uzun süredir yüksek enflasyon altında yaşayan bir ülke ve enflasyon yapışkan hale gelmiş durumda. Üstelik enflasyon ölçümünde ciddi sorunlar var. TÜİK verileri inandırıcı değil. Emek gelirlerini yüksek enflasyondan korumanın en önemli yolu, yıl içinde birkaç kez zam yapılması ve sadece enflasyonun değil büyümenin de dikkate alınmasıdır. Ara zam yapılmaması nedeniyle asgari ücretin alım gücü düşüyor, asgari ücret ile açlık sınırı arasındaki makas açılıyor.”

“Tuhaf bir sessizlik var!”

Bu konuda konfederasyonların tutumunu da eleştiren Çelik, “Ancak bu konuda, -DİSK hariç- tuhaf bir sessizlik olduğunu söylemek gerekir. DİSK uzun yıllardır asgari ücret konusunu yoğun biçimde gündeme getiriyor. Bir yandan bilimsel çalışmalar hazırlıyor, bir yandan konuyu kamuoyunun gündemine taşıyacak eylemler yapmaya çalışıyor. Ancak üye sayısını sınırlı ve etkisi sınırlı oluyor” dedi.

Konfederasyonların, emek örgütleri olarak, sadece bağlı sendikaların üyelerinin sorunlarıyla sınırlı bir sorumluluğa sahip olmadıklarının altını çizen Çelik, konfederasyonların işçilerin, emekçilerin genel ve makro sorunlarıyla ilgilenmesi gerektiğini belirtti.

Çelik, “Konfederasyon, yalnızca sendika üyelerinin örgütü değil, emeğin sorunlarının sesi, örgütsüzlerin de sesi olmak zorundadır. Bugün ülkedeki en önemli sorun enflasyon-pahalılık-geçim sıkıntısıdır. Bunun en önemli başlığı ise asgari ücrettir. Bazen özellikle Türk-İş yönetiminin ‘bizim asgari ücretle çalışan üyemiz yok’ şeklinde açıklamalar yaptığı görülüyor. Bu ciddi bir hatadır. Birincisi konfederasyon sadece üyelerin örgütü değil sınıfın örgütü olmak zorunda, öte yandan asgari ücret sendikalı-sendikasız bütün ücretler için bir çıpadır. Genel ücret düzeyini de etkiler” görüşünü ifade etti.

Hükümetin Zam Teklifine Karşı Türk İş 81 Ilde Eyleme Başlayacak

“Türk-İş asgari ücret masasında oysa”

Daha da önemlisinin, Türk-İş’in asgari ücret masasında işçileri temsil etmesi olduğuna vurgu yapan Çelik, “Bu, sadece konfederasyon olmanın gereği değil, aynı zamanda yasal bir zorunluluktur” dedi.

Çelik şunları söyledi:

“Türkiye’de sendikalı işçilerin ezici çoğunluğunu, yaklaşık yüzde 90’ını, Türk-İş ve Hak-İş temsil ediyor. En büyük konfederasyon Türk-İş’tir; asgari ücrette en büyük sorumluluk da ona düşmektedir. Ancak Türk-İş’in hem sendikal örgüt olmanın gereği hem de yasal zorunluluk olarak asgari ücreti gündem yaptığını söylemek zor. Oysa en büyük muhatap olarak yeri göğü inletmesi gerekir. Ancak bunu göremiyoruz; sadece sade suya tirit açıklamalarla yetiniyor. Benzer bir durum Hak-İş için de geçerli. Hak-İş ise asgari ücret masasında temsil edilmeyi asgari ücretin artmasından daha önemli görüyor.

İki büyük konfederasyonun asgari ücret konusundaki sessizliği, sendikal örgüt olmakla bağdaşmaz. Türk-İş ve Hak-İş uzun süredir hükümetin ekonomi politikasını açıktan ve gür sesle eleştirmekten çekiniyor. Bu, Türkiye sendikal tarihinde ilk kez görülen bir durumdur. Geçmişte sendikalar ekonomi politikası, ücretler, pahalılık vb. konularda hükümeti çatır çatır eleştirir, eylem yapardı. Şimdi iki büyük konfederasyonda belirgin bir korku var; adeta Ankara’da esir alınmış durumdalar.”

TÜİK açıkladı: Ekonomik güven Mayıs'ta yükseldi

“Hükümet partisine yakınlık ve simbiyotik ilişkiler”

Aziz Çelik iki konfederasyonun sessizliğini de “hükümet partisine olan ideolojik yakınlık ve simbiyotik ilişkiler” olarak açıklayarak şunları ifade etti:

“Bir yandan hükümete ‘bizim’ hükümet diye bakıyorlar, öte yandan kamuda ve hatta özel sektörde yetki sorunu yaşamak istemiyorlar. O nedenle hükümetin gözüne batmayan makbul sendikalar olmaya çalışıyorlar. Sessiz kalarak hükümet için rıza üretimine destek oluyorlar karşılığında ise yetki sorunları çözülüyor. Simbiyotik ilişkiden kastım budur. Kulislerde anlatılanlara göre Türk-İş’in geçen yıl asgari ücret müzakerelerini boykot etmesi siyasi iktidarda ciddi bir hoşnutsuzluğa yol açmış ve bu durum Türk-İş Genel Başkanı’na münasip bir şekilde aktarılmış.”

Aziz Çelik-1

Ayrıca konfederasyonların, işkolu sendikalarının baskısıyla asgari ücretten uzak durduğuna dair işaretlere de dikkat çeken Aziz Çelik, “Toplu iş sözleşmesiyle elde edilen ücretlerle asgari ücret makasının bazı sektörlerde azalması böyle bir tereddüde yol açıyor sanırım” dedi. Çelik, “Ancak bunun yolunun asgari ücretten uzak durmak değil, sendikal örgütlenmeyi yaygınlaştırmak ve teşmil uygulamasını artırmak olduğunun” da altını çizdi.

Muhabir: Sultan Özer