Süper güçler ve teknoloji devleri, Ay yüzeyine nükleer reaktörler ve kalıcı üsler kurmak üzere tarihin en büyük uzay yarışına girişirken, uluslararası kamuoyu onlarca yıllık kritik bir soruyu yeniden tartışıyor: Ay'ın kaynaklarından kim yararlanacak?
The New York Times'tan Selam Gebrekidan'ın haberine göre 1967 yılında 100’den fazla ülkenin imzasıyla yürürlüğe giren ve uzayı insanlığın ortak kullanım alanı ilan eden Dış Uzay Antlaşması, mülkiyet ve egemenlik iddialarını yasaklasa da; günümüzün ticari ve jeopolitik hırsları bu hukuki çerçevenin sınırlarını zorluyor.
Heinlein'ın kehaneti gerçeğe mi dönüşüyor?
Robert Heinlein'ın 1950 tarihli "The Man Who Sold the Moon" (Ay'ı Satan Adam) adlı eserinde bir iş insanının Ay yüzeyindeki arazileri açık artırmaya çıkarması ve dostlarına söylediği şu sözler, bugün adeta gerçeğe dönüşüyor:
"Bir gün Ay'ın kime ait olduğu konusunda kıyamet gibi bir kavga çıkacak. Kartların bizim kazanacağımız şekilde dağıtılmasını istiyorum."
O dönemde Soğuk Savaş'ın iki kutbu ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki gerilimi dindirmek adına imzalanan 1967 Dış Uzay Antlaşması, Ay'ın hiç kimseye ait olmadığını kurala bağlamıştı. Antlaşma uyarınca uzayda "kullanım veya işgal yoluyla" hak iddia edilemeyecek, uzayda nükleer silah bulundurulamayacak ve keşifler tüm insanlığın yararına yürütülecekti.
Ancak aradan geçen yaklaşık 60 yıla rağmen hukuki boşluklar sürüyor. Bir devletin Ay'daki üssü üzerinde ne ölçüde yargı yetkisine sahip olacağı, şirketlerin kaynaklardan kar elde edip edemeyeceği ya da bir ülkenin belirli bir bölgeyi sınırlandırıp başkalarını oradan uzak tutma hakkının bulunup bulunmadığı belirsizliğini koruyor.
1970'lerin sonunda hazırlanan ve Ay'ı "insanlığın ortak mirası" ilan eden Ay Antlaşması ise yalnızca 17 ülke tarafından kabul edilmiş; ABD, Sovyetler Birliği ve Çin teknoloji ve potansiyel zenginlikleri paylaşmak istemedikleri için bu metne imza koymamıştı.
"Şu anda herkesin memnun olduğu gri bir alan var"
İngiltere'deki Durham Üniversitesi'nde astropolitika profesörü olan Bleddyn Bowen, mevcut jeopolitik dengeyi ve hukuki boşluğu şu sözlerle değerlendirdi:
"Şu anda herkesin memnun olduğu gri bir alan var. Eğer Ay'daki her şeyi yapan iki ülke Çin ve Amerika ise, kuralları esasen kendi aralarında belirleyebilirler."
Bowen'a göre, Ay'daki kaynak miktarlarının kesinleşmemiş olması ve çıkarma maliyetlerinin yüksekliği, devletleri bağlayıcı bir ortak çözüme zorlayacak büyüklükte bir ekonomik baskıyı henüz yaratmadı.
Güney Kutbu’nda nükleer rekabet ve yasak bölge korkusu
Günümüzde yarış, özellikle helyum ve donmuş su rezervlerinin bulunduğu Ay'ın güney kutbuna odaklanmış durumda. NASA, Ay'a nükleer reaktör yerleştirme takvimini hızlandırıyor. Washington yönetimi, Çin ve Rusya'nın ortak bir üs ve nükleer reaktör kurarak bölgede bir "giriş yasağı bölgesi" ilan etmesinden ve Amerikan astronotlarının hareket alanını kısıtlamasından endişe ediyor.
Elon Musk, Ay yüzeyinde veri merkezleri ve derin uzaya uydu fırlatacak sistemlerle "trilyon dolarlık pazarlar" öngörürken; Jeff Bezos ağır sanayiyi Ay'a taşıyıp Dünya'yı bir "bahçe gezegen" olarak korumayı hedefliyor.
Uzmanlar, güvenlik gerekçesiyle dahi olsa bir çevre sınırı çizilerek başkalarının girişinin engellenmesinin, Dış Uzay Antlaşması'nın birinci maddesindeki "uzaya serbest erişim" ilkesine aykırı düşeceğini ve fiili tekeller yaratacağını kaydediyor.
Deniz Hukuku Benzetmesi: "Kaynakları çıkaran sahip olur"
Uzay hukuku çevrelerinde, "Ay'ın kendisine sahip olunamasa bile çıkarılan kaynağa sahip olunabileceği" tezinin ağırlık kazandığı görülüyor.
Sydney Üniversitesi öğretim görevlisi Hussein Badreddine, uluslararası deniz hukuku ile uzay arasındaki benzerliğe dikkat çekerek, ülkelerin derin denizlerde madencilik yapabilmesiyle aynı mantığın uzaydaki kaynak çıkarma faaliyetleri için de işletilebileceğini belirtiyor.
Nitekim ABD, 2015 yılında çıkardığı yasa ile şirketlerin uzay madenciliği yapmasına izin verirken; 76 ülkenin imzaladığı bağlayıcı olmayan Artemis Anlaşmaları ile Ay ve asteroitlerden maden çıkarılmasının 1967 antlaşmasını ihlal etmediği savunuluyor. Çin de en az 12 ülkeyle birlikte benzer bir Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu mutabakatı yürütüyor.
Birleşmiş Milletler bünyesindeki çalışma grubunun konuya ilişkin ilkeleri gelecek yıla kadar netleştirmesi beklenirken; Ay'da ilk üssü kuran ve teknolojiyi elinde tutan güçlerin fiili kuralları belirleme riski güncelliğini koruyor.




