Anayasa Mahkemesi (AYM), FETÖ soruşturması kapsamında TARKİM ve bazı havacılık şirketlerine kayyım atanması ile ilgili bireysel başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verdi. Mahkeme gerekçesinde, kayyım atanmasının kamu yararı ve meşru amaçlar açısından gerekli olduğunu vurguladı.
Betül Özbey Bayındır’dan bireysel başvuru
Betül Özbey Bayındır, FETÖ’ye üye olma iddiasıyla yürütülen ceza soruşturması kapsamında, ortağı ve yöneticisi olduğu TARKİM ve diğer şirketlerine kayyım atanması ve bu tedbirin uzun sürmesi nedeniyle AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.
Başvuruda, mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve kayyım atamasına karar veren sulh ceza hakimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı ileri sürüldü.
Kayyım kararının gerekçesi
Kararın gerekçesi olarak TARKİM’in kurucularının başvurucu ve eşinin olduğu, şirketin yüzde 99 hissesinin eşinde, yüzde 1’inin ise başvurucuda bulunduğu belirtilerek darbe girişiminden kısa süre önce, 27 Haziran 2016’da başvurucunun eşinin tüm payları başvurucuya devrettiği ve şirketin tek ortaklı anonim şirkete dönüştüğü gösterildi..
Ayrıca, nöbetçi sulh ceza hakimliğinin kayyım atanmasını, şirketin havalimanı mevzuatına aykırı olarak denetimsiz alanlar bulundurması ve insan/ eşya geçişine imkan vermesi nedeniyle zaruri gördüğü aktarıldı.
Terör örgütüne mal varlığı sağlama şüphesi
Kararda, hâkimliğin kayyım atama gerekçesi olarak şunlara değindiği belirtildi:
"Somut olayda başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu şirketler ile bu şirketlerin eski ortağı olan eşi hakkında yürütülen ceza soruşturmalarının içeriği, başvuruya konu şirketlerin faaliyet alanı ve mali yapısı ile ilgili düzenlenen raporlar ve yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde; şirketlerin mal varlığının terör örgütlerinin finansmanında kullanılmasının önlenmesi ve ileride verilmesi muhtemel bir müsadere kararının etkisiz hale gelmemesi bakımından söz konusu şirketlere yönetim kayyımı atanmasının kamu yararını ve meşru amaçları gerçekleştirmek açısından gerekli bir müdahale olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Bu tedbir, genel ve soyut bir şüpheye değil, darbe girişiminden hemen önce gerçekleştirilen ortaklık payı devri gibi somut olaylara ve soruşturmanın dinamik ilerleyişine dayanmaktadır. Başvurucunun eşinin yurt dışında bulunması, TARKİM’in yönettiği hangarlarda apron ve kontrollü bölge arasında denetimsiz geçişe imkân veren güzergâhların hangi amaçlarla kullanıldığının hala netleştirilememesi ve bu konudaki araştırmaların devam ediyor olması, soruşturmanın hem kapsamını genişletmiş hem de süresini uzatmıştır.
Kayyım tedbirinin uzun sürmesi keyfi değil
Uluslararası para transferleri, yabancı bağlantılar ve örgütsel ilişkilerin çözülmesine yönelik kapsamlı incelemeler ile şirketlerin karmaşık finansal yapısı birlikte değerlendirildiğinde, kayyım tedbirinin uzun sürmesinin keyfî olmadığı; aksine soruşturmanın niteliği ve ortaya çıkarılması gereken ilişkilerin çok boyutlu yapısından kaynaklandığı görülmektedir.
Başvurucunun şirketlerine yönelik kayyım atanması genel bir şüpheye değil, somut olgulara ve çok aktörlü, uluslararası boyut içeren ceza soruşturmasının karmaşıklığına dayandığından, tedbirin süresinin uzunluğu tek başına ölçüsüz kabul edilemez. Ayrıca tedbirin soruşturmanın gerektirdiği zorunlu bir müdahale olduğu, keyfî biçimde uzatılmadığı ve sürekli yargısal denetime açık bulunduğu anlaşılmaktadır. Kayyım tedbirinin süresine ilişkin yeniden başvuru yapılabilmesi ve kayyımın işlem ve eylemleri nedeniyle devlete karşı dava açılabilmesine imkân tanıyan güvenceler de başvurucunun süreç boyunca etkili yargısal koruma mekanizmalarından yararlanma imkânının devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenlerle somut olayda suçtan elde edilen gelirlerin tespiti ve örgütsel ilişkilerin ortaya konulması gibi çok boyutlu unsurlar dikkate alındığında kayyım atama tedbirinin süresinde açık bir orantısızlık veya keyfilik bulunmadığı anlaşılmıştır."





