CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın “Aziz İhsan Aktaş davası” ile ilgili açıklamasına tepki gösterdi. Yıldız, duruşmaların televizyonlarda canlı yayınlanabilmesini arzulayarak, “Keşke mevzuat müsait olsa da duruşmalar televizyonlarda canlı yayınlanabilseydi. Vatandaş daha çok bilgi sahibi olurdu” demişti.
Gül Çiftci: "Mevzuat eksikliği değil, siyasi tercih"
Çiftci, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, konunun mevzuat eksikliği değil siyasi tercih olduğunu vurguladı:
“Parti grubumuz, 9 Mayıs 2025’te duruşmaların kamuya açık ve canlı yayınlanabilmesi için kanun teklifi sundu. Ancak önergemiz AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Kamuoyunun gerçekleri doğrudan izlemesi istenmiyor.”
“Samimiyetsiz bir temenni olarak kalıyor.”
CHP’li Çiftci, davalarda hukukun temel ilkelerinin uygulanmadığını belirterek şunları söyledi:
“Sorun yalnızca mevzuat olsaydı, Anayasa ve yasal normlar eksiksiz uygulanırdı. Ancak şu anda yaşanan, yargı kuşatmasıdır ve ‘mevzuat uygun olsaydı’ söylemi samimiyetsiz bir temenni olarak kalıyor.”
Çiftci, Yıldız'ın açıklamasıyla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:
"Sayın Yıldız, 'Keşke mevzuat müsait olsa' demiş. Parti grubumuz, 9 Mayıs 2025'te duruşmaların kamuya açık ve canlı yayınlanabilmesi için kanun teklifi sundu. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel de her platformda duruşmaların canlı yayınlanmasını talep ettiğimizi dile getirdi. Kanun teklifinin TBMM Genel Kurul gündemine alınmasına ilişkin önergemiz de AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.
Meclis çoğunluğu iktidar bloğunda. Mevzuatı değiştirme yetkisi de orada. Şeffaf yargılama talebini reddeden, duruşmaların kamuya açık biçimde izlenmesini engelleyen ve teklifin gündeme alınmasını reddeden de iktidar çoğunluğu. O nedenle konu mevzuat eksikliği değil, siyasi tercih. Çünkü kamuoyunun gerçekleri doğrudan izlemesi istenmiyor. Bu dosyaların nasıl inşa edildiği, hangi tanık anlatılarıyla ve hangi seçici soruşturma pratiğiyle ilerlediğinin herkes tarafından görülecek olması işlerine gelmiyor.
Sorun yalnızca mevzuat olsaydı, tutuklamayı istisnai bir tedbir olarak tanımlayan, özel hayatın gizliliğini koruyan, 'şüpheden sanık yararlanır' hükmünü içeren, seçme ve seçilme hakkını güvence altına alan, Anayasa Mahkemesinin kararlarının bağlayıcı olduğuna hükmeden anayasal ve yasal normlar eksiksiz uygulanırdı. Ancak bunların hiçbirinin gerçekleşmediği, hukukun en temel ilkelerinin bile çiğnendiği bir yargı kuşatmasını yaşıyoruz. Tüm bunlar olurken, 'mevzuat uygun olsaydı' söylemi de ne yazık ki samimiyetsiz bir temenni olmaktan öteye geçmiyor."



