15 Aralık 2025 günü, Türk Dili tarihinde bir dönüm noktası yaşandı. Dünya Türk Dili Ailesi Günü, tarihte ilk kez kutlandı. Birçok yerde yapılan kutlamaların en anlamlılarından biri, Türk Dil Kurumu’nun Atatürk Salonu’nda idi.


Saat 10.00’da başlayan kutlamanın açılış konuşmasını TDK Başkanı Prof. Dr. Osman Mert yaptı. Prof. Dr. Mert, "Dil, bir milletin hafızası ve kimliğidir. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada konuşulan Türk dili, bizleri birbirimize bağlayan en güçlü bağdır. Bütün Türk dünyasında su dersiniz, kana kana içersiniz. Dağ sözcüğünü ses değişimiyle tag diye söylersiniz. Lehçelerimiz, şivelerimiz farklı olabilir. Telaffuzlarımız, kelimelerimiz zamanın rüzgarıyla şekil değiştirmiş olabilir. Ama özümüz, sözümüz birdir. Türk Dili ailesi, birlik üzerine kuruludur. 15 Aralık bizim için bir takvim yaprağı değildir. Türkçenin dünya dilleri arasındaki saygın yerini pekiştirme, dijital çağda Türkçeyi bilim ve teknoloji dili olarak yükseltme ve aile üyelerimiz arasındaki köprüleri, ebedi yollara dönüştürme günüdür” dedi.
UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz konuşmasının başında, 15 Aralık'ın Dünya Türk Dili Ailesi Günü ilan edilmesi sürecini anlattı. 2018 yılında UNESCO’nun Türk Dili Ailesi gününü kutlamaya karar verdiğinde, hangi günün seçileceği üzerinde her kesimden öneriler aldıklarını belirten Oğuz, en isabetli tarih olarak 15 Aralık gününü tespit ettiklerini söyledi. “15 Aralık 1893 tarihi, ünlü Türkolog Vilhelm Thomsen’in, Orhun Yazıtlarının Türkçe olduğunu, bilim dünyasına duyurduğu gündür” diyen Prof. Dr. Oğuz, bu özel günün, Türk dünyasının kadim kenti Semerkant’ta ilan edilmesinin çok anlamlı olduğunu kaydetti.
Bu süreci, UNESCO olarak tüm Türk dili konuşan ülkelerle birlikte iyi istişarelerle yürüttüklerini dile getiren Oğuz, "Zira çok farklı akademik görüşler, değerlendirmeler, anlamlandırmalar ve adlandırmalar vardı. Komisyonumuz bir bilim insanının, atalarımızın yazdıklarını bize söylediği tarihi, kültürlerarası yakınlaşma ve bilime verilen değer açısından çok önemli buldu ve böylece 15 Aralık tarihi benimsenmiş oldu." dedi.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı ve Büyükelçi Prof. Dr. Derya Örs, milletlerin itibarının, diline verdiği değerle doğru orantılı olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Örs, “Türk devletleri olarak Türkçe düşünür, Türkçe konuşuruz. Türkçemizi ne kadar zenginleştirir ne kadar korur ve sayısal çağın gereklerine ne kadar uyumlu hale getirirsek, uluslararası alandaki sesimiz de o kadar güçlü çıkacaktır. Amacımız Türk dilini köklerinden koparmadan, geniş ailesinin tüm mensuplarını öz kimlikleriyle koruyarak ve hızla değişen dünyanın yeni iletişim ortamlarına bütünleştirerek geliştirmektir." ifadelerini kullandı.
Daha sonra kürsüye gelen Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam, yaşayan dillerin, milletlerin tarihi ve kültürel varoluşlarının ve edebiyatlarının en önemli ölçütü olduğunu belirtti.
Türk dili ailesinin tüm lehçeleriyle birlikte, uluslararası alanda yeni bir güce kavuşmanın arifesinde olduğunu söyleyen Çam, "Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'nde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dile getirdiği ortak alfabe, Türk dünyası liderlerinden güçlü bir destek görmüştür. Böylece ortak alfabe zemininde, dil birliğini tesis etmek amacıyla devletimiz çok önemli bir sorumluluğu yerine getirmiştir." dedi.
Çam, Dünya Türk Dili Ailesi Günü olarak kabul edilen 15 Aralık'ın, dilbilimci Vilhelm Thomsen'in 1893'te Orhun Yazıtları'nın içeriğini ilk kez ilan ettiği gün olması açısından büyük anlamı bulunduğunu kaydederek, "Türk dili ailesinin bundan sonra da tüm insanlığa söyleyecek sözleri olacaktır. İnsanlığın dirliğe, barışa ve huzura ermesine etki edecek olan çok kıymetli dilimizin, birliğimizin gelişmesi ve güçlenmesine katkı vermesi, her birimizin tarihi sorumluluğudur" dedi.
Daha sonra panele geçildi. Paneli yöneten TDK Başkanı Prof. Dr. Osman Mert, 2026 yılında, Tarihi Türk Yazıtları’nın bire bir örneğinin tamamlanarak Türk Dil Kurumu salonlarında sergileneceğini açıkladı.
Panelde ilk konuşmayı, Türkçenin Bilgesi sayılan Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun yaptı. Ercilasun, Bilge Kağan’ın söylediği, “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe; ilimiz, töremiz ve dilimiz birdir” sözleriyle başladığı konuşmasında, Ana Türkçede kağan kelimesinin kagan olduğunu hatırlatarak, bu kelimedeki ilk a sesinin uzun a olduğunu fark ettiğini, bu söyleyişin Türkçedeki uzun ünlülere bir örnek olduğunu belirtti.
“Derin devlet diyorlar. Derin devlet var mıdır bilmem ama derin millet vardır, o da Türk milletidir” diyen Prof. Dr. Ercilasun, Türklerin Müslüman olduktan sonra ilk yaptığı işlerden birinin, Kur’an-ı Kerim’i Türkçeye çevirmek olduğunu kaydetti. Ercilasun, Ergenekon’dan çıkışın, dünyada pek görülmeyen muhteşem bir eylem olduğunu belirttiği konuşmasında, herkesi heyecanlandıracak Ergenekon’dan çıkış destanının gerek sahnede gerekse sinemada senaryolaştırılmamasının ve işlenmemesinin büyük eksiklik olduğunu söyledi.
Panelde ikinci konuşmacı olan Prof. Dr. Ahmet Buran, Türk Dili Ailesinin Tarihi Temelleri üzerine konuştu. Prof. Dr. Buran, Türk dilleri demenin yanlış olduğunu, doğru kavramın Türk dili olduğunu belirttiği konuşmasında, bütün Türk devletlerinin kayıtlarında, dilin adının Türkçe olarak geçtiğini kaydetti. Bu bakımdan Kıpçakça, Göktürkçe, Osmanlıca demenin yanlış olduğunu belirten Buran, Türk dilinin dönemlerini, 7. yüzyıldan günümüze kadar dört dönem halinde topladı. Prof. Buran, bunları; Eski Türkçe, Orta Türkçe, Yeni Türkçe ve Çağdaş Türkçe olarak sıraladı. Osmanlıca diye bir dil olmadığını söyleyen Buran, Abdülhamit dönemindeki 1876 Anayasasında, “Türkçe bilmeyen memur ve milletvekili olamaz” maddesinin bulunduğunu hatırlattı.
Panelin son konuşmacısı Prof. Dr. Mustafa Öner ise milliyetçilik kavramı üzerinde durdu. Öner, “Gökten ilham alarak milliyetçi olunmaz. Milliyetçiliği araştırmak ve öğrenmek gerekir” diyerek, Milliyetçilik ve Hürriyetçiliğin, 19. yüzyılda doğduğunu belirtti.
Öner, “19. yüzyılda yayılan hürriyetçi düşünceler sayesinde, milliyet ve Cumhuriyet kavramları, 20. yüzyılda çiçek açtı” diye konuştu.
Tören, toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.