Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB), "Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum" (ÇEDES) projesi ve benzer protokoller kapsamında Ensar Vakfı ile iş birliğine gitmesi tartışmaları beraberinde getirdi. Protokol çerçevesinde vakıf, okullarda "değerler eğitimi" adı altında faaliyet gösterecek. Ayrıca, “Kırk Derste Ahlak” ve “Kırk Derste Sahabe” konularında “Sana Emanet” adlı bilgi yarışmaları düzenlenecek.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak, sürecin hukuki, pedagojik ve toplumsal boyutlarına dair değerlendirmelerde bulundu.

Irmak, dini vakıf ve derneklerin okullarda faaliyet göstermesini pedagojik açıdan doğru bulmadıklarını belirterek bu yapıların eğitim formasyonuna sahip olmadıklarına dikkat çekti. Bakanlığın sadece Ensar Vakfı ile değil, farklı siyasi ve dini yapılarla da benzer protokoller imzaladığını söyleyen Irmak, bu durumun okulların tarafsızlık ilkesine zarar verdiğini savundu.

Dini Eğitim

2026 ALES/1 Cevap Kağıdı Görüntüleme Nasıl Yapılır? ÖSYM ALES Sorgulama Ekranı Açıldı mı?
2026 ALES/1 Cevap Kağıdı Görüntüleme Nasıl Yapılır? ÖSYM ALES Sorgulama Ekranı Açıldı mı?
İçeriği Görüntüle

“Dini ve siyasi kurumların okullarda bulunması doğru değil”

Irmak, konuyla ilgili olarak, "Bir kere şunu ifade edelim, hiçbir dini vakfın veya kurumun, pedagojik formasyonu olmayan yapıların okullarda bulunması doğru değil. Milli Eğitim Bakanlığı bunu birçok dini vakıf ve kurumla yapıyor, örneğin Ülkü Ocakları ile yapıyor. Bunlar sonuç itibariyle siyasi yapılar. Aslında okullarda hiç olmaması gereken şeyler. Dini vakıf ve derneklerin de bir siyasal yapısı, ideolojik bir yaklaşımı var" dedi.

"Ensar sabıkalı bir vakıf"

Ensar Vakfı'nın geçmişte gündeme geldiği çocuk istismarı davalarını hatırlatan Irmak, bakanlığın bu konuda ısrarcı olmasını eleştirdi. Karaman'da yaşanan olayları örnek gösteren Irmak, böyle bir geçmişe sahip olan bir kurumla tüm illerde iş birliği yapılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Irmak, vakfın geçmişine dair, "Bakanlık bu konuda ısrarcı ancak Ensar’ın sabıkalı bir dernek olduğu gerçeği var. Karaman’da onlara ait bir kurumda 45 erkek öğrenci taciz edildi. Dönemin bakanı da 'bir kereden bir şey olmaz' demişti. Daha sonra birçok vakıf ve derneklerinde çeşitli taciz vakaları ortaya çıktı. Özellikle de bu tür yanlarıyla sabıkalı olan bir dernekle bakanlığın bunu 81 ilde hayata geçirmeye çalışması anlaşılır bir şey değil. Bizim de kabul edebileceğimiz bir şey değil" ifadelerini kullandı.

Gemini Generated Image Th91Ixth91Ixth91

"Eğitim politikalarını belirlemek bakanlığın görevidir"

Geçmişte benzer protokollere karşı dava açtıklarını ve Danıştay'ın lehlerine karar verdiğini belirten Irmak, eğitimin devredilemez bir devlet görevi olduğunu hatırlattı. Bakanlığın yargı kararlarını, yeni protokoller yaparak fiilen geçersiz kıldığını ifade etti.

Hukuki sürece değinen Irmak, "Geçmişte yapılan böyle bir protokole dava açtık. Dava sonucunda Danıştay aslında çok iyi bir karar verdi. Bu ülkede milli eğitim politikalarını yapmak, uygulamak ve hayata geçirmek Milli Eğitim Bakanlığı’na aittir. Bunun dışındaki herhangi bir kurum ya da kuruluşun örgün eğitim çağında faaliyet göstermesi doğru değildir. Ancak her karar bir kereye mahsus oluyor, bunu genel olarak kabul etmiyorlar ve protokollere devam ediyorlar" diye konuştu.

Din Eğitimi

"Okullarda manevi danışman değil, pedagog olmalı"

Okullarda "manevi danışman" yerine bilimsel formasyona sahip uzmanların görev yapması gerektiğini belirten Irmak, gelişmiş ülkelerdeki eğitim modellerini örnek gösterdi. Çocuklara davranış kazandırmanın ve psikolojik desteğin ancak uzmanlarca sağlanabileceğini söyledi.

Irmak, okullardaki uzman eksikliğine dikkat çekerek, "Olması gereken manevi danışmanlar değil; eğitim danışmanları, rehber öğretmenler ve psikolojik danışmanlardır. Dünyanın eğitim alanında ileri gitmiş ülkelerinde neredeyse her okulda öğretmen sayısına yakın pedagog oluyor. Pedagoglar çocuklara hem davranış kazandırmak hem de okul ikliminde zaman geçirmek için çaba gösterirken, bizde çocukların kim tarafından eğitildiği belli olmayan yaz okulları açtırılıyor. Bu çocuklara kim ders veriyor, hangi dersleri veriyor? Hiçbirisi anlaşılabilir değil" açıklamasında bulundu.

Thumbs B C 297C5858017Ebe767D5719Ef2D865294-1

"Çocuğun üstün yararı korunmalı"

Bakanlığın uygulamalarını ideolojik bulduklarını belirten Irmak, sendika olarak verdikleri mücadelenin temelinde "çocuğun üstün yararı" ilkesinin yattığını ifade etti. Denetimsiz yapıların çocuk güvenliği için risk oluşturduğunu yineledi.

Irmak sözlerini şu şekilde tamamladı: "Çocuk haklarının korunacağı yer devlet kurumlarıdır. Bunun dışındaki yapılar çocukların üstün yararını koruyamayacağı gibi geçmişte olduğu gibi birçok yurt yangını ve istismar vakasıyla karşılaşabiliyoruz. 12 öğrenci bir tarikat yurdunda öldü, Karaman'da, Erzurum'da, Balıkesir'de öğrenciler istismara uğradı. Bütün bunlara rağmen bakanlığın bunu rahatlıkla yapabiliyor olması tartışmalı bir durumdur."

Mersin’de düzenlenecek bilgi yarışmalarına dair basına açıklamalarda bulunan Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül de etkinliğe tepki gösterdi. Evrensel'de yer alan habere göre, ÇEDES’le farklı bir sürecin işletildiğini, protokollerin artık yıllık olarak yenilendiğini ifade eden Sümbül, bu durumun yalnızca tarikat ve cemaatlerin değil, “şoven ve ırkçı çizgideki yapıların” da “toplum yararına” kılıfıyla okullara girmesinin önünü açtığını söyledi. Ayrıca çocukların, velilerin onayı dahi olmadan çeşitli uygulamalara maruz bırakıldığını, ahlak ve etik gibi evrensel değerlerin para ödüllü yarışmalar aracılığıyla çocuklara dayatılmasını doğru bulmadıklarını vurgulayan Sümbül, “Bu yaklaşım ne evrensel eğitim ve pedagoji ilkeleriyle ne de toplumun ahlaki değerleriyle bağdaşmaktadır” dedi.

Ensar Vakfı

Ensar Vakfı ve Karaman Davası

2016 yılında Karaman'da Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği (KAİMDER) ile bağlantılı olduğu iddia edilen yurt ve evlerde kalan 45 erkek öğrencinin cinsel istismara maruz kaldığı ortaya çıkmıştı.

Olayla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında, söz konusu yurtlarda görev yapan öğretmen Muharrem Büyüktürk, "çocuğun nitelikli cinsel istismarı", "hürriyeti tahdit", "kasten yaralama" ve "müstehcen görüntüleri izletme" suçlarından yargılanarak 508 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Süreç devam ederken dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’nun vakıfla ilgili yaptığı bir açıklama sırasında kullandığı ve basına "Karaman'da ilk vaka ortaya çıkar çıkmaz hemen hukuki açıdan bakanlığımız müdahil oldu, bir kere olması karalamak için gerekçe olamaz" şeklinde yansıyan ifadeleri, kamuoyunda büyük tepki çekmiş ve siyasetin gündemine oturmuştu.

Muhabir: Cemre Polat