Banu Sıvacı’nın ikinci uzun metraj filmi Günyüzü, 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda seyirciyle buluşurken, filmin Ayhan’ına hayat veren Süleyman Kadim Kabaali “Yardımcı Rolde En İyi Erkek Oyuncu” ödülünün sahibi oldu. Geçmişin yükünü sessizliğiyle taşıyan, köyde hayvanlarıyla birlikte kalmaya devam eden Ayhan; bakışları, duruşu ve söylemedikleriyle filmin en katmanlı karakterlerinden birine dönüşüyor. Kabaali’nin Günyüzündeki performansı daha önce 72. Taormina Film Festivali’nde de “En İyi Erkek Oyuncu” ödülüne değer görülmüştü.

14. Boğaziçi Film Festivali için geri sayım başladı
14. Boğaziçi Film Festivali için geri sayım başladı
İçeriği Görüntüle

Save Clip. App 837537352 18647569228012782 2641943208002162981 N

Prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan, ardından İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale için yarışan Günyüzü, yıllar sonra köyüne dönen Suna’nın yalnızca bir yere değil, geçmişinin en karanlık noktasına geri dönüşünü anlatıyor. Köydeki evler birer birer boşaltılırken Suna’nın dönüşünün ardında basit bir ziyaret değil, yıllardır kapanmamış bir hesaplaşma yatıyor. Suna, kız kardeşinin ölümünden sorumlu olduğundan şüphelendiği ve artık demans hastası olan Bekir’den bir itiraf almak istiyor. Ancak geçmişin üzerinden yıllar geçmiş olması, gerçeği ortaya çıkarmayı kolaylaştırmak yerine hafıza, suçluluk ve suskunluk arasındaki sınırları daha da belirsiz hâle getiriyor.

Suna’nın aradığı cevap, yalnızca Bekir’in hafızasında değil, köyün kendisinde de saklı. Suyla dolmuş çukurlar, çatlamış duvarlar, boşalmaya yüz tutmuş evler ve köyde yaşamaya devam eden hayvanlar, yıllardır üzeri örtülen bir hikâyenin sessiz tanıkları gibi filmin içinde yer alıyor. Suna bir yandan kız kardeşinin başına gelenlerin gerçeğini öğrenmeye çalışırken bir yandan da geçmişte bıraktığını düşündüğü hayatla yeniden karşılaşıyor. Bekir’in kızı Fidan’la kurduğu beklenmedik bağ ise Suna’nın bu dönüşünü yalnızca bir intikam ya da yüzleşme hikâyesi olmaktan çıkarıyor.

Bu hikâyenin içinde Ayhan da geçmişin yükünü başka bir biçimde taşıyor. Herkesin terk ettiği köyde hayvanlarıyla kalmayı sürdüren Ayhan, bir yandan geçmişte yaşananları örtmeye ve ailesini korumaya çalışırken diğer yandan kendi hesaplaşmalarının içinde sıkışıyor. Suna’nın hakikati arayışı ile Ayhan’ın geçmişi geride bırakma çabası karşı karşıya geldiğinde, Günyüzünde haklı ile haksız arasındaki çizgi de giderek siliniyor. Çünkü filmde herkesin kendi açısından bir haklılığı, herkesin birbirinden sakladığı bir geçmişi ve kendi yöntemince taşıdığı bir yarası var.

“Günyüzü”nün Ayhan’ı Altın Koza’dan ödülle döndü: “Saklanan oyunculuğumu gören gözlere ihtiyacım vardı”

Kabaali’nin Ayhan yorumu da tam bu gri alanda şekilleniyor. Yüksek sesle konuşmayan, duygularını açıklamak yerine bakışları ve beden diliyle taşıyan Ayhan; filmin sessizliği en çok kullanan karakterlerinden biri olurken, oyunculuk da sözden çok bakışa, duruşa ve karakterin içinde sakladıklarına yaslanıyor. Süleyman Kadim Kabaali, Ayhan’ın yalnızlığından karakterin suskunluğuna, Banu Sıvacı’yla kurduğu oyunculuk ilişkisinden 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde aldığı “Yardımcı Rolde En İyi Erkek Oyuncu” ödülüne ve Ayhan’dan geriye kendisinde kalan hüzne kadar Günyüzü deneyimini 24 Saat’e anlattı.

Günyüzü Süleyman Kadim Kabaali Altınkoza Röportaj 24Saatgazetesi2

“Film zaten herkesin haklı olduğu bir film”

Süleyman Kadim Kabaali, Ayhan’ı ilk okuduğunda kendisini en çok karakterin yalnızlığının etkilediğini söylüyor. Herkesin gittiği bir yerde Ayhan’ın hayvanlarıyla birlikte köyünde kalmaya devam etmesi, onun karakterle kurduğu ilişkinin de çıkış noktalarından biri olmuş:

"Bu senaryoyu okuduğum zaman beni etkileyen ilk şey Ayhan’ın yalnızlığı oldu. Bugün bile düşündüğüm zaman Ayhan’ın hala orada oluşu, orada olduğunu ve orada kaldığını düşünmek gerçekten beni çok etkiledi. Çünkü herkes gitti, Ayhan ise hayvanları ile birlikte yine orada, köyünde kaldı. Biz bu filmde hiçbir zaman Yönetmenimiz Banu hocam birlikte net renkleri istemedik, ara renkleri istedik. Genelde karakterler filmlerde iki boyutlu kalabiliyor ama Ayhan’ın haklı taraflarını düşüne düşüne bu süreci yarattık. Film zaten herkesin haklı olduğu bir film, trajedi de buradan doğuyor diye düşünüyorum. Haklı ile haklının çatışmasından…"

Günyüzü Süleyman Kadim Kabaali Altınkoza Röportaj 24Saatgazetesi5

“Sinema zaten görsel bir sanat”

Ayhan’ın çok şey taşımasına rağmen bunları çoğu zaman söze dökmeyen bir karakter olması, Kabaali’nin oyunculuk yaklaşımında da önemli bir yere sahip. Oyuncunun söz söylemesinin işini kolaylaştırdığını ancak bakış ve bedenle oynamanın daha zor olduğunu belirten Kabaali, sinemada az sözün gücüne inanıyor:

"Elbette filmlerde, rollerde konuşabilmek oyuncuya büyük avantaj sağlıyor, işini kolaylaştırıyor ancak bakışla ve bedenle oynamak daha zor bir şey. Ama bana kalırsa sinema zaten görsel bir sanat, bu anlamda ben sinemaya çok sözün fazla olduğunu düşünüyorum. Bana kalırsa az laflarla kurulan sinemalar daha başarılı. Rolü çalışırken, karakteri içinizde anladığınız zaman nasıl durmanız, nasıl bakmanız, ne yapmanız gerektiği kendi kendini şekilleniyor."

Günyüzü Süleyman Kadim Kabaali Altınkoza Röportaj 24Saatgazetesi8-1

Ayhan’ın geçmişte yaşananlarla bugün arasında neyi bildiği, neyi bilmek istemediği ve kendisinden neyi sakladığı sorulduğunda ise Kabaali, senaryoda yazmayan, seyircinin hiç görmediği bir geçmiş kurduğunu söylüyor:

“Bu role çalışırken hiç filmde görmediğiniz, olmayan, senaryoda yazılmayan çok başka şeylere inandım. Bu da benim sırrım olsun.”

“Ayhan’ı hem haklı çıkarmaya hem anlamaya çalıştım”

Günyüzünde aile, güvenli bir sığınaktan çok geçmişin yüklerini taşıyan bir yapıya dönüşüyor. Ayhan da bu yapının içinde geçmişi örtmeye, aile düzenini korumaya çalışan ama kendi içinde başka hesaplar da taşıyan bir karakter olarak beliriyor. Kabaali, Ayhan’ı oynarken onu hem anlamaya hem de haklı çıkarmaya çalıştığını söylüyor:

"Ayhan’ı oynarken hem onu haklı çıkarmaya, hem de anlamaya çalıştım diyebilirim. Esasında filmde herkes bir şekilde birbirinden intikam almak istiyor. Ayhan’ın rol ve yöntemi de, Suna’nın yol ve yöntemi de çok başka. Bu anlamda geçmişi örtmek ve oradaki aile yapısını korumaya çalışması Ayhan’ı haklı ya da haksız yapmıyor. Ancak Ayhan’ın bir taraftan da riyakar bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Bekir ile ticaret yaparken bir yandan da geçmişte onlara yaşattığı şeylerin öcünü başka bir şekilde, tarlalarını elinden alarak almak istiyor."

Günyüzü Süleyman Kadim Kabaali Altınkoza Röportaj 24Saatgazetesi8-2

Oyuncu, seyircinin Ayhan’a öfkelenmesinden çok onu anlamasını istediğini de belirtiyor:

“Başta kendim Ayhan’ı anlamaya ve anlatmaya çalıştığım için seyircinin Ayhan’ı anlamasını istedim. Takdiri de seyirciye bıraktım, beni sevebilir veya sevmeyebilirler. Kendi adıma dışardan görünen şeyle çok ilgilenmedim, rolümün hep haklı taraflarına baktım diyebilirim. Çünkü en nihayetinde ben bir anlatıcıyım.”

“Son sözü hep yönetmenime bırakırım”

Kabaali, Banu Sıvacı ile çalışırken kendi oyunculuk malzemesini mümkün olduğunca ortaya koyduğunu ancak filmin bütününe dair son sözü yönetmene bıraktığını ifade ediyor:

“Genel olarak yönetmenlerle kurduğum ilişki şöyledir, ben her şeyi fazlasıyla ortaya koyarım, fazla fazla vermeye çalışırım. Bazen inatçı da bir yapım olur ‘nasıl olması gerektiği’ ile ilgili. Aslında çok cüretkârımdır ama son sözü hep yönetmenime bırakırım. Her sahnenin birçok varyasyonunu çektik, Banu hocam benim oynamak istediğim şekle izin verdi ama çok kibar bir şekilde genel bütünü kendisi benden daha iyi gördüğü için bazı şeyler istedi ve ben hiç direnmedim. Eğer Ayhan’ı anlatabildiysem onun sayesindedir, netice bu şekilde ortaya çıktı diyebilirim.”

“Mekân insanın ruhuna sirayet ediyor”

Filmde doğa ve mekân yalnızca hikâyenin geçtiği yerler değil; karakterlerin ruh hâllerine karışan unsurlar olarak da öne çıkıyor. Kabaali, Günyüzündeki coğrafyanın kendisine çocukluğundaki Adana’yı hatırlattığını söylüyor:

"Mekanın oyuncunun bedeninde bir şey bıraktığına elbette inanıyorum. Ayhan’ı oynarken filmin geçtiği coğrafya, evler, yollar ve özellikle doğayla ilişkim performansımı etkiledi, bana Adana’daki çok eski zamanlarımı hatırlattı. Çünkü ben çocukken hayvanlar, insanlar, bitkiler hep birlikte yaşıyordu. Sanki eşit bir şekilde doğanın ve evrenin sahibiydiler. Bugün bambaşka bir şekle büründü. Şimdi ciddi bir şekilde ayrıldı. Artık insanlar rezidansların içinde doğadan çok uzak bir şekilde yaşıyor. Dolayısıyla tabii ki mekan insanın ruhuna sirayet ediyor ve ruhunuza sirayet ettikçe rol de bedeninizde şekilleniyor."

“Büyük bir meseleyi incelmiş duygularla anlatabilmek…”

Ayhan ile Suna arasındaki gerilim de filmin yüksek sesle değil, yılların biriktirdiği sessizlikle kurulan dünyasının önemli parçalarından biri. Kabaali, bu sessiz hesaplaşmanın oyunculuk açısından kendisine çok şey kattığını anlatıyor:

“Ayhan ve Suna’nın arasındaki gerilimi öfke üzerinden değil de yılların biriktirdiği sessizlik üzerinden kurmak çok güzel bir deneyimdi. Çünkü biz geçmişle alakalı soruları olan kişilerin meseleyi öfke ve kavgayla halletmelerine alışmışız. Karakterlerin bu meseleleri bağıra çağıra halletmelerindense sessizce, kırgınlıkla halletmeleri, daha içten hesaplaşmaları durumu hem seyir zevkini yükseltti hem de alışık olduğumuz ağzından salyalar akarak bir gerçeği anlatma durumundan bizi uzaklaştırdı. Bu anlamda incelmiş duygularla oynamak ve aslında çok büyük bir meseleyi bu incelmiş duygularla anlatabilmek hem oyunculuğumuza çok şey kattı hem de filmi tertemiz ve şefkatli bir anlatıma dönüştürdü diyebilirim.”

Gunyuzu1

“Saklanan oyunculuğumu gören gözlere ihtiyacım vardı”

Kabaali’nin Ayhan performansı, filmin sessiz ve ölçülü oyunculuk anlayışının yanı sıra aldığı iki ödülle de karşılığını buldu. Önce 72. Taormina Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü alan Kabaali, ardından memleketi Adana’da düzenlenen 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında “Yardımcı Rolde En İyi Erkek Oyuncu” ödülüne layık görüldü.

Kabaali, özellikle görünmeyen bir oyunculuğun görülmesinin kendisi için çok değerli olduğunu söylüyor:

“Ayhan’ın bir yerlerde ödüllendirileceğini biliyordum. Ama biraz incelmiş beğenileri olan ve duyguları başka olan, benim saklanan oyunculuğumu gören gözlere ihtiyacım vardı. Bunun bir şekilde görünür olması beni çok mutlu etti. Çünkü Ayhan içe dönük, bakışlarıyla duruşuyla, edasıyla oynayan, kendini gösteren bir karakterdi. Bunu anlayacak ve görecek gözlere ihtiyacı vardı. Aldığım ödül benim için çok değerli ve kıymetliydi. Taormina Film Festivali’nin jürisi etkileyici bir jüriydi. Jane Campion’in; Oscarlı, Baftalı ve Altın Palmiyeli bir yönetmenin sadece beni değil bizi görmesi müthiş etkiledi. Adana’ya gelince, buradaki jürinin de Ayhan’ı görmüş olması beni ziyadesiyle mutlu etti. Çünkü incelmiş, içine kapanık, bakarak oynayan bu zor karakter için böyle bir jüriye ihtiyacımız vardı.”

“Ayhan’ı çok uzaklarda yalnız bırakmanın hüznü kaldı bende”

Bir karakterin oyuncuda bıraktığı etkinin çekimlerin tamamlanmasıyla bitmediğini söyleyen Kabaali, her rolün oyuncudan bir şey götürdüğünü, aynı zamanda ona bir şey kattığını ifade ediyor. Ayhan’ın ise hâlâ bir yerlerde yaşamaya devam ettiği duygusunu taşıyor:

“Rolün etkisinde elbette kalıyoruz. Bununla alakalı ustalarımızın, oyuncu arkadaşlarımızın da birçok farklı fikri var. Oynadığınız şey size sirayet ediyor. Sizden bir şeyler götürürken size bir şey de katıyor. Kimi zaman siz ona bir şey katıyorsunuz ve karmakarışık şeyler yaşayabiliyorsunuz. Rolün etkisinde değilim ama Ayhan’ın bir yerlerde hâlâ yaşıyor olduğu duygusu doğruyu söylemek gerekirse hâlâ zihnimde mevcut. Ayhan orada bir yerlerde hâlâ hayatına devam ediyor. Bu benim için genel olarak böyle. Her oynadığım rol elbette bana sirayet ediyor ve benden de bir şey oynadığım role sirayet ediyor.”

Günyüzü Süleyman Kadim Kabaali Altınkoza Röportaj 24Saatgazetesi8

Ve Ayhan’dan kendisine kalan duyguyu tek bir cümleyle tarif ediyor:

“Son olarak Ayhan’dan size ne kaldı diyorsanız, onu bir yerlerde, çok uzaklarda yalnız bırakmanın hüznü kaldı bende.”

Muhabir: Nur Yıldız