CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’ya hakaret iddiasıyla yargılandığı dava sonrası İstanbul Anadolu Adliyesi önünde açıklamalarda bulundu.
“Yargı adına kötü bir örnekle karşılaştık”
İstanbul Anadolu Adliyesi 16. Asliye Ceza Mahkemesi önünde konuşan Tezcan, sürecin hukuka uygun yürütülmediğini savunarak yaşananları eleştirdi.
Tezcan, mahkemenin İmamoğlu’nun duruşmada hazır edilmesi yönünde karar verdiğini ancak daha sonra farklı bir uygulama ile karşılaştıklarını belirtti.
“SEGBİS kararı mesai sonunda bildirildi”
Tezcan, cezaevi yönetiminin mahkeme ile temas kurduğunu ve İmamoğlu’nun duruşmaya getirilip getirilmeyeceğinin sorulduğunu ifade etti:
"Mahkeme hakiminin kararı ve 'Ben huzurda dinleyeceğim' demesine rağmen fiilen inisiyatif alarak savcılık makamı tarafından buraya gelmesi engelleniyor. Gece mesai bitiminde SEGBİS üzerinden sorgusunun yapılması, duruşmanın SEGBİS üzerinden yapılması çerçevesinde bir yazı mahkemeye gönderiliyor mesai bitiminde. Ama çok ilginçtir, avukatların sabaha kadar takip etmelerine rağmen UYAP üzerinden avukatların görebileceği şekilde bir çağrı yapılmamış, yani UYAP'a düşmemiş."
“60 kilometre sonra geri çevrildi”
Tezcan, İmamoğlu’nun cezaevinden adliyeye sevk edildiği sırada yaklaşık 60 kilometre yol aldıktan sonra geri çevrildiğini iddia etti:
"Sabah saat yediye yirmi geçe Sayın İmamoğlu'nu cezaevinden alıyorlar, arabasına bindiriliyor, duruşmaya getirilmek üzere 60 km yol geliyor. Yani kalan yolu 60 km'nin de altında veya en az o kadar yolu kalmış, adliyeye getirilmesi için... Birden araba geri çevriliyor. 'Ne oldu?' diye sorduğunda Sayın İmamoğlu, 'Araç arıza yaptı' diyorlar. Araç arıza yapmıyor, aracın arıza yapması sadece uydurulan bir bahane. Arıza yapan aracı ne yaparsınız? Orada durdurursunuz. Arıza yapan aracın içerisindeki mahkemeye gelen kişiyi o araçla tekrar geri götürür müsünüz? 60 km gelmiş bir araçla, 'arıza yaptı' bahanesiyle cezaevine tekrar 60 km geri çeviriyorlar. Araç arıza yaptıysa kalan yol zaten en fazla 60 km, yani cezaevine götürülünceye kadar adliyeye getirmeniz, duruşmaya katılması ve savunmasını yapması mümkün ama mesele o değil. Yaşadığımız şey adalet değil, eziyettir. Cezaevine döndükten sonra cezaevi müdürüyle yaptığı görüşmede anlıyor ki SEGBİS üzerinden ifadesi alınmak üzere geri çevrilmiş. Millete şikayet ediyorum, bugün Türkiye'de yaşanan, açıkça yargılanan kişilere düşman hukukunun uygulanmasıdır."
“Bu adalet değil, eziyet”
Yaşananları eleştiren Tezcan şu ifadeleri kullandı:
"Bu adalet değil, eziyettir, bu açıkça işkencedir. Siz cezaevinden yargılanan kişiyi alıp arabaya bindirip 60 km götürüp ondan sonra geri cezaevine götürmeniz, tam da psikolojik işkencenin en çarpıcı, en tipik örneğidir. Ne yazık ki bugüne kadar bütün bu yargılama süreçlerinde bunları yaşıyoruz. Bu çok açık biçimde adil yargılanma hakkının ihlalidir, ceza yargılamasındaki yüz yüzelik ilkesinin ihlalidir, savunma hakkının ihlalidir. Bu adalet değil eziyettir, örgütlü işkencedir. Bu, iktidarı elinde bulunduranların bugüne kadar sürdürdükleri gibi örgütlü işkence yapmasının, baskı yapmasının yeni modelleridir"
"İstinaf kararı beraati bozdu"
Tezcan, davanın geçmişine de değinerek daha önce verilen beraat kararının istinaf tarafından bozulduğunu hatırlattı:
"Bu davada daha öncesinde hakim beraat kararı vermişti. İstinaf mahkemesi, yaratılan yeni yargı iklimi ve mahkemelere yapılan bu baskı çerçevesinde beraatle sonuçlanan bir davada kararı bozdu. Niye bozdu biliyor musunuz? 'Sanığın savunmasını almadınız' diye bozdu. Ya, beraatla sonuçlanacak davada hakime sanığın savunmasını almadan karar verme yetkisi Ceza Muhakemesi Kanunu'nda açıkça yazılmış, açıkça tanınmış ama buna rağmen eziyet etmenin bir başka yolu olarak istinaf mahkemesi eliyle böyle bir sistem uygulandı. Şimdi aynı işkence bir başka boyutuyla, duruşmaya getirilirken 60 km yol gittikten sonra tekrar cezaevine geri götürmek suretiyle oluyor. Bu adaletsizlikleri, bu hukuksuzlukları yapanlar, hukuk dışı kamu gücünü kullananlar bunun mutlaka hesabını verecekler."




