İstanbul Maltepe'de alt 3 katı çöken 7 katlı binanın ardından yapı stokundaki riskler ve mevzuat eksiklikleri yeniden tartışmaya açıldı. 24 Saat'e konuşan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Başkanı Selçuk Uluata, İstanbul'da 2000 yılı öncesi yapılmış 2 milyon 250 bin konut bulunduğunu hatırlatarak, bina envanterlerinin çıkarılmamasını, imar barışı uygulamalarını ve denetimsiz kaçak yapılaşmayı eleştirdi.

Kiralama ve alım-satım süreçlerinde "Yapı Güvenlik Sertifikası" zorunluluğu getirilmesi gerektiğini savunan Uluata, yıkımların ve yargılamaların faturasının yalnızca mühendislere kesilmesini eleştirdi. Uluata, deprem riskine karşı sadece kentsel dönüşümün düşünülmesinin yeterli olmadığını belirterek, bina güçlendirmenin mevcut ekonomik koşullar içerisinde önemli olduğunun altını çizdi.

"İstanbul'da 2000 öncesi yapılmış 2 milyon 250 bin konut var, envanter çıkarılmadı"

İstanbul'un ve Türkiye'nin yapı stoğuna ilişkin verileri paylaşan Uluata, 1999 depremi sonrasında alınan kararların uygulanmadığını belirtti:

BDDK verileri belli oldu: Kredi ve kredi kartı borçları arttı
BDDK verileri belli oldu: Kredi ve kredi kartı borçları arttı
İçeriği Görüntüle

"2021 yılı TÜİK verilerine göre toplam Türkiye'de 25 milyon 329 bin konut var. Daha sonra Bakanlık diğer konutları da ilave ederek 2026'da 30 milyon konuttan bahsetti. İstanbul özeline girecek olursak, İstanbul'da 2021'de 4 milyon 755 bin konut var. Ama bir gerçeklik var; o da şu: TÜİK verilerinde 2000 yılı öncesi yapılmış olan konut sayısı İstanbul'da 2 milyon 250 bin konut var. Neden 2000 milat olarak kabul ediyoruz? İşte 99 depremi ve 99 depremi sonrasında alınmış olan kararlar var. Orada bir madde daha vardı; 2017 yılına kadar Türkiye'deki bütün yapı envanterinin çıkarılması. Ne yazık ki şu anda Türkiye'de, İstanbul dahil olmak üzere birçok yerde bu envanter çalışması yapılmadı. Bu çalışmayı yapmadığınız zaman hangi binanın deprem veya doğal afet karşısında nasıl bir davranış göstereceğini, neye maruz kalacağını, ne tip risk taşıdığını bilemezsiniz."

Maltepe Bina Cokmeaa 2494225 2

"İmar barışıyla 320 bin konut kayıt altına alındı, risk analizi yapılmadı"

2018 İmar Barışı'nın yarattığı risklere dikkat çeken Uluata, Anayasa Mahkemesi'nin sorumluluğu kamuya yükleyen iptal kararına rağmen yerel yönetimlerin adım atmadığını vurguladı:

"2018 İmar Barışı'nda özellikle bir madde vardı: 'Yapının statik anlamdaki yapı güvenliği mülk sahibine aittir' dendi. Fakat bu, 2024 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Anayasa Mahkemesi dedi ki; 'Bu kamunun görevidir' dedi. 2018 ile 2024 arasında İstanbul'da 320 bin konut imar barışına gitti. Geri kalan kısmıyla ilgili olarak herhangi bir yapı risk analizi yapılmadı. Siz bugünkü bina diyelim ki iki katta kaçak yaptı, imar barışına müracaat etti. Kiralama, alım-satım süreçleri gerçekleşti; alan kişi de kirada oturan kişi de yapısındaki bir kaçaklıktan haberi yok. Biz bunu Bakanlığa yazdık, ilgili belediyelere yazdık; 'Bu yapıların ivedilikle performans analizleri yapılsın' dedik. Bu çalışma belediyeler tarafından yapılmadı. Sanki pinpon topu oynar gibi Bakanlık belediyeye atıyor, belediye ötekine atıyor; bu sorumluluk alanıyla ilgili herkes ne yazık ki kenarda duruyor."

"Öncelik güçlendirme olmalı ama önce yıkım düşünülüyor"

Kentsel dönüşüm tartışmalarında göz ardı edilen bina güçlendirme yöntemine de değinen Uluata, odalar olarak ilk tercihlerinin her zaman güçlendirme olduğunu ancak sürecin inşaat sektörünü canlandırma saikiyle yürütüldüğünü söyledi.

Kamu yönetiminin güçlendirme seçeneğini bilinçli olarak geri plana ittiğini ve vatandaşın da bu yönteme güvensiz kılındığını belirten Uluata, şu ifadeleri kullandı:

"Biz öncelikli olarak güçlendirmeyi savunuyoruz. Fakat vatandaşımızın gözünde güçlendirmeye bir güven yok. İdare de buna yönelik bir çalışma yapmıyor. Çünkü bir taraftan inşaat sektörünü açmak, canlandırmak istiyorlar. Yeni konut elbette iyi ama halkın bunu finansal olarak karşılayabilecek bir birikimi yok. İnsanlar kentsel dönüşüm sürecinde 1-2 yıl boyunca kiraya çıkmak zorunda kalıyor. Bu ekonomik şartlarda bu insanlar nasıl yaşayacak? Bu tablo karşısında öncelik kesinlikle güçlendirme olmalıdır."

"Kiralama ve satışta 'Yapı Güvenlik Sertifikası' zorunlu olmalı"

Kentsel dönüşümün rant ve ada bazlı dönüşüm çıkmazına girdiğini ifade eden Uluata, çözüm için periyodik kontrol ve sertifika sistemini önerdi:

"Bu tip sorunları çözebilmemizin tek bir yolu var: Periyodik kontrol. 5 yıllık, 10 yıllık periyotlarda bunun tarifi yapılır. Yarından itibaren ivedilikle de kiralama ve alım-satımlarda 'Yapı Güvenlik Sertifikası'nın hayata geçirilmesi gerekir. Çünkü başka türlü siz mülk sahiplerini ikna edemezsiniz. Yapı güvenliği sertifikası getirdiğiniz zaman, bu bir bilgi edinme hakkıdır. Siz şimdi diyelim ki bir konut alacaksınız, o yapının güvenli olup olmadığını bilmiyorsunuz. Müteahhidin veya emlakçının söylemine inanmak durumunda kalıyorsunuz. Madem böyle bir para konuşuluyor, o zaman hileli mal satışı olmasın, yapı güvenlik sertifikası getirilsin. Bunu zorunlu kılalım."

Uluata ayrıca parsel bazlı dönüşüm yerine ada bazlı planlama yapılması ve kooperatifçilik modelinin desteklenmesi gerektiğini ekledi:

"Parsel bazında tekil binaların dönüştüğü sokaklarda 5-10 yıllık periyotta yaşamak mümkün olmuyor. Sürekli mikser, pompa, işçi giriyor. Biz hep ada bazında, hatta birkaç adayı birleştirerek bir dönüşüm sağlanmalı diyoruz. Belediyeler öncülüğünde kooperatifçiliğin önü açılmalı. Kamunun bu işin içine girmesi gerekiyor. Sizin özne olarak ilk korumanız gereken şey, orada oturmak zorunda kalan insanları korumaktır."

"İki kat kaçak çıkana değil, projeyi çizen mühendise dava açılıyor"

Yargı süreçlerinde kusur tespitlerinin adil yapılmadığını, bilirkişi raporları ve idari kararlar yüzünden inşaat mühendislerinin haksız yere hedef tahtasına konulduğunu belirten Uluata, şu örnekleri sıraladı:

"Kimin suçlu, kimin suçsuz olduğuyla ilgili adil yargılama yapılması gerekiyor. Üniversiteden konusunda uzman olmayan, mesleki pratik deneyimi olmayan birçok bilirkişinin vermiş olduğu raporlarla meslektaşlarımız yargılanıyorlar, birçoğu şu anda hapiste Yargıtay kararlarını bekliyorlar."

"Antakya'da market kolon kesmiş, daireler bildirmiş 'kolon kesildi' diye, vergi dairesi gelmiş kolonun yerinde olmadığını fotoğraflamış. Peki kim yargılanıyor, kim hapiste? Projeyi yapan inşaat mühendisi. Kaçak yapı, yani şu anda bugün yıkılan iki katlı yapıyla ilgili olarak söyleyeyim: Proje mühendisi 4 katlık bir yapıyı tasarlamış. Üstüne iki kat, kendi bilgisi olmadan iki kat daha ilave yapılmış. Şu anda o arkadaşlar yargılanacaklar. Bilirkişi şunu söyleyecek: 'O iki katı yapmasaydın da bu bina yıkılırdı' diyor. Tasarlayandan izin almadan bir yapıya müdahale ediyorsanız, o saatten sonra ne bilirkişi ne başka bir şey, direkt bunu yapan kişi suçludur."

"Dünyada 10 yılda biten sorumluluk Türkiye'de 80 yaşına kadar sürüyor"

Türk hukuk sistemindeki inşaat mühendislerinin hukuki ve cezai sorumluluk sürelerini eleştiren Uluata, sözlerini şöyle tamamladı:

"İnşaat mühendisinin 2 yıllık hafif kusur, 15 yıllık ağır kusurla ilgili sorumluluğu vardır. Bir de o yetmez, birtakım doğal afetler, gizli ayıptan kaynaklı olarak gizli ayıbın oluştuğu tarihten itibaren başlar. Siz 1975'te bir yapı yaptınız, tasarladınız. 2023'te Maraş depremi oldu, o tarihten itibaren sizin 30 yıllık daha sorumluluğunuz geliyor. Siz genç yaşınızda imzaladığınız bir projeden 80 yaşında yargılanıyorsunuz. Dünyada böyle bir şey yok, dünyada bu tip sorumluluklar ağırlıklı olarak 10 yılda bitiyor."

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar