İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümünde yaptığı açıklamada, yaşanan yıkımın yalnızca doğal bir afet olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti. Kaboğlu, sürecin başından itibaren ciddi yönetsel ve hukuksal eksiklikler bulunduğunu vurgulayarak, depremlere karşı bilim, liyakat ve hukuk temelinde bir yaklaşımın zorunlu olduğunu söyledi.

Kaboğlu: “6 Şubat yalnızca can kaybı değil, toplumsal yıkımdır”

Kaboğlu, açıklamasına depremde yaşamını yitiren yurttaşlar ve meslektaşlar anısına saygıyla eğilerek başladı. Yaşanan felaketin sadece can kaybıyla sınırlı olmadığını ifade eden Kaboğlu, kültürel mirasın ve toplumsal dokunun da büyük zarar gördüğünü belirtti.

Kaboğlu, “Deprem kader değildir; bu bir yönetim, liyakat ve hukuk meselesidir” dedi.

Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin tüm mal varlıkları donduruldu
Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin tüm mal varlıkları donduruldu
İçeriği Görüntüle

“Hazırlıklar yetersiz kaldı, müdahale gecikti”

Büyük afetlerin, afet öncesi, afet anı ve sonrasında bilimsel ölçütlere dayalı hazırlıklar gerektirdiğini vurgulayan Kaboğlu, 6 Şubat depremlerinde bu hazırlıkların yetersiz olduğunu söyledi.

Müdahale sürecine ilişkin dikkat çeken sorular yönelten Kaboğlu, askeri birliklerin neden zamanında devreye sokulmadığını, iletişimde neden bant daraltmasına gidildiğini ve AFAD’daki liyakat sorunlarının neden görmezden gelindiğini sordu. Kızılay’ın çadır satışıyla gündeme gelmesini de eleştirdi.

“OHAL gerekli değildi, yeni sorunlar yarattı”

Deprem sonrası ilan edilen olağanüstü hâlin (ohal) zorunlu olmadığını savunan Kaboğlu, mevcut mevzuatın afet yönetimi için yeterli olduğunu ifade etti. OHAL’in gecikmeli ilan edildiğini ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle tarıma elverişli arazilerin yapılaşmaya açıldığını hatırlatan Kaboğlu, Hatay Havalimanı’nda yaşanan yıkımın bu yanlış politikaların somut bir örneği olduğunu söyledi.

“Seçimler neden öne alındı?”

Kaboğlu, depremin üzerinden yalnızca 35 gün geçmişken, 10 Mart 2023’te seçimlerin hazirandan mayısa alınmasına da dikkat çekti. Bu kararın sorgulanmadığını belirten Kaboğlu, böylesi büyük bir felaketin ardından tüm devlet ve toplum kaynaklarının afet bölgesine yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Can kayıpları azaltılamaz mıydı?”

“Askeri birlikler zamanında devreye sokulsaydı, iletişim kısıtlanmasaydı, hukuk etkin biçimde işletilseydi ve tüm kaynaklar bölgeye yönlendirilseydi can kayıpları azaltılamaz mıydı?” sorusunu yönelten Kaboğlu, bu soruların hâlâ yanıtlanmadığını ifade etti.

“Üç yıl geçti, depremzedeler hâlâ konteynerlerde”

Depremlerin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen birçok depremzedenin hâlâ konteynerlerde yaşadığını belirten Kaboğlu, mülklere el konulması, yerleşim politikaları ve “demografik mühendislik” uygulamalarıyla siyasal klientalizm arasındaki ilişkinin giderek daha görünür hâle geldiğini söyledi.

“Türkiye’nin kapsamlı bir afet yönetimi yasasına ihtiyacı var”

Depremlere kaderci bir anlayışla değil, hukuk ve bilim temelinde yaklaşılması gerektiğini vurgulayan Kaboğlu, afet yönetimine ilişkin kapsamlı yasal düzenlemelerin artık ertelenemez olduğunu ifade etti. Daha önce Meclis’te hazırlanan Türkiye Afet Yönetimi Yasa Önerisinin hâlen komisyonlarda beklediğini hatırlatan Kaboğlu, yasanın güncellenerek bir an önce hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

Kaynak: Haber merkezi