Türkiye’de Boşanan çiftlerin sayısı 2023 yılında 173 bin 342 iken 2024 yılında 187 bin 343 oldu. Bin nüfus başına düşen boşanma sayısını ifade eden kaba boşanma hızı 2024 yılında binde 2,19 olarak gerçekleşti. Kesinleşen boşanma davaları sonucunda 2024 yılında 187 bin 343 çift boşanırken 186 bin 536 çocuk velayete verildi. Boşanma davaları sonucu, çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Çocukların velayetinin 2024 yılında yüzde 74,4'ü anneye, yüzde 25,6'sı babaya verildi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2024 yılında öldürülen 394 kadının 166’sı evli olduğu erkek, 45’i birlikte olduğu erkek, 31’i babası, 30’u eskiden evli olduğu erkek, 29’u tanıdığı biri, 25’i akrabası, 23’ü eskiden birlikte olduğu erkek, 22’si oğlu, 7’si kardeşi, 7’si tanımadığı biri tarafından öldürüldü. 9 kadının öldürüldüğü kişiyle yakınlığı tespit edilemedi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Bartın ziyaretinde gazetecilere yaptığı açıklamada boşanma davalarına arabuluculuk sisteminin uygulamaya geçeceğini açıkladı. Tunç, “Aile mahkemesi hakimlerini topladık. Sorunu tartıştık. Vatandaşlarımızın boşanma davalarındaki sorunları ortadan kaldırmak istiyoruz. Burada arabuluculuğu da tartıştık. Bu, Avrupa ülkelerinin çoğunda var. Bu bizde de olabilir. Bununla ilgili sempozyumlar yaptık ve aile arabuluculuğunu da ülkemize kazandırmak istiyoruz. Boşanma davası öncesinde tarafların belki küçük tartışmadan kaynaklanarak büyüyen, aslında aralarında geçimsizlik yokken sadece avukata yazdırdığı o dilekçede ağır ithamlar söz konusu olabiliyor. Ağır ithamlarla karşılaşan karşı taraf, kadın veya erkek, o dilekçeyi aldıktan sonra bir daha o evliliğin düzeleceğine inanmıyor. Taraflar birbirlerine tam düşman oluyor. Duruşmaya geldiklerinde de ailenin bütün mahremiyeti herkesin önüne dökülmüş oluyor. Çocuklar örseleniyor. O nedenle akademisyenlerin görüşleri bu konuda önemliydi. Aile arabuluculuğunun çok faydalı olacağına inanıyoruz. Boşanma konusunda da anlaşabilirler arabuluculukta ve mahkeme onayıyla kısa sürede sonuçlanır. Boşanma konusunda anlaşma olmazsa mahkemeye gidilir, süreci daha sakin ve daha olgun şekilde başlatmış olurlar. Dolayısıyla Aile Yılı’nda, aile hukukuyla ilgili önemli yargı paketini, öncelikle görüşlere açacağız, sonrasında da milletvekillerimizin takdirlerine arz edeceğiz.” dedi.

“Aile arabuluculuğu” uygulaması daha önce de gündeme gelmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 23 Ocak 2025’te gerçekleşen Yargı Reformu Stratejisi Tanıtım Toplantısı'nda aile hukukuna yönelik birçok değişiklik gerçekleştirileceğini ifade ettiği açıklamasında aile arabuluculuğu uygulamasının da bu değişiklikler içerisinde yer alacağını belirtmişti. Bakan Tunç’un açıklamalarıyla tekrar gündeme gelen “aile arabuluculuğu” uygulamasını Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Sevil Ceylan Erkat, İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi üyesi Birsen Baş Topaloğlu ve Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü 24 Saat'e değerlendirdi.

CHP'den YENİ Parti'ye geçiş sürüyor: Ökkeş Elmasoğlu istifasını duyurdu
CHP'den YENİ Parti'ye geçiş sürüyor: Ökkeş Elmasoğlu istifasını duyurdu
İçeriği Görüntüle

24 Saat’e değerlendiren Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Sevil Ceylan Erkat, arabuluculuk sürecinin kadınların lehine gelişmesi için gerekli düzenlemelerin ve iyileştirmelerin yapılması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, kadına yönelik şiddet ve ekonomik bağımsızlık konularında yaşanan zorlukları da dile getirdi. Erkat, olası arabuluculuk süreçlerinin, kadınların hak kaybına uğramadan, adaletli bir biçimde yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi.

“Kadın hakları mücadelesini olumsuz etkiler”

Aile arabuluculuğu, boşanma davalarının daha hızlı ve tarafsız bir şekilde sonuçlanmasını hedefleyen bir uygulama olarak gündemde. Ancak Erkat, özellikle kadın hakları açısından bu sürecin potansiyel olumsuz etkilerine dikkat çekiyor: "Aile arabuluculuğu süreci aslında eşitler arasında yürütülmesi gereken bir süreç. Fakat Türkiye'deki boşanma davalarında, genellikle ekonomik olarak zayıf durumda olan taraf kadınlar oluyor. Kadınların ekonomik şiddet, fiziksel şiddet gibi şiddet türleriyle karşılaştıkları bir ortamda, arabuluculuk gibi bir kurumun devreye girmesi, kadınlar için daha fazla mağduriyet yaratabilir.”

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2024 yılında öldürülen 394 kadının 166’sı evli olduğu erkek, 45’i birlikte olduğu erkek, 31’i babası, 30’u eskiden evli olduğu erkek, 29’u tanıdığı biri, 25’i akrabası, 23’ü eskiden birlikte olduğu erkek, 22’si oğlu, 7’si kardeşi, 7’si tanımadığı biri tarafından öldürüldü. 9 kadının öldürüldüğü kişiyle yakınlığı tespit edilemedi.

Erkat, bu süreçte kadınların mağduriyetlerinin artırılabileceğini ve şiddet mağduru kadınların, güvenli bir ortamda haklarını savunma şansı bulamadan arabuluculuk süreçlerine katılmalarının tehlikeli olabileceğine dikkat çekti. "Kadınların, şiddet mağduru olduklarında, ekonomik olarak da çoğunlukla erkeğin yanında daha zayıf bir durumda oldukları için, arabuluculuk süreci onların haklarını daha fazla savunamayacakları bir ortama dönüşebilir" diye ekledi.

“Kadınlar adli yardımlardan yeterince yararlanamıyor”

Erkat, kadının ekonomik bağımsızlığının ve adalet mekanizmalarına güveninin, arabuluculuk süreçlerinde en kritik unsurlar olduğunu belirtti. "Kadınlar çoğunlukla adli yardımlardan yeterince yararlanamıyorlar. Bu, adaletin ulaşılabilirliğini engelliyor. Arabuluculuk, gizli bir süreç olarak yürütülüyor, ancak şiddet mağduru bir kadının güvenliğini sağlamak için çok daha fazla önlem alınması gerekiyor" dedi.

Erkat, kadınların boşanma davalarında daha fazla hak kaybı yaşamamaları için, aile arabuluculuğu uygulamalarının dikkatle tasarlanması gerektiğini, kadın hakları derneklerinin ve baroların bu süreçte yer alması gerektiğini savundu: "Bu tip süreçlerin kesinlikle kadınların katkısı ile şekillendirilmesi gerekiyor. Bizim ülkemizde kadın haklarının güvence altına alınması, sadece hukukla değil, toplumun her kesiminin katkısıyla mümkündür."

“Avrupa ülkelerini örnek göstermek yeterli değil”

Boşanmalarda aile arabuluculuğu ABD, Kanada, Birleşik Krallık, Avustralya, Almanya, Fransa, İtalya, İsveç olmak üzere 15’i aşkın ülkede uygulanıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Yasası (Violence Against Women Act) gibi önemli yasalar bulunsa da, aile içi şiddet yüzde 15 ila 20 oranında. Avustralya’da ise kadınların yüzde 20’si aile içi şiddet nedeniyle zarar görüyor. Türkiye’de kadına şiddet oranı ise yüzde 38 oranında.

Kadın cinayetlerinin ve boşanma süreçlerinde yaşanan şiddetin arttığı bir dönemde, arabuluculuk sürecinin kadınlar için nasıl bir çözüm sunacağı önemli bir soru işareti. Erkat bu durumu, "Çoğu kadın, boşanmak istediklerinden dolayı öldürülüyor. Bu, arabuluculuk sürecinin kadınların lehine olamayacağının başka bir kanıtı. Bu kadınların çoğu, fiziksel şiddet, ekonomik şiddet ve psikolojik şiddet gibi şiddet türlerine maruz kalan kadınlar" sözleriyle özetledi.

Erkat, Avrupa ülkelerindeki uygulamaların Türkiye'ye uyarlanmasının zor olduğunu, "Her toplumun yapısı farklıdır. Avrupa’daki kadın hakları ile Türkiye’deki kadın hakları arasında ciddi farklar bulunmaktadır. Türkiye'deki şiddet oranları, kadınların ekonomik bağımsızlığı ve adalet mekanizmalarına erişimi göz önüne alındığında, aile arabuluculuğu gibi bir kurumun olumlu sonuçlar doğuracağına dair şüphelerimiz var. Toplumda sadece kadınların değil, tüm bireylerin haklarının eşit şekilde savunulabileceği bir süreç oluşturulmalı” sözleriyle belirtti.

Topaloğlu: “Kadının adalet arayışının önü tıkanır"

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi önceki dönem sözcüsü Av. Birsen Baş Topaloğlu aile arabuluculuğunun zorunlu hale getirilmesinin olumsuz sonuçlarına vurgu yaparak şiddet mağduru kadınların bu tür bir süreçten zarar göreceğini belirtti. Kadınlar, şiddet gördükleri eşleriyle arabuluculuk yapmaya zorlanamaz. Bu tür bir uygulama, kadınların daha da savunmasız hale gelmesine yol açar," diyen Topaloğlu, kadınların evliliklerinde yaşadıkları şiddetten dolayı adalet arayışlarının önünün kapanmaması gerektiğini vurguladı.

"Kadınlar kapalı kapılar ardında hak kayıpları yaşayabilir"

Topaloğlu, Türkiye'deki adalet sisteminin hâlâ şiddet mağduru kadınlar için yeterli korumayı sunamadığını, bu yüzden arabuluculuğun çözüm değil, risk oluşturduğunu ifade etti. "Bir kadın, yıllarca şiddet gördüğü bir kişiye karşı arabuluculuk yapma yükümlülüğüyle karşı karşıya kaldığında, bu ona daha fazla travma yaşatır. Bu, kadınları ikinci kez mağdur eder” dedi. Topaloğlu, aile arabuluculuğunun gizlilik esasına dayalı bir süreç olduğunu hatırlatarak, bu durumun da kadınlar için tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. "Gizlilik ilkesinin arkasına sığınarak, şiddet mağduru kadınların tepkileri, korunma talepleri ya da adalet arayışları göz ardı edilebilir. Bu süreçte, kadınların güvenliği tehlikeye atılabilir,” dedi. Topaloğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın cuma hutbesinde kadınların miras hakkına ilişkin söylemlerin eşitlik ilkesine de aykırı olduğunu hatırlatarak kadınların arabuluculuk mekanizması olsa da kapalı kapılar ardında, baskı ile ekonomik anlamda hak kayıplarına maruz kalabileceklerinin altını çizdi.

"Kadının temel hakları müzakere konusu haline gelebilir"

Topaloğlu, gizliliğin, şiddet mağduru kadınların seslerini duyuramamalarına yol açabileceğini belirtti. Kadınların bu tür uygulamalarda, daha güçlü olan eşlerinin baskısı altında kararlar vermek zorunda kalabileceğini, bu durumda ise özgür iradelerinin hiçe sayılabileceğini ifade etti. Kadın hakları savunucusu, arabuluculuğun hukuk sisteminin yerine geçmemesi gerektiğini vurgulayarak, "Kadınlar yargı önünde eşit ve adil bir şekilde temsil edilmelidir. Yargının kararlarının doğru, hızlı ve kadın haklarını ihlal etmeyen bir şekilde alınması gerekmektedir. Arabuluculuk, adaletin yerine getirilmesi değil, genellikle sorunların daha da derinleşmesine yol açmaktadır" dedi. Aile arabuluculuğu uygulamasının kadına şiddet dışındaki durumlarda uygulanma ihtimalini değerlendiren Topaloğlu, "En çok karşılaştığımız karşı söylem, 'Kadına şiddet yoksa aile arabuluculuğu uygulanabilir' şeklinde oluyor. Halbuki arabuluculuk hizmetinin yargılama süreçlerinin yerine tutulmaması gerek. Arabuluculuk uygulaması mahkemelerin yükünü alması gerekçe gösterilerek devreye girdi. Bu uygulamayı genişletmek, boşanma davalarının yerine tutmak kadınların miras, velayet gibi temel haklarının müzakere konusu haline getirir" sözlerini kullandı.

​2025 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi Tebliği ile aile, işçi/işveren ve tüketici uyuşmazlıklarında iki taraf için saat ücreti 785 TL, ticari uyuşmazlıklarda iki taraf için bin 150 TL olarak belirlendi. Arabuluculuk uygulamasının ekonomik yükümlülüklerini hatırlatan Topaloğlu, "Aile içi anlaşmazlığa maruz kalan kadınlar maddi imkanları yetersizse baroların kadın hakları birimi aracılığıyla hukuki destek alabiliyorlar. Aile arabuluculuğu uygulaması devreye girerse kadına maddi külfet getirecek. Bu da kadınların temel hukuki haklarına ancak para ile erişmesine neden olacak" şeklinde konuştu.

"Anlaşmalı boşanma varken arabuluculuğa gerek yok"

Topaloğlu katıldığı Adalet Bakanlığı tarafından İstanbul’da düzenlenen “Türkiye Yüzyılında Türk Medeni Kanun Çalıştayı”nda da şiddetin basit bir anlaşmazlık olmadığına dikkat çekerek, "Arabuluculukta saat başına ücret haricinde konusu para olan işlerde yüzde 6 oranında arabuluculuk ücreti ödeniyor. Bu yüzde arabuluculuk kadınları ekonomik açıdan da zorlayan bir durum. Bunun yanında Medeni Kanun'da anlaşmalı boşanma zaten mevcut. Şiddet yoksa zaten taraflar anlaşmalı olarak protokol düzenleyip boşanabiliyor. Arabuluculuğa gerek kalmıyor. Arabuluculukta ise sürecin uzaması riski söz konusu" dedi.

“Kadınların hak arama süreçleri zorlaştırılmamalı”

Topaloğlu, arabuluculuk sisteminin kadınların hak arama süreçlerini daha da zorlaştıracağını belirterek, "Kadınlar, boşanma ya da nafaka gibi davalarda haklarını savunmak için zor durumda kalabilir. Bu, kadınların adalet arayışını engeller. Ayrıca, arabuluculuk gibi süreçler, kadınların eşitlik taleplerine karşı bir engel oluşturabilir" diye konuştu.

Topaloğlu, Türkiye’deki kadın cinayetleri ve aile içi şiddet oranlarının yüksekliğine de dikkat çekerek, "Kadınlar hâlâ en temel haklarını kullanırken bile yaşamlarını riske atıyorlar. Bu ortamda, kadınların güvenliği her şeyden önce gelmelidir. Aile içindeki şiddetle mücadele etmek, adaletin sağlanması için temel bir öncelik olmalı" dedi.

Canan Güllü İstanbul Sözleşmesi’ni hatırlattı:” Şiddete karşı mekanizma zayıfladı”

24 Saat’e konuşan Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekildiği, şiddet önleyici mekanizmaların zayıfladığı bir ortamda, Avrupa’daki aile arabuluculuğu modelinin uygulanmasının büyük riskler taşıdığını belirtti. Güllü, aile arabuluculuğunun Türkiye’de, kadınların ve çocukların güvenliğinin tam olarak sağlanmadığı, hukuki haklarının eksik olduğu bir ortamda uygulanmasının tehlikeli olduğunu vurguladı. Avrupa’daki arabuluculuk sistemlerinin güçlü şiddet önleme ve koruma mekanizmalarına dayandığını belirten Güllü, “Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş, şiddet önleyici mekanizmalar zayıfken ve kadın cinayetleri bu kadar yüksekken, Avrupa’daki aile arabuluculuğu modelini uygulamak büyük bir risktir. Öncelik, şiddetin önlenmesi, hukuki güvencelerin sağlanması ve nafaka gibi hakların eksiksiz uygulanması olmalıdır” dedi.

“Arabuluculuk olacaksa şiddet geçmişi olmamalı”

Güllü, arabuluculuğun sadece şiddet içermeyen, sağlıklı ve eşit ilişkilerde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Mevcut koşullarda, şiddet mağduru kadınların arabuluculuk sürecine dâhil edilmesinin tehlikeli olacağını vurgulayan Güllü, şunları söyledi:

“Şiddet öyküsü olan veya güç dengesi eşit olmayan ilişkilerde arabuluculuk kesinlikle yasaklanmalı ya da çok sıkı denetime tabi tutulmalıdır. Ancak güvenli ve eşitlikçi bir ortam sağlanmadan, arabuluculuk uygulanamaz. Aksi takdirde, şiddet mağduru kadınlar yeniden istismara açık hâle gelir. Mevcut koşullarda, arabuluculuk, failin sorumluluğunu azaltabilir ve mağdurun şikâyetini geri çekmesine yol açabilir. Bu, kadının hukuki ve fiziksel güvenliğini tehlikeye atar.”

“Kadınların boşanması zorlaştırılmaya çalışılıyor”

Son yıllarda Türkiye’de boşanma oranları konusunda çeşitli düzenlemeler yapılmaya çalışıldığını hatırlatan Güllü, boşanmanın önlenmesi adına kurulan komisyondan da bahsetti. "Çok iyi biliyoruz ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde boşanma oranlarının düşük olması gerekçesiyle bir Boşanma Komisyonu kurulmuş ve boşanmanın önlenmesi için önleyici tedbirler getirilmesi hedeflenmişti. Ancak Allah’tan itirazımız kabul gördü ve bu rapor genel kurulda sunulmadan geçerliliğini yitirdi" dedi.

Güllü, boşanmayı zorlaştırmak yerine, güvenli ve eşitlikçi bir aile ortamı oluşturulması gerektiğini ifade etti. “Boşanmayı önlemeye çalışmak yerine, güvenli ve eşitlikçi aile ortamını sağlamak öncelikli olmalıdır. Avrupa’da arabuluculuk, evliliği her koşulda sürdürmek için değil, boşanma sürecinde taraflar arasındaki iletişimi kolaylaştırmak, hakları korumak ve çocuk yararını gözetmek amacıyla yapılır. Ancak Türkiye’de bu sistem, yanlış yönlendirilirse kadınların boşanma hakkını fiilen kısıtlayabilir. Bu çok tehlikeli bir durumdur.”

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar