Dindar Karataş / Eskişehir

Yapılan birçok araştırmalara göre, fiziksel şiddetten daha fazla uygulanan “psikolojik şiddet”, farkına varılması zor, kişinin kendini suçlu, güvensiz ve çaresiz hissetmesine neden olan bir şiddet türü olarak tanımlanıyor. Kadın Savunma Ağı, 23 ilde yaptığı erkek şiddeti araştırmasına göre, Türkiye’de yaşayan kadınların yüzde 95,2’si psikolojik şiddetle karşı karşıya. Next Genaration (NG) Araştırma Şirketi’nin kamuoyu araştırmasına göre ise, kadınların yüzde 43’ünün hayatlarında en az bir kere psikolojik şiddete maruz kaldığı ve yüzde 10’un bu şiddeti tanımlayamadığı belirtiliyor. Uzmanlar, sürdürüldüğü takdirde fiziksel şiddete dönüşebilme ihtimali olan psikolojik şiddeti tanıyabilme ve buna karşı önlemler alabilmenin önemine işaret ediyor.

Feminist Avukat Tülay Sinemoğlu, psikolojik şiddetin tanımını “Sevgi, ilgi, destek, değer gibi duygusal ihtiyaçlar vb. kadın üzerinde kontrol sağlamak için keyfi şekilde karşılanıyorsa veya hiç karşılanmıyorsa, erkek kendi isteklerini yaptırmak için cezalandırıcı, küçük düşürücü, yaralayıcı, tehdit edici davranış ve tutumların hepsi” şeklinde yaptı. 

Avukat Tülay SinemoğluTülay Sinemoğlu

Bütün şiddet türleri gibi psikolojik şiddetin de birçok boyutu ve çeşidi olduğunu belirten Avukat Sinemoğlu, “Duygu sömürüsü yapmak, suçlu hissettirmek, utandırmak, küsmek, surat asmak, kişiliği, fiziksel görünüşü ile alay etmek, kendisi, ailesi hakkında küfür ve hakaret etmek de psikolojik şiddet türleridir. Kadınların beceri ve yetilerini küçümsemek, bireysel haklarını yok saymak, yaptıklarını sürekli eleştirmek ve kadınlara kendilerini akılsız, aciz, yetersiz, beceriksiz, zayıf, muhtaç ve bağımlı hissettirmeyi sayabiliriz. Kadınları karar mekanizmalarına dâhil etmemek, hatta kadının ne düşündüğünü ne hissettiğini ne istediğini, onun için neyin iyi olduğunu kadın adına tanımlamak, kadın adına kararlar almak yaygın görülen psikolojik şiddet türleridir” açıklamasında bulundu.

Suçluluk duyma, kendisinden şüphe etme ve özgüvende sarsılma… 

Avukat Sinemoğlu, psikolojik şiddete maruz kalan kadınların bu durumu fark etmesinin kolay olmadığını vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:  

“İnsanlar bu şiddet türüne genelde en yakınları tarafından maruz bırakılırlar. Şiddete maruz kalan kişi kendini sorgular, karşı tarafın haklı olduğunu düşünür ve kendine suçlayıcı bir tavırla yaklaşır. Kişi kendinin fazla duygusal olduğunu, karşı tarafın ondan daha üstün olduğunu ve tüm bunları onun iyiliği için yaptığını düşünebilir. Yaşadığı olayları yanlış algılayıp yorumladığı için maruz kaldığı psikolojik şiddeti normalleştirebilir. Birçok kadın, psikolojik şiddetle karşı karşıya olsa da bu şiddeti tanımıyor maalesef.” 

Fiziksel şiddet gibi gözle görülür olmasa da kişinin psikolojisi ve benlik algısının ciddi anlamda etkilenip zedelediğine dikkat çeken Sinemoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

“Uzun süre duygusal şiddete maruz kalmış kişiler, var olduğu haliyle değerli olduğu ya da herhangi bir şeye adım atmak için yeterli olduğu fikrine inanmakta güçlük çekerler. İlişki içerisinde karşılaştığı sürekli eleştiri ve suçlama da kişinin suçluluk duymasına, kendisinden şüphe etmesine ve özgüveninde sarsılmalar yaşamasına neden olur. İlişki içerisinde başlayan çaresizlik, korku, kaygı, stres, hayır deme korkusu, huzursuzluk, güvensizlik gibi etkiler kişinin diğer ilişkilerine de yansır. Duygusal şiddet sadece romantik ilişkilerde yaşanmaz. Arkadaşlık ilişkileri, aile ilişkileri, iş hayatı gibi diğer tüm ilişkilerde de yaşanma ihtimali vardır. Bunun en belirgin örneği iş yerlerinde yaşanan mobbinglerdir.” 

Psikolojik şiddete maruz bırakılan kadınların büyük bir kısmında, özgüven eksikliği, korku, huzursuzluk, yalnızlık hissi ve aşırı gerginlik gibi belirtilerin görüldüğünün altını çizen Sinemoğlu, birçok psikolojik travmaya, madde bağımlılığına ve hatta intihar girişimlerine sebep olabilecek psikolojik şiddetin çeşitlerini şöyle sıraladı: 

Yunus Emre Enstitüsü, Brüksel'de sanat, inovasyon ve sağlık sektörünü buluşturdu Yunus Emre Enstitüsü, Brüksel'de sanat, inovasyon ve sağlık sektörünü buluşturdu

“Yalnızlaştırma en yaygın psikolojik şiddet türüdür. Bu psikolojik şiddet türünde mağdurun çevresindeki en yakın insanlardan uzak durması sağlanmaya çalışılır. Bu davranışla mağdurun tamamen şiddeti uygulayan kişiye ait olması amaçlanır. Böylece kişi, gitgide yalnızlaşır ve kendisine şiddet uygulayan kişi hariç kimsesi olmadığını düşünür. Gaslighting dediğimiz akıl bulandırma yönteminde ise mağdurun sürekli kendini sorgulaması sağlanır ve mağdur bir süre sonra kendi düşüncelerinin uydurma olduğuna, her şeyi kendi kafasında kurduğuna ve sürekli paranoyakça düşündüğüne inanır. Böylelikle aslında suçlu karşı taraf olsa bile mağdurun kendine olan inancı kırılır ve mağdur kendine güvenemez hale gelir. Stashing yani ilişkide karşı taraf şiddete maruz kalan kişiyi adeta yasak bir ilişki yaşıyormuş gibi saklamak. Aşırı kıskançlık ve mobbing de psikolojik şiddetin yaygın görülen çeşitlerinden.”

Toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden psikolojik şiddetin erkekler tarafından normalleştirilmeye çalıştığına işaret eden Sinemoğlu, “Erkekler ‘Öfkelidir, saldırgandır, sahiplenicidir, koruyucudur’ gibi rollerle, uyumlu şekilde kadınlara atfedilen ‘naif, korunmaya muhtaç, zarar görmeye açık, kırılgan, ayrıntıcı, dolayısıyla her şeyi abartan’ gibi roller, psikolojik şiddetin var olmasını çok kolaylaştırıyor. Kadınlar kendilerine atfedilen bu rollerin dışına çıktıklarında erkeklere biçilen o roller, tehdit olarak algılanıp daha fazla psikolojik şiddete açık hale de gelebiliyorlar” diye konuştu.

Kadınlar, yardım ve destek alabilecekleri kaynaklar hakkında bilgi sahibi olup bilinçlenmeli

Sinemoğlu, psikolojik şiddetle başa çıkmanın yollarına ilişkin şunları söyleyerek konuşmasını bitirdi: 

“Bu durumun normal olmadığı ve psikolojik şiddetin varlığı kabullenilmeli. Psikolojik şiddet uygulayan kişi ne yaptığının farkında değilse ona durum anlatılmalı. Şiddet uygulayan kişi ne yaptığının farkındaysa ve bunda bir sorun görmüyorsa onunla iletişim kesilmeli. Kişi kendine karşı olan tutumlarını, davranışlarını ve özsaygısını geliştirmeli. Sınırlarını kesinlikle korumalı ve en önemlisi ‘Hayır’ diyebilmeli. Şiddete maruz kalan kadınlar, kendilerini korku ile birlikte belirsizlik içinde hissederek çaresizlik hissi ile beraber yardım arama davranışını eyleme geçirmekte zorlanabilirler. Bu nedenle öncelikle şiddete maruz kalan kadınların, yardım ve destek alabilecekleri kaynaklar hakkında bilgi sahibi olup bilinçlenmelerinin önemli. Böyle bir durum ile karşılaşıldığında vakit geçirmeden destek alabilecekleri kurumlara başvurmalıdırlar. Yaşamlarını şiddet görmeyecekleri bir ortamda yeniden kurmaları noktasında mücadelelerini sürdürmelidirler. Bu noktada, şiddete maruz kalan kadınların, psikiyatrik ve psikolojik tedavileri önemli bir basamak oluşturmaktadır. Ayrıca, kadına yönelik tüm şiddetlere karşı örgütlenme elzemdir. Türkiye’de kadınlar, hem özel alanda hem kamusal alanda yakın ilişkilerinden devletle ilişkilerine kadar psikolojik şiddete maruz kalıyorlar. Bunun için bütün kadınların bir arada olması ve hem kendilerini hem de birbirlerini savunması önemli.”