Türkiye'nin binlerce yıllık tarihi ve kültürel varlıklarını korumak, belgelemek ve geleceğe taşımakla görevli kamu personeli, içine düştükleri özlük ve mali hak mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla yasal düzenleme çağrısında bulundu. Kültür ve Turizm Bakanlığı kadrolarında çalışan uzmanlar, taşıdıkları yüksek hukuki ve teknik sorumluluğa rağmen, özlük haklarında diğer teknik personelin gerisinde bırakıldıklarını ifade ediyor.
Bakanlıklara gönderilen karardan sonuç çıkmadı
Kültürel Miras Uzmanları Platformu, seslerini duyurabilmek amacıyla geçen yıl TBMM Dilekçe Komisyonu’na 3 bin 211 imzalı kitlesel bir başvuru gerçekleştirdi. Yapılan incelemeler neticesinde TBMM Dilekçe Komisyonu, ilgili unvanların ekonomik ve mesleki mağduriyet yaşadığını resmen tespit eden bir karara imza attı.
Platform üyeleri, komisyon tarafından verilen bu resmi tespit kararının 7 Ekim 2025 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı’na tebliğ edildiğini aktardı. Ancak aradan geçen zamana ve takvimin 2026 yılını göstermesine rağmen, ilgili idari merciler tarafından kronikleşen sorunlarına dair henüz hiçbir pratik çözüm üretilmediği vurgulandı.
"Tekniker benden 15 bin lira daha fazla maaş albiliyor"
ANKA Haber Ajansı'na konuşarak sahada ve müzelerde yaşanan mali eşitsizlikleri dile getiren kamuda görevli bir arkeolog, karşı karşıya kaldıkları mesleki tezatları şu sözlerle özetledi:
"Zorunlu altyapı uygulamalarında, arkeolojik sondaj süreçlerinde, kaçak kazı dosyalarında, teknik değerlendirmelerde rapor yazıyoruz. Vatandaşın mülkiyet hakkını etkileyen süreçlerde sorumluluk alıyoruz. Koruma kurullarına dosya hazırlıyoruz. Ama ironik olan şu: 2 yıllık tekniker olarak göreve başlayıp sonradan mühendislik tamamlayan bir personel, bugün benden yaklaşık 15 bin lira daha fazla maaş alabiliyor. Üstelik benim taşıdığım teknik sorumluluğun tamamını da taşımıyor. Kurula dosya hazırlayan benim. Teknik raporu yazan benim. İmza sorumluluğu bende ama özlük haklarında geride olan yine benim."
Müzelerde görev yapan meslektaşlarının omuzlarındaki yükün çok daha ağır olduğunu hatırlatan arkeolog, "Binlerce tarihi eserin zimmet sorumluluğunu taşıyorlar. Kazı süreçlerinde görev alıyorlar. Kaçakçılık dosyalarında uzman görüşü sunuyorlar. Tarihi eserlerin korunması, belgelenmesi ve sorumluluğu onların omzunda. Ama aynı kurumda, bazen yalnızca koordinat alıp mevcut hazır veriyi kullanan başka kadrolar daha yüksek mali haklara sahip olabiliyor" diyerek kurum içi ücret adaletsizliğine dikkat çekti.
"Mağduriyetin temeli 1994 yılındaki yanlış gruplandırmayla atıldı"
Arkeologların idari tarihsel süreçte 1987 yılında teknik hizmetler sınıfına dahil edildiğini, ancak kırılma noktasının 1994 yılında yaşandığını belirten uzman personel, sorunun tarihsel arka planını şu sözlerle aktardı:
"1994’te 4 yıllık lisans mezunu arkeologların, teknik hizmetler içinde yanlış gruplandırmayla 2 yıllık teknik personelle aynı alt grupta değerlendirildi. İşte bugünkü mağduriyetin temeli burada atıldı. Çünkü biz sahada teknik sorumluluk almaya devam ettik ama haklarımız o sorumluluğa göre gelişmedi. 2025’te TBMM Dilekçe Komisyonu bu mağduriyeti açık şekilde tespit etti. Sorunun gerçek olduğunu kabul etti ama 2026’ya geldik biz hala aynı noktadayız. Türkiye’nin geçmişini koruyan insanlar olarak kendi geleceğimiz için adalet bekliyoruz çünkü mesele sadece maaş değil, bu bir meslek itibarı, eşitlik ve hakkaniyet meselesi."
Gelecek kaygısı yaşadıklarını ve hak ihlallerini anlatmakta bürokratik engellerle karşılaştıklarını ifade eden kamu personeli, "Türkiye’nin binlerce yıllık geçmişini koruyan uzmanların, kendi gelecekleri konusunda bu kadar belirsizlik yaşaması gerçekten ironik. Biz geçmişi okuyoruz. Toprağın altındaki binlerce yıllık katmanları çözüyoruz. Medeniyetlerin yükselişini, çöküşünü, adalet anlayışını inceliyoruz. Ama kendi mesleğimizin uğradığı adaletsizliği anlatmakta zorlanıyoruz" cümleleriyle güvenceli bir yasal düzenleme talep etti.




