Nermin Er’in yeni kişisel sergisi 'Bana Benden Yakın, Benden Yabancı - İçimde Dolaşan, Gezen Biri Var', 16 Mayıs’ta sanatseverlerle buluştu. “Gözümde özleyiş, gönlümde acı” isimli sözlerini Şemsi Belli’nin yazdığı bir Türk Sanat Müziği parçasından ilham alarak adını alan serginin merkezinde 10 video yer alıyor. Stop motion tekniğiyle canlandırdığı mekânlar, objeler ve sessiz ama güçlü anlatımıyla sanatçının iç dünyasını, kayıplarını, dönüşümünü nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor.
Bana Benden Yakın, Benden Yabancı (Kareler), Kağıt üzerine mürekkep ve kağıt üzerine kuru boya, 2025
Her biri el yapımı maketlerle inşa edilen 10 video iş, gündelik olanla bilinçdışı arasındaki kırılgan bağı duyusal bir deneyime dönüştürüyor. Figürsüz, ama son derece karakterli bu sahnelerde izleyici; karanlıkla aydınlık, hareketsizlikle ani kıpırtılar, sessizlikle içsel ses arasında salınan bir ruh halinin tanığına dönüşüyor. Er’in üretim sürecinde sergilediği sabır, her kareye sinmiş bir varoluş pratiğiyle buluşuyor. “Sanat bir dükkân gibi kapanmaz. Gecenin bir yarısı fikir gelir, kalkar not alırsınız” diyen sanatçı için bu işler yalnızca gösterim değil; aynı zamanda yaşamanın bir yolu.
Sergiyle birlikte izleyiciye açılan bu dünya, sadece görsel değil, işitsel bir yakınlık da kuruyor. Radyodan duyduğu bir cümleyle başlayan yaratım süreci, kaybettiği kedisi Viski’nin anısına kadar uzanıyor. Ev içi sessizlikte gezen bir bıyığın gölgesinden, tanımsız mekânlardaki duygusal tekinsizliğe dek Er’in işi, empatiyle, gözlemle ve yoğun bir duygusallıkla şekilleniyor.
Zanaatı, düşünceyi ve hafızayı aynı anda harekete geçiren bu sergi, izleyicisini sadece bakmaya değil; görmeye, sadece anlamaya değil; hissetmeye çağırıyor. Nermin Er, Galeri Nev İstanbul’daki yeni kişisel sergisi “Bana Benden Yakın, Benden Yabancı – İçimde Dolaşan, Gezen Biri Var”ı 24 Saat’e anlattı.

Atölye, Tek kanallı video (döngü) 3’33”, 2025
Müziğin hayatınızda önemli bir yeri var gibi. Serginin ismi de “Gözümde Özleyiş, Gönlümde Acı” isimli Türk Sanat Müziği parçasından sözler.
Evet. Radyoda duyduğum bir şeydi bu iki cümle. Çok etkilendim. Müzikle ilişkim ise çok eskiye dayanıyor. Çünkü seviyorum ve bana çok fazla dokunan, ilham veren tarafları var. Müzik uçsuz bucaksız bir şey. Ama bu parçada beni en çok çarpan, müzikten ziyade sözlerdi. Ben böyle sözleri çok seviyorum, not alıyorum bazen. O iki cümle de işte, beni tekrar bu yola yöneltti.
Bu sergiye gelirken tekrar animasyona dönmeniz nasıl gelişti?
Yıllarca başka alanlarda üretim yaptıktan sonra animasyon bilgimi geri çağırmak istedim. Bu bilgiyi, eski reklam estetiğinden uzaklaşıp kendi işlerimle birleştirme fikri bana iyi geldi. Daha soyut, daha ucu açık sahneler yapabilme imkânı tanıdı. Radyoda duyduğum o iki sözle birlikte düşündüm: “Ben bu sözleri kendi artistik üretimimle nasıl birleştirebilirim?” dedim. Ve uzun yıllar yaptığım animasyonu tekrar hatırlayıp uygulamaya başladım.

Sandalyeden Koltuğa, Tek kanallı video (döngü) 54’’, 2025
Eğitim hayatınız ve animasyonla ilişkiniz nasıl başladı?
Ben heykel okudum üniversitede. Okul bitmeden bir animasyon stüdyosunun kuruluş aşamasında yer aldım. Hem öğrenciydim hem çalışan. Bu yaklaşık 17 yıl kadar önceydi. Türkiye’nin ilk stop motion animasyon stüdyosu olabilir. Reklam filmleri yapıyorduk. Çok sayıda bilinen reklam karakterini o dönemde ben yapmışımdır: Dalin reklamındaki civcivler gibi… Animasyonun içine doğmuşum gibi oldu.
İnternetsiz bir dönemde animasyona ilgi duymak nasıldı?
İnternet yoktu ama biz özellikle stop motion’a, animasyona ilgi duyuyorduk. Animasyonu çok içselleştirmiştim. Heykel okurken bile tüm çabam animasyon yapmaktı. Sonrasında çeşitli yerlerde çalıştıktan sonra galeri evde artistik yönümle üretimler yaptım. Kağıtlarla çalışıyorum, çeşitli yerleştirmeler, enstalasyonlar yaptım.

Viski’nin Bıyığı, 2025, Tek kanallı video (döngü), 1’21’
Viski sizin için çok özel görünüyor. Onu bu işe nasıl dahil ettiniz?
Viski benim için çok duygusal bir yere sahipti. Hayatım boyunca kedilerim oldu. Viski Fıstık birlikteydi. Fıstık üç renkli, dişi bir kediydi. Maalesef kanser oldu. Onu üç yaşında kaybettim ama son iki yılı çok keyifli geçti. Onunla vedalaşma süreci bana bir tür hazırlık sundu.
Sonrasında Viski hayatımıza girdi. Bana biraz bağlıydı. Hatta biraz köpek gibiydi. Bana yaklaşanlara tepki verirdi. Göz göze bakışarak konuşur gibiydik. Ne yazık ki Viski’yi kaybettik. Kalp rahatsızlığı oldu. Kanepede onun cansız bedenini bulmak hayatımda çok keskin bir iz bıraktı.
Bıyığını onun evde yapmayı sevdiği şeyler üzerinden düşündüm. Ağaç altları, sandalye altları, gölgeli yerler gibi… Kediler böyle önce bir döner, sonra otururlar ya; onun gibi hareket ettirdim. Bıyık o gölgelerde dolaşıyor.

Sarı Bina, Tek kanallı video (döngü), 2’01’’, 2025
Mekânları nasıl kurguladınız? Gerçek yerlerden mi yola çıktınız?
İlk başta çoğu mekân tanımsızdı. “Burası şurası” diyemeyeceğiniz ama his olarak size bir şey veren yerlerdi. Psikolojik olarak daha soyut ve kişisel yerlerdi. Detaylandırmamaya dikkat ettim. Hikâyesi olmayan ama izleyiciyi bir duygu durumuna sokacak alanlar kurmak istedim.
Serginizde duygunun izleyiciyle buluşmasını önemsediğinizi söylüyorsunuz. Bu tasarım kararlarınızı nasıl etkiledi?
Evet, sergide bir duygu paylaşımı olsun istedim. Bu nedenle arka arkaya sıralanmış tek ekran bir video kurgusu değil, aynı anda çalışan on video var. Hem görsel hem duygusal olarak izleyiciyi sarsın istedim. Videoların bazıları 5 dakika, bazıları 1,5 dakika. Ama dikkat etmezseniz bittiğini düşündüğünüz bir ekran tekrar açılıyor. Plan plan siyaha düşüyor, sonra başka bir sahneyle yeniden başlıyor. Bu da izleyicide bir sersemleme yaratıyor.
Bu sergiyi kurarken izleyiciyi kendi ruh halinize davet ettiğinizi söylüyorsunuz. Neden?
Hep birlikte o izlemenin getirdiği ruh hâline girelim istedim. Bir paylaşım arzuladım. Birlikte duygulanmak, birlikte düşünmek...
Sergide "kendine yabancılaşma" hissi de öne çıkıyor. Sizce bu nedir?
Kendine yabancılaşma zamanla insanın başına gelen bir şey. Yaşadıklarımız, tanıdığımız insanlar bazı doğrularımızı sorgulatıyor. Bildiğiniz şeylerin sabit olmadığını görüyorsunuz ve bu sizi değiştiriyor. Dünyadaki Türkiye’deki gelişmeleri takip ediyorum. Bunlar muhakkak beni etkiliyor. Ama sonra oturup bir şeyler karalıyorum. Bu benim için sadece üretmek değil; yaşamak için bir şey.

Bana Benden Yakın, Benden Yabancı (Atölye), Tuvale marufle kağıt üzerine mürekkep, 72x52 cm, 2025
Sergide çizimler ve maketlerin videolarla etkileşimi nedir?
O videolarda gördüğünüz her şey stop-motion tekniğinin gerekliliği olarak el yapımı. Önce maketleri yaptım, sonra animasyonları tasarladım. Stop motion’un güzelliği emek isteyen bir iş olması. Ben de emeği seviyorum. Fiziksel üretimi göstermek istedim çünkü artık her videoya "acaba yapay zekâ mı yaptı?" diye bakılıyor. Bu işlerin kare kare elle yapıldığını göstermek istedim.
Peki yapay zekâ hakkında ne düşünüyorsunuz? Kullanmayı düşündünüz mü?
Hayır, düşünmüyorum. Zanaat kısmını seviyorum. Maketleri üretmek, kamera açılarını belirlemek, test çekimleri yapmak... Bütün bu süreç beni besliyor. Yapay zekâ sadece iyi taklit yapabilir. Ona veri verirsiniz, o da bunları en iyi biçimde birleştirir. Ama sanatçıya veri vermezsiniz; sanatçı kendi sorularının cevabını ararken üretir. Zaten insanı sanatçı yapan da budur.
Merdivenli, 2025, Tek kanallı video (döngü), 1’33’’, 2025
Stop motion’un sizin için hâlâ çok özel bir yeri var diyebilir miyiz?
Kesinlikle. Stop motion’un dokusu, ışığı, emeği… Yapay zekâ şu anda bunu veremiyor. Belki bir gün ulaşır ama şimdilik o hissi yakalaması mümkün değil.
İşlerinizdeki “tekinsizlik” hissinden bahsedebilir misiniz?
Evet. Özellikle “o da yana o da” adlı işte mesela, mekânın tamamı görünmüyor. Karanlıkla aydınlık arasında bir geçiş var. Kameranın tuttuğu alan net değil. Yerlerde kıvrılan ten renginde belirsiz formlar var. Aksiyon neredeyse yok ama his olarak rahatsız edici. Bu duyguyu yaratmak istedim.

Mavi Oda,Tek kanallı video (döngü), 5’06’’, 2025
Renkler ve figürler arasında nasıl bağlar kuruyorsunuz?
Çoğunlukla ten rengi kullanıyorum çünkü bana daha insani, duygusal çağrışımlar yapıyor. Sandalyeler, ipler, dallar... Hepsinde bu renk ortak. Hayvansı imgelerle de yan yana getiriyorum. Örneğin "Merdivenli" işiyle Viski’nin bıyığının olduğu işi yan yana sergiledim. İkisi de hayvana dair bir temaya yakın.
Son olarak, izleyiciye neyi hatırlatmak istersiniz?
Sanat bir dükkân gibi değil, kapanmaz. Gecenin bir yarısı bir fikir gelir, kalkar not alırsınız. Bu sergiyi de öyle yaptım. Notlar aldım, storyboard’lar çizdim. Sonra bunları hayata geçirdim. Bu süreçte olduğu gibi aslında sanat da hayatta olduğu gibi emekle iç içe. Ve hayattaki kısa, gözden kaçırılan anlar da sanatın konusu olabilir.
Dallar, Tek kanallı video (döngü), 1’20’’, 2025






