CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Avrasya Stratejik Araştırmalar Platformu (ASAD) Genel Merkezi'ni ziyaret etti. CHP lideri, ziyaretin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu, Zengezur Koridoru'nun Türkiye için önemine ilişkin şunları söyledi:

"Türkiye, Azerbaycan’ı kendisinden ayırmıyor. O anlaşmayı Azerbaycan imzalamışsa Türkiye de imzalamış kabul ediyor. Öyle düşünüyorum ben şahsen. Ama normalde Türkiye’nin bu sürecin içinde olması lazım. Çünkü Kuşak-Yol Projesi dediğimiz Zengezur Koridoru bizim açımızdan çok önemli. Orta Asya açısından da çok önemli. Çünkü onlar da Akdeniz’e, Mersin Limanı’na ulaşmak istiyorlar. Bizim Merkez Türkiye Projesi’nin temel noktası da buydu zaten. Türkiye’yi merkez alan, büyük, gelişmiş bir ülke... Orta Asya’dan, Doğu Akdeniz’den ve Ege’den kazanımlarımız olacaktı ve Türkiye, merkez ülke olarak kendi bölgesinde önemli bir konuma gelmiş olacaktı."

Ukrayna'nın askeri sağlık sistemi yenileniyor: Yankı Bağcıoğlu Türkiye'ye dikkat çekti
Ukrayna'nın askeri sağlık sistemi yenileniyor: Yankı Bağcıoğlu Türkiye'ye dikkat çekti
İçeriği Görüntüle

"Nitelikli İnsanları Korumak Zorundayız"

Bilim, araştırma ve eğitim politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, gelişmiş ülkelerin bilimsel araştırmalara büyük kaynak ayırdığını ifade etti. itelikli ve üstün yetenekli çocuklara özel imkanlar sağlanması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Bürokratken Amerika’ya gitmiştik. Sağlık Bakanlığı müsteşarları da vardı. Bizi bir merkeze götürdüler. Kapalı bir salon, futbol sahası büyüklüğünde. Her masanın önünde de bir bilgisayar. 'Nedir burası?' dedik. Dünyada sağlık açısından çözülemeyen ne kadar olay varsa buraya gelir. Buradaki hocalar, bilim insanları, meraklılar oturur çalışırlar. 'Acaba biz bunu çözebilir miyiz?' diye. Çözebilirlerse zaten mesele yok, çok para kazanacaklar. Çözemezlerse uğraşıyorlar. Şimdi dünyada belli ülkeler bilime ve araştırmaya büyük önem veriyorlar. Çünkü bir keşfin bir ülkeyi ne kadar zengin ettiğini artık bilmemiz gerekiyor. Biz buna yüksek yetenek inşası diyoruz. Bir toplumu ileriye taşıyan, o toplumun nüfusunun yüzde 1,5-2’sidir. Yüzde 1,5-2, yani üstün zekâlılar. Üstün zekâlıları devlet korur. Bunlara özel ayrıcalıklar tanır, özel olanaklar sağlar. Örneğin Covid-19 aşısını iki Türk kökenli Alman vatandaşı buldu.

Alman ekonomisine kazandırdıkları para 40 milyar dolar. Bir aşıyla 40 milyar dolar. Biz bulsaydık biz kazanacaktık. Şimdi bizim Millî Eğitim Bakanlığı bu yüksek yetenek inşasını hâlâ kavramış değil. Nitelikli, zeki çocuklara özel sınıflar açmak lazım. Hele bu yapay zekâdan sonra artık öyle ezber falan bitti. Çocuk ne kadar nitelikli soru soruyorsa eğitim o kadar başarılıdır. Zaten evde tarih kitabını okumasına gerek yok. Yapay zekâ o bilgiyi veriyor size. Siz çocuğun soru sormasını, nitelikli soru sormasını ve o sorunun yanıtını aramasını isteyeceksiniz. Eğitim sistemi tepeden tırnağa değişmek zorunda. Millî Eğitim Bakanı bunun farkında mı bilmiyorum. İngiltere özel bir yasa çıkardı. Dünyanın en önemli 20 üniversitesini saydı. 'Bu üniversitelerden mezun olanlara hiçbir soru sormadan İngiltere vatandaşlığı vereceğim' dedi. Bizde de en nitelikli gençlerimiz Batı’ya gidiyor. İyi para veriyorlar. Yani ben gayet iyi biliyorum. ASELSAN’dan kim bir uzman getirirse Hollanda’ya, 5 bin avro ikramiye veriyorlardı. Oradan bir kişiyi getirirse... Şimdi biz nitelikli insanları korumak zorundayız.

Tabii bu bir siyasi partinin çözeceği bir olay değil. Bu, bir devlet politikası hâline gelmek zorunda. Yani bütün siyasi partilerin belli noktalarda ortak hareket etmeleri ve ortak çözümler üretmeleri gerekiyor. Devlet politikasıyla günlük politikaları ayırmak gerekiyor. Tabii bu benim şahsi görüşüm. Mesela dış politika, bir devlet politikasıdır. Ama iç politikada çok farklı düşünebiliriz, çok farklı görüşlerimiz olabilir. Ekonomi bir devlet politikası olmaz. Orada devlet politikası, ekonominin gelişmesi, kişi başına gelirin artmasıdır. Bütün partiler bunu ortak dillendirebilir ama yol ve yöntem ayrılabilir. Her siyasi partiye göre farklı bakılabilir, farklı çözümler üretilebilir. Zeki çocukların korunması lazım. O çocuklara özel önem verilmesi lazım. Özel sınıflar açılması lazım. Eğer gerçekten başarılı bir sonuç elde etmelerini istiyorsak Millî Eğitim Bakanlığı'nın bu çocuklar için özel çaba harcaması gerekiyor. Özel okullar, özel sınıflar açması lazım."

"Bir Üniversite Kendi Rektörünü Seçemiyorsa Orası Üniversite Değildir"

Üniversitelerde rektör belirleme yöntemini de eleştiren Kılıçdaroğlu, "Bir üniversite kendi rektörünü seçemiyorsa orası üniversite değildir. Özerk değildir. Bir üniversite kendi rektörünü nasıl seçmez? Niteliklerini koyarsınız. O niteliklere uygun beş kişi çıkıyorsa oylama yapılır, birisi rektör olur. Onu bile beceremiyoruz. Onu bile siyaset kurumu belirliyor. Hani siyaset kurumu bilimsel bir kurum olsa tamam, anlarım tabii ama öyle bir kurum değil. Dolayısıyla bilim insanlarına her türlü olanağı sağlamak lazım" şeklinde konuştu.

"Eksiğimiz De Var, Hatamız Da Var"

Siyasi yaşamında pişman olduğu kararlar bulunup bulunmadığı sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, her siyasetçinin hata yapabileceğini belirterek şunları söyledi:

"Eğer siz her yaptığınızın doğru olduğunu iddia ederseniz büyük bir yanılgıya düşersiniz. O zaman hata yapmak alışkanlık haline gelebilir. Eksiğimiz var mı? Var tabii. Yanlışımız var mı? Var. Ben en son özür bile diledim. Yani yaptığımız hatalardan, eksikliklerden dolayı özür de diledim. Dolayısıyla bir siyasetçinin 'Her yaptığım ya da her düşündüğüm doğrudur' demesi bizi yanılgıya sürükler. Bu partinin bir özelliği var. O güzel bir özelliktir. Bu partiyi diri tutan, itiraz kültürüdür. Yani bir şey söylersiniz, 50 kişi itiraz eder. İtiraz ederler. Dinlersiniz bunları, ama dinlersiniz yani. 'Vay, sen nasıl Genel Başkan’a itiraz edersin?' diye bir kültürümüz yok. İtiraz edilir. MYK'de itiraz edilir. Arkadaşlar itiraz ederler, 'Bu yanlıştır' derler. Sonra bir araya geliriz. Sonuçta bir karar veririz. Yani günün deyimiyle ortak aklı oluşturmaya çalışırız. Benim hatalarım yok mu? Var tabii. Eksiğimiz de var, hatamız da var, yanlışımız da var. Bunların olmaması mümkün değil. Çünkü hata kavramı insana özgü bir kavramdır. Çünkü aklını kullanan tek canlı insandır. Bizim dışımızdaki canlılar içgüdüleriyle hareket ederler, akıllarıyla değil. Dolayısıyla onlara 'Hata yaptın' diyemeyiz. Ama hata, dediğim gibi, insana özgü bir kavramdır. Hata yapmamak tabii hepimizin arzu ettiği bir şey ama maalesef yapıyoruz."

"İmamoğlu'nu Aday Yapmasaydım Diye Düşündünüz Mü?" Sorusuna Yanıt: "Hayır"

Kılıçdaroğlu, "Bunu keşke yapmasaydım dediğiniz önemli bir karar var mı" sorusuna ise "Çok önemli bir kararım yok" yanıtını verdi.

"İmamoğlu'nu aday yapmasaydım diye düşündünüz mü hiç?" sorusuna Kılıçdaroğlu, "Yok. Hayır, hayır" karşılığını verdi.

"Altılı Masa'nın Kurulmasının Doğru Olduğuna İnandım"

Altılı Masa'nın kurulmasına ilişkin de değerlendirmede bulunan Kılıçdaroğlu, kararın parti içinde itirazlarla karşılaştığını ancak doğru olduğuna inandığını belirterek, "Önemli kararlarda tabii arkadaşlarım itiraz ettiler. Mesela ben az önce söyledim, Altılı Masa'nın kurulması dolayısıyla ama doğru olduğuna inandım ve arkadaşlarımı ikna ettim. Her halükarda Cumhurbaşkanlığı'nda yüzde 51 koşulu varsa siz zaten ittifak yapmak zorundasınız. Nitekim bizim ittifakımızdan sonra Erdoğan da ittifak yapmak zorunda kaldı" değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: ANKA