İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkileri her geçen yıl daha belirgin hale gelirken, kuraklık, don ve dengesiz yağışlar hem üretimi hem de gıda fiyatlarını doğrudan etkiliyor.
Artan girdi maliyetleri, düşen üretici gelirleri ve su kaynakları üzerindeki baskının tarım sektörünü zorladığını belirten Hilvan Ziraat Odası Başkanı Hikmet İpar, 24 Saat'e yaptığı açıklamada çözümün planlı üretim, modern sulama sistemleri ve kuraklığa dayanıklı tohum politikalarından geçtiğini vurguladı.
Kuraklık ve don tarımı vurdu
Hilvan Ziraat Odası Başkanı Hikmet İpar, meteorolojik hava değişikliklerinin hemen hemen bütün ürünleri etkilediğini belirterek, geçtiğimiz yıl bir taraftan don, diğer taraftan kuraklık yaşandığını ifade etti.
İpar, don yaşanan bölgelerde özellikle meyve ağaçlarında hasar oluştuğunu, kendi bölgelerinde ise kuraklığın yaşandığını ve bunun hububat alanlarının tümünde hasara neden olduğunu söyledi.
“Dengesiz yağışlar baklagillerde verim kaybına yol açtı”
Bu yıl görülen aşırı ve dengesiz yağışların baklagillerde verim kaybına yol açtığını dile getiren İpar, sert kabuklu meyvelerde de döllenme sorunu yaşandığını kaydetti.
Doğa olaylarına karşı koymanın zor olduğunu vurgulayan İpar, “Doğa olaylarına karşı koymak elbetteki zor bir olay ama bundan böyle araziyi iklim koşullarına uyumlu bir şekilde hazırlayarak bu değişken iklim şartlarına göre fidan ve tohum seçimi yapmalı veya bu tohumları üretmeliyiz” dedi.
Hikmet İpar, geçen yıl yaşanan kuraklık ve don nedeniyle hububat üretiminde önemli bir düşüş yaşandığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye genelinde buğday üretimimiz 16 milyon tonlara kadar geriledi”
“Türkiye genelinde buğday üretimimiz 16 milyon tonlara kadar geriledi. Bu yıl ki olumlu hava koşulları ile 23 milyon ton beklentisi var. Bu artış aynı zamanda arpa için de geçerli.”
Pamuk ve mısırda her ne kadar sulu tarım yapılsa da geçen yıl kuraklıktan ötürü toprağın tam tavını almaması nedeniyle verimde düşüş yaşandığını ifade eden İpar, en büyük etkenin ise fiyat politikası olduğunu söyledi.

Üretici pamuk ve mısırdan uzaklaştı
Düşük fiyatlar nedeniyle çiftçinin para kazanamadığını ve bu yüzden pamuk ile mısır ekiminden uzaklaşmaya başladığını dile getiren İpar, bu kaçışın bu yıl daha da arttığını ve yüzde 36 oranında gerileme yaşandığını kaydetti.
İpar, “3-4 yıl öncesinde Şanlıurfa’da 2 milyon 750 bin ton olan pamuk üretimimiz bu yıl 1 milyon 300 bin tonlara gerilemiştir. Bunda; hem mısırda hem pamukta düzensiz ve zamansız ithalatın da katkısı büyük tabii” ifadelerini kullandı.
“Olumsuz hava koşulları yalnız rekolteyi etkilemiyor”
Hikmet İpar, olumsuz hava koşullarının yalnızca rekolteyi değil, ürünün kalitesini de etkilediğini belirtti.
Kuraklık stresinin buğdayın tane doldurma dönemini sekteye uğrattığını ifade eden İpar, karbonhidrat birikimi yavaşlasa da protein sentezinin dengesizleştiğini ve genellikle gluten yapısında kritik kalite bozulmalarının meydana geldiğini söyledi.
İpar, bu durumun ürünün işlenme sürecini farklılaştırdığını, zayıf danelerin daha sertleştiğini ve un kalitesini düşürdüğünü kaydetti. Ekmeklik buğdayda özellikle yufka yapımında değişiklikler oluştuğunu dile getiren İpar, bunun hamur açılışında yırtılmalara sebep olduğunu belirtti.
Hava koşulları kaliteyi etkiledi
Makarnalık buğdayda ise işlenmenin zorlaştığını ve fire kaybı yaşandığını ifade eden İpar, olumsuz hava koşullarının ürün kalitesi üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Hikmet İpar, son zamanlarda üreticilerin maliyetlerinin oldukça arttığını ve her geçen gün artmaya devam ettiğini belirtti.
İpar, ülkemizde buğday fiyatlarının dünya piyasalarının biraz üstünde olmasına rağmen girdi maliyetlerinden ötürü çiftçinin para kazanamadığını ifade ederek, bunun bütün ürünlerde geçerli olduğunu söyledi.
İran-ABD/İsrail savaşı maliyetleri artırdı
Ana girdiler olan mazot ve gübredeki artışın özellikle İran-ABD-İsrail savaşından sonra daha da hız kazandığını dile getiren İpar, ilaç, tohum, traktör parçası, kredi faizleri ve benzeri kalemlerdeki maliyetlerin de durmaksızın arttığını kaydetti.

Çiftçi tarımdan uzaklaşıyor
Bu durumun çiftçilerin para kazanamamasına neden olduğunu belirten İpar, üreticinin para kazanmadığı bir işi artık yapmak istemediğini ve dolayısıyla topraktan kopmaya başladığını, yeni nesillere de çiftçiliğin sevdirilemediğini ifade etti.
İpar, bunun sonucunda tarladan kopuşun yaşandığını ve çiftçi yaş ortalamasının 59’lara çıkmasına sebep olduğunu söyledi.
Geçen yıl olumsuz hava koşullarının da etkisiyle üreticilerin hiçbir üründe para kazanamadığını belirten İpar, artan maliyetlerin tarımsal üretim üzerindeki baskıyı her geçen gün artırdığını dile getirdi.
Hikmet İpar, çiftçilerin yaşadığı maliyet artışlarının üreticinin para kazanamamasına neden olurken, ürünlerin pazara ulaşma sürecindeki maliyetleri de artırdığını belirtti.
Maliyetler gıdayı pahalılaştırıyor
İpar, bu durumun tüketicinin gıdayı daha pahalı tüketmesine yol açtığını ifade ederek, işçilik, komisyon ve lojistik maliyetlerindeki artışın, zaten yüksek maliyetli olan gıdanın pazara veya markete ulaşmasını etkilediğini ve ürünlerin daha da pahalı hale gelmesine sebep olduğunu söyledi.
“Üretici para kazanamıyor, tüketici pahalı yiyor”
Bu artış oranlarının her yıl yükseldiğini ve yüzdesel olarak sabit bir noktada durmadığını kaydeden İpar, maliyet baskısının hem üretici hem de tüketici üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğunu dile getirerek, “üretici para kazanamıyor, tüketici pahalı yiyor…” dedi.
Hikmet İpar, yaşanan olumsuz hava koşullarının her zaman ürün kaybına sebep olduğunu ve bunun tüketiciye de olumsuz yansıdığını belirtti.
Fiyat etkisi hasatla başlıyor
İpar, bu durumun ürünün hasadından itibaren tüketiciye yansımaya başladığını ve bir sonraki dönemin hasat tarihine kadar devam ettiğini ifade etti. Oluşan fiyat artışlarının, üründeki rekolte düşüşü oranında gerçekleştiğini dile getiren İpar, bunun gıdaya erişimi zorlaştırdığını söyledi. İpar, yeterli derecede tüketilemeyen ürünlerin sonuçlarının tüketiciye geri döndüğünü belirterek, tüketimin alım gücüne göre şekillendiğini kaydetti.
“Gıdada oluşan arz-talep meselesi ithalatla karşılanmalı”
Hikmet İpar, gıdada oluşan arz-talep meselesinin ithalatla karşılanması gerektiğini belirtti. İpar, günümüzde iklim koşullarının değişmesi, nüfusun artması ve mevcut üretim alanlarının azalmasının gıdayı krize sokabileceği gibi ithalatı da zorlaştıracağını ifade etti.
Her ülkenin kendi gıdasını üretmek ve onu korumak için çalışacağını dile getiren İpar, üretilen ürünlerin ihracatının da istenmeyebileceğini söyleyerek şöyle konuştu:
“İthal edeceğimiz ürün bulamayabiliriz”
“Yani gün gelecek ithal edeceğimiz ürün bulamayabiliriz. Bu da elimizdeki kaynakları en iyi şekilde değerlendirmemiz gerektiğini gösteriyor.”
Bir zamanlar Türkiye’nin gıdada kendi kendine yeten ülkelerden biri olduğunu belirten İpar, bugün ise yanlış tarım politikaları nedeniyle birçok ürünün ithal edilir hale geldiğini kaydetti.
“Krizlere ancak daha kaliteli üreterek direnebiliriz”
Kötüye giden bu gidişatı durdurmanın tek yolunun yüzü tarıma dönmek ve üretime önem vermek olduğunu ifade eden İpar, “Krizlere ancak daha fazlaca daha kaliteli üreterek direnebiliriz” ifadelerini kullandı.

Tarımda su kullanımı öne çıktı
Hikmet İpar, son zamanlarda yaşanan kuraklığın suyun önemini bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti. İpar, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını ifade ederek, su kaynaklarının yüzde 73’ünün tarımda kullanıldığını söyledi.
Bu nedenle mevcut su kaynaklarının çok iyi kullanılması gerektiğini dile getiren İpar, modern sulama sistemlerine geçiş yapılması ve bu sistemlere erişimin kolaylaştırılması gerektiğini kaydetti.
Akıllı tarım teknikleri ile damlama sistemlerinden faydalanılması gerektiğini belirten İpar, suyun bitkiye yetecek derecede kullanılarak ürün kaybının ortadan kaldırılabileceğini ve aynı zamanda su israfının da önlenebileceğini ifade etti.
“Devlet teşvikiyle sistemlerin ucuzlatılması gerekiyor"
Ancak günümüzde bu sistemlere erişimin dünya ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye’de daha pahalı olduğunu vurgulayan İpar, “Bunun özellikle devlet teşviki ile daha ucuzlatılması hatta bedava verilmesi gerekmektedir” diye konuştu.
Hikmet İpar, kuraklıkla mücadelede sadece suyu idareli kullanmanın yeterli olmadığını belirtti.
İpar, su kaynaklarının korunması, dere ve nehir kaynaklarında kirlenmenin engellenmesi ve tarımda suyun daha az ama yeterli derecede kullanımının sağlanması gerektiğini ifade etti.

“Kuraklığa karşı tohum üretimi hızlandırılmalı”
Kuraklığa karşı ilk etapta tohum üretiminin hızlandırılması gerektiğini dile getiren İpar, Türkiye’de kuraklığa dayanıklı tohum üretimine yeni başlanmış olmasına rağmen bunun yeterli düzeyde olmadığını söyledi.
İpar, sadece hububat tohumlarında değil, sulu üretim alanlarında kullanılan pamuk, mısır ve benzeri ürünlerin tohumlarında da az su isteyen çeşitlerin üretimine önem verilmesi gerektiğini kaydetti. Küresel iklim krizleriyle sürekli karşılaşılacak bir dönemde olunduğunu ifade eden İpar, bu nedenle ülkenin tarım politikasında önemli değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
“Az su ile çok ürün elde etmenin yollarının aranmalı”
Özellikle planlı üretime geçilmesi, su israfına karşı ciddi engeller getirilmesi, üretim kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması ve az su ile çok ürün elde etmenin yollarının aranması gerektiğini vurgulayan İpar, sözlerine şöyle noktaladı:
“Topraklarımıza sahip çıkıp önceliği üretime verirsek enflasyon canavarını da yenmekte büyük adım atmış oluruz.”





