İktisatçı Mahfi Eğilmez, 2025 yılsonu tahminleri ışığında Türkiye ekonomisinin küresel konumunu kişisel sitesinde analiz etti. Eğilmez, ekonomik büyüklüğün tek başına bir anlam ifade etmediğini vurgulayarak; basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve cinsiyet eşitliği gibi sosyal göstergelerdeki gerilemenin ekonomik beklentileri kalıcı olarak bozduğuna dikkat çekti.
Ekonomi mi, sosyal göstergeler mi?
Eğilmez’in analizine göre Türkiye, insani gelişmişlik endeksinde nispeten kabul edilebilir bir noktada olsa da demokratik ve hukuki endekslerde ciddi bir irtifa kaybı yaşıyor. 2025 tahminleri, Türkiye’nin ekonomik performansının sosyal ve siyasal performansından daha iyi göründüğü bir paradoksu ortaya koyuyor.
2025 Yılsonu Tahminleri Işığında Sosyal ve Siyasal Endeksler:
| Endeks | Dünya Sıralaması (Tahmin) |
| İnsani Gelişmişlik Endeksi | 45 |
| Hukukun Üstünlüğü Endeksi | 117 |
| Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi | 165 |
| Küresel Cinsiyet Eşitliği Endeksi | 129 |
| Mutluluk Endeksi | 98 |
"Doğrudan yatırım Gidiyor, sıcak para geliyor"
Analizdeki en dikkat çekici noktalardan biri, yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışındaki değişim oldu. Sosyal ve siyasal alanlardaki yapısal bozulmanın beklentileri negatif etkilediğini belirten Eğilmez, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının (DYSY) 2007 yılındaki 22 milyar dolar seviyesinden, 2025’te 13 milyar dolara gerilediğini ifade etti.
Eğilmez, bu durumu şu sözlerle özetledi:
"Bu düşük tutar, yabancıların Türkiye beklentisinin olumlu olmadığını gösteriyor. Bu olumsuz beklentiler, yatırımcıları doğrudan sermaye yatırımı yapmak yerine 'carry trade' yapmaya, yani ülkeye sıcak para getirip kısa sürede yüksek getiri elde etmeye yöneltmiştir."
2001 kriziyle fark: Sosyal tahribat daha derin
Eğilmez, güncel durumu 2001 kriziyle kıyaslayarak çarpıcı bir tespitte bulundu. 2001 yılında sosyal ve siyasal göstergelerin bugünkü kadar kötü olmadığını hatırlatan yazar, o dönemde ekonomik adımların hızlı sonuç vermesinin nedenini "beklentilerin daha kolay düzelmesi" olarak açıkladı. Bugün ise sosyal ve siyasal alanlardaki bozulmanın, ekonomik reformların etkisini sınırladığına vurgu yaptı.




