Son dönemde okullarda tırmanan, öğrenci ve eğitim emekçilerinin yaşamına mal olan şiddet olaylarının ardından, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve İçişleri Bakanlığı ortaklığında yeni bir güvenlik paketi hazırlığı başladı. Hürriyet'in haberine göre Eylülde hayata geçirilmesi planlanan paket; okullarda turnike sistemleri, kamera sistemleri, veri entegrasyonu, "risk haritaları" ve silahlı güvenlik personeli ile polis devriyelerinin artırılmasını öngörüyor.
Eylül ayında hayata geçirilmesi planlanan okullara güvenlik paketini 24 Saat'e değerlendiren Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ve Eğitim Sen Genel Mali Sekreteri Ramazan Gürbüz, bakanlığın "güvenli okul iklimi" olarak sunduğu modelin pedagojik bir yıkıma yol açabileceğini belirterek çözümün güvenlik tedbirlerini artırmaktan ziyade okullardaki rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin artırılması gerektiğini işaret etti. Özbay, okul tuvaletlerine sabun ve tuvalet kağıdı gibi temel hijyen malzemelerinin sağlanmamasına rağmen maliyeti yüksek güvenlik ekipmanlarının "bağış" adı altında velilerden tahsil edildiğini ifade etti.
"Okul karakol değildir; silahlı güvenlik pedagojik kırılma yaratır"
Bakanlığın olaylar karşısında refleks olarak hemen "güvenlikçi" bir dile sığındığını belirten Eğitim Sen Genel Mali Sekreteri Ramazan Gürbüz, sorunun temelini üniformalı bir kişiyle çözebileceğini düşünmenin büyük bir hata olduğunu vurguladı. Gürbüz, şu uyarılarda bulundu:
"Okul kapısında bir polisin üniformasıyla, silahıyla görünüyor olması bile öğrencilerde farklı bir psikolojiye, travmatik kırılmalara yol açar. Elbette kritik okullarda eğitimli personelin girişi kontrol etmesi kaçınılmazdır. Ancak bu işi velileri ve öğrencileri ürkütmeden, pedagojik olarak kurgulamak gerekir. Çözümü iki güvenlik yerine üç güvenlik dikmekte aramak palyatif bir yanılgıdır."
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay da "Okul karakol ya da cezaevi değildir, okul okuldur" diyerek iktidarın pedagoji biliminden tamamen uzaklaştığını ifade etti. Okul sınırlarının tarikat, cemaat protokolleri ve yandaş vakıflarla kevgire çevrildiğini hatırlatan Özbay, şunları söyledi:
"Okul; öğretmenin ve öğrencinin birlikte olduğu, velinin bile elini kolunu sallayarak rastgele giremeyeceği özel bir eğitim alanıdır. Siz okulu önüne gelenin girebildiği bir yere dönüştüreceksiniz, sonra da kapısına silahlı adamlar dikip yüksek duvarlar öreceksiniz. Bakanlık 'mış gibi' yapıyor. Etrafa silahlı görevliler koyarak aslında sistemin çöküşünü ve yapısal sorunları görünmez kılmaya çalışıyor."
Okul girişleri için "Veysel Efendi" modeli önerisi
Bakanlığın gündemindeki "girişlerde çanta araması" ve "turnike" gibi uygulamaların pratik gerçeklerle uyuşmadığını belirten Kadem Özbay, yakın zamanda Kahramanmaraş, İstanbul ve Şanlıurfa’da yaşanan şiddet vakalarını örnek gösterdi. Şiddeti uygulayanların dışarıdan gelen yabancılar değil; okulun kendi öğrencisi, eski öğrencisi ya da velisi olduğunu vurgulayan Özbay, şöyle devam etti:
"İkili eğitimin yapıldığı, sabahın kör karanlığında dersin başladığı 1500-2000 kişilik bir okulda turnike koyup çanta aramak fiziksel olarak imkansızdır. Bu durum okullarda cezaevi havası yaratır. Elbette denetim olmalı. Bunu hep Hababam Sınıfı’ndaki 'Veysel Efendi' karakteri üzerinden anlatıyorum. Okul kapısında öğrencileri, aileleri tanıyan, okul iklimine uyumlu ve en önemlisi kadrolu bir görevli olur; elinde silah olan biri değil. Riskli mahallelerde güvenliği sağlamak İçişleri Bakanlığı'nın işidir; MEB'in görevi ise okula okul gibi bakmak, yerle bir edilen öğretmen otoritesini yeniden ayağa kaldırmaktır."
"Sınıfa kamera koymak George Orwell’ın 'Büyük Birader' zihniyetidir"
Bakanlığın "kamerasız okul kalmayacak" hedefi ve bu kapsamda sınıflara, öğretmenler odasına kamera konulması ihtimali de sendikaların ortak kırmızı çizgisi. Halihazırda en ufak bir durumda CİMER üzerinden asılsız ihbarlarla karşılaşan öğretmenlerin, kameralarla tamamen baskı altına alınacağını söyleyen Ramazan Gürbüz, şu ifadeleri kullandı:
"Sınıf içlerinin, öğretmenler odasının mahremiyeti vardır. Buralara kayıt cihazı koymak asla kabul edilemez. CİMER zaten öğretmeni itibarsızlaştırmanın, motivasyonunu kırmanın bir aracına dönüştü. Bakanlık yetkilileri bile bize günde ortalama 10 bin asılsız ihbar geldiğini itiraf ediyor. Bu sistem toplumu ajanlaştırma sistemidir. Kameralar sadece dış kapı ve bahçede güvenlik amaçlı olabilir; sınıfın içine girerse eğitim biter."
Sınıf içi ortamın pedagojik bir mahremiyet alanı olduğunu yaşamsal bir örnekle açıklayan Kadem Özbay ise iktidara eleştiriler yöneltti:
"İlkokulda bir çocuk alışma sürecinde sorunlar yaşayabilir. Deneyimli bir öğretmen diğer çocuklara hissettirmeden o çocuğu rencide etmeden süreci yönetir. Bu, öğretmenle öğrenci arasında kalması gereken mahrem bir süreçtir. Sınıfa kamera koymak, George Orwell’ın kitabındaki gibi toplumu korku ve itaat kültürüyle yönetmek isteyen, ülkeyi açık cezaevine çeviren zihniyetin ürünüdür. Eğer gözetlemek bu kadar doğru bir yöntemse, şeffaflık adına Cumhurbaşkanlığı ofisine, Milli Eğitim Bakanı’nın makam odasına kamera koysunlar."
"Kurulacak güvenlik sistemlerinin parası velilerden çıkacak"
Güvenlik sistemlerinin getireceği devasa bütçelerin yine velilerin sırtına yükleneceğini belirten sendika liderleri, devlet okullarının finansal olarak kaderine terk edildiğini söyledi. Okullarda sabun ve tuvalet kağıdı bile bulunmadığını, temizlik personelinin yetersiz olduğunu vurgulayan Ramazan Gürbüz, "Çocukların sağlıklı içme suyuna erişimi yok, kantinde su pahalı diye alamıyorlar. Aileler derin yoksulluktan dolayı beslenme çantasına bir öğün yemek koyamıyor. Çocuklar okula aç gidip aç geliyor. Devlet kendi okuluna sabun, temizlikçi, su bütçesi ayırmazken, turnikeyle kamerayla göz boyuyor" dedi.
Kadem Özbay ise okulların şimdiden velilere turnike ve güvenlik parası adı altında mesajlar atmaya başladığını belirtti:
"Okula bir top beyaz kağıdı, sınav tonerini, tuvalet kağıdını veliye aldıran bakanlık, turnikenin parasını mı ödeyecek? Tabii ki hayır. Okul yönetimi çaresizlikten veli başına 500'er lira toplayın diyor. Bugün devlet okullarında özel güvenlik ya da turnike görüyorsanız, parasını devlet değil veli ödüyordur. Günün sonunda durum şudur: Okul şirkete, veli finansöre, öğrenci müşteriye dönüştü. Çocuğun en yakın arkadaşıyla yarış atı gibi yarıştırıldığı, öğretmenin yalnızlaştırıldığı bu ortamı 'okul' olarak nitelendiremeyiz."
Çözüm psikolojik destek, okullarda sosyal, sportif ve kültürel faaliyetlerin artırılması
Bakanlığın polisiye önlemlerine karşı ortak bir duruş sergileyen Özbay ve Gürbüz, okullarda kalıcı ve huzurlu ortamın tesis edilebilmesi için acilen yapısal adımların atılması gerektiği konusunda birleşiyor. Sendika temsilcileri, TYP (Toplum Yararına Program) gibi geçici ve güvencesiz uygulamalar yerine, her okula okul kültürünü yakından tanıyan kadrolu kapı görevlileri ve kadrolu temizlik personelinin atanmasının hayati olduğunu vurguluyor.
Okullarda yüksek mevcut, şiddeti körüklüyor
Ayrıca, 1500-2000 kişilik devasa mevcutlarıyla okullarda şiddeti önlemenin imkansız olduğuna dikkat çekilerek, okul mevcutlarının 400-500 kişi aralığına düşürülmesi gerektiği ifade etti. Okullardaki rehber öğretmen sayılarının artırılması ve hazırladıkları pedagojik raporların yönetimlerce ciddiye alınması istenirken; riskli aileler ve çocuklar için Aile Bakanlığı ile kolluk güçlerinin koordineli bir takip mekanizması kurması gerektiği belirtiliyor.
Çocukların okulla aidiyet bağı kurabilmesi adına müfredatın ağırlaştırılmış yapısından çıkarılarak müzik, resim, tiyatro ve spor kulüplerinin yeniden canlandırılması, böylece riskli çocukların sosyal faaliyetlerle topluma kazandırılması gerektiği savunuluyor. Son olarak, tarikat, cemaat ve vakıflarla yapılan protokollere derhal son verilmesi çağrısında bulunan sendika temsilcileri; eğitimde özelleştirmenin durdurulmasını, devlet okulları ile özel okullar arasındaki uçurumun kapatılarak her çocuğa revir, sağlık hizmeti ve ücretsiz bir öğün yemeği de kapsayan eşit, parasız ve nitelikli bir eğitim hakkı sunulmasını talep ediyor.
Tam kapasite güvenlik paketi 1 milyon lirayı buluyor
Son dönemde devlet okullarında güvenlik standartlarının artırılması yönündeki talepler yoğunlaşırken, sektör temsilcilerinden edinilen bilgilere göre; dijital geçiş sistemleri, entegre kamera ağları ve fiziki güvenlik personeli istihdamı, okulun öğrenci kapasitesi ile fiziki büyüklüğüne göre eğitim bütçesine ciddi bir maliyet getiriyor.
Turnike sistemlerinde fiyat 70 bin ile 450 bin lira arasında değişiyor
Okul giriş hatlarının kontrol altına alınması ve yabancı kişilerin binalara erişiminin engellenmesi amacıyla tercih edilen çelik turnike sistemleri ile öğrenci takip yazılımları (PDKS), ilk kurulumda tek seferlik bir yatırım maliyeti oluşturuyor. Öğrencinin giriş-çıkış anında veliye anlık SMS gönderen akıllı sistemlerin entegre edildiği bu alanda fiyatlar okulun ölçeğine göre değişiyor:
Tek bir ana giriş kapısı bulunan, yan yana iki kulvarlı standart bel turnikesi ile kartlı/barkodlu okuyucu sistemlerinin montaj, yazılım ve devreye alma dahil başlangıç maliyeti 70 bin TL ile 100 bin TL arasında seyrediyor.
Giriş-çıkış sirkülasyonunun yüksek olduğu, 4-5 kulvar barındıran, yüz tanıma veya parmak izi teknolojisiyle desteklenmiş, VIP/engelli geçiş kapısına sahip gelişmiş bulut tabanlı sistemlerde bu tutar 250 bin TL’den başlayıp 450 bin TL seviyelerine kadar tırmanabiliyor.
Kamera sistemleri 400 bin liraya kadar çıkıyor
Okul koridorları, idari katlar, dış cephe ve geniş okul bahçelerinin kesintisiz izlenebilmesi için kurulan yüksek çözünürlüklü (en az 5 MP) IP veya AHD kamera sistemlerinde, cihaz maliyetinin yanı sıra işçilik ve kablolama masrafları da bütçeyi doğrudan etkiliyor.
Küçük veya orta büyüklükteki okul binalarında kör noktaları kapatacak, gece görüş özelliğine sahip ve 1-2 aylık geriye dönük kayıt saklama kapasitesi sunan 16 kameralı temel bir altyapının teslim fiyatı 50 bin TL ile 85 bin TL aralığında bulunuyor. Çok binalı liseler veya geniş araziye yayılmış eğitim kampüsleri için 32 -64 kameraşı merkezi izleme odası (koordine merkezi), hareket takipli/yapay zeka destekli yüz tanıma özellikli ve yüksek depolama kapasiteli profesyonel IP sistemlerin kurulum maliyeti 150 bin TL ile 400 bin TL bandına ulaşıyor.
En yüksek gider: Özel güvenlik görevlisi istihdamı
Tek seferlik teknolojik yatırımların aksine, okulların en önemli ve sürdürülebilir harisını fiziki güvenlik personeli giderleri oluşturuyor. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki okullarda İŞKUR (TYP) projeleri haricinde, Okul Aile Birlikleri eliyle yapılan istihdamlarda 2026 yılı asgari ücret parametreleri (Net: ~28.075 TL, yalın işveren maliyeti: ~40.214 TL) baz alındığında iki farklı finansal tablo ortaya çıkıyor:
Okul yönetiminin asgari ücret üzerinden kendi bünyesine dahil ettiği tek bir personelin; maaş, SGK, yemek ve yol giderleri dahil aylık kuruma maliyeti 45 bin TL ile 50 bin TL (yıllık ortalama 550 bin - 600 bin TL) arasında değişiklik gösteriyor.
Güvenlik hizmetinin profesyonel bir firmadan faturalı olarak ihale veya sözleşme yoluyla satın alınması durumunda; şirketin kar marjı, personel kıyafeti, telsiz/teçhizat ve operasyonel giderleri faturaya yansıyor. Bu modelde tek bir personelin aylık faturası 60 bin TL ile 75 bin TL bandında kalırken, okulun gece-gündüz korunmasını kapsayan çift vardiyalı (2 personel) sistemlerde aylık sürekli maliyet 120 bin TL ila 150 bin TL seviyesine ulaşıyor.




