Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası öncülüğünde 25 Haziran’da İstanbul’dan başlayan “Büyük Öğretmen Yürüyüşü”, 1 Temmuz’da Ankara’da sona erdi. “Kamusal, güvenceli, nitelikli eğitim” talebiyle Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) önünde açıklama yapmak isteyen öğretmenler, Ankara'nın Kurtuluş Parkı’nda polis tarafından ablukaya alındı. En az 23 öğretmen gözaltına alındı. Gözaltına alınanların aynı gün serbest bırakıldığı duyuruldu.
İstanbul İl Meclis Üyesi Mehmet Esad Bali, yürüyüşün çıkış noktasını, öğretmenlerin taleplerini ve bir sonraki eylem planlarını 24 Saat ile paylaştı. Özel sektör öğretmenlerinin ‘öğretmen’ olarak değil, ‘sektör elemanı’ olarak görüldüğünü vurgulayan Bali, “Biz bunu reddediyoruz” dedi.
“Özel okul öğretmenleri asgari ücrete mahkum ediliyor”
Yürüyüş kararının sahada çalışan öğretmenlerin talebiyle alındığını belirten Bali, 25 Haziran’da başlayan yürüyüşün, yıllardır özel sektör öğretmenlerinin maruz kaldığı sömürü düzenine karşı bir emek direnişi olarak ortaya çıktığını belirtti.
“Yüz binlerce özel okul öğretmeni; asgari ücrete, belirli süreli sözleşmeler yüzünden güvencesizliğe, mobbinge, işsizlik tehdidine mahkum ediliyor” diyen Bali, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm bu sorunların kaynağında ise devletin özel eğitim kurumlarına karşı denetimsizliği ve öğretmenleri koruyan hiçbir mekanizma üretmemesi yatıyor. Bu yürüyüş kararı, sahadaki öğretmenlerin doğrudan talebiyle, tabandan gelen bir çağrıyla alındı. Bizler artık sadece sosyal medya kampanyalarıyla değil, bedenimizle, sesimizle, yürüyüşümüzle sokakta görünürüz dedik. Çünkü yıllardır görmezden gelinen emeğimizin artık görünür olmasını istiyoruz.”
"Eğitim meta değil, kamusal bir haktır"
Kamusal, güvenceli, nitelikli eğitimin bir slogan değil, hak mücadelesi olduğunu vurgulayan Bali, “Çünkü eğitim bir meta değil, kamusal bir haktır. Ancak özel sektördeki öğretmenlerin çalışma koşulları düzeltilmeden bu hakkın tüm topluma ulaşması mümkün değildir” dedi.
Bali, öğretmenlerin taleplerini şöyle sıraladı:
“Özel okul öğretmenlerine kamuda çalışan öğretmenlerle eşit taban maaş hakkı.
Belirsiz süreli iş sözleşmesi zorunluluğu.
MEB’in özel okulları velinin ya da patronun gözünden değil, öğretmenin gözünden denetlemesi.
Özel sektör öğretmenliği için örgütlü temsiliyetin tanınması yani eğitim ve güzel sanatlar iş kolu kurularak sendikamız toplu sözleşme hakkı verilmesi.
Çünkü güvencesiz öğretmen, nitelikli eğitim veremez. Bu sadece bizim değil, milyonlarca öğrencinin de meselesidir.”
“Taban maaş, insan onuruna yaraşır bir yaşam için şart”
Öte yandan, taban maaşın özel sektör öğretmenlerinin insanca yaşamasının en temel koşulu olduğunun altını çizen Bali, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün Türkiye’de ek derslerle birlikte 60-65 bin TL’ye kamu öğretmeni istihdam edilirken, aynı eğitimi almış özel sektör öğretmenleri asgari ücret düzeyine mahkûm ediliyor.
Üstelik bu maaşlar; sigortasızlık, fazla mesai, ücretsiz angarya gibi uygulamalarla daha da aşağı çekiliyor. Bazı öğretmenler ayda 20 bin TL’nin altında, bazıları ise sigortasız çalıştırılıyor. Taban maaş, bu sömürü zincirini kırmak ve eğitim emekçisine insan onuruna yaraşır bir yaşam sunmak için hayati bir adımdır.”

Mevcut sözleşme sisteminde öğretmenler ne tür mağduriyetler yaşıyor?
Belirsiz süreli iş sözleşmesine de değinen Bali, bugünkü sistemde öğretmenlerin her yıl yenilenen süreli sözleşmelerle çalıştırıldığını söyledi.
Bunun ise öğretmenler üzerinde işten çıkarılma tehdidiyle susturucu bir baskı mekanizması oluşturduğunu ifade eden Bali, şunları kaydetti:
“İtiraz edeni, hakkını arayanı işten çıkarıyorlar. Ayrıca haziran ayında öğretmene büyük baskı yaparak istifa imzalatan yaz maaşı ve kıdem hakkını gasp eden kurumlar da var.
Belirsiz süreli sözleşme, öğretmenin her sene ‘Acaba işten atılır mıyım?’ korkusuyla değil, mesleki üretimle ilgilenmesini sağlar. Aynı zamanda sosyal hakların (kıdem, ihbar, iş güvencesi) devreye girmesi için de ön koşuldur.”
Kamu ve özel sektör öğretmenleri arasındaki eşitsizlik
Kamu öğretmenleri ile özel sektör öğretmenlerinin aynı eğitimi aldıklarını, aynı dersleri verdiklerini ve aynı topluma hizmet ettiklerini söyleyen Bali, kamu öğretmenlerinin asgari ücretin üç katından fazla kazandığını, nöbet ve ek ders ücretlerini her ay düzenli olarak aldıklarını belirtti.
Bali, özel sektörde çalışan öğretmenlerin sorunlarını şu sözlerle dile getirdi:
“Özel sektörde çalışan öğretmenler ise 2014 yılında bir gecede geçirilen torba yasayla taban maaş hakları gasp edildiği için asgari ücrete hatta daha da altına mahkum ediliyor. Sabit sözleşmelerle nöbet ücretleri ve ek ders ücretleri gasp ediliyor. 10 aylık sözleşmelerle öğretmenler yaz aylarında açlığa mahkum bırakılıyor. Belirli süreli sözleşmeler nedeniyle öğretmenler her sene sonunda büyük bir stres ve üzüntü ile karşı karşıya kalıyor. Aynı zamanda 10 numaralı torba yasa kapsamına hapsedildiğimiz için özel sektör öğretmeninin sendikal güvencesi de engelleniyor. Kısacası özel sektör öğretmeni ‘öğretmen’ olarak değil, bir “sektör elemanı” olarak görülüyor. Biz bunu reddediyoruz.”
Ankara'da öğretmenlere polis müdahalesi
Ankara’ya ulaştıklarında karşılaştıkları polis müdahalesine ilişkin konuşan Bali, şu ifadeleri kullandı:
“Ankara’da karşılaştığımız tablo, öğretmenlere değil ancak düşmana reva görülebilecek bir şiddetti. Barışçıl, anayasal hakkımız olan bir yürüyüşün son durağında onlarca arkadaşımız yerlerde sürüklendi, darp edildi.
Gözaltına alınan arkadaşlarımız aynı gün serbest bırakıldı fakat bu uygulamalar hukuk devleti olduğunu iddia eden bir ülkede asla kabul edilemez. Bu olay sonrasında bir kez daha gördük ki halkımız bizim yanımızda, öğretmenleri olarak bize destek oluyor. Bu bizim için büyük bir motivasyon kaynağı. Mücadelemiz her türlü baskıya ve şiddete rağmen devam edecek, bunda kararlıyız.”
Gece nöbetleri ve Ankara'da direniş süreci
Son olarak, Emniyet’in yürüyüşe ve karşılamaya izin vermemesi üzerine nasıl bir yol haritası belirlediklerine dair açıklamalarda bulunan Bali, "kendilerinin oldukça genç, mücadeleci, fedakar ve birbirine sonuna kadar sahip çıkan aktif bir sendika" olduklarını söyledi.
Gözaltılardan sonraki iki gün boyunca büyük bir polis barikatı içerisinde gece nöbeti tuttuklarını ekleyen Bali, sözlerini şöyle tamamladı:
“Arkadaşlarımız dışarıda beton üzerinde uyudular. Bazı arkadaşlarımız iki gün neredeyse hiç uyumadı. Bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğimizin ilk göstergesiydi. Nöbetimiz esnasında kendisini açıklamalarımızla kamuoyuna duyurduğumuz, taban maaşın TBMM Eğitim Komisyonundan geçmesine en büyük engellerden biri olan Patron Ahmet Akça, sendikamızı arayarak MYK üyelerimizle görüştü. Yine komisyon başkanı Ayşen Gürcan, MYK üyelerimizi aradı ve sonrasında makamına davet ederek görüştü. Özel sektör öğretmenlerinin özlük hakları konusunda önümüzdeki hafta eğitim patronlarıyla toplanacağını ve bu konuyu çözeceğini söyledi. Tabii bu sözler bize geçen sene de verilmişti. Biz güvenmiyoruz. Bu yüzden Ankara'dan ayrılmadık, Ankara temsilciliğimizi bir takip merkezi haline getirdik. Arkadaşlarımız büyük fedakarlıklarla her gün burada mesai yapıyor, eylem planları hazırlıyorlar. Toplantı yapılana ve o toplantıdan olumlu kararlar çıkana kadar her güne bir eylem kararı koyduk. Her gün öğretmen emeğini sömüren bir kurumu hem Ankara'da hem de diğer şehirlerimizde teşhir ediyoruz. Etmeye de devam edeceğiz.”




