Oyunun insanın hayatı anlama, kendini ifade etme ve başkalarıyla ilişki kurma çabasının çocuk gelişimi ve eğitim açısından temel araçlarından biri olduğunu vurgulayan Göncü, “Oyunun zıttı çalışmak ya da iş değildir. Oyunun zıttı depresyondur” dedi.

Oyunun çoğu zaman “eğlenmek” ya da “keyif almak” üzerinden tanımlandığını belirten Göncü, bu yaklaşımın oyunun gerçek işlevini tam olarak karşılamadığını ifade etti. “Çocuğun eğlenmek ya da keyif almak için bu oyun oynadığını düşünmek yanlış bir kanı değil ama tam bir tanım da değil” diyen Göncü’ye göre oyun, birkaç temel özelliği açık biçimde ortaya koyan bir etkinlik.

Arti̇n Göncü (2)

Çocuk gelişiminde oyun: keşif ve deney alanı

Göncü, oyunun her şeyden önce bir keşif etkinliği olduğunun altını çizdi. Bir çocuk ya da yetişkinin oyuna başladığında aslında bir şeyi anlama çabasıyla bu sürece girdiğini söyleyen Göncü, “Oyunu yalnızca eğlence etkinliği olarak görürsek, oyunun bu önemli özelliğini yani keşfe dair çok önemli bir etkinlik olduğunu unuturuz” dedi.

Oyunun ikinci temel özelliğinin deneyim olduğunu vurgulayan Göncü, çocukların, ergenlerin ve yetişkinlerin kafalarına takılan bir konuyu oyun yoluyla denemeler yaparak anlamaya çalıştığını ifade etti. “Normal hayatta, oyun dışındaki hayatta mümkün olmayan bazı şeyler oyunda bu sayede anlaşılır hale gelir” dedi.

Oyun ilişki kurmayı ve empatiyi öğretir

Göncü, oyunun üçüncü tanımsal özelliğinin ilişki kurma olduğunu belirtti. Oyunun, insanın başkalarıyla bağlantı kurmasını sağladığını, empatiyi öğrettiğini ve iletişimin nasıl kurulabileceğini hem çocuklara hem yetişkinlere gösterdiğini dile getirdi. Bu nedenle oyunun, bilişsel, toplumsal ve duygusal anlamda hayatı anlama çabasının ortaya konulduğu bir etkinlik olduğunu vurguladı.

Uluslararası Nükleer Bilim Olimpiyatı'nda Türkiye ilk kez yarışmacı olacak
Uluslararası Nükleer Bilim Olimpiyatı'nda Türkiye ilk kez yarışmacı olacak
İçeriği Görüntüle

Oyunun her zaman eğlenceli olmayabileceğini de hatırlatan Göncü, bazen insanların kendilerini üzen ya da zorlayan şeyleri oyun aracılığıyla anlamaya çalıştığını söyledi. Bu nedenle “oyun gönüllü bir etkinliktir, oyun keyiflidir” gibi genellemelerin kimi zaman yanlış yaklaşımlara yol açabildiğini ifade etti.

Dijital Ara Baslik Bolumune

Oyun hayatı anlama çabasıdır

Oyunun yalnızca çocuklara ait olduğu ya da sadece keyif için var olduğu düşüncesinin, oyunun gelişimdeki ve eğitimdeki yerini ihmal etmek anlamına geldiğini belirten Göncü, “Oyun hayatı anlama çabasıdır bana sorarsanız. Oyun kişinin kendisini açıklama çabasıdır. Oyun, çocuğun, ergenin ya da yetişkinin diğer insanlarla bir bağlantı kurma çabasıdır” dedi.

Özellikle hayali oyunlara dikkat çeken Göncü, mış gibi yapma ve simgesel (rol yapma) oyunun birçok kuramsal yaklaşımda önemli bir yer tuttuğunu söyledi. Bir çocuğun mış gibi yaparken aslında neyi temsil ettiğini ve neyi keşfetmeye çalıştığını anlamaya yöneldiğini ifade etti. Bu tür oyunların çoğu zaman çocuğun yaşantılarından etkilendiğini belirtti.

Bir çocuğun oyununda doktor, asker ya da pilot olması örneğini veren Göncü, bu rollerin çocuğun yaşadığı ve duygusal olarak etkilendiği deneyimlerle bağlantılı olduğunu söyledi. Hastaneye gitmek ya da doktora görünmek gibi yaşantıların çocuğa dokunduğunu, çocuğun bu deneyimi oyunda temsil ederek kendisi için ne anlama geldiğini anlamaya çalıştığını vurguladı.

Oyun, çocuğun müfredatıdır

Göncü, oyunun çocuğun ilgilerini ve öğrenmek istediklerini ortaya koyduğunu belirterek “Oyunun bir müfredat olduğunu da kabul etmek zorundayız” dedi. Müfredatın yalnız yetişkinlerin öngördüğü başlıklardan ibaret olmaması gerektiğini söyleyen Göncü, oyunun çocuğun neyi öğrenmek istediğini gösterdiğini vurguladı. Göncü’ye göre öğretmen, çocuğun oyununun akışını izleyerek okuma yazma gibi hedefleri didaktik biçimde dışarıdan dayatmak yerine oyunun içine dahil edebilir. Örneğin doktorculuk oynayan bir çocukla öğretmenin sekreter, hemşire ya da doktor rolüne girip defter kalemle “reçeteyi yazalım” diyerek oyunu sürdürmesi, çocuğa okuma yazmanın kendi oyunu için gerekli olduğunu gösterebilir. Göncü, okulda sunulanlarla çocuğun evinde, mahallesinde yaşadıkları arasında bağ kurulmadan bir müfredata ilgi oluşmayacağını, oyunun da bu bağlantıyı kurmayı sağladığını ifade etti.

Cocuklar Oyun Oynuyor

Kaygı, korku ve oyun, Freud vurgusu

Oyunun duygusal etkisinin çok net biçimde gözlemlenebileceğini ifade eden Göncü, Freud’un çocukların oyuna kaygı nedeniyle yöneldiği görüşünü hatırlattı. Çocuğun alışılmışın dışında, kendisini zorlayan bir durumu anlamaya çalıştığı için oynadığını belirten Göncü, korkunun ne olduğunu ve bu korkuyla nasıl baş edileceğinin oyun aracılığıyla keşfedildiğini söyledi. Bu nedenle çocuğun oyununu “gürültü yapıyor” ya da “ders çalışmıyor” gerekçeleriyle kesmenin çok önemli bir süreci engellemek anlamına geldiğini vurguladı. Göncü, yetişkinlerin çocuğun oyununu kesmek yerine kendi plan ve programından bir süreliğine vazgeçmesi gerektiğini belirtti.

Yaratıcılığın temel kaynağı

Göncü, oyunun aynı zamanda bir anlatı kurma çabası olduğunu söyledi. Oyunu bir hikâye yazma sürecine benzeten Göncü’ye göre bu süreç, bilişsel anlamda temsilleri geliştirmek, yaşantıları kurgulamak ve anlamlandırmak demek. Oyunun aynı temayı tekrar etse bile her seferinde farklı biçimler aldığını belirten Göncü, çocuğun yaşantının çeşitlerini deneyerek öğrendiğini söyledi. Bu sürecin yaratıcılığın temel kaynaklarından biri olduğunu da vurguladı.

Toplumsal ve kültürel boyut

Toplumsal açıdan oyunun, çocuğun ve yetişkinin toplumsal hayatını düzenlemesine yardımcı olduğunu söyleyen Göncü, çocukların oyunda birbirlerini reddetmek yerine birbirlerinin söylediklerini kabul edip üzerine eklemeler yaptığını ifade etti. Bu yaklaşımın birlikte olmayı ve dünyayı paylaşmayı mümkün kıldığını belirtti.

Oyunun empatiyi geliştirdiğini vurgulayan Göncü, çocuğun arkadaşının yerine kendini koyarak onun yaşantısını anlamaya çalıştığını söyledi. Oyunun en doğal doğaçlama etkinliği olduğunu dile getirdi.

Oyunun, çocukların içinde yaşadığı büyük kültürün ve kendi aralarında kurdukları küçük kültürün bir yansıması olduğunu belirten Göncü, çocukların oyun yoluyla kültürel öğelerin kendileri için ne anlama geldiğini keşfettiğini ve gerekirse dönüştürdüğünü söyledi. Bir kültürde görülen oyun biçimlerinin başka bir kültüre dayatılmasının yanlış ve adaletsiz olduğunu vurguladı.

Yetiskinler Oyun Oynuyor

Yetişkinin rolü, dijital dünya ve ekran süresi

Yetişkinlerin oyuna katılmasının önemli olduğunu ancak çocukların akran dünyası ile yetişkin dünyası arasında fark bulunduğunu söyleyen Göncü, çocukların bu farkın çok iyi bilincinde olduğunu ifade etti.

Dezavantajlı ve zorlu koşullarda bile çocukların oyun yoluyla yaşadıkları travmalarla baş etmeye çalıştığını vurgulayan Göncü, oyunun çocuğun elini kolunu bağlamadıkça engellenemeyeceğini söyledi. Yapılması gerekenin oyun ortamını hazırlamak olduğunu ifade etti.

Dijital dünyaya ilişkin kesin yargılar vermenin zor olduğunu ifade eden Göncü, dijital araçların ölçülü ve birlikte kullanıldığında bir ilişki aracı olabileceğini söyledi. Ancak bu araçların çocukların diğer insanlarla ilişkisini kısıtlaması konusunda şüpheleri olduğunu belirtti.

“Oyunun zıttı depresyondur”

Oyunun zıttının çalışmak ya da iş olmadığını vurgulayan Göncü, “Oyunun zıttı depresyondur” dedi. Oyunun bir iç dökme, kendini anlatma ve dünyayı anlama çabası olduğunu belirten Göncü’ye göre oyun engellendiğinde insanın vardığı yer çöküntüdür.

Yetişkinlerin de çocuklar gibi geçmişi yorumlamak, geleceği düşünmek ve bugünü anlamak için oynadığını söyleyen Göncü, dil oyunları, şakalaşma, doğaçlama, kurallı oyunlar ve sporun bu sürecin parçaları olduğunu ifade etti.

Araştırmaların, oyunu destekleyen ailelerde büyüyen çocukların güven duygusu geliştiren ve keşfetmeyi bilen bireyler olduğunu gösterdiğini belirten Göncü, oyunun çocuğa iki temel mesaj verdiğini söyledi: “Senin için önemli olanı keşfedebilirsin” ve “Sen bana güvenebilirsin.”

Göncü, kendine güvenen, empati kurabilen ve üretken bireyler yetiştirmek isteyen herkesin, oyunu her zaman desteklemesi gerektiğini vurguladı.

Arti̇n Göncü (3)

Artin Göncü kimdir?

Artin Göncü, yüksek lisans ve doktorasını Houston Üniversitesi Gelişim Psikolojisi bölümünde tamamladı, 1987’de Illinois Üniversitesi’nde göreve başladı. Ağustos 2013’e kadar Eğitim Psikolojisi Bölümünde profesör olarak çalışan Göncü, 2006–2009 yılları arasında bölüm başkanlığı yaptı.

Muhabir: M. Ferhat Yüksel