Sosyal politikalar uzmanı Prof. Dr. Ferit Serkan Öngel, YENİ Parti tarafından İstanbul Güngören'de düzenlenen "Emek Buluşması" programının ardından Türkiye'deki sosyal güvenlik ve emeklilik politikalarına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Öngel, sosyal güvenliğin bir "bütçe açığı ya da kara delik" olarak görülmesinin sistemi emekliyi yoksullaştıran bir mekanizmaya dönüştürdüğünü vurguladı.

"Sosyal güvenlik harcamaları kısılarak sermayeye transfer ediliyor"
1999, 2007 ve 2008 yıllarında yapılan yasal düzenlemelerin emeklilik sistemini insanca yaşama standartlarından uzaklaştırdığını kaydeden Prof. Dr. Öngel, ANKA Haber Ajansı'ndan Beril Kaleli'ye şu değerlendirmelerde bulundu:
"Türkiye'nin en temel meselelerinden biri, emeklilik hakkını da kapsayan sosyal güvenlik alanında yaşanan dönüşümdür. Toplumun geçmişten gelen en temel kazanımlarının giderek kaybolduğu ve aslında piyasanın konusu haline geldiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Emeklilik, priminin tamamen bireylerin kendileri tarafından karşılandığı bir katkı modeline evrildi.
Bu dönüşümün temel mantığı; devletlerin sosyal güvenlik harcamalarını kısarak oradan elde ettikleri tasarrufları geniş sermaye kesimlerine transfer edebilecekleri bir mekanizma inşa etmeleridir."
"Sosyal güvenlik 'açık' değil, bir 'hak' meselesidir"
Yıllarca sürdürülen "sosyal güvenlik kara deliği" söylemini eleştiren Öngel, devletin önceliğinin bütçe dengesi değil yurttaşın refahı olması gerektiğinin altını çizdi:
"Sosyal güvenlik kara delik diye yıllarca ana akım tarafından propaganda yapıldı. Geldiğimiz noktada esas sorun, emeklinin hayatını idame ettiremediği, emeklisinin yoksul olduğu bir toplumsal formdur. Bir devletin 'sosyal güvenlikte açık vermiyoruz' diyerek övüneceği bir durum olamaz; çünkü sosyal güvenlik bir açık meselesi değil, anayasal bir hak meselesidir.
Sosyal güvenlik yalnızca primlerle değil, devletin bütçe destek politikalarıyla yürütülmelidir. Kaynakları toplumun geniş kitlelerinin refahını sağlayacak şekilde dağıtan, sosyal güvenliği bir maliyet kalemi olarak değil bir öncelik olarak gören kamusal bir yaklaşıma ihtiyaç var."
"Yüzde 1'lik kesim milli gelirin 5'te 1'ini alıyor"
Gelir dağılımındaki uçuruma ve vergi sistemindeki adaletsizliğe dikkat çeken Öngel, yeni kuşakların yaşadığı hak kaybını şu sözlerle özetledi:
Türkiye'de nüfusun yüzde 1'lik en üst gelir grubunun, toplam milli gelirin 4'te 1'i ila 5'te 1'ini elde eder hale geldiği belirten Öngel kurumların yüksek sermaye gruplarını kolladığı, ücretli çalışanların ise yılın çok erken aylarında üst vergi dilimlerine girerek ağır bir vergi yükü altında kaldığı kaydetti.
Öngel yeni jenerasyonun bir önceki kuşağın sahip olduğu kazanılmış haklardan mahrum kaldığı ve gençlerin emeklilik umudunu büyük ölçüde yitirdiği ifade etti.
"Toplumun kurtarıcılara değil, örgütlü dayanışmaya ihtiyacı var"
Emeklilerin yürüttüğü hak mücadelesinin tüm toplumun geleceğini ilgilendirdiğini belirten Prof. Dr. Ferit Serkan Öngel, örgütlenme çağrısında bulunarak sözlerini tamamladı:
"Örgütlü toplumlar haklarından bu kadar kolay vazgeçmezler. Bugün Türkiye'de sendikaların büyük oranda sessiz kaldığı, yalnızca birkaç sendikanın ses çıkarabildiği ve geniş kesimlerin örgütlü kanallardan yoksun bırakıldığı bir dönemden geçiyoruz.
İnsanlar tek tek kişilere inanarak sorunların kurtarıcılar üzerinden çözüleceğini düşünüyor. Oysa toplumun güvenebileceği en temel güç birbirleridir; örgütlü mücadele ve dayanışmadır. Haklara yeniden sahip çıkmanın yolu bu dayanışmayı hatırlamaktan geçiyor."




