Tarım ve Orman Bakanlığı'nın belirli aralıklarla açıkladığı taklit ve tağşiş listeleri, sofralara ulaşan ürünlerin güvenilirliğini yeniden tartışmaya açtı. Et ve et ürünlerinden süt ürünlerine, zeytinyağından bala kadar birçok gıdada mevzuata aykırılıklar tespit edilirken, uzmanlar sorunun yalnızca denetimlerle çözülemeyeceğini, tüketicilerin de bilinçli hareket etmesi gerektiğini vurguluyor.
Gıda Mühendisleri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı ve Sağlık Bakanlığı Mal Muayene Komisyonu Başkanı Fatih Efe ile Uzman Gıda Mühendisi Tuğba Bayburtluoğlu, 24 Saat Gazetesi'ne yaptıkları değerlendirmelerde taklit ve tağşiş uygulamalarının neden sürdüğünü, hangi ürünlerin daha fazla risk taşıdığını ve tüketicilerin alışveriş sırasında nelere dikkat etmesi gerektiğini anlattı.

"Taklit ile tağşiş birbirinden farklı kavramlar"
Taklit ve tağşiş kavramlarının çoğu zaman aynı anlamda kullanıldığını belirten Efe, iki uygulamanın birbirinden tamamen farklı yöntemler içerdiğini anlatarak, "Taklit, esas ürünle alakası olmayan farklı bir ürünü o ürünmüş gibi piyasaya sürmektir. Glikozu bal diye satıyorsunuz ya da tek tırnaklı hayvan etini sığır etiymiş gibi piyasaya sürüyorsunuz. Halbuki o etle bu etin menşei hiçbir şekilde alakası yok" dedi. Taklidin yalnızca hayvansal ürünlerle sınırlı olmadığını ifade eden Efe, farklı hammaddeler kullanılarak da tüketicinin yanıltılabildiğini söyleyerek, "Soya proteinini kavurup kıyma gibi piyasaya sunuyorsunuz. Halbuki biri soya proteini, diğeri kıyma. Aslıyla hiçbir ilgisi olmayan bir ürünü ikame ettiğiniz zaman buna taklit diyoruz" ifadelerini kullandı.
Tağşişin ise ürünün tamamen değiştirilmesi anlamına gelmediğini aktaran Efe, ürünün değerli bileşeninin azaltılması ya da yerine daha düşük maliyetli maddelerin eklenmesiyle gerçekleştirildiğini belirterek, "Sütte en kıymetli bileşen yağdır. Siz yağını Kodeks'in izin verdiği sınırların da üzerinde çekerseniz bu tağşiş olur. Ya da süte su ilave ederseniz yine tağşiş yapmış olursunuz. Balın içine glikoz katılması da buna örnektir" diye konuştu.
Üreticilerin bu yöntemlere daha çok ekonomik gerekçelerle başvurduğunu dile getiren Efe, "Ya maddi değeri düşük olan bir ürünü ilave etmek ya da maddi değeri yüksek olan bir bileşeni çekip almak… Üreticiler de bu nedenle taklit veya tağşişe başvuruyor" değerlendirmesinde bulundu.
“Et, süt, yağ ve baharatlar ilk sırada”
Taklit ve tağşişin rastgele ürünlerde yapılmadığını ifade eden Efe, ekonomik değeri yüksek gıdaların daha fazla risk altında olduğunu söyleyerek, "Et ve et ürünlerinde, süt ve süt ürünlerinde, tereyağında, karabiberde, kırmızı biberde, Ayçiçek yağı ve zeytinyağı gibi ürünlerde bunlarla karşılaşıyoruz" dedi.
Zeytinyağı ve tereyağında yapılan hilelere örnek veren Efe, daha düşük maliyetli ürünlerin farklı aroma ve katkılarla piyasaya sürülebildiğini belirterek, "Margarine tereyağı aroması ilave edilerek tereyağı diye piyasaya sürenler oluyor. Halbuki margarinin menşei bitkiseldir. Tereyağının menşei ise hayvansaldır. Dolayısıyla margarinle tereyağı asla aynı ürün değildir" ifadelerini kullandı.
Ayçiçek yağında da benzer yöntemlerin kullanıldığını aktaran Efe, "Ayçiçek yağı daha ucuz bir ürün. Buna renklendirici ve zeytinyağı aroması ilave edilerek zeytinyağı diye piyasaya sürüyorlar. Zeytinyağıyla hiçbir alakası olmayan yine bir taklit yapıyorlar" dedi.
Peynirlerde de benzer uygulamaların görülebildiğini anlatan Efe, yağ oranının düşürülmesiyle ürünün protein değerinin olduğundan yüksek gösterilebildiğini söyleyerek, "Bazı peynirlerde 'proteince çok yüksek' ifadesini görüyorsunuz. Halbuki fazlasıyla yağı çektiğiniz zaman protein oranı da oransal olarak yükseliyor. Burada da aslında bir tağşiş problemi var" değerlendirmesinde bulundu.
"Ekonomik şartlar hileyi artırıyor"
Taklit ve tağşiş vakalarının yıllardır gündemde olmasının temel nedeninin ekonomik koşullar olduğunu belirten Efe, alım gücündeki düşüşün hem üreticiyi hem de piyasayı etkilediğini anlatarak, "İnsanların alım gücü düşüyor. Alım gücü düşünce piyasaya kaliteli ve gerçek ürünleri arz edemiyorlar. Firmalar daha uygun maliyetle üretim yapabilmek için taklit ve tağşiş yoluna başvuruyor" dedi.
Sorunun yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını da vurgulayan Efe, "Bunun en büyük nedeni ekonomik sebeplerdir. Bunun yanında eğitimsizlik ve ahlak da önemli etkenler arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı.
"730 bin işletmeye 1750 denetim ekibi düşüyor"
Denetimlerin mevcut haliyle yetersiz kaldığını belirten Efe, bunun yalnızca bir değerlendirme değil, rakamlarla da ortaya konulabilecek bir gerçek olduğunu ifade ederek, "Yaklaşık 730 bin kayıtlı veya onaylı işletme var. Buna karşılık yaklaşık 1750 denetim ekibimiz bulunuyor. Bu ekipler gıda mühendisi, veteriner hekim ve ziraat mühendislerinden oluşuyor. Üstelik bu ekiplerin içinde sayıca en az olan grup da gıda mühendisleri" dedi.
Mevcut personel sayısıyla bütün işletmelerin etkin şekilde denetlenmesinin mümkün olmadığını dile getiren Efe, basit bir hesapla tablonun ortaya çıktığını söyleyerek, "Bir ekibe yaklaşık 411 işletme düşüyor. Her gün denetime çıktığınızı varsaysanız bile resmi tatiller, hafta sonları ve yıllık izinler var. 365 gün üzerinden değil, yaklaşık 240 gün üzerinden çalışabiliyorsunuz" ifadelerini kullandı.
Denetimin yalnızca işletmeye gitmekten ibaret olmadığını hatırlatan Efe, tespit edilen her uygunsuzluğun raporlama ve yeniden kontrol süreçlerini de beraberinde getirdiğini anlatarak, "Denetime gittiniz, uygunsuzluk gördünüz, kuruma dönüp rapor hazırladınız, ardından tekrar denetime çıktınız. Bir işletmeyle günler süren bir süreç yaşayabiliyorsunuz. Böyle bir tabloda bir ekibin yüzlerce işletmeyi sağlıklı şekilde denetlemesi mümkün değil" diye konuştu.
Buna rağmen çok sayıda firmanın ifşa edilmesinin sorunun boyutunu gösterdiğini söyleyen Efe, "Bu kadar kısıtlı ve yetersiz denetime rağmen çok sayıda firmanın ifşa edilmesi bile aslında tablonun ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyuyor. Denetimlerin yeterli olması mevcut şartlarda mümkün değil" değerlendirmesinde bulundu.
"Gıda mühendisi istihdamı artırılmalı"
Sorunun çözümü için denetim mekanizmasının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Efe, öncelikle gıda mühendisi sayısının artırılması gerektiğini belirterek, "1750 denetim ekibi yeterli değil. Biz yaptığımız hesaplamalarda bu sayının en az 5 binlere ulaşması gerektiğini görüyoruz. Eğitim artırılmalı, ekonomik şartlar iyileştirilmeli. Bunların hepsi bir bütün. Tarım ve Orman Bakanlığı'na bu konuda önemli görevler düşüyor" dedi.

"Alışverişte en büyük hata etiketi okumamak"
Uzman Gıda Mühendisi Tuğba Bayburtluoğlu ise tüketicilerin alışveriş sırasında yaptığı en büyük hatalardan birinin ürün seçiminde yalnızca fiyatı ya da ambalajın görünümünü dikkate almak olduğunu söyledi.
Güvenilir bir ürün seçebilmek için etiket bilgilerinin dikkatle incelenmesi gerektiğini belirten Bayburtluoğlu, "Üretici bilgileri kontrol edilmeli, son tüketim tarihine bakılmalı ve ürünün uygun koşullarda muhafaza edilip edilmediği değerlendirilmeli. Tüketicinin bilinçli tercih yapabilmesi için etiket okuma alışkanlığı kazanması gerekiyor" dedi.
"İçindekiler listesi çok şey anlatıyor"
Etiketlerde yer alan içerik bilgilerinin tüketici açısından önemli ipuçları taşıdığına dikkat çeken Bayburtluoğlu, ürünlerde kullanılan bileşenlerin çoktan aza doğru sıralandığını hatırlattı. Katkı maddelerinin de mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini ifade eden Bayburtluoğlu, "İçerik kısmı ne kadar anlaşılır olursa tüketici açısından o kadar şeffaf olur. Tüketiciler etiket okuma alışkanlığını geliştirdikçe satın alma tercihleri de buna göre şekillenecektir" diye konuştu.
"Piyasa fiyatının çok altındaki ürünlere dikkat"
Ucuz ürünün tek başına hileli olduğu anlamına gelmediğini belirten Bayburtluoğlu, olağan dışı düşük fiyatların mutlaka sorgulanması gerektiğini söyledi. Fiyatların kampanya, sezon indirimi veya üretim kapasitesi gibi nedenlerle değişebileceğini dile getiren Bayburtluoğlu, "Ancak özellikle zeytinyağı, bal ve tereyağı gibi üretim maliyeti yüksek ürünlerin piyasa ortalamasının çok altında satılması olağan değildir. Tüketici fiyatı, satış noktasını, markayı ve ürün içeriğini birlikte değerlendirmelidir" ifadelerini kullandı.
"'Doğal' ve 'köy ürünü' ifadeleri yanıltabilir"
Son yıllarda doğal beslenmeye olan ilginin artmasının bazı üreticiler tarafından pazarlama amacıyla kullanılabildiğine işaret eden Bayburtluoğlu, "Doğal", "köy ürünü", "ev yapımı" ve "katkısız" gibi ifadelerin tek başına güvence olmadığını söyledi.
Üretim yeri ve içeriği belirsiz ürünlerde bu ifadelerin tüketiciyi yanıltabileceğini belirten Bayburtluoğlu, özellikle açıkta satılan ve kaynağı belli olmayan ürünlerin tercih edilmemesi gerektiğini vurguladı.

"Sosyal medyadaki testlere güvenmeyin"
Sosyal medyada sıkça paylaşılan ‘balı yakarak test etme’, ‘zeytinyağını buzdolabına koyma’ ya da ‘yoğurda iyot damlatma’ gibi yöntemlerin bilimsel bir geçerliliği bulunmadığını ifade eden Bayburtluoğlu, gıdalardaki taklit ve tağşişin ancak laboratuvar analizleriyle ortaya konulabileceğini söyledi.
"Akredite laboratuvarlarda uluslararası analiz yöntemleri kullanılmadan bir ürünün gerçek ya da sahte olduğunu söylemek mümkün değildir" diyen Bayburtluoğlu, tüketicilerin sosyal medyada dolaşan doğrulanmamış bilgilere itibar etmemesi gerektiğini kaydetti.
"İfşa sistemi önemli ancak tek başına yeterli değil"
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın taklit ve tağşiş yapan işletmeleri kamuoyuyla paylaşmasının önemli bir şeffaflık uygulaması olduğunu belirten Bayburtluoğlu, bunun hem tüketiciyi bilgilendirdiğini hem de sektörde farkındalık oluşturduğunu söyledi.
Bayburtluoğlu, güvenilir bir gıda sisteminin yalnızca denetimlerle sağlanamayacağını belirterek, kayıtlı üretimin desteklenmesi, yaptırımların etkin uygulanması ve tüketicilerin gıda okuryazarlığının artırılması gerektiğini sözlerine ekledi.



