Merhaba Sayın okuyucu;
Her güzel konuşmanın temelinde, kelimelerin doğru telaffuzu bulunur.
Telâffuz, okuma özelliğini dikkate alarak yapılan seslendirmedir.
Lâfz kökünden Arapça asıllı bir söz olan telâffuz için, sözlüklerde ‘söyleyiş’ ve ‘sesletim’ dışında bir karşılık bulamazsınız. Telâffuz, yalnızca söyleyiş değil aynı belirtme ve bildirme eylemini de kapsar. Telâffuzun Türkçe karşılığı olarak, ‘sesletim’ demenin daha doğru olacağı kanısındayım.
İster telâffuz diyelim ister sesletim; her dilin alfabesinde yer alan harflerle söz ve sözcüklerin seslendirilmesi arasında farklar bulunur. Bu farklar, doğru veya yanlış telâffuzu ortaya koyan birer göstergedir.
Doğru telâffuz için öncelikle sesleri temiz bir şekilde çıkarmak gerekir. Sözcükleri temiz bir biçimde söylemeye ise pürüzsüz söyleyiş denir.
Telâffuzda aslolan, her sesi doğru yerden çıkararak yani hakkını vererek seslendirmektir. Alfabedeki her harfin tek ses olduğunu düşünerek yapılan telâffuz, söyleyiş kusurlarının ilk sebebidir. Çünkü hiçbir alfabenin, bütün sesleri kapsaması düşünülemez.
Buna rağmen Türkçe, genellikle yazıldığı gibi okunan nadir dillerden biridir. Ancak yazımda kullanılan harflerin karşılığı olan seslerimiz, birden fazla olduğundan, okunuşta yalnızca yazıma bağlı kalmak, bizi söyleyiş bozukluklarına yani sesletim yanlışına düşürebilir. Örneğin a sesinin kapalı, açık ve ince olan biçimleri vardır. Hala ile hâlâ ve Feray ile feza sözcüklerindeki a sesleri birbirinden farklıdır.
Fiillerde ise zamana ve kişiye bağlı olan çekim ekleri, sözcüklerin kökünü değil ama gövdesinin okunuşunu değiştiren bir etkendir. Bu, İstanbul ağzıyla söyleyişin gereğidir. Örneğin, “Gelmeyeceğim” kelimesi “gelmiycim” yazımına yakın bir şekilde seslendirilir.
Ancak Fransızcadan dilimize Kombinasyon olarak girmiş olan ve birleştirme, düzen, tertip gibi anlamları bulunan kelimeyi, kombineyşın veya kombinazyoon olarak okumak, doğru telâffuz değildir.
29 harfli alfabeye sahip olan Türkçede, günlük kullanımda 40 ses, medyadaki kullanımda 45, tiyatral kullanımda ise 84 sesimiz bulunmaktadır. Böylesine ses zengini olan Türkçeyi, dilimize yabancı olanların doğru telâffuz etmesi, elbette zor bir iştir. Kaldı ki okullarda “Türkçe yazıldığı gibi okunur” tezinden hareketle verilen eğitimi alan çocukların, doğru telâffuzdan ya da açık bildirişimden uzaklaştıkları açık bir gerçektir. Türkçe, genellikle yazıldığı gibi okunur.
Telâffuzda farkına varılması gereken seslerimiz şunlardır: “Kapalı, açık ve ince a; diş-damak c’si, sızıcı c; açık, kapalı ve orta e; ince ve kalın g; kalın ve ince k; kalın ve ince l; n sesleri nazal olmasına rağmen, dil-diş, damak ve nazal olarak ayrılan n; kalın ve ince t; kalın ve ince u; diş-dudak ve çift dudak v’si.” Bazı ünlülerin uzun ve kısa olanları da bulunmaktadır. Alfabemizde doğrudan yer almasa bile harfleri veya bir harfte birden fazla bulunan sesleri doğru çıkarmaya ‘boğumlandırma’ diyoruz.
Boğumlandırmayı gerçekleştirmek için doğru ‘artikülasyon’ yani sesin çıkış yerine göre dudak ve çenenin doğru kullanımını bilmek önem taşımaktadır.
TELÂFFUZUN ÖNEMİ
Telâffuzu ya da sesletimi, yazıdaki imlâ kurallarına benzetebiliriz. Öznesi, yüklemi, tümleci yanlış yerde kullanılan bir cümle ya da ekleri yanlış olan bir kelime grubu nasıl anlaşılmaz ise telâffuzu yanlış yapılan bir konuşma da öylesine anlaşılmazdır. Noktalama işaretleri olmayan ya da yanlış olan bir metne, kötü bir metin deniyorsa yanlış söylenen seslerle dolu bir konuşmaya da kötü bir konuşma diyoruz.
Özellikle eski dili kullanma zorunluluğu bulunan metinlerde yapılan yanlış telâffuz, konuşmamızı farklı yorumlara sokabilir. Örneğin, vak’a ile vakıa ya da şerri ile şer’i kelimelerinin yanlış söylenişi, anlatılan olayın mahiyetini birdenbire değiştirecektir. Benzer biçimde bir yabancı dili iyi konuşan kişilerle sırf yanlış telâffuz nedeniyle kolay iletişim kurulamadığı sık görülen olaylardandır.
Aynı kelimenin farklı kişilerce farklı söylendiğine çok sık tanık olmuşuzdur. Bir harfin telâffuzunda bazen üç ayrı ses duyabiliyorsunuz. Peki, gerçek söyleme ve okuma nasıl olmalı? Uzun sesler, kısa sesler, açık ya da kapalı vokaller, etkilenen sesler, kelimeleri nasıl biçimlendiriyor? Bu ve pek çok sorunun yanıtını bulmakta zorlanabiliriz. Örneğin ayın denilen harfin çıkardığı ses, bugün artık telâffuz edilmiyor. Aynı şekilde iki ayrı k sesini ve iki ayrı t sesini tek harfte birleştirmişiz. Harflerimizin üzerinde sesi ayırt eden bir işaret yok. Tüm bunlar, örneğin “kabil” sözcüğünün “Afganistan’ın Başkenti”, “uygun” veya “gibi” anlamlarından hangisine yönelik olduğunu bilmenizi, sizin profesyonelliğinize bırakıyor. Cümlenin mantığına göre seslendiriyorsunuz bu tür sözcükleri… İstanbul ağzının temel özellikleri de sistemleştirilmedi. Bu nedenle herkesin dilinde farklı biçimlerde kullanılıyor. İlk Spikerlerimizden rahmetli Emel Gazimihal’in, önüne geleni uyardığı ve hatırlattığı ‘İstanbul’ sözcüğünü, İstanbul’da oturan bir kısım insan bile ‘I’ sesiyle telâffuz ediyor. Oysa Türkiye’deki tüm yer adları yazıldığı gibi okunur.
Doğru telâffuz, vermek istediğimiz mesajı daha etkili verir, konuşana güven sağlar ve dinleyeni yormaz. Dinleyenin yorulmadığı konuşmalarda da dikkat dağılmaz ve konuşanın bir talebi daha kolay yerine getirilir.
Telâffuzu doğru yapabilmenin ön şartı, sesleri doğru çıkarabilmektir. Bunun için de hangi sesin nereden ve nasıl çıktığını bilmemiz gerekir. Sesleri doğru yerden çıkartmayı öğrenmek, yetişkin kişiler için oldukça kolaydır.
Sesin çıkmasını sağlayan organlar, diyaframdan başlar ve dudakla sona erer. Ses organları, vücudumuzun ön üst kısmında bulunur. Sesi çıkarabilmek, nefes almayla başlayan bir işlemdir.