Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılı “Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması” sonuçlarını ilk kez yayımladı. Araştırmaya göre, kadınların yüzde 12,8’i yaşamlarının herhangi bir döneminde fiziksel şiddete uğradı. Psikolojik şiddete maruz kalanların oranı yüzde 28,2 olurken, ekonomik şiddet oranı yüzde 18,3 olarak belirlendi. İlk kez araştırmaya dahil edilen dijital şiddet uygulayanlar arasında yüzde 62,3 ile “yabancı biri” ilk sırada yer aldı. Israrlı takipte de yabancı biri yüzde 39,6 ile başı çekti.
Araştırma, 15-59 yaş aralığındaki 18 bin 275 kadınla yapılan görüşmelere dayanıyor. TÜİK tarafından 18 Kasım 2024 - 31 Ocak 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen saha çalışmasında, fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet ile dijital şiddet ve ısrarlı takip hem yaşam boyu hem de son 12 ayda yaşanma durumuna göre incelendi. Boşanmış kadınlar, psikolojik (yüzde 62,1), ekonomik (yüzde 42,5) ve fiziksel (yüzde 41,5) şiddet türlerinde en yüksek orana sahip grup oldu. Dijital şiddet en çok 15-24 yaş grubundaki kadınlarda görülürken, ekonomik şiddetin en yaygın olduğu grup ise bir okul bitirmemiş kadınlar oldu.
TÜİK’in yayımlamış olduğu bu araştırmayı, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nden avukat Gülden Duran ile Eşitlik için Kadın Platformu’ndan Sevinç Ünal 24 Saat’e değerlendirdi.

“6284 sayılı Kanun’un tam ve etkili uygulanması, kadınların yaşam hakkının korunması için hayati önemdedir”
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nden avukat Gülden Duran, TÜİK’in 2024 Kadına Yönelik Şiddet Araştırması’nı değerlendirerek şu ifadeleri kullandı:
“TÜİK tarafından yayımlanan Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması 2024 sonuçları, kadına yönelik şiddetin boyutlarını yeniden gündeme taşımaktadır. Araştırmada ilk kez ısrarlı takip ve dijital şiddet başlıklarının ayrı ele alınması, şiddetin yalnızca fiziksel olmadığını göstermesi bakımından önemli bir adımdır. Ancak araştırmada yer alan tüm verilerin yalnızca bildirilen olayları yansıttığı, görünmeyen çok sayıda vakanın istatistiklere yansımadığı unutulmamalıdır.
Özellikle boşanmış kadınlara karşı uygulandığı görülen yüksek şiddet oranları, koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin biçimde uygulanmadığını göstermektedir. Dijital şiddet faillerinin yalnızca yakın çevreyle sınırlı kalmaması ve özel sektördeki ekonomik şiddet ile mobbing oranlarının dikkat çekici seviyede olması, kadınların hem sosyal hem de çalışma yaşamında ciddi risklerle karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, şiddet eylemlerinin 'gerekçelendirilmesi' ve bu gerekçelerin toplumsal algıda meşrulaştırıcı etki yaratması endişe vericidir.”
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının ardından şiddet vakalarında artış eğilimi olduğunu söyleyen Duran, “6284 sayılı Kanun’un tam ve etkili uygulanması, kadınların yaşam hakkının korunması için hayati önemdedir” uyarısında bulundu.

“Şiddetle mücadelede failin kim olduğu, izlenecek politikanın belirlenmesi açısından kritik önemdedir”
Eşitlik İçin Kadın Platformu gönüllüsü Sevinç Ünal, “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Araştırması-2024” ile ilgili değerlendirmesinde, araştırmanın önemine dikkat çekti ancak yöntemsel sorunlara da işaret ederek şunları kaydetti:
“Araştırma, kadına yönelik şiddetle mücadelede mevcut durumu tespit etmek ve strateji oluşturmak açısından önemli ancak metodolojik farklılıklar ve eksik açıklamalar, verilerin yorumlanmasını güçleştiriyor. 2008 ve 2014 araştırmalarında olduğu gibi failin kimliğine göre ayrım yapılmaması örneğin eş, akraba, iş arkadaşı gibi verilerin önceki yıllarla karşılaştırılabilirliğini zayıflatıyor. Oysa şiddetle mücadelede failin kim olduğu, izlenecek politikanın belirlenmesi açısından kritik önemdedir.
Fiziksel şiddet oranının 2014’te yüzde 32,4 iken bu yıl yüzde 12,3 olarak bildirilmesi, kadınların deneyimlerini paylaşmaktan çekinmiş olabileceğini veya veri toplama sürecinde güven sorunu yaşandığını düşündürüyor. Dijital şiddet bu yıl ilk kez araştırmaya dahil edildi ancak kapsamı net belirtilmedi. 2014’te sadece ‘e-posta veya SMS yoluyla taciz’ yüzde 8 olarak raporlanmıştı, dijital şiddetin bugünkü tanımının buna eşdeğer olup olmadığı bilinmiyor. Ayrıca, ‘öfke kontrolü’ gibi ifadelerin şiddet nedenleri arasında yer alması, bu yapısal sorunu bireysel psikolojik bir sorun gibi sunma riskini barındırıyor. Bu yaklaşım, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini görünmez kılabilir.”
En dikkat çekici eksiklerden birinin, kadınların şiddet karşısında kurumsal başvuru davranışlarına ilişkin verilerin açıklanmaması olduğunu vurgulayan Ünal, “Bu veriler, politika geliştirmek açısından en kritik göstergelerden biridir. Araştırma, kadınların yaşadığı şiddetin bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bu nedenle, bulguların şeffaf biçimde paylaşılması ve kadın örgütlerinin sürece aktif şekilde dahil edilmesi hayati önem taşıyor” dedi.
TÜİK’in, “Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması, 2024” raporuna buradan ulaşabilirsiniz.




