Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Zaman Kullanımı Araştırması 2025 verileri, Türkiye’de spor alışkanlıklarının sınıfsal gelir dağılımı, kamusal alan yetersizliği ve kronik zaman baskısı nedeniyle ciddi bir tıkanma yaşadığını ortaya koydu. Açıklanan resmi rakamlar, toplumun düzenli fiziksel aktivitesinin neredeyse tamamen açık havada yapılan maliyetsiz yürüyüşe sıkıştığını, özel üyelik veya ekipman gerektiren salon sporlarının ise ekonomik bariyerler nedeniyle geniş kitlelere ulaşamadığını belgeliyor.

Spor yapmak bütçe ve boş zaman lüksüne dönüştü

Hanehalkı gelir gruplarına göre günlük zaman kullanımı verileri, fiziksel aktivitenin doğrudan ekonomik refahla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Aylık geliri 0 ile 28 bin TL arasında bulunan en alt gelir grubundaki bireyler günde spora ve doğa aktivitelerine ortalama yalnızca 11 dakika 5 saniye ayırabilirken, 90 bin 1 TL ve üzerindeki en yüksek gelir grubunda bu süre 15 dakika 58 saniyeye çıkıyor. Düşük gelir grubunun günün 2 saat 48 dakikasını ev içi ücretsiz bakım hizmetlerine harcamak zorunda kalması, sporu satın alınabilir bir serbest zaman lüksü haline getiriyor. Türkiye’de sporun kitlelerden koparak dar bir zümrenin erişebildiği bir pratiğe dönüşmesi, kentlerin kapitalist dönüşümle de örtüşüyor. Marksist coğrafyacı ve kent kuramcısı David Harvey’nin "Kamusal alanların özelleştirilmesi ve mekânın metalaşması" tezi, sporun toplumsal karakterindeki radikal değişimi net bir şekilde açıklıyor. Harvey’nin kuramı ekseninde bakıldığında; geçmişte mahalle aralarında, çocukların ve gençlerin ortak kullanımına açık boş arsalarda ya da kamusal sokaklarda ücretsiz ve kolektif olarak yapılabilen spor, kentsel rant baskısıyla birlikte yerini ticarileşmiş alanlara bıraktı.

Şehirlerdeki ortaklaşa kullanılan kamusal açık alanların imara açılmasıyla birlikte fiziksel aktivite, yüksek aylık aidatlarla girilebilen özel zincir fitness salonlarına ve lüks pilates stüdyolarına devredildi.

Images 2026 08 25T140443.699

Kentlerde yurttaşa açık olarak kullanılabilecek basketbol ve voleybol sahalarının az olması spora erişimi kısıtlıyor

Pahalı salonlar yerine masrafsız spor yürüyüş öne çıktı

Son dört hafta içinde yapılan sportif faaliyetlerin dağılımına bakıldığında ise yürüyüş ve koşu yüzde 11,67 ile açık ara en yaygın fiziksel aktivite olarak öne çıkıyor. On yıl önce yüzde 9,86 olan bu oranın düzenli artışı, spor salonu üyeliklerinin ve ekipman fiyatlarının yükseldiği bir dönemde halkın maliyetsiz seçeneklere sığındığını gösteriyor. Bisiklete binenlerin oranı ise yüzde 2,22, yüzmeye gidenlerin yüzde 2,15 ve basketbol oynayanların yüzde 0,90 ile sınırlı kaldı. Türkiye'de yürüyüşün en yaygın spor tercihi olmasına rağmen toplumun genelinde fiziksel aktivite düzeyinin sınırlı kalması, modern kent planlamasının niteliğiyle de doğrudan ilişkileniyor. Dünyaca ünlü Danimarkalı mimar ve kent kuramcısı Jan Gehl’in ortaya koyduğu "İnsan Odaklı Kentler" yaklaşımı ve uluslararası "Yürünebilirlik" endeksleri, bir toplumun hareket alışkanlığını doğrudan sokak tasarımının belirlediğini savunuyor. Gehl’in araştırmaları; kesintisiz geniş kaldırımlara, gölge veren ağaç dokusuna, güvenli yaya geçitlerine ve taşıt trafiğinden arındırılmış kamusal alanlara sahip şehirlerde halkın spora ihtiyaç duymadan dahi gündelik hayatın akışı içinde doğal olarak hareket ettiğini ortaya koyuyor.

Spor yapmaya değil dinlenmeye hasretiz

Öte yandan modern hayatın dayattığı zaman darlığı, toplumun spor yapma arzusunu doğrudan tüketiyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre Türkiye, haftalık 45 saati aşan uzun çalışma sürelerinde üye ülkeler arasında ilk sıralarda yer alırken; bu durum çalışma sosyolojisinde "Zaman Yoksulluğu" (Time Poverty) olarak tanımlanıyor.

TFF’den yabancı kuralında Türkiye Kupası için yeni düzenleme
TFF’den yabancı kuralında Türkiye Kupası için yeni düzenleme
İçeriği Görüntüle

Hafta içi zamanı kendisine yetmeyen bireylerin oranı son on yılda yüzde 24,48’den yüzde 30,57’ye tırmanırken, zaman baskısı hisseden bu kitlenin en çok hasret kaldığı faaliyet yüzde 36,23 ile dinlenme ve tatil oluyor. Fazladan zaman bulduğunda bunu spora ayırmak isteyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 5,17 seviyesinde kalarak, insanların bedensel egzersiz yerine tükenmişlik hissiyle dinlenmeye ve uykuya öncelik verdiğini ortaya koyuyor. Hareketsizlik ise başka sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına yol açıyor. Sağlık Bakanlığı'nın kronik hastalıklar ve risk faktörlerine yönelik araştırmaları, Türkiye'de yetişkin nüfusun yaklaşık üçte birinin obezite, diğer üçte birinin ise fazla kilo sorunuyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Hareketsiz yaşam tarzı ve ucuz karbonhidrat odaklı beslenme sonucu diyabet, hipertansiyon ve kardiyovasküler rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden The Lancet tarafından yayımlanan fiziksel hareketsizlik serisi (Physical Inactivity Series), hareketsizliği tütün kullanımı kadar ölümcül bir küresel salgın olarak nitelendiriyor. Araştırma bulguları, günlük yeterli düzeyde fiziksel hareketten yoksun kalmanın erken ölüm riskini yüzde 20 ila 30 oranında artırdığını ortaya koyarken; Türkiye'de halkın spor yapabileceği tesis ve kamusal alanların eksikliği, önlenebilir kronik hastalıkların ve kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının genç yaşlara kadar inmesine zemin hazırlıyor.

Parklar yerine AVM ve sosyal medya

Kültürel faaliyet ve mekan kullanım tercihleri de kamusal yeşil alan eksikliğinin vatandaşları kapalı mekanlara ittiğini doğruluyor. Toplumun yüzde 42,41’i düzenli olarak alışveriş merkezlerinde vakit geçirirken, sosyal medya kullanımı son on yılda yüzde 33,88’den yüzde 71,74’e sıçramış durumda. Buna karşın doğayla doğrudan temas sağlayan günübirlik doğa yürüyüşlerine katılımın yüzde 5,85’te kalması, şehirlerde nefes aldıracak spor ve rekreasyon alanlarının yetersizliğini gösteriyor.

Mevzuatta 15 metrekare yeşil alan şart: Gerçekte sadece 1 metrekare

Toplumun neden nitelikli açık alan sporları yapamadığı sorusu, kentleşme ve imar verilerinde yanıt buluyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yürürlükteki Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği kişi başına en az 15 metrekare aktif yeşil alan standardı getirirken, TMMOB Şehir Plancıları Odası (ŞPO) ve Mimarlar Odası'nın kent izleme raporları büyükşehirlerin merkez ilçelerinde bu oranın fiilen 1 ila 3 metrekare seviyesine kadar gerilediğini ortaya koyuyor. ŞPO Ankara Şubesi’nin 2019, 2021 ve 2023 yıllarını kapsayan Ankara Kent İzleme Raporları Çankaya, Altındağ, Keçiören gibi merkez ilçelerinde kişi başına düşen aktif yeşil alanın mahalle ölçeğinde 2–4 metrekareyle sınırlı kaldığı, vadilerin ve açık alanların yapılaşma baskısıyla daraldığına işaret ediyor. ŞPO İstanbul Şubesi’nin 2020 ve 2022 tarihli İstanbul Kent Raporları ve Plan İncelemeleri’ne göre İstanbul genelinde kişi başına düşen aktif yeşil alan ortalama 6–8 metrekare civarında.Ancak yoğun yapılaşmanın olduğu Bağcılar, Esenler, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy veya Fatih) bu oran kişi başına 1 ila 3 metrekareye düşüyor. ŞPO İzmir Şubesi raporlarında, kıyı şeritleri dışarıda bırakıldığında Konak, Karabağlar, Bornova gibi yerleşimlerde kişi başına düşen nitelikli park alanının 3–5 metrekare olduğu belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) kişi başına asgari 9 metrekarelik sağlıklı çevre eşiğinin dahi altında kalan bu yoğun yapılaşma ve betonlaşma, halkın spor yapabileceği park, koşu parkuru ve rekreasyon alanlarını fiilen yok ediyor.

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar