Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Bakırhan, Ramazan ayının yaklaşması nedeniyle “Mübarek Ramazan ayının fakire, fukaraya, ezilene bereket getirmesini diliyorum” diyerek halkın Ramazan ayını kutladı ve barış sürecine vurgu yaptı.
Tuncer Bakırhan: “Toplumun yüzde 80’i kaygısız başını yastığa koyamıyor”
Bakırhan, Türkiye ekonomisine dair şunları kaydetti:
"Toplumun yüzde 80'i kaygısız başını yastığa koymuyor. Gelir, giderlere yetmiyor. Kötü tabloyu yaratanlar umarım çözüm yolu bulmaya çalışırlar. Birileri şatafatlı bir hayat yaşıyor. Bu şatafatı yolsuzluk yapanlar yaşıyor. Bakın, ocak ayında faiz ödemeleri, 2025’in aynı ayına göre yüzde 180 artarak 456,4 milyar TL ile aylık bazda rekor kırdı. Enflasyonu yüzde 30’larda gösterirlerken faize ödenen para yüzde 180."
“Barış sürecinin geleceğine en büyük yanlış”
Bakırhan, Dışişleri Bakanı’nın Irak ile ilgili açıklamalarını eleştirerek şöyle konuştu:
"Geçen hafta Dışişleri Bakanı’nın bir TV programında Irak’a dair 'Suriye’den sonra sıra Irak’ta' sözleri büyük bir krize neden oldu. Bu beyanat nedeniyle Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi hem Irak Dışişleri Bakanlığına hem de Haşdi Şabi Başkanlık Ofisine çağrıldı; 'diplomatik normlara uyulması' ikazı yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Irak Başbakanı Sudani’yi aramak zorunda kaldı.
İran’da yeni savaş senaryolarının açıkça konuşulduğu, Irak üzerinden hesaplaşıldığı bir dönemde Sayın Bakanın bu sözlerinin arka planına bakmak gerekiyor. Orta Doğu’nun yeni düğümü Irak’ta atılmak isteniyor. 'Yeni düzen' tartışmalarında egemenlik vurgusu öne çıkarılıyor. Bu egemenlik, Şii–Sünni bloklaşmaları üzerinden kuruluyor.
Ancak uyarıyoruz: Irak ne Libya’ya ne Suriye’ye benzer. Irak’taki hareketlenme, Suriye’den İran’a, Yemen’den Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyayı etkiler. Peki, böyle bir ortamda Türkiye nasıl bir pozisyon almalı? Türkiye, etnik ve inançsal fay hatlarını tetikleyen senaryolardan uzak durmalı. Özellikle Kürtleri bahane ederek Şengal’e, Maxmur’a, Erbil’e yeni tehditler savurmak doğru bir tutum değildir.
Sayın Fidan’a açıkça soruyoruz: Şengal’de, Maxmur’da ve Federe Kürdistan Bölgesi’nde yeni hesaplar mı devreye sokmak istiyorsunuz? Eğer böyleyse bu yaklaşım hem barış sürecine hem de 86 milyonun geleceğine karşı yapılan en büyük yanlış olur. Aksine yapılması gereken, Kürtlerle stratejik ve tarihi ittifaklar kurmaktır. Birlikte büyümektir. Bu konuda somut bir teklifimiz var: Emperyalist kışkırtmalara ve savaş planlarına karşı Demokratik Orta Doğu Birliği’ni öneriyoruz.
Eğer böyle bir yaklaşım varsa barış sürecinin geleceğine yapılmış en büyük yanlış olur. Bölgesel bir barış vizyonuyla katkıda bulunabiliriz.15 Şubat bugün bile devlet aklı ve Türkiye siyaseti bunu tabu olarak çözümlenmemiştir. Hepimiz kaybettik. Sayın Öcalan ikinci komployu da boşa çıkarmıştır. 27 Şubat çağrısıyla sayın Öcalan tek çağrıyla bitirdi mi?"




