Türkiye’de yaşlı bakım hizmetlerine yönelik talep son yıllarda artarken, huzurevlerinde kapasite yetersizliği ve bakım maliyetleri ailelerin karşılaştığı temel sorunlar arasında yer alıyor. Özellikle ileri yaşta, yatağa bağımlı veya sürekli sağlık desteğine ihtiyaç duyan bireylerin bakımında profesyonel hizmetlere duyulan ihtiyaç artıyor.

Yaşlı bakımında artan maliyetler aileleri farklı seçeneklere yönlendiriyor

Huzurevlerinde yer bulmakta yaşanan güçlükler, özel bakım merkezlerinin maliyetleri ve evde bakım desteğinin her ihtiyacı karşılayamaması, aileleri farklı bakım seçeneklerine yönlendiriyor. Bu süreçte kayıt dışı bakıcılar, bakım hizmetlerinin denetimi ve bakım yükünün aileler üzerindeki etkisi de yaşlı bakımının önemli başlıkları arasında öne çıkıyor.

Bu tablonun yanı sıra bakım hizmetlerinin sürdürülebilirliği, nitelikli personel ihtiyacı ve yaşlı bireylerin ihtiyaçlarına uygun merkezlerin yaygınlaştırılması da gündemdeki başlıklar arasında bulunuyor. Özel Dikmen Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi Kurucu Müdürü Fadime Akcan ile Yeni Mimoza Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi Sosyal Hizmet Uzmanı Tuğba Nur Aktaş, artan başvurular, bakım maliyetleri, evde bakım hizmetlerindeki sorunlar ve gelecekte ihtiyaç duyulacak yeni modeller hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Özel Dikmen Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi Kurucu Müdürü Fadime Akcan, son yıllarda başvurularda ciddi bir artış olduğunu belirterek, özellikle bakıma ihtiyaç duyan yaşlılar için uygun kurum bulmanın her geçen gün daha zorlaştığını ifade etti. Akcan, hem devlet hem de özel kuruluşların yeterlilik düzeylerinin artırılmasına ihtiyaç olduğunu sahada net bir şekilde gördüklerini söyledi.

Yaşlı Bakım Merkezi Kurucu Müdürü Fadime Akcan

En büyük maliyet kalemini nitelikli personel oluşturuyor

Akcan, yaşlı bakımında en büyük maliyet kaleminin nitelikli personel olduğunu belirtti. Bunun yanında sağlık hizmetleri, gıda, kira, enerji, medikal malzemeler ve diğer işletme giderlerinin de önemli bir yük oluşturduğunu ifade eden Akcan, bakım hizmetinin 24 saat kesintisiz devam ettiğini ve bu maliyetlerin doğal olarak bakım ücretlerine yansıdığını söyledi.

Devlet tarafından sağlanan evde bakım desteğinin aileler için önemli bir katkı sağladığını belirten Akcan, ancak bunun tek başına yeterli olduğunu söylemenin zor olduğunu ifade etti. Özellikle ileri yaşta, yatağa bağımlı veya sağlık desteğine ihtiyaç duyan bireylerde profesyonel bakım ihtiyacının devam ettiğini söyledi.

Kayıt dışı çalışan bakıcılar risk oluşturuyor

Akcan, birçok ailenin evde bakıcı desteğine yöneldiğini belirtti. Ancak kayıt dışı çalışan bakıcı sayısının fazla olmasının hem bakım kalitesi hem de güven açısından önemli riskler oluşturduğunu ifade etti. Akcan, bu alanda daha güçlü denetim ve standartların oluşturulması gerektiğini düşündüğünü söyledi.

"Bakım yükü çoğu zaman kadınların omuzlarında kalıyor" diyen Akcan, bu durumun hem çalışma hayatını hem de sosyal yaşamı olumsuz etkilediğini belirtti. Ailelerin ekonomik ve psikolojik olarak ciddi bir yük altında kalabildiğini ifade eden Akcan, bu nedenle profesyonel bakım hizmetlerinin daha erişilebilir olmasının büyük önem taşıdığını söyledi.

Mevcut sistem gelecekteki ihtiyacı karşılamakta zorlanacak

Akcan, mevcut sistemin gelecekte oluşacak ihtiyacı karşılamakta zorlanacağını düşündüğünü belirtti. Önümüzdeki yıllarda daha fazla huzurevine, özel bakım merkezine, evde sağlık hizmetine ve özellikle eğitimli bakım personeline ihtiyaç duyulacağını ifade etti.

Akcan, kamu ve özel sektörün birlikte hareket ettiği, denetimin güçlü olduğu sürdürülebilir bir bakım modeli oluşturulması gerektiğini belirtti. Devletin teşvik edici ve destekleyici politikalar geliştirmesi, yerel yönetimlerin sosyal hizmetleri yaygınlaştırması ve özel sektörün kaliteli bakım hizmeti sunmasının birlikte yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

"Yaşlılık hepimizin ortak geleceği" diyen Akcan, "Bugün yaşlılarımız için yapacağımız her yatırım, aslında kendi geleceğimize yapılan bir yatırımdır" ifadelerini kullandı. Akcan, yaşlı bireylerin sadece bakım değil, saygı, sevgi ve sosyal yaşam haklarını da ön planda tutan bir anlayışın hep birlikte güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Huzurevi kapasitesi artan talebi karşılamıyor

Yeni Mimoza Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi Sosyal Hizmet Uzmanı Tuğba Nur Aktaş, Türkiye’deki mevcut huzurevi kapasitesinin yaşlanan nüfusun yarattığı yoğun talep karşısında yetersiz kaldığını belirtti.

Sosyal Hizmet Uzmanı Tuğba Nur Aktaş

Aktaş, sahada aylarca hatta yıllarca süren bekleme kuyruklarının devlet kurumlarının yetersiz kaldığını gösterdiğini, özel huzurevlerinin ise yüksek fiyat bariyeri nedeniyle orta ve alt gelir grubu için bir çözüm olmaktan uzak olduğunu ifade etti. Aktaş, "Sahadaki bu yoğunluk, toplumsal olarak yaşlandığımızı ancak kurumsal bakım altyapısı olarak bu hıza kesinlikle yeterli olmadığını ortaya koymaktadır" dedi.

Özel huzurevlerinde maliyetler ücretlere yansıyor

Aktaş, özel huzurevlerinin dışarıdan pahalı görünmesine karşın işin arka planında ciddi bir kesintisiz insan emeği ve sağlık hizmeti maliyeti bulunduğunu belirtti. Giderlerin yarıdan fazlasının 7/24 nöbet tutan doktor, hemşire ve bakıcıların maaşlarına gittiğini ifade eden Aktaş, yaşlının durumu ağırlaştıkça ve yatağa bağımlı hale geldikçe gereken medikal malzemeler ile bakım yükünün de ücreti artırdığını söyledi.

Merkezi binaların yüksek kiraları, gece gündüz çalışan ısınma sistemleri ve özel mutfak masraflarının da maliyetlere eklendiğini belirten Aktaş, Bakanlığın zorunlu tuttuğu sıkı personel ve hizmet standartlarının da bulunduğunu ifade etti. Aktaş, "Personel maaşları ve işletme giderleri bu kadar artarken, özel huzurevi fiyatlarının düşük kalması maalesef mümkün olmuyor" dedi.

Devlet tarafından sağlanan evde bakım desteğinin, yaşlıların kendi düzenlerini bozmadan aile yanında kalmalarını sağladığı için teoride çok değerli bir model olduğunu belirten Aktaş, sahadaki uygulamalar açısından ise ihtiyacı karşılamada yetersiz kaldığını ifade etti. Bu yetersizliğin temel nedeninin verilen desteğin profesyonel bir bakım hizmetinden ziyade büyük oranda "nakdi yardım" (evde bakım aylığı) şeklinde sınırlandırılmış olması olduğunu söyledi.

Aileler ağırlaşan bakım masraflarını karşılamakta zorlanıyor

Aktaş, ailelerin aldıkları maddi yardımla yaşlının profesyonel sağlık, tıbbi cihaz, alt bezi ve ilaç gibi ağırlaşan masraflarını karşılamakta zorlandığını, ayrıca 24 saat kesintisiz ve uzmanlık gerektiren demans, alzheimer gibi kronik bakım süreçlerinde yalnız bırakıldığını belirtti.

Belediyelerin veya sağlık müdürlüklerinin sunduğu evde temizlik, kuaför veya sınırlı doktor ziyareti gibi hizmetlerin ise her bölgede eşit yaygınlıkta olmadığını ve yaşlının günlük temel öz bakım ihtiyaçlarını sürekli olarak karşılamaktan uzak olduğunu ifade etti. Aktaş, mevcut sistemin aile üzerindeki maddi ve manevi bakım yükünü hafifletmeye çalışsa da profesyonel ve kurumsal bir yaşlı bakım modelinin yerini dolduramadığını ve sahada sürdürülebilir bir çözüm sunamadığını söyledi.

Aktaş, huzurevlerinde sıra bulamayan veya özel ücretleri ödeyemeyen ailelerin çok yoğun bir şekilde evde bakıcı desteğine yöneldiğini belirtti. Bu mecburi yönelimin, sahada büyük oranda yabancı uyruklu personelin istihdam edildiği kronik bir kayıt dışılık (sigortasızlık) sorununu beraberinde getirdiğini ifade etti.

Evde bakımda denetimsizlik güvenlik risklerini artırıyor

Kurumsal huzurevlerinin Bakanlıkça sıkı denetlendiğini, evde bakım sürecinin ise tamamen dört duvar arasında ve denetimsiz kalmasının yaşlı istismarı, ihmal ve ilaçların yanlış kullanımı gibi ciddi güvenlik risklerine kapı araladığını söyledi.

Piyasadaki bakıcıların çoğunun profesyonel yaşlı bakımı, tıbbi müdahale veya demans/Alzheimer gibi kronik hastalık yönetimi konusunda eğitimsiz olmasının yaşlıların bakım kalitesini düşürdüğünü ve yatak yarası gibi sağlık sorunlarını tetiklediğini belirtti. Aktaş, ailelerin hiçbir hukuki güvenceleri olmadan çok yüksek ücretler ödemek zorunda kaldığını, bakıcının aniden işi bırakması gibi durumlarda ise hem maddi hem de manevi olarak büyük mağduriyetler yaşadıklarını ifade etti.

Yaşlı Bakımı 2

Bakım yükü en çok kadınları etkiliyor

Aktaş, sahada huzurevi bulunamayınca bütün yükün yine ailelerin, en çok da kadınların omuzlarına kaldığını belirtti. Toplumda yaşlıya kadının bakmasının beklendiğini ifade eden Aktaş, kadınların 7/24 bu bakımla uğraşırken işlerinden ve kariyerlerinden olduğunu söyledi.

Kariyerini bırakan, istifa eden ya da çalışmayı tamamen bırakan çok sayıda kadın bulunduğunu belirten Aktaş, bunun kadınların ekonomik özgürlüğünü elinden aldığını ifade etti. Yaşlının bezi, ilacı ve medikal cihazı gibi masrafların da aile ekonomisini sarstığını belirten Aktaş, kadınların psikolojik açıdan da ciddi bir yük altında kaldığını söyledi.

Aktaş, "Kadınlar eve hapsoluyor, arkadaşlarıyla bir kahve bile içemez hale geliyorlar" diyerek, sonunda tükenmişlik, kronik stres ve depresyonun kaçınılmaz olduğunu ifade etti. Kurumsal bakım eksikliğinde faturanın hem maddi hem manevi olarak doğrudan ailedeki kadına kesildiğini belirtti.

Aktaş, Türkiye'nin hızlı yaşlanma sürecine yeterince hazırlıklı olmadığını belirterek, “65 yaş üstü nüfusumuz yüzde 10’u geçti, yani resmen yaşlı bir ülke olduk ama huzurevi sayımız da bütçemiz de personelimiz de bu hıza yetişemiyor” dedi.

Önümüzdeki yıllarda bu durumun daha büyük sorunlara yol açabileceğini ifade eden Aktaş, “Artık sadece gelip kalınan klasik huzurevleri yetersiz kalacak; asıl büyük talep Alzheimer, demans veya felçli yaşlıların bakılacağı uzmanlaşmış tıbbi bakım merkezlerine olacak” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin çok boyutlu bir ulusal yaşlılık politikasına ihtiyacı var

Aktaş, yaşlısına evde bakmak isteyen aileler için de genel sağlık sigortasına bağlı bir “evde bakım sigortası” sistemine ihtiyaç olduğunu belirtti. İnsan kaynağındaki eksikliğin de gelecekte önemli bir sorun oluşturacağını söyleyen Aktaş, “Piyasada yaşlı sağlığından anlayan uzman doktor, gerontolog ve eğitimli bakım personeli eksikliği en kritik sorun haline gelecek” dedi.

Türkiye'nin yalnızca huzurevi sayısını artırmaya odaklanmaması gerektiğini belirten Aktaş, “Türkiye’nin sadece ‘huzurevi açalım, yatak sayısını artıralım’ gibi geçici çözümler yerine, acilen çok boyutlu bir ulusal yaşlılık politikası geliştirmesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

19 AĞUSTOS 2026 ALTIN FİYATLARI: Cumhuriyet altını, gram altın, çeyrek altın ve ons altın bugün kaç lira?
19 AĞUSTOS 2026 ALTIN FİYATLARI: Cumhuriyet altını, gram altın, çeyrek altın ve ons altın bugün kaç lira?
İçeriği Görüntüle

Yaşlı bakımında ulusal bakım sigortası kurulması öneriliyor

Türkiye’nin bu sorunu çözebilmesi için sadece yeni huzurevleri açma mantığından vazgeçmesi gerektiğini belirten Aktaş, Almanya veya Japonya'daki gibi genel sağlık sigortasına bağlı bir 'Ulusal Bakım Sigortası' kurulması ve kademeli bir bakım modeline geçilmesi gerektiğini ifade etti. Bu yeni sistemde devletin işin maddi boyutunu fonlaması, kuralları koyması ve üniversitelerde yaşlı sağlığı uzmanı ile eğitimli bakım personeli yetiştirilmesini hızlandırması gerektiğini söyledi.

Aktaş, belediyelerin her mahallede yaşlıların gündüz gidip vakit geçirebileceği, böylece ailelerin de biraz nefes alacağı 'Gündüz Yaşam Merkezleri' açması ve ev temizliği veya sıcak yemek gibi destekleri artırması gerektiğini belirtti.

Özel sektörün ise devletten arsa tahsisi veya vergi indirimi gibi teşvikler alarak sadece zengin kesime değil orta gelirli ailelere de hitap eden, özellikle demans ve Alzheimer gibi uzmanlık isteyen bakım klinikleri açmaya odaklanması gerektiğini ifade etti.

Yaşlı Bakımı

Yaşlı hakları için sivil toplum desteği gerekiyor

Aktaş, Türkiye'de çocuk ya da kadın hakları söz konusu olduğunda ses getiren çok güçlü sivil toplum örgütleri bulunduğunu ancak yaşlı hakları ve bakım sorunlarını gündeme taşıyacak etkili bir STK veya lobi gücünün olmadığını belirtti. Bu eksiklik nedeniyle yaşlı bakımı konusunun hak ettiği yapısal çözümlere bir türlü kavuşamadığını ve arka planda kaldığını ifade etti.

Bu görünmezliğin en ağır faturasını ise evde gece gündüz demans, Alzheimer ya da felçli bir hastaya bakan aile üyelerinin, yani en çok da kadınların ödediğini belirten Aktaş, bu insanların tek başlarına tükenmişlik sendromu ve depresyonla boğuşmak zorunda kaldığını söyledi.

Aktaş, mevcut sistemin sadece yaşlı bireyi gördüğünü, ona bakarken psikolojik ve fiziksel olarak çöken, yıpranan aile üyelerini destekleyecek ya da rahatlatacak mekanizmalardan tamamen yoksun kaldığını ifade etti.

Muhabir: Şilan Eylül Kandemir