Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, 2025 yılı tarım ve gıda sektörüne ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Suiçmez, geride kalan yılın hem üretici hem de tüketici açısından büyük zorluklarla geçtiğini belirterek, mevcut tarım politikalarında köklü bir değişikliğe gidilmemesi durumunda 2026 yılının çok daha karamsar bir tabloya sahne olacağı uyarısında bulundu. Tarımdaki krizin temelinde iklimsel etkiler olsa da asıl sorunun "politika tercihleri" olduğunu vurgulayan Suiçmez, üreticiden değil ranttan ve büyük şirketlerden yana olan kararların Türkiye’nin gıdada kendi kendine yetme hedefini engellediğini ifade etti.
Stratejik Ürünlerde Rekolte Kaybı Yaşanıyor
TÜİK verilerine dayanan bitkisel üretim tahminlerinin tarımın içine düştüğü dar boğazı kanıtladığını söyleyen Suiçmez, özellikle buğday üretiminin 22 milyon tonlardan 17,9 milyon tona kadar gerilediğini belirtti. Bu düşüşün Türkiye’yi "dahilde işleme rejimi" dışında da buğday ithalatına mecbur bırakacağını ifade eden Suiçmez, hayvancılık için kritik önemdeki arpa üretiminin de 8 milyon tondan 6 milyon tona düştüğüne dikkat çekti. Kuraklığın yakıcı etkisiyle mercimek ve nohut gibi bakliyat ürünlerinde %58’lere varan verim azalışlarının yaşandığını dile getiren ZMO Başkanı, bu tablonun sofralardaki bakliyatın ithalatla karşılanması anlamına geldiğini vurguladı.
Çiftçinin Borç Yükü 1,2 Trilyon Liraya Ulaştı
Üreticinin tarladan çekilmesinin en önemli nedeninin yüksek girdi maliyetleri ve baskılanan alım fiyatları olduğunu belirten Baki Remzi Suiçmez, çiftçinin bankalara olan toplam kredi borcunun 1,2 trilyon liraya yükseldiğini açıkladı. Yıl başında 4 milyar lira seviyesinde olan takipteki borç miktarının ise hızla 11 milyar liraya çıktığını belirten Suiçmez, tarımsal desteklerin yetersizliğine de değindi. Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre Gayri Safi Milli Hasıla’nın %1’i oranında verilmesi gereken desteğin 722 milyar lira olması gerektiğini ancak 168 milyar lirada kaldığını hatırlatan Suiçmez, desteklerin hem miktar hem de ödeme hızı açısından üreticiyi korumaktan uzak olduğunu savundu.
Hazır Et İthalatı 2026'da da sürecek
Hayvancılık sektöründeki krizin derinleştiğine işaret eden Suiçmez, Ulusal Süt Konseyi’nin açıkladığı 19 liralık maliyete karşın alım fiyatının 19,6 lira olmasının üreticiyi üretimde tutmaya yetmediğini belirtti. Maliyet-fiyat dengesizliği nedeniyle dişi hayvanların kesime gönderilmeye devam ettiğini söyleyen Suiçmez, "Et ithal etmeyeceğiz" açıklamalarına rağmen hem canlı hayvan hem de hazır et ithalatının önümüzdeki yıl da süreceğini öngördü. Et ve Süt Kurumu’nun görevini sorgulayan Suiçmez, yurt dışından getirilen etlerin dağıtım süreçlerinin sadece etik değil, aynı zamanda hukuki açıdan da soruşturulması gereken bir konu olduğunu ifade etti.
"Sağlıksız Gıda" Riski Artabilir
Tarım sektöründeki %12,7’lik küçülmenin 2001 ekonomik krizinden sonraki en derin daralma olduğunu hatırlatan Suiçmez, üreticinin yaşadığı bu krizin doğrudan tüketiciye "sağlıksız gıda" olarak döneceği konusunda uyardı. Asgari ücretin açlık sınırının altında kalmasıyla tüketicilerin ucuz ve merdiven altı ürünlere yöneleceğini belirten Suiçmez, kamusal denetim yetersizliğinin pestisit ve aflatoksin gibi ciddi sağlık sorunlarını tetiklediğini söyledi. Tarımın bir "milli güvenlik sorunu" olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan Suiçmez, özelleştirmelerin durdurulması, ithalat kolaycılığından vazgeçilmesi ve kamucu tarım politikalarına geçilmesinin şart olduğunu belirterek sözlerini tamamladı.




