Hâlâ ayakta duran bir abide: Yıldız Kenter

Türk sahne ve film dünyasının gerçek sanatçısı O… yıllardan beri bütün zor koşullara rağmen hâlâ ayakta duran bir abide O… Bugün 88 yaşında olmasına rağmen yine sahne oyunları arayışı içinde olan O… Hasta yatağında bile sahneye koyacağı oyunu Türkçeleştiren O… Sayısız tiyatro oyuncusunun üzerinde emeği olan O. 62 yıl hem özel yaşamında ve de tiyatro alanında var olabilmek için amansız mücadelenin galibi O… Hayatı boyunca maddi ve teknik yetersizlikler karşısında yılmayan O… Ünlü yazar Aziz Nesin’in “En uygunsuz koşullarda bile yetişen nadide çiçek” diye vasıflandırdığı sanatçı O…  Yoksulluk yıllarında komşu evlere temizliğe gittiği günlerini bile unutmayan O… Tüm uyarılara rağmen politik bir eleştiri yapmak istemeyen O… Severek evlendiği rahmetli kocası Şükran Güngör’e hâlâ âşık olduğunu söyleyen O… İşte Türk tiyatrosunun yaşayan efsanesi Yıldız Kenter’dir O…

Sahnelerin ve sinemanın bu zarif ve kültürlü oyuncusunu sizlere tanıtmak için değil böyle köşe yazıları romanlar, ciltler dolusu biyografisini yazabilmek ancak mümkün olur. “Tiyatro benim hayatım” diyen bu sanatçımızı gelin yeniden tanıyalım:

Babası Ahmet Naci Bey 1922 Lozan Barış Konferansı’nda İsmet İnönü başkanlığındaki heyetin sekreteri olarak toplantılara katılmıştır. Başarılı bir hariciyeci iken “Hariciyeciler yabancı kadın ile evlenemezler” yasağına uymayarak, daha sonra Müslüman olan ve adını Nadide olarak değiştiren Olga Cynthia adlı İngiliz hanımı ile evlenmiştir. İşinden olan ve de alkol bağımlısı babanın sürüklendiği bu çıkmaz aileyi perişan etmekle kalmadı oturdukları köşkteki eşyalarının satılması ile yokluk ve sefalet günlerinin başlaması da bir oldu. Jack, Nedim, Mahmut ve Güner adlı kardeşlerinin üzerine 11 Ekim 1928 yılında Yıldız Kenter dünyaya gelmiştir. Yıldız henüz dört yaşında iken küçük kardeşi Müşfik Kenter aileye katılmıştır. 2012 yılında vefat eden Müşfik Kenter yaşamı boyunca Yıldız’a daima destek olmuş, pek çok projede birlikte rol almışlardır. Müşfik’in de bir sorunu vardı. O da aşırı alkol alıyor ve çevreye zarar veriyordu. Babasının vefatından sonra kalabalık ailenin yükü annesi İngiliz asıllı Nadide Hanım’ın omuzlarına yüklenmiştir. Anne pek çok insana İngilizce dersi vermekle kalmadı. Maden Tetkik Arama’da, İngiliz Kültür Derneği’nde ve de Etimesgut Uçak Fabrikası’nda çalışarak yokluklara cevap verirken, Yıldız Kenter de ev temizliği işlerine gidiyordu. Yoksulluk yılları arasında altı kardeştiler. O yıllardaki Ankara henüz modernleşme sürecinde idi. Yıldız Kenter “Yaşamak savaşmaktı, savaşın en güzelini tiyatroda bulmuştum” dediği yıllarda ileride kendisinin ünlü bir oyuncu olacağını hissediyor ve gidişine bu yöne doğru yürütüyordu. Ankara Devlet Konservatuarı o yıllar ülkenin en yeni ve en cazip irfan yuvalarından biriydi. Ünlü Alman tiyatro yönetmeni Carl Ebert hocanın dikkatini çekmiş olan Yıldız Kenter bu okuldan başarı ile mezun olup Devlet Tiyatroları Sanatçısı olarak, hayatının dönüp noktası bu kuruluşta çalışmaya başlamıştı. Konservatuarın son yıllarında Carl Ebert ülkesine dönünce okulun yönetimine Muhsin Ertuğrul getirilmişti. Bu usta yönetmen de Yıldız Kenter’deki yeteneği görmüş ve ileride İstanbul’a gelmesi konusunda ısrarcı olmuştu. Yıldız Kenter artık Devlet Tiyatrosu’nda sahneye konan pek çok oyunda rol alıyor ve her seferinde ayakta alkışlanıyordu. Bu başarısını çekemeyen rol arkadaşları 1948 yılında rol aldığı ilk oyunu olan “Onikinci Gece”de genç oyuncuyu adeta alaya almışlar durumu fark eden Muhsin Ertuğrul, konservatuarın ilk oyuncuları olan sanatçıların bu kaprislerine ses çıkartmaması konusunda uyarmasına rağmen Olivia’nın bir trajedisinden sahneye uygulanan bir sahnesinde Muazzez Lutas’ın rol icabı olsa bile gerçekten yüzüne tükürmesi bardağı taşıran son damla olmuştu.

Muhsin Ertuğrul’un İstanbul’a gitmesi üzerine Yıldız Kenter başı çekmiş ve soluğu bu kentte almıştı. Sanatçının peşi sıra o tarihlerde Ankara’da yaşayan Talat Halman, Genco Erkal, Göksel Kortay, Aziz Nesin, Cevdet Anday gibi çok yetenekli insanlar da İstanbul’a gidip yerleşmişlerdir. Yıldız Kenter, Devlet Tiyatrolarında son oyunu olan “Kraliçe Lear”a gelinceye kadar gelinceye kadar yüzlerce tiyatro eserinde görev almış, oyuncu, yapımcı ve rejisör ve rejisör yardımcısı gibi maharet isteyen işlerde başarı ile çalışmalar yapmıştı. İstanbul’da kardeşi Müşfik Kenter ile Kent Oyuncuları’nı kurmaları, daha sonra Kenter Tiyatrosu’nun yapımı için verdikleri amansız mücadeleler , Birleşmiş Oyuncular adı ile Muammer Karaca’nın Karaca Tiyatrosu’ndaki oyunları, Çolpan İlhan, Sadri Alışık, Kamran Yüce, Ergun Köknar, Genco Erkal ve Şükran Güngör ile bir topluluk kurması, 1960 yıllarında Haldun Dormen’in Dormen Tiyatrosu’nda yaptıkları başarılı sahne çalışmaları, turneler, yurtdışı çalışmaları Kenter’i fazlasıyla mutlu etmiştir. 1950 yılında ilk evliliğini Nihat Akçan ile yapan Yıldız Kenter, 1958 yılında yönetmenliğini yaptığı “Öfke” adlı oyunda tanıştığı Şükran Güngör ile ikinci kez dünya evine girmiştir. Sahne başarılarını beyazperdeye de taşıyan Yıldız Kenter, Halit Refiğ, Atıf Yılmaz, Osman Seden ve Ertem Eğilmez gibi ustalarla çalışmış, 1967 yılında “Pembe Kadın” filmindeki rolü ile Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülüyle taltif edilmiştir. Mahsun Kırmızıgül’ün 2007 yılında çektiği “Beyaz Melek” filmindeki başarılarına başarı katmıştır. 1981 yılında Devlet Sanatçısı ödülüne layık görülen duayen oyuncuyu hiç terk etmeyen duygu ve aşk her şeyi aşkla yapan Yıldız Kenter geride bıraktığımız yıllarda kaybettiği kocası Şükran Güngör’ü ve büyük destekçisi kardeşi Müşfik Kenter’i hiç unutmadığını itiraf etmekten de geri kalmıyor. İlerlemiş yaşına rağmen bugün hâlâ ayakta duran efsanevi sanatçı Yıldız Kenter’in belediyelerden, ünlü iş adamlarımızdan, sanata gönül veren zenginlerimizden ve de devlet büyüklerimizden tek bir isteği var. İstanbul’un göbeğinde bulunan meşhur Kenter Tiyatrosu Salonu’nu almaları ve elden geçirip sanatsever halkımızın hizmetine sunmalarıdır. Mega kentte çok az bulunan bu tip salonla ihtiyacı karşılamak mümkün olacaktır. Sayın Başbakanımız, Sayın Kültür Bakanımız yıllarını Türk sahne dünyasına adamış, görgülü, kültürlü, tam bir İstanbul Hanımefendisi olan sanat dünyamızın emsalsiz Yıldız’ının bu arzusunu gerçekleştirmek size düşer. Hani hiç de zor bir iş değil. Bir sanatçının arzusunu lütfen yerine getiriniz.