Osmanlı döneminde açılan bir müze

Birsen GÜRDİL

19. yüzyıl sonlarında ülke sınırları içinde cami, türbe, kütüphane ve pek çok özel meskenlerde bulunan nadide ve tarihi objelerin yurtdışına kaçırılmasın ı önlemek amacıyla toplanan pek çok paha biçilmez eserler İstanbul Süleymaniye Camii Külliyesi içinde yer alan imaret binasında bir araya getirilerek, İslam Vakıfları Müzesi (Evkaf-ı İslamiye Müzesi) adıyla ziyarete açılmıştı.
Sergilenen eserlerin korunmasının ötesinde, kültür hazinlerinin gelecek nesillere aktarılması için kurulmuş bu muhteşem müze, Cumhuriyetin ilanından sonra, (Türkiye ve İslam Eserleri Müzesi) adını alarak kapılarını ziyaretçilere açmıştır.
İslam Kültür ve Sanatının çeşitli dönemlerine ait 45 bin değerli eserin sergilendiği nadir eserlerin pek çoğu da dünyanın farklı köşelerinden gelmiş eşi ve benzeri olmayan parçalardır. 13-20 yüzyıl el işi Türk halıları koleksiyonu da burada sergilenmektedir. 1980’de Avrupa Konseyi Yılın Müzesi Yarışması Jüri özel ödülüne layık görülmüştür. 1985’te ise UNESCO müzeyi ayrı bir ödülle değerlendirmiştir.
Ünlü Mimar Sinan’ın, muhteşem eseri Süleymaniye Camii Külliyesi içinde yer alan imaret binasında toplanıp, sergilenen objeler, daha sonra 1983 yılında Sultanahmet Meydanı’nın batısında eski hipodrom üzerinde bulunan İbrahim Paşa Sarayı’na taşınmıştır.
Türk ve İslam Eserleri Müzesi salonlarında teşhir edilen eserlerin pek çoğu Emevi, Abbasi, Kuzey Afrika, Endülüs, Fatımi, Selçuklu, Eyyubi, İlhanlı, Memluk, Timurlu, Safavi devletleriyle çeşitli Kafkas ülkeleri, beylikler ve Osmanlı döneminin nadide parçalarından oluşmaktadır.
Dünya genelinde eser çeşitliliği ile ilgi çeken müzede halı, el yazmaları, ahşap, taş, cam, maden, seramik ve etnografya bölümlerinin ayrı ayrı teşhir edildiği nadide eserlerin hemen hemen hepsi pala biçilmeyen değerlere sahiptir.
Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin en ilginç bölümü ise ahşap eserlerinin teşhir edildiği kısımdır. 9-10 yüzyıl Anadolu ahşap sanatının örneklerini teşkil eden kapı, pencere, sanduka ve rahlelerin yanı sıra Osmanlı döneminin sedef Kur-an cüzü muhafazaları, rahleler, çekmeceler koleksiyonun ilgi çeken parçalarıdır.
Halı müzesi olarak ta vasıflandırılan bu bölüm, dünyanın en zengin koleksiyonunu oluşturmaktadır. Çok nadide Selçuklu halılarının yanı sıra 15. Yüzyıla ait seccadelerin göz kamaştıran yapıtlara ayrı bir zenginlik katan 15-17. Yüzyıl arası Anadolu’da üretilen ve batılı halı meraklılarının Holbein Halısı olarak tanımladığı geometrik desenli ya da kûfi yazıdan esinlenerek üretilen değerli parçalardır. 1700 parçadan oluşan halı taşınmaktadır.
Samarra, Rakka, Tel Halep, Keşan kaynaklı seramik ve cam bölümünde teşhir edilen değerli parçalar, 1908-1914 yılları arasında bu yörelerde yapılan kazılarda elde edilmiştir.
Cam koleksiyonu ise 9. Yüzyıl İslam cam sanat örnekleriyle başlayıp, 15. Yüzyıl Memluk kandilleri ve Osmanlı dönemi cam sanatı örnekleri ile zenginleşen bu bölümde Konya Kılıçaslan Sarayı alçı süsleri de sergilenmektedir.
Emevi ve Abbasi dönemine ait sütun başlıkları, yazılı taş gibi masal yaratıklarının yer aldığı figürlü mezar taşları müzenin bu bölümüne ayrı bir zenginlik katmaktadır.
El yazmaları ve hat sanatı, mukaddes emanetler ve Şam evrakları bölümlerinin de yer aldığı Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin mutlak görülmesi gereken bu bölümleri geçmişimizin iftihar edilecek birbirinden güzel örnekleri ile doludur.
Müzede ilgi çeken değerli bir köşe ise Maden Sanat adını taşımaktadır. 14. Yüzyıl Şamdan, 16-19. Yüzyıl Osmanlı maden sanatı örnekleri arasında gümüş, pirinç, tombak değerli taşlarla süslü sorguç kandil, gulubba, buhardan leğen ve ibrikler yüz yıllara meydan okurcasına bu muhteşem müzede yer almaktadır.