Sedat Örsel: “TRT yayını Almanya’daki yurttaşlarımıza, otuz yıl geç ulaşabildi”

Çocukluğu babasının demirci dükkânında körük çekerek, demir döğerek geçti, ilkokula okuryazar olarak başladı, yine bu dönemde İngilizce öğrendi, düşlediği Uzay Mühendisliği, babasının rıza göstermemesi üzerine sadece heves olarak kaldı, Hukuk Fakültesinde öğrenci iken girdiği sınavla televizyonumuzun ilk prodüktörlerinden birisi oldu, TRT’nin yurt dışı program satışları ve yayınlarını başlatan Sedat Örsel ile Zaman Tüneline giriyoruz.

Mihalıççık ilçesinden Yunan işgali ile Ankara’ya sığınan demirci Süleyman Bey, hemen silah fabrikasında çalışmaya başlar. Kurtuluştan sonra kendi dükkânını açar ve Ankara’nın yerlisi Şaziye Hanımla da yaşamını birleştirir. Yasanın çıkması ile ‘bir örsüm bir de elim var’ diyerek Örsel’i soy ad alan Süleyman Bey’in ilk çocuğu, televizyonun ilk prodüktörlerinden Sedat Örsel’de 1946 yılında Mamak’ta dünyaya gelir. Körük çekebilecek güce eriştiğinden itibaren babasının yardımcısı olan Sedat Örsel, ilkokula da okur-yazar olarak başlar. Zeynep Öğretmeni bu parlak öğrencinin çok yönlü yetiştirilmesi için, ailesine İngilizce öğretmeni önerir. Mamak’ta oturan Nuriye Ünver Hanım da okulun bir sınıfında İngilizce kursu düzenleyerek, gençleri yaşama hazırlar. Atatürk Lisesinden sonra, 1964 yılında ülkemizde ikincisi yapılan Üniversite Giriş Sınavında yüksek bir puan alan Sedat Örsel bu dönemde, Amerika’dan gelen bir heyetin açtığı Uzay Mühendisliği sınavında da başarılı olur fakat babasının rıza göstermemesi üzerine gitmez. Okul öncesinde başladığı demirciliğine, lise ve üniversite dönemlerinde tiyatro ve karikatürü de ekleyen Sedat Örsel, Hukuk Fakültesine kaydolur.

1967 yılında Hukuk Fakültesi kantininde gördükleri bir gazete haberi ile ülkemizde yeni kurulan televizyonun 38 kişilik ilk prodüktör kadrosundan birisi olan Sedat Örsel o günü şöyle anlatıyor:

“Merhum Yavuz Gökmen ile fakülte üçüncü sınıftayız ve iş arıyoruz. Asistanlığının ilk yılında olan merhum Uğur Mumcu elindeki Cumhuriyet Gazetesinden ufak bir haber göstererek ‘bak tam sana göre bir iş, televizyon kuruluyormuş’ dedi. Yavuz ile dolmuşa bindik ve TRT Genel Müdürlüğü binasına geldik, başvuru yaptık ve hemen yazılı sınava girdik. İkimizde tam not aldık ertesi gün mülakata çağırıldık.

Mülakatın yapıldığı odanın kapısı önünde sıradayız, Doğan Kasaroğlu, Turgut Özakman, Semih Tuğrul, Cemal Aygen ve Emil Galip Sandalcı gibi kurumun önemli isimleri de sınav heyeti. İlk Yavuz girdi ve olaylı bir şekilde çıktı. Ona ‘madem hukuk öğrencisisin, ülkemizde Cumhurbaşkanı nasıl seçilir? bize anlat’ demişler. O da, önce Genel Kurmay Başkanı olacaksın, emekliliğin dolduktan sonra tabii Senatörlüğe seçileceksin, sonra meclis seni Cumhurbaşkanı seçecek…’ diye anlatmaya başlayınca olay çıkmış. Yavuz, ‘ülkemizde sistem bu, bana bunu sordunuz, yasal durum tabi ki farklı’ derken odadan karşılıklı yüksek tonda ve sert sözlerle çıkartıldı, kazanamadı, daha sonra açılan sınavla TRT ye girdi.

Bana bir fotoğraf gösterdiler, ‘bu kim?’ diye sordular. Ernest Hamingway’di, hayatı ve eserleri üzerine onlarla sohbet ettik diyebilirim, kazandım ve kurslar başladı.

EĞİTİM DÖNEMİ

Kursta başarılı olan ve 20 Ekim 1967 tarihinde göreve başlayan, televizyonun ilk 38 prodüktör listesi şöyle:

Sedat Örsel, Tunca Yönder, Arsal Soley, Erşan Başbuğ, Bülent Çarkacı, Ayhan Önal, Atilla İlvan, Tuncer Tezel, Emin Gerçeker, Tülin Oral, Atik Çatalpınar, Mehmet Deniz, İskender Salgırlı, Şehriban Durgun, Melih Âşık, Adem Yavuz, Atilla Arsoy, Zeynep Esen, Taylan Gökçen, Tülay Eratalay, Tülin Eraslan, Okan Güngör, Varlık Özmenek, Ayla Erdemli, Emel Ceylan, Emel Uygur, Önce Kurşunlu, Mehtap Uyguner, Yavuz Kürkcü, Fermani Uygun, Koray Düzgören, Önder Aktaç, Ergin Ertem, Erdoğan Alkan, Ahmet Derin, Erdem Tügel, Gelincik Gültekin ve Kaynak Gültekin. Özer Çiner ve Parlar Yazan da Milli Eğitim Bakanlığı tarafından seçilmiş kursa katılan arkadaşlarımızdı.

Televizyonun program kesimine BBC’den gelen hocalar ders verdi. Tercümanımız da Betül Mardin idi.

Bu dönemde tanıştığımız Arsal Soley ile iyi bir dostluk kurduk. Eğitim döneminde hep birlikte çalıştık, birçok programa imza attık, başarılı da olduk ki hocamız Leonard Cheese ‘siz iyi bir ekip oldunuz hiç ayrılmayın, Drama Şubesini de kurun’ demişti, isteği oldu. Drama Şubesi kuruldu, Güner Sarıoğlu, Emin Gerçeker, Tunca Yönder, Işık Yenersu, daha sonra Betül Mardin ve Münip Senyücel bize katıldı ve televizyonun ilk yıllarında, jeneriğinde masklar olan ve canlı olarak ekrana gelen dramalar hazırladık, rejide hep Arsal vardı.

Glasgow’da televizyon yayıncılığı için eğitim veren önemli bir kuruluş var. Özellikle yeni kurulan ülkelerden buraya elemanlar çağırılıyor, bizden daha önce giden arkadaşlarımız nedeniyle ülke kontenjanımız kaldırılmış. Kurum zorlukla bir kişilik kontenjan almış, devamının sağlanması için de bunun iyi kullanılması gerekiyor, yönetim beni seçmiş. Bizzat Genel Müdür Adnan Öztrak, kursa katılacağımı söyledi ve gittim.

Dönüşümde bambaşka bir TRT ile karşılaştım”

ASKERİ YÖNETİM

12 Mart muhtırasından sonra yurda dönen Sedat Örsel, soruşturma ve sorgulamalı dönemi de şöyle anlatıyor.

“Televizyonun kuruluşunda kadro sorunumuz vardı, 35 lira yevmiye ile sosyal güvence olmadan çalışıyorduk, hakkımızı almak için sendika kurmuştuk fakat hiçbir eylem yapmadan sorun çözülmüştü. Sendikadaki, Melih Âşık, Atilla Arsoy, Adem Yavuz, Yavuz Gökmen, Tunca Yönder gibi bir çok arkadaşımız, ‘yangın talimatına aykırı’ bulundukları için kurumdan uzaklaştırılmışlar, diğerleri de sorgulanıyor. Yurda dönüşümle ben de sorguya alındım, sorgu sırasında odaya, Genel Müdür Musa Öğün Paşanın beni istediği haberi geldi ve hemen götürdüler.

Makama girdim içerisi kalabalık, Paşa masa üzerindeki İngilizce mektubu yüksek sesle okumamı istedi. Glasgow’dan gelen mektup, yüksek derece ile mezun olan beni anlatıyor ve TRT’nin kurs kontenjanının yeniden açıldığını söylüyor. Tabi çok mutlu olmuşlar, Paşa ‘bunu Televizyon kıdemlisi yapın’ diyecek kadar mutlu… Olamayacağını anlattık, Televizyon Daire Başkanlığı, Denetim Müdürlüğüne atandım.

Burada aklıma gelen, denetim skandallarından birkaç örnek vereyim:

DENETİM HER ZAMAN SORUN OLDU

İsmet Paşa ile bir mülakat yapılmış, Kurtuluş Savaşını anlatan Paşa ‘Çerkez Ethem’ diyor. Bir denetçimiz de bunu, Anayasaya göre ayırımcılık olarak görüyor! Denetim uyguluyor…

Müjdat Gezen bir parodisinde Kent sigarasından söz ediyor, o zaman ülkemizde bu sigara satılmasa da ‘reklam’ kabul edilerek kesiliyor. Ajda Pekkan ‘Palavra’ isimli şarkıyı plak yapmış. ‘Palavra’ sözcüğü argo diye şarkıya yasak konuluyor… Bunun gibi birçoğunu kendi yetkimi kullanarak yayına verdim.

Devlet Tiyatrolarında iki sezondan beri sahnelenen ‘Karaların Mehmet’ adlı oyunu televizyona uyarladık, yayınladık. Sorumlu müdür olarak ben ‘dine hakaretten’ yedi buçuk yıl hapis istemi ile yargılandım! Bu dönemde askere alındım ve KKK Mamak Muhabere Okulu Foto Film Merkezi’nde Asteğmenliğim sırasında da Kıbrıs Barış Harekâtı oldu. Mehmet Ege kameraman olarak gitti, çok güzel çalışma yaptık. Ben de bir film hazırladım.

KENDİ SİLAHIMIZI KENDİMİZ YAPARIZ

Kıbrıs olayı sırasında kendi silahımızı kendimiz yapmamız gerçeği görülmüştü, bu dönemde kurulan Kara Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı adına hazırladığım film her yerde gösterildi, takdir aldım.”

Askerlik dönüşü yeniden Denetim Müdürlüğü görevine gelen Sedat Örsel’i sıkıntılı günler beklemektedir. Örsel, Birinci Taş Dönemini şöyle anlatıyor:

“Nevzat Yalçıntaş çok beyefendi birsisi, televizyonda ilk defa ‘iftar Programı’ yayınlanacak, Ramazan ayı yaklaştı fakat metinler denetimi geçemiyor. Genel Müdür, TV Daire Başkanı Zeki Sözer, Ankara Televizyonu Müdürü Ertan Karasu, Denetim Müdür ben ve Program Sorumlusu Asaf Demirbaş ile diğer ilgilileri toplantıya çağırdı. Yalçıntaş’ın ilk sözü bana ‘o murakıp siz misiniz?’ oldu. Ben, denetime takılan yerleri, yasal dayanakları ile anlattım, biz kazandık, metinler ona göre yeniden yazıldı.

Bu toplantıdan sonra Yalçıntaş, Kültür Yayınları Müdürü arıyoruz, Örsel’i yapalım demiş, atandım. Şehriban Durgun, Neslihan Gence, Uğur Dündar, Hüseyin Karakaş, Ünal Küpeli, Ziya Öztan, Serpil Akıllıoğlu gibi ekiple çok başarılı yapımlara imza attık.”

IŞINLANMA DÖNEMİ

TRT Genel Müdürlüğüne Şaban Karataş’ın gelmesi ile kurumda, Taş Dönemi içinde bir de ‘ışınlanma’ dönemi yaşanmaktadır. Örsel o günleri de şöyle anlatıyor:

“Yeni yönetim, Kültür Yayınlarından memnun kalmamış, on bir kişiyi Karataş’ın deyimiyle ‘ışınladılar’. En yakını Çorum, ben Hakkâri Radyosu Müdürlüğüne atandım. Atanmamı mahkeme kararı ile durdurdum ama Personel Daire Başkanı, evrakları yüzüme attı ve ‘defol’ dedi!

Ben çaresiz beklerken, bir gün, çağrısı ile Genel Müdür Karataş’a gittim, ‘sen reji hocası mısın?’ sorusuna evet cevabı verince, ‘bana bir eğitim merkezi kur da göreyim’ dedi. Siyasi iktidar kurumda kadrolaşmaya başlamış, bir takım gençler alınmış fakat eğitim verecek kadro yok.

YOKTAN VAR OLAN STÜDYOLAR

Bana masa dahi verilmeden çalışmaya başladım. Yıllar önce Alman Stüdyo Hamburg’un Dış İşleri Bakanlığı aracılığı ile kuruma yaptığı bir başvuruyu buldum. Sadece eğitim için, yedi milyon Marktan fazla bütçeli bir yardım projesi… Günün en gelişmiş haberleşme cihazı! ‘teleks’ aracılığı ile adrese ulaştım ve bu paranın bloke edilmiş halde beklediğini öğrendim. Birkaç görüşme sonunda da parayı on beş milyon Marka kadar çıkarttırdım, 1976 yılında Sefaretler Apartmanının altında çalışmaya başladık. Dr. Eberhard Scheele Almanların temsilcisi ben de TRT temsilcisi olarak eğitim hizmetleri verdik. Televizyonun ilk yıllarında çocuklara el becerileri kazandırmak için program hazırlayan Zülal Aytüre de Eberhard ile evlendi ve Scheele soyadını alarak Almanya’ya yerleşti, mutlu bir yaşam sürüyor.

Şaban Karataş döneminde kuruma alınan 11 kişiye de eğitim verin dediler, alınışlarını doğru bulmadığım bu kişilere eğitim verilmeyeceğini söyledim ve tekrar ‘Hakkâri’ye ışınlandım’, mahkeme yoluyla da atamayı durdurdum fakat yine uygulanmıyor. Kurum personelinin ‘Şaban kümese’ diye slogan attığı günlerde, Karataş görevinden ayrılırken, sadece benim mahkeme kararımı uygulamış ve ben Televizyon Dairesi Başkanlığı Program Müdürü olarak göreve döndüm.”

YİNE SORGU ODASI

Bu kez de 12 Eylül harekâtı olmuş, TRT de soruşturmalar, sorgular yapılmaktadır. Program Müdürü Sedat Örsel’de ‘Sabahattin Ali’ için neden program yapıldığının hesabını verirken odaya TRT’de görevlendirilen Servet Bilgi Paşa girer. Örsel’i askerlik döneminden tanıyan Bilgi, onu eski görevine getirir. O dönemde uygulanmaya konulan reorganizasyona göre Program Müdürlükleri kaldırılmıştır, bir süre boşta kalan Örsel yeni kurulan Dış Yapımlar ve Satımlar Müdürü olarak atanır.

Ülkemizi televizyon alanında dünyaya ilk defa tanıtan, film pazarlarında sadece alıcı olarak bilinen TRT’yi satıcı konumuna da getiren bu dönemi de Sedat Örsel şöyle anlatıyor:

“Dış yapımlar ve Satımlar adında bir ünite kurulmuş fakat satacak hiçbir şeyimiz yok, dizi ve filmler, yapım ve teknik olarak yeterli değil. Ben o yıl Cannes’e elimde tek film ile katıldım, Glasgow’daki kurs döneminden eski bir arkadaşıma ‘Aşk-ı Memnu’yu izlettim, ilginç geldi ama teknik sorunlar var. Genel Müdürden harcama yetkisi aldım, Londra’ya gittim, senaryo İngilizce yazıldı ve diziyi yeniden seslendirdik, aynı işleri Paris’te ve Kahire’de de tekrar ettik ve doksan bin dolarlık satış yaptık.

Dünya standartlarında üretim yapmamız gerekiyor, kurumda bunu yapabilecek arkadaşlarımız var fakat yeni kurulan bu birime kimse gelmek istemiyor.

Montaj servisinde iki genç vardı, yönetmen olabilecek bilgi ve kültüre sahip, Fatih Arslan ve Ertuğrul Karslıoğlu geldi, Ahmet Yalçın bize katıldı ve hemen kendi üretimlerimize geçtik, ‘Fırat’ın Türküsü’, ‘Keçenin Teri’, ‘Türk Mimari Sanatı’, ‘Kutsal Emanetler’ ve birçoğu ile TRT, Dünyanın bütün fuarlarında bayrağımızın dalgalandığı, alıcıların sıraya girdiği bir stant sahibi oldu. Bundan sonra dünyanın birçok ülkesindeki fuarlara katıldık, dünyanın dört bir köşesine film sattık, ortak yapımlara girdik.”

YURTDIŞI TELEVİZYON YAYINLARI

Sedat Örsel, dünyanın dört bir yanındaki fuarları gezerken bir konu da dikkatini çeker.

CNN’in uydu aracılığı ile dünyaya yapacağı haber yayıncılığından esinlenerek TRT’nin yurtdışı televizyon yayınına geçişinin öyküsünü de Örsel şöyle anlatıyor:

“Bu sistem ile biz de Almanya’daki yurttaşlarımıza yayın götürebiliriz diye düşündüm, projemi açıkladım, önerim kurumu aştı ve devlet meselesi oldu. Çalışmalara başladık, Almanya’daki yurttaşlarımıza yerel kablo sistemi ile otuz yıl geç de olsa, 1990 yılında Berlin’de TRT-INT olarak yayına başladık, kısa zamanda on üç merkezden yayına geçtik. 1992 yılında da Türk Cumhuriyetlerine yönelik proje ‘Avrasya’yı hazırladık, isim babası da Başbakan Süleyman Demirel’in danışmanı Namık Kemal Zeybek oldu.

TRT Televizyon Dairesi Başkanıyım ve Genel Müdür Program Yardımcılığına da vekâlet ediyorum fakat özel sektörden gelen tekliflere fazla direnemedim ve Alo Bilgi’ye geçtim. Bir yıldan az süren bu çalışmamdan sonra Koç Grubunun EKO Televizyonunu kurdum. Vehbi Beyin ölümü ile yayına geçilmedi ama üç yılda her türlü hazırlığımızı tamamlamıştık. Şimdi, Bilgi Üniversitesinde ders veriyorum ve çeşitli yerlerde konferanslara katılıyorum.”

Sedat ve Nursen Örsel, fakültenin ilk günündeki tanışmalarını 1969 yılında evliliğe dönüştürmüş, çiftin, Alev ve Işık isminde iki kızı, Zeynep Gün, Tuna ve Nil isminde üç torunu var.