Suriye satrancının tarafları

Utku ŞENSOY

Uluslararası kamuoyunda dikkatler, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Fırat’ın doğusuna yönelik kara harekatına odaklanırken, bölgedeki tüm tarafları ve başlıca aktörleri mercek altına aldık. Ama önce bölgedeki silahlı terör gruplarını tanıyalım.
PKK/KCK
Terör örgütü PKK (Kürdistan İşçi Partisi), Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki silahlı güçlerini bir çatı altında toplayan yapıya KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) adını verdi. Buna göre KCK’ nın Türkiye kolu PKK, Irak kolu PÇDK, İran kolu PJAK, Suriye kolunu da PYD olarak isimlendirildi.
PYD/YPG
PKK/KCK lideri terörist başı Abdullah Öcalan, İmralı’dan avukatları aracılığıyla terör örgütü PYD/YPG’ nin kuruluş talimatını verdi. Böylece, Ekim 2003’te kurulan PYD (Demokratik Birlik Partisi), Terörist başı Abdullah Öcalan’ın 1979 yılından itibaren 20 yıl boyunca yaşadığı ve örgütünü palazlandırdığı Suriye’deki PKK mirasını PYD/YPG’ ye devretmiş oldu.
PYD, 2003 yılından itibaren, Suriye’de 2011’de başlayan iç savaşa kadar yapılanmasından operasyon talimatlarına kadar tüm emirleri, PKK/KCK’ nın yönetim kadrolarının bulunduğu Kandil’den aldı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Temmuz 2011’de PYD’ nin silahlı kolu YPG (Halk Koruma Birlikleri) faaliyete geçerek, Kandil ve Kuzey Irak’taki kamplarla eğitilen teröristlerin katılımıyla Suriye’de güç kazandı. Bölgede özerklikten ve otonom yapıdan yana olan YPG terör örgütü, Türkiye’nin yanı sıra, Rusya ve İran’ın direnciyle karşılaştı.
SDG PARAVANI
Terör örgütü IŞİD’ in bölgede palazlanıp Amerikan çıkarlarını tehdit etmesinin üzerine, Washington, PYD/PKK’yla güçlü bir ortaklığa gitti. 2014’te IŞİD’ in, PYD/PKK işgalindeki Kobani’ yi kuşatması üzerine, ABD hava saldırılarıyla IŞİD güçlerini Kobani’ den uzaklaştırdı. ABD’nin burada başlayan PYD/PKK’ya desteği genişleyerek sürdü ve bu yardımlarla güçlenen örgüt, bölgede geniş bir alanı işgal edip kontrolü ele geçirdi.
Ankara her fırsatta bu destekten duyduğu rahatsızlığı dile getirirken, ABD, 2015 yılı Ekim ayında PYD’ ye askeri yardımlarını meşru bir zemine oturtmak için, örgütün silah kolu YPG’ ye yeni bir isim buldu!
SDG (Suriye Demokratik Güçleri) adını kullanmaya başlayan YPG’ li teröristler Amerikan güçlerinin desteğiyle, 2015 yılı sonunda Fırat Nehri’nin batısına kadar ilerledi.
İsim değişikliği konusunu bakın o dönem Amerikalı Orgeneral Raymond Thomas nasıl dile getirdi;
“Onlar kendilerine YPG diyorlardı. Türkler ise, bunun PKK ile aynı olduğunu söylüyordu. Biz de bunun üzerine YPG’ nin isimlerini değiştirmesi gerektiğini ifade ettik. Onlar da ertesi gün adlarının “Suriye Demokratik Güçleri” olduğunu dünyaya ilan ettiler. Adlarında “demokratik” ifadesini olması zekice bir hamleydi”.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ABD’NİN PLANI
Bölgedeki en önemli aktörlerden ABD, bir yandan Kuzey Irak’taki oldu-bitti planını Suriye’nin kuzeyinde de yaşama geçirirken, Türkiye’yi kaybetmemek için bazı “geri adımlar/tavizlerde” bulunuyor gibi bir durum sergilemeye özen gösterdi. Daha önce YPG terörist unsurlarının Menbic’ ten çıkarılması için Türkiye ile ortak devriyeye razı olan Washington, Afrin operasyonuna da büyük bir direnç göstermedi. Ayrıca, PKK’nın lider kadrosuna da ödül koyup Ankara’ya bir barış dalı uzatmış oldu!
Aslında tüm bu adımların altında Ankara-Moskova yakınlaşmasından duyulan rahatsızlık yatıyordu. ABD’ nin Suriye’ ye ilişkin; Fırat’ın doğusunda Kürt ağırlıklı özerk bir bölge kurup, bölgedeki askeri varlığını sürdürme politikasından hiçbir şekilde geri adım atması söz konusu değildi. Zaten bu konuda hiçbir taviz vermeyeceğini, Suriye’nin kuzeyinde ordu kurma planını çerçevesinde 35-40 bin SDG’ liyi kapsayan “eğit-donat” programını da aylardır sürdürüyor.
ABD’ nin ordu kurma planı ve bölgede uzun süre kalma isteğinin altında asıl yatan ise; IŞİD’ i yok edip, Tahran’a bağlı tüm unsurları Suriye’den temizleyip, Cenevre süreci çerçevesinde Suriye’de “parçalı” siyasi geçişe olanak sağlamak.
SDG ve Fransız güçleri desteğindeki ABD’ nin, ana hatlarıyla çizmeye çalıştığımız Suriye’nin kuzeyine yönelik bu hedeflerinden bir anda vazgeçmesi ya da radikal bir dönüş yapması mümkün olmadığına göre, Washington’un hesabı başka. ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’nin kuzeyinde sınırımız boyunca “polis görevi” yapan diye nitelendirdiği yüze yakın özel kuvvet güçlerini 12 karakoldan çekme kararı Amerikan askerlerini “eve götürme” popülist söylemleri altında yapılsa da esas niyetin bu olmadığını iyi biliyoruz. Bu güne kadar milyarlarca dolar harcayan ABD’nin bire üç almadan tasını tarağını toplayıp, “hadi bana eyvallah” diyerek çekilmesini beklemek saflık olur. Washington bu gücünü güneye kaydırırken, bölgedeki ortağı terör unsurlarına son haftalarda giderek yoğunlaşan tırlar dolusu mühimmat yardımlarını son haftada üç yüze yakın tırla sürdürdü.
TÜRKİYE’NİN POZİSYONU: “GÜVENLİ BÖLGE OLMAZSA OLMAZIMIZ”
Suriye’nin kuzeyinde Münbiç çevresinden Irak sınır hattına kadar olan geniş bölgeyi ABD desteğiyle elinde tutan silahlı terör grupları, (Trump’ ın değimiyle Kürt aşiretler), ABD’nin Suriye’deki en önemli müttefiki. Suriye’deki silahlı YPG-SDG ya da PKK adı her ne ise, sınırlarımız için güvenlik tehdidi olarak gördüğümüz bu terörist unsurlar ile Washington’un kol kola hareket edip müttefik olarak görmesi, yıllardır Ankara’nın büyük tepkisine neden oluyor.
Fırat ile Dicle arasında kalan uzun hatta 30-40 kilometre derinliğinde bir tampon bölge kurulması Türkiye için yaşamsal. Ankara’nın en büyük hedefi, Afrin’de başlattığı hamleyi, Fırat’ın batısında Münbic, doğusunda da Kobani ve Tel Ebyad üzerinden Kamışlı’ ya kadar sürdürmek. Türkiye, 4 milyonun üzerindeki Suriyeli mültecinin bir bölümünün bu güvenli kuşağa kaydırabilirse orta vadede çok önemli bir ekonomik yükten de kurtulacak.
TSK’ NIN FIRAT KALKANI DARBESİ
Türk Silahlı Kuvvetleri’ nin Ağustos 2016’da başlattığı Fırat Kalkanı Harekatı, örgütün Fırat’ın batısındaki Münbiç’ ten batıya ilerleyip Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e koridor açmasına engelledi. Hatay’ın hemen yanı başında, YPG/PKK işgalindeki Afrin ile Münbiç ilçelerinin arasına TSK ve ÖSO yerleşti. Böylece TSK, Fırat Kalkanı ile, YPG/SDG/PKK’YA büyük bir darbe indirerek, Azez-Cerablus-Bab üçgenini emniyete almış oldu.
ÖSO: 15 BİN SAVAŞÇI İLE TÜRKİYE’NİN YANINDA
Türkiye’nin desteğiyle kurulan Suriye Ulusal Ordusu çatısı altındaki 6 binin üzerindeki silahlı grup, Ankara’nın yeşil ışığını bekliyor. Bu güçlerin sayılarının, ÖSO güçleriyle birlikte 15 bine yakın olduğu tahmin ediliyor. Bu aşamada doğal olarak Ankara’yı düşündüren, Fırat’ın doğusunda kalan alanın çok büyük olması ancak bu konuda aylardır tüm hesaplarını yapıldığını, öngörülemeyenler konusunda tüm önlemlerin alındığını ifade edebiliriz.
OPERASYON İÇİN ABD İLE PAZARLIK YAPILDI MI?
Suriye’de üçüncü kapsamlı kara harekatı için, Ankara ile Washington arasında pazarlık olduğu yönündeki iddialar henüz resmiyet kazanmamakla birlikte, mutabakat olmadan bölgede kuş uçurulamayacağını da unutmamak gerek. Bakmayın siz Atlantik ötesinden gelen abuk sabuk açıklamalara, onların çoğunu “azil” konusuyla başı dertte olan Beyaz Saray’ın iç siyasete yönelik hezeyanları olarak değerlendirmek lazım. Türkiye ve ABD çıkarlarının örtüşmediği Suriye konusunda dün olduğu gibi bugün de kesin bir uzlaşmaya varmaları pek mümkün görünmüyor. Olsa olsa, Münbiç’ teki gibi parça parça uygulamaya konulan dar alanları kapsayan sıkıntılı bir mutabakattan söz edilebilir.
RUSYA ve İRAN’IN POZİSYONU
Suriye’de başından beri ortak çıkarlara sahip Moskova-İran ve Şam yönetimi, işbirliklerini artırarak sürdürüyor. Suriye satrancında önemli hamleler yapan Rusya, 2015 yılından itibaren aktif biçimde kullanmaya başladığı, Hmeymim Hava Üssü ve Tartus limanı ile yıllardır hayal ettiği gibi bölgeye hava kuvvetleri ve donanma gemileriyle iyiden iyiye yerleşerek önemli bir kazanım elde etti. Moskova; “Suriye’de bensiz bir formül aranmamalı” mesajını veriyor.
Tahran, Washington’un ambargo benzeri tüm bunaltıcı kıskaç harekatlarına direnç gösterip, Ortadoğu’nun önemli bir aktörü, Şii dünyasının hamisi ve lideri olduğunu kanıtlarcasına adımlar atıyor. Bölgedeki Amerikan varlığından ve Amerikan birliklerinin, YPG/PKK/ PJAK ile işbirliğinden rahatsız olan İran, Türkiye ile ilişkilerin gelişmesinden yana. Hatta Astana süreci çerçevesinde Ankara’nın kendisi ve Moskova ile birlikte hareket etmesi durumunda, TSK’ nın Suriye’deki “sınırlı operasyonlarına” bile yeşil ışık yakabilir. Şam yönetiminin en önemli destekçisi İran, ülkenin kuzeyinde baş düşmanı ABD güçleri yerine TSK’nın varlığını yeğler. Ancak Tahran yine de; “Eğer bir operasyon olacaksa Astana ortaklarıyla da müzakere ediliyor olması lazım” demekten alamıyor kendini. Moskova ve Tahran’ı kaygılandıran en önemli konular; kuzeyden baskı gören Kürt terörist unsurlarının güneye inip başkent Şam’ı tehdit etmesi ve TSK’ nın nasıl ve ne zaman bölgeden çekileceği.
Tüm bu olup bitenleri, Rusya ve İran’ın himayesinde izlerken zaman, zaman askeri hamleler yapan Şam Yönetimi ise, ABD’ ye rağmen toprak bütünlüğünün yeniden tesisinin imkansızlığını bilerek direncini kararlılıkla sürdürüyor. Şam yönetiminin yanı sıra Rusya ve İran için bölgedeki en önemli tehdit, Amerikan askeri varlığı. Her üçü de Kürtlerin ABD’yi bırakıp Şam’la müzakere edip, Esad yönetimi ile Şam’a bağlı bir yapıyı öngören bir orta yolda buluşulmasından yana.
SURİYE’DE KİM NE KADAR ALANI KONTROL EDİYOR?
*Esad rejimi (Rusya desteğindeki Suriye ordusu): 115 bin km²
*YPG/PKK: 52 bin km²
*Heyetül Tahrir-i Şam ve ÖSO: 14 bin km²
*TSK (Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatları sonucu): 9 bin 39 km²
Kabaca, Esad rejimi Suriye’nin yüzde 60’ını, YPG yüzde 27’sini, HTŞ ve ÖSO (İdlib) yüzde 7’sini, Türk Silahlı Kuvvetleri ve muhalifler de yüzde 5’ini kontrol ediyor. Geriye kalan yüzde 1’lik çöl bölgesi ise IŞİD’ in kontrolünde.
DOĞU FIRAT OPERASYONU
TSK’ nın, Ağustos 2016’daki Fırat Kalkanı ve Yıl başındaki Zeytin Dalı Operasyonlarından sonra Fırat’ın Doğu’sundaki kritik alanı kapsayan üçüncü kara harekatı, aslında ilk ikisinden çok daha zor. Derinliğinin yer yer 30 kilometre olarak öngörüldüğü bu alanın genişliği ise 115 kilometre. Kabaca 50 bin kilometrekarelik bu alan TSK’nın şu an kontrolündeki 10 bin kilometrekarelik alanın 5 katı.
Tel Abyad-Resulayn arasındaki bölgeyi ABD askerleri terk etti. TSK bu bölgedeki 12 kontrol karakolundaki Amerikan güçlerinin tamamen çekilmesini Pentagon’un bu konudaki yeşil ışığını bekliyor.
Amerikan Kongresi ve Hillary Clinton gibi PKK havarisi şahinler, Amerikan güçlerinin bölgeden çekilmesine karşı görüşlerini dile getiriyorlar. Bazı haddini bilmezler Türk ordusu orada Amerika’nın yıllardır müttefiki olan PYD YPG “unsurlarını katledeceği” gibi densiz iddialarda da bulunuyor.
CİHATÇILARIN DURUMU
Bölgede tutuklu bulunan birkaç bin cihatçının TSK’nın bölgeyi tamamen denetlemeye başladıktan sonraki durumu belirsizliğini koruyor. Donald Trump’ ın altını çizdiği gibi bir kısmı batı ülkelerinden gelen bu terör gruplarının kendi ülkelerinde yargılanması konusuna AB ülkeleri sıcak bakmıyor. Hal böyleyken bu konudaki ihale Türkiye’ye mi kalacak? Kanımızca bu konuda en akılcı yaklaşım, operasyon sonrası tutuklu IŞİD unsurlarının yargılanmak üzere Şam yönetimine devretmek olacaktır.
ABD Dışişleri Bakanlığı: “Askerlerimizi çekiyoruz”, Pentagon: “Operasyonu durdurmayacağız”, ABD Başkanı Trump: “Ekonominizi yerle bir ederim”…
Sonuç olarak, Washington’dan gelen son bilgileri sağlıklı okumak pek de mümkün değil. Çoğu Beyaz Saray kaynaklı saçma açıklamaları yukarıdaki gibi birkaç başlıkta toparladığımızda orada kafaların ne denli karışık olduğu görülüyor. Söz konusu olan 50 bin kilometrekarelik çok geniş bir alan. Mehmetçiğin başarısından bırakın içte dışta da hiç kimsenin şüphesi yok ancak, asırlardır çatışmalara sahne olan Ortadoğu bataklığında önemli bir bölgenin kontrolünü sağlamaya yönelik bir harekatın ya da cep operasyonlarının sonuçlarını öngörmek pek mümkün değil. Operasyonun ülkemize, ordumuza, vatani görevlerini yapan evlatlarımıza ve bölge insanlarına hayırlı olmasını diliyoruz.